Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BİR 10 KASIM'I DAHA GERİDE BIRAKIRKEN

SEVGİLİ MEKÂNCILAR

Türklük Nedir,

Sayın Sinan Meydan’dan izin alarak paylaşıyorum.

Birkaç haftadır “Andımızı tartışıyoruz. Andımız Türk’üm, doğruyum çalışkanım tartışıyoruz. Benim neslim askerlin yaptı. Ben önce Samsun’da “her şeyden önce Türklüğümle övünerek askerlik yaptım”

 

Türk Eğitim Sen Fatsa Temsilciliği andımızla ilgili Plevne meydanında bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Türk Eğitim Sen Fatsa Temsilcisi Cevat Erbil ve Sendika üyeleri Plevne meydanında yaptığı açıklamada, “Çok yakın bir zamanda 95. kuruluş yıldönümünü kutlayacağımız Cumhuriyetimiz ve millî devlet yapımız büyük saldırılarla karşı karşıyadır. 

Ağır bedeller ödeyerek kurduğumuz ve bugünlere taşıdığımız Devletimizin bu coğrafyadaki varlığı, millet olma özelliğimiz ve etrafında kenetlendiğimiz değerlerimizin korunmasıyla mümkündür.

Nitekim daha birkaç yıl önce, adına “Çözüm Süreci” denilen, gerçekte ise çözülüm süreci olan birtakım uygulamalarla millî kimliğimiz yok edilmek istenmiş, bu topraklardan Türk adı silinmeye çalışılmıştır. 

O dönemde millî değerlerimizin içinin boşaltılmasının, millî kimliğimizin yok edilmesinin, bizleri tek bir millet olarak bir arada tutan değerlerin yağmalanmasının karşısında durmuş, sürecin ülkemizi bir felâkete sürüklemekte olduğu gerçeğini haykırmıştık.

Bu rezaletler zincirinin bir halkası da 1933 yılından beri okullarımızda okutulmakta olan Andımızın kaldırılması olmuştu.

Nitekim yaşadığımız acı tecrübeler sonunda, yanlış yoldan dönüldü ama bu yanlışlar, hendek operasyonlarında 793, Fırat Kalkanı Harekâtı’nda 71 ve Zeytin Dalı Harekâtı’nda 53 vatan evladının şahadetine mal olurken içimizde de silinmez ve unutulmaz yaralar açtı.

Hatırlanacağı üzere o tarihlerde gerek bireysel gerekse Türk Eğitim-Sen olarak açılan davalarla, sözde ‘Çözüm Sürecinin bir parçası olan’ Andımızın kaldırılmasını, Danıştay nezdinde yargıya taşımıştık.

d]

Nitekim Danıştay 8. Dairesi de 24.04.2018 tarihli kararıyla Öğrenci Andını kaldıran işlemi hukuka aykırı bularak, 1933 yılından 2013 yılına dek 80 yıl boyunca okullarımızda okutulan Andımızın yeniden okutulmasının önünü açtı.

Ama ne hikmetse bir anda ülkemizde kıyamet koptu; ne kadar açılımcı ne kadar çözülümcü varsa meydanlara fırlayıp, Andımız üzerinden yeniden Türk millî kimliğine karşı saldırıya geçti.

Danıştay’ın Öğrenci Andı kararına ilk tepki gösterenler arasında bir de adı memur sendikası olan ama yaptıkları sendikacılıkla bağdaşmayan bir kuruluş var.

Bunlar iki yılda bir ortaya çıkar, memuru toplu sözleşmede pazarlar, sonra iki yıl boyunca ortalarda görünmezler.%4+3,5 zamma imza atıp %24,5 enflasyona karşı gıkını çıkarmazlar.

Memurlar ek gösterge beklerken tek kelime edecek takati göstermezler.  Dolar 7 TL’ye ulaştığında, alım gücünün korunmasına karşı bir tedbir önermezler.

Mülakat denen kıyım sistemiyle hak yenirken sus pus olurlar.

Aileleri parçalanmış sözleşmeli personel için tek kelime etmezler.

Memurun, sözleşmelinin, emeklinin mağduriyetlerini sorun etmezler. Ek zam istemeye hiç cesaret edemezler. Kısacası memur sorunlarına karşı kafalarını kuma gömer ama iş, Türk düşmanlığı oldu mu, girdikleri delikten bir anda fırlar; 81 ilde basın açıklaması yaparlar.

Bunlar Andımızı, Türkiye Cumhuriyeti ve Devletimizin kurucu kadrosuyla hesaplaşmanın aracı yaparlar.

Bugün milletimizi köklerinden kopararak tarihini, atasını unutmuş, dostunu düşmanını bilmeyen, geleceği göremeyen bir toplum yaratma arzusu, bir anda hortlamıştır. 

Ne olursa olsun bu girişimler Türk milletinin; Tek Vatan, Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak ülküsü karşısında mahvolmaya mahkûmdur. “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun! Ne mutlu Türk’üm diyene! “ diyerek konuşmamızı sonlandırırdık.

Hâlâ görüş arkadaşlarım, dostlarım var. Geçenlerde Zeki Yüzbaşı aradı, kim bilir çoktan kurmay albay olmuştur. “Keremciğim, yakında Diyarbakır’da gene rakı içip, ayılmak için de mırra demleneceğiz” dedi

İçimden eski günlere bakmak geldi…

Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu partidir diye son üç seçimde hep CHP’ye verdik.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bu partinin lideri.

Etnik kökeni beni hiç ilgilendirmez. Ailemi dostlarımı da… Merhum Zeki Alasya’nın cenazesinde usulca yanına yaklaşmış ve telefon numarasını istedim çünkü yanında ne koruma ne de etrafını çeviren bir korumalar vardı.

Ana Muhalefet Partisi’nin liderinin telefonu çalıyor ama açılmıyor: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun.A

***

O zamanlar Samsun havaalanı küçücüktü ve oraya ancak Rus Tayyareleri uçardı. Bu uçaklar meğer hiç düşmezmiş.

Hafta sonraları Samsundaki bir yerlere gider vakit geçirirdir. Her Tür asker doğar derdik, yat kat sürün diye eğitim görürdük. 2013’te,yani 2013’te Millî Eğitim Bakanlığı İlkokul Yönetmeliği’nde yapara yaptığım ‘Türk’üm doğruyum çalışkanım diyerek ” ve Türk olmakla gurur duyarak askerlik yaptık.

Meğer geçenlerde, Danıştay 8. Dairesi bu andı iptal etmiş. Sonra tekrar izin vermiş. Türkçülük ırkçılık değildir, millî gurur meselesidir

2013’te Millî Eğitim Bakanlığınca. Öğretiminde değişiklik yapılmış.

Osmanlı Devleti tarihe karışmış ve Ulu Önder Atatürk Fransız inkılâbından etkilenerek bize manevi olarak bu memleketi bıraktı.

Sayın Uğur Dündar’ı, Müjdat Gezen’i ve tarihçi Sinan Meydan’ı kutluyorum. Tabii ki baba tarafından akrabam Can Ataklı’yı da…

Atatürk, Türk Milleti’ne mensup olmaktan derin bir memnuniyet duyuyordu. Türk lisanına ve Türk tarihine büyük saygı duyuyordu.  

***

Maalesef Ulu Önder vefat etti ama alkole bağlı sirozdan değil, sıtmaya bağlı karaciğerinde meydana gelen harabiyetten…

Tek karısı olarak İzmir’den alan Lâtife Hanım’la evlenmiştir. Kendisine son anlarında dönemin Profesörlerinden Mim Kemal Öke kendisine Primakin ve Klorokin denen ilaçları vermişti.

***

Ben de Diyarbakır’da askerlik yaparken amipli dizanteri, Adana’dayken sıtma geçidim. Hepsini tedavi ettirdim.

Ulu önderi kimse öldürmedi, sadece karaciğeri çok hassastı ve sıtmaya bağlı sirozdan vefat etmişti.

***

Geçen 10 Kasım’da TBMM tarihî rekor kırarak ziyaretçi akımına uğradı.

Bundan sonra da hep böyle olacak. Dilerim bu ülke de ebediyen ayakta duracak ve Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır.

***

Dileriz öyle olsun.

Mehmet Kerem Doksat – Alsancak 12 Kasım 2018

Okumaya devam et
  40 Hits
  0 yorum
40 Hits
0 yorum

ATATÜRKÇÜ OLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Sevgili Mekâncılar,

Türkiye’de artık nedense zorlaşan bir şeyden söz etmek istiyorum.

Atatürkçü olmak.

Sayın Yılmaz Özdil mükemmel bir kitap yazmış. Bir solukta okudum, telefon edip kutladım.

***

Baba tarafından akrabam Can Ataklı da, Kadim Dostum Halit Kakınç da (Millî Komünizm kitabı), Sayın Banu Çiftçi, Sayın Orhan Pamukoğlu Paşa, eski rektörümüz Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, yakın çevrem ve ailemin tamamı Atatürkçü.

        atatürk resmi ile ilgili görsel sonucu

***

Düşünüyorum da, pek çok entellektüelin, zeki ve basiretli insanın terk ettiği bir ülkede yaşıyoruz.

***

Prof. Dr. Celâl Şengör Atatürk’ü ‘Dâhi Diktatör’ olarak ele alan bir kitap yazdı.

***

Profesör Dr. İlber Ortaylı da öyle. Prof Dr. Vamık Volkan da… Sunay Akın da hep Ulu Önder’i anlatır…

***

Hâlbuki, benim naçizane görüşüme göre Atatürk (1881-1938) aslında, yapıcı ve onarıcı bir dâhiydi. Nasip olursa önümüzdeki günlerde yeni bir eser de ben yazacağım.

***

Selanik’te çektiklerini sade ve anlaşılır bir lisanla yazıp kamuoyumuzun takdirine sunacağım.

***

Hangi yayın evi deyince durakladım tabii ama sanırım ben de Kırmızı Kedi’ye göndereceğim.

***

Profesör Brüne’nin iznini alarak tercüme ettiğim Evrimsel Psikiyatri kitabı bitti, son rötuşlarındayım. Geçen gün de Bilim ve Ütopya Dergisine “papağanların aslında kuş beyin olmadıklarını” kapsayan bir makale yolladım.

***

Bu ülke bizim ve hiçbir yere gitmiyoruz.

***

Ne mutlu Türk’üm diyene ve diyebilene…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 6 Kasım 2018 Salı

Okumaya devam et
  125 Hits
  0 yorum
125 Hits
0 yorum

RAHİP BRUNSON ÜZERİNE BİR BEYİN FIRTINASI

 

Sevgili Mekâncılar,

 

Terör örgütü FETÖ ile PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla 35 yıl hapis cezası istemiyle Türkiye'de yargılanan Amerikalı rahip Andrew Brunson ülkesine Cuma akşamı geri döndü. Brunson’ın son iki senede yaşadığı hukuki süreç haber kaynaklarına göre aşağıdaki gibi işledi:

Terör örgütleri FETÖ ve PKK adına casusluk yaptığı suçlamasıyla yargılanan Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı rahip Andrew Brunson, 09 Aralık 2016'de tutuklandı. Rahip Brunson hakkında, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle 15 yıla kadar, "Devletin gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek" suçlamasından 20 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Mahkeme Brunson'a ev hapsi kararı verdi.

Şu sözde iman FETÖ ve PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla 35 yıl hapis istemiyle yargılanan ABD’li Rahip Andrew Craig Brunson’un duruşmasında mahkeme, kararını açıkladı. 12 Ekim 2018 tarihindeki mahkeme heyeti, Brunson’ın tahliyesinekarar vererek, yurt dışına çıkış yasağını da kaldırdı. Mahkeme heyeti, ayrıca Brunson'a 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası da verdi. Ancak yattığı süre göz önüne alınarak tahliye edildi. Son duruşmanın yapıldığı gün olan 12 Ekim 2018 tarihinde Brunson’un uçağı akşam saatlerinde İzmir’den havalandı ve Brunson ABD’ye döndü.

***

Rahip Brunson kimdir? Sorusuna bakacak olursak;  Haber kaynaklarına gore:

50 yaşında olan Peder Brunson 1968 yılında ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde doğdu. Norine Brunson ile evli olan rahibin Jacqueline Furnari adında bir çocuğu var. Trinity Evangelical Divinity School, Erskine Theological Seminary, Aberdeen Üniversitesi okullarından mezun olan Brunson, 23 yıldır Türkiye'de yaşıyordu. Brunson ve karısı 2016 yılında süresiz oturma izni için başvurmuştu. İddianamede yer alan yazışmalara göre, İçişleri Bakanlığıı, Ağustos 2016'da yazdığı yazıyla süresiz oturma izni başvurusunun "kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından" uygun bulunmadığını ve reddedildiğini belirtmişti.

***

Peki, Evanjelizm nedir? Yayınlara göre:

Evanjelikler, Eski Ahit'te savunulan; Yahudilerin Tanrı'nın seçilmiş halkı olduğu, kutsal toprakların Yahudilere ait olduğu ve Yahudilerin, İsa’nın kıyametten önce, yeniden dünyaya Mesih ve gerçek Kral olarak gelişiyle birlikte dünya egemenliğine ulaşacakları şeklindeki kehanetleri kabul ederler. Bu amaçla Yahudilerin dünyaya egemen olması gerektiği konusunda misyon üstlenmişlerdir. Dolayısıyla, Evanjelik inanca göre Tanrı'nın Yahudilerle ilgili planı gereği Yahudilerin, vaat edilmiş topraklara dönüp Büyük İsrail'i kurması ve dünyaya egemen olmalarına destek olmaları gerekmektedir. Ancak bu şartlar altında İsa Mesih yeryüzüne yeniden inebilecektir. Evanjelikler misyonları gereği bu plana destek olarak ahrette kurtulacaklarına inanırlar.

Bu sebeple, Evanjelizmin bir anlamda; Hıristiyanlık ve Yahudiliğin karışımından meydana geldiği ve Protestanlığa ait bir alt mezhep olduğu kabul edilir. Bu nedenle Evanjelist Hristiyanlar Yahudilere ve İsrail’e sempati beslerler. Bu sebeple Evanjelistler "Siyonist Hıristiyanlar" olarak da adlandırılmaktadır.

Evanjelik inanca göre, Mesih geldiğinde Yahudiler ve Evanjelikler bir yanda olacak, bunların haricindeki diğer insanlar ise diğer yanda olacak ve iki taraf arasında büyük bir savaş, yani "Armageddon Savaşı" yaşanacaktır. İsa Tanrı’nın dünya üzerindeki krallığının başına geçmesiyle, Yahudiler ve Evanjelikler savaşı kazanarak dünya egemenliğine ulaşacaklardır. İsa Mesih kendisine inanmayanların hepsini yok edecektir.

 

Bu anlamda, “Siyonist Hıristiyanlar” modeline bakarken, son dönemlerde "Siyonist Müslüman" modellerinin de gündeme geldiğine şahit olduk. Gülen cemaatine ait Aksiyon dergisinin Aralık 2003 tarihli sayısının kapağında, "İnsanlık O'nu bekliyor: Hz. İsa" haberine istinaden, Mesih inancı Kur’ân'da olmadığı halde, Said-i Nursi ve nurcular, "Müslüman İseviler" diye bir tanımı ileri sürerek, Mesih İsa’nın yeniden dünyaya gelerek ve İseviliği Müslümanlıkla birleştireceği yönünde akımlar sundular. Ayrıca Nurcu Fethullahçılar’ın ileri sürdükleri "Ilımlı İslam"  gibi tanımlar,  İslamiyet'in Protestanlaştırılmasına hizmet etmektedir.

 

Bugün Evanjelistler, ABD'nin ulusal ve uluslararası politikalarını etkileyecek güçtedirler ve geliştirdikleri Büyük Ortadoğu Projesi Evanjelistlerin yukarıda bahsedilmiş olan misyonlarıyla örtüşmektedir.

 

***

Rahip Brunson’a gelince; Evanjelik okuldan mezun olmuş,  Türk yargısında sözüm ona FETÖ ve yasadışı PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla 35 yıl hapis istemiyle yargılanmış, uğruna  “sözde” stratejik ortağımız olan ABD ile Türkiye Cumhuriyeti arasında şiddetli siyasî ve ekonomik kriz yaşanmış ve hakkındaki bütün iddialara rağmen şahitlerin en son ifadelerinin neticesinde ülkesine geri gönderilmiştir.

Sözüm ona “Siyonist Hıristiyanlar” ve “Siyonist Müslümanlar” modellerinin gündemde olduğu böyle bir dönemde Rahip Brunson hakkındaki iddialar düşündürücüdür. Bağımsız yargıya karşı inancımız ve saygımız büyüktür.

Lâkin, konu beyin fırtınasına gelince akla şu deli sorular gelmektedir:

***

Rahip Brunson’un ülkesine iadesiyle,  Sayın ABD Başkanı Trump, Sayın Cumhurbaşkanımıza olumlu geri bildirimlerde bulunmuştur. Aradaki siyasi ve ekonomik krizin bugün için yumuşadığı bir gerçektir. Ancak, bundan sonraki siyasi gelişmeler üzerinde de bu olumlu yansımalar Türkiye Cumhuriyeti Devleti lehine devam edebilecek midir?

Kasım ayı başında gündeme gelecek olan “İran ambargosu”  ile ilgili gelişmeleri ve sonuçlarını, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu olaydan sonra daha sorunsuz olarak atlatabilecek midir?

TL’deki ağır devalüasyonun önde gelen sebeplerinden birisi olarak dayandırılan bu rahip krizinin neticelenmesi TL’nin uzun vadede değer kazanmasına tesir edebilecek midir?

***

Gerek sözüm ona yasa-dışı PKK terör örgütü gerekse de FETÖ terör örgütü tehdidiyle senelerdir ciddi anlamda uğraş veren Devletimizi, iç ve dış güçlerden gelebilecek tehditleri öngörebilmek ve engellemek anlamında halen ağır bir sorumluluk beklemektedir.

Ulus devlet sınırlarımızın korunduğu, ekonomimizin yolunda gittiği, kendi kendine yeten bağımsız ve özgür Türkiye Cumhuriyetimizi korumak adına her şeyin en iyisinin olması temennisiyle…

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat, 14.10.2018, Tarabya

 

 

 

Okumaya devam et
  703 Hits
  0 yorum
703 Hits
0 yorum

KETAMİN İSİMLİ İLACIN PSİKİYATRİDE KULLANIMI

 

Sevgili Mekâncılar,

Anestetik bir ajan olarak bilinen ketamin, günümüzde insanlarda tedaviye dirençli vakalarda antidepresan olarak kullanılabilmektedir.

***

Hayvan ve insan ameliyatlarında anestetik ajan olarak kullanılmanın yanı sıra, son zamanlarda yapılan çalışmalara göre tedaviye dirençli depresyon ve duygudurum bozukluklarının majör depresyonunda ilaç ve diğer tedavilere dirençli olan vakalarda uygulanabilmektedir.

***

Ketalar ampul şeklinde bulunmaktadır.

Sıvı, beyaz toz veya toz olarak piyasada bulunmaktadır,

Ketalar enjektabl flakon olarak bulunmaktadır.

Etkili maddesi ketamin Hidroklorür’dür.

ketamin ampul ile ilgili görsel sonucu

***

Eğer burundan çekilmişse, bu yasadışı kullanıma girer.  Bu ilaç psikiyatride damardan yani IV (toplardamar yoluyla kullanılmaktadır).

Depresyon tedavisinde son dönemde yapılan çalışmalara göre anestezik dozunun çok altında bir doz serum içinde 45 dakika içerisinde yavaşça verilir. Çalışmalara göre etkisi birkaç saat içerisinde başlar. Bazı çalışmalarda dirençli depresyon bulgularının çok daha azaldığı ifade edilmektedir. Bu iyilik belirtilerinin genellikle bir veya iki hafta içerisinde kaybolduğu, yani geçici olduğu belirtilmektedir. Bu sebeple birer haftalık aralıklarla 6 veya 7 seans yapılmasını tavsiye eden bilgiler mevcuttur. Yan etkiler genellikle ilacın verilmesini takip eden birkaç saat içerisinde ortaya çıkar. Bunlar arasında konfüzyon, hallüsinasyon, dissosiasyon (çözülme halleri) sayılabilir.

Tansiyon artışı ve kalp ile ilgili yan etkiler çıkabilir. Epileptik nöbetler üzerinde etkisi karışık olduğu için epilepsi hastalarında tavsiye edilmez. Bu sebeple uygulamadan önce dâhiliye, nöroloji ve anestezi uzmanları tarafından konsülte edilmesi gereklidir.

Uygulama esnasındaki diğer yan etkileri arasında; en düşük dozlarda dahi hafif sarhoşluk, hayalci düşünme, sendeleyerek yürüme, ruhsal çözülme (dissosiyasyon), sakarlık, baş dönmesi, sosyal yetilerin azalması ve idrak bozuklukları sayılabilmektedir. Bazen çok güçlü hallüsinasyonlara, robot gibi yürüme, zorlayıcı, hallüsinasyon benzeri yaşantılara rastlanabilir.

***

Hastalarda baş dönmesi (vertigo değil), yani zamanda ve mekânda huzursuzluk duygusu, ses ve benlik idrakinde bozulmalara yol açabilir.

***

Kalp atışını arttırıp, kan basıncında artmaya, hatta fenalaşmaya yol açabilir. Hastaların veya yasadışı olarak bu ilacı kullananların fiziksel koordinasyonları bozulur. Kollarda ve bacaklarda hissizlik yaşanır. Gözler ışığa aşırı duyarlı hâle gelir. 

Düzenli olarak kullananlarda paranoya (aşırı şüphecilik) ve egosantrizm (ben-merkezcilik) gibi iki temel psikolojik problem görülmektedir.

Yüksek dozlarda ise deliriyum, hafıza kaybı, depresyon, motor işlevlerde bozulma, kan basıncında ve solunumda yavaşlama, bazen ve durma görülebilir

***

Sonuç olarak, tedaviye dirençli majör depresyon ve bipolar bozukluğun majör depresyonunda alternatif olarak son yıllarda gündeme girmiş olan ketamin enfüzyonu tedavisi uygulamadan önce, hastadan önceden aydınlatılmış rıza formu alınarak ve dâhiliyeci, nörolog ve anestezi uzmanlarının konsültasyon ve onayları sonrasında, psikiyatrın inisiyatifine göre uygulanabilir. Yine çalışmalara göre bu tedavinin yaratacağı iyilik halinin kalıcı olmayacağı da akılda bulundurulmalıdır.

***

Yine özenle vurgulamak isterim ki, Elektro-konvülsif terapi (EKT) de dâhil her yol denenmesine rağmen hasta iyileşmediği takdirde ve bir anestezi uzmanı, bir yetkin nörolog ve dâhiliyeci gözetimi altında ve hastadan alınan bilgilendirilmiş onam formu alınarak uygulanabilir.

***

En büyük yatırım insana yapılandır gönül dostları...

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat, 23.09.2018- Tarabya

Okumaya devam et
  779 Hits
  0 yorum
779 Hits
0 yorum

İNANÇLAR HAKKINDA

 

Sevgili Mekâncılar,

Şimdi yazacaklarımı dikkatle okumanızı bütün kalbim ve varoluşsal yönümle okumanızı istirham ediyorum…

***

Bazı insanlar (yobazlık veya dinbazlık tuzağına düşmemek kaydıyla) hem bir Ulu Yaratıcı’ya, hem de Evrim’in inkâr edilemez bir süreç olduğuna, hem de Ulu Önder’in bize öğrettiği gibi, asla safsatalara ve bağnazlık tuzağına düşmeden, Allah’a (isteyen Tanrı, isteyen Tengri ve Evrenin Ulu Mimarı desin) inanabilirler…

***

Mesela bendeniz, hem evrimin inkâr edilemeyecek bir süreç olduğuna dair kanaatimi asla kaybetmedim. Vahdet-i Vücut penceresinden bakmaktayım Âlem’e ve herkese…

***

Gerek ben, gerekse bütün yakın çevrem bir Ulu Yaratıcı’ya inanıyoruz ve Türkiye’mizin de, kendisini oluşturan bütün etnik ve dinî gruplarına eşit mesafeden bakıyoruz.

***

Âşık Veysel Aleviydi, Atatürk de ama bu insanlar hep yaşadıkları topraklara sadık kaldılar.

***

Hacı Bektaş-ı Velî, Mevlânâ Celâleddin-i Rumî ve nice gönül erenleri hep Aleviydi. Bu, onları dışlamak için bir sebep midir?

***

Bütün dinlerin yolu Hakk’a çıkar ve Protestanlığın kurucusu Martin Luther King sayesinde fikir dünyamıza giren hermeneütik) yorumsama açısından bu Dünya’ya ve Âlem’e baktığınızda, aslında Yaratılanın Yaradan’dan ayrı olmadığını rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

***

Musa, İsa, Muhammed veya Buddha, hep barışı telkin etmişler. Özellikle vurgulamak isterim ki, bu memleket de, KKTC de aslında tek vatandır ve bize miras bırakılan rejimin adı da Demokrasi’dir. Monarşi veya oligarşi değil!

***

Hemen bütün dinlerin tasavvufu mevcuttur ve bilinen 5640 dinin hepsi de, eğer gönül gözü açık olan bir insansanız, mütevâzı ve ağzı sıkıysanız, dost canlısı ve ketumsanız, sizi aynı kapıya çıkarır: Bağnazlıktan uzak bir imana, Vahdet-i Vücut anlayışına ve sevgiye, toleransa, dayanışmaya…

***

Gelin dostlar bir ve pîr olalım. Aramıza nifak sokmayalım ve sokturmayalım!

***

Bazen insanlar, sırf karı kocanın arasının bozulmaması, savaş çıkmaması ve ortalığın karışmaması için pembe yalanlar söylerler. Senelerce önce, İzmir’den Prof. Dr. Ahmet Çelikkol bana “senin facebook’una bakarak, hayat hikâyen yazılabilir’  demişti.

***

Kendisi de yazar ve mizahî yönü çok gelişmiş bir büyüğümdür. Çok severim.

***

Yaş 61’e dayandı ama ne bu ülkeden gidiciyiz, ne de andımızı ve Atatürk’ümüzü inkâr ediciyiz.

***

Bütün haberleri internetten ve gazetelerden takip ediyor ve adeta bir vazifeymiş gibi, memlekette nöbet tutuyoruz Neslim’le beraber.

***

Ben Pananteistim, yani hem bir Ulu Yaratıcı’ya, hem de Vahdet-i Vücut öğretisine bağlıyım. Üzerinde çalıştığım eserler arasında yeni ve özgün bir Atatürk kitabı, hemen aynı minvalde de Evrimsel Psikiyatri kitabı yazmak. Birisi bitmek üzere, diğeri de müsvedde hâlinde.

***

Bu aralar, epey önceleri Büyük Kulüp’te tanıştığım Sayın Canan Uysal’ın tavsiye ettiği diyeti uygulamaktayım ve bol bol su içiyorum. Karbonhidrat (şeker) kullanımımı hemen tamamen sıfırladım ve alkollü her türlü içkiye de, tamamen hür irademle, yani beynimin alın (frontal) lobunu kullanarak karar verdim.

***

Gerek Sevgili Karım Neslim Güvendeğer Doksat, gerekse bendeniz daha çok uzun seneler yaşamak için her şeyi yapıyoruz. Hayatımdaki en büyük hata, bir dönem içtiğim sigaraydı. Hollanda’da bile kannaboid (esrar) kullanmadım.

***

Kızım Ayşe Cânan Doksat’ın mürüvvetini görmek ve karıma önce Doçentlik, sonra da Profesörlük cüppesini ellerimle giydirmek en büyük emelim.

***

Dilerim bu güzel vatan ebediyen yaşasın, bizler de kimselere muhtaç olmadan yaşayalım.

***

Namusuyla yaşayıp para kanmak kadar keyifli hiçbir şey yok.

Kimselere muhtaç olmadan ve bi’ât etmeden…

***

Ne mutlu Türk’üm diyene ve demeye devam edenlere.

Sizi, uzun seneler önce, merhume annem Fatma Neclâ Doksat, Cânan’ın bebekliği ile baş başa bırakıyorum.

d]

***

Mehmet Kerem Doksat - Nişantaşı - 12 Eylül 2018 Çarşamba

Okumaya devam et
  702 Hits
  0 yorum
702 Hits
0 yorum