Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

TÜRKİYE’YE NE OLACAĞIYLA İLGİLİ KANAATLERİM-1

Değerli Mekâncılar,


Ouroboros

En kısa ve özet olarak tahminlerimi yazacağım:

-Türkiye’de büyüsel düşünce gâyet bilinçli olarak yerleştirilerek, akılcılık öldürülmektedir.

-Gelişim nörobiyolojisine ve psikolojisine tamamen ters düşecek bir şekilde, 5 yaşındaki çocuklar ilkokula başlatılmakta ve beyinleri “din” adına hurafelerle yıkanmaktadır. Hâlbuki Hollanda’da dahi bu başarılamadığı için vaz geçilmiş olup, en erken 6 yaşta (o da anaokulu eğitimi iyi verilmiş olması şartıyla) ilkokul başlanır; bir çocuğun akılcı düşünceye kavuşması en erken 7, sosyal empati kurabilmesi ise 9 yaşta mümkündür.

-Tamamen aynı mekanizmayla insanları peşinden sürükleyen dogmatik vasıflı Komünizm, Ateizm, Diyalektik Materyalizm gibi ideolojik dinlerle, bilim-dışı bir safsata olan Psikanalizle de genç psikiyartların, psikologların, psikolojik danışmanların, tıb talebelerinin, hâtta hemşirelerin beyinleri yıkanmaktadır. Gelecek nesillere sağlık hizmetini verecek olan kadrolar bunlar olacaktır.

-Bunlara muhalefet etmenize veya eleştirmenize de asla müsaade edilmemekte, eleştirel bir konferans vermeniz dahi engellenmektedir.

Okumaya devam et
  4363 Hits
  1 yorum
4363 Hits
1 yorum

KURBAN KESME HAKKINDA

Sevgili Mekâncılar,

Önceki makalelerimde belirttiğim gibi, dinlerin hepsi memetik havuzlar ve bol mutasyona uğrayarak durmadan değişiyorlar.


Korkulan ilâhlara yaranmak, perestiş etmek, sonunda da kurban vermek insanlık tarihi kadar eski bir davranış tarzıdır.

İş İslâm olunca, ortalık karışıyor ve sular, seller gibi akan hayvancıkların kanları denizi dahi kırmızıya boyuyor!


Bunun neresi din!

İslâmiyet açısından, öncelikle Kevser Sûresi’nden bahsetmek icap ediyor…

Kevser Sûresi ve Tefsiri

Bismillahirrahmanirrahim, innâ a’ taynâkel-kevser fe-salli li-rabbike venhar inne sânı eke hüvel ebter”.

“Biz sana kevseri verdik, o halde sen de Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Asıl zürriyetsiz olan, sana buğzedenin kendisidir”. Kevser sınırsız bolluk, maddî ve mânevî çokluk, kalabalık nesil. Cennet’te bir havuzun adı, âb-ı kevser: kevser suyu, şerâb-ı kevser: kevser şarâbı gibi mânâlara geliyor.

Okumaya devam et
  7506 Hits
  8 yorum
7506 Hits
8 yorum

İNSANIN KAÇ BEYNİ VARDIR?

Aklıma bir filim düştü:

TANGO’NUN TARİHÇESİ

Tango, Buenos Aires, Arjantin ve Montevideo, Uruguay kökenli bir dans ve müzik türüdür. Dansla beraber gelişen müzik tarzı da aynı adla anılmaktadır.

Hâttâ derler ki, ilk defa bu dansı gören bir Avrupalı asilzâde “iyi de, neden ayakta” diye sormuştur.


Her türlü temel duygunun stilize ve sembolize edildiği, ihtirasın refakat ettiği bir olgudur Tango!

İlk yılların Tangosu “Tango Criollo” veya “Basit Tango” olarak bilinmekle beraber, günümüzde Amerikan ve uluslararası Tango stilleri, Fin Tangosu, Çin Tangosu gibi çeşitli türler gelişmiştir. Ancak orijinal Tango, doğduğu toprakların adıyla, Arjantin Tangosu olarak anılmaktadır. Tangonun dramatik duygusu, dans sırasında çok zengin doğaçlama fırsatları yaratması, dansın özünde aşk ve melankoli tutkusunun yatmasından ileri gelmektedir.

Tango müziğinin temel çalgısı Alman icadı olan fakat ismini Arjantin Tangosu ile duyuran akordeonun akrabası bandoneondur.

Tango kelimesinin lengüistikte kesin kökeni bilinmiyor.

Afrika tamtamlarının çıkardığı "tan-go" seslerinden veya da Lâtince dokunmak anlamına gelen “tangere” fiilinden türediği sanılmaktadır. Tango kelimesi aynı zamanda Lâtin Amerika’da çok geniş bir siyahî topluluk tarafından kullanılmaya başlandı. 1800’lü yıllarda işçi sınıfından birçok kişi, büyük umutlarla Fransa’dan, İtalya’dan, Macaristan’dan, İspanya’dan ve Portekiz’den Güney Amerika’ya göç etmiştir. Yabancı oldukları bir kıt’ada yaşanan, başta ekonomik ve sosyal sıkıntılar, beraberinde hayâl kırıklıklarını getirmiştir. Bu hayâl kırıklıkları, geleceğe dâir büyük umutlar ve geçmişten getirilen kültürle harmanlanarak Tango müziğini oluşturmaya başlamıştır.

Tango, Buenos Aires’te, o dönem alt sınıf olarak adlandırılan, fakir ve en temel sosyal haklardan bile faydalanamayan bu insanlar tarafından yaratılmıştır.

Tıpkı Fado gibi yâni

Böylece belirgin bir şekilde 1865 ilâ 1880 arası ortaya çıkan Tango müziği, içerisinde hırçınlık, âsilik, küstahlık gibi bâzı duygular ile kâlb kırıklıkları ve paramparça olan hayâller neticesinde melânkoliyi taşır. Eşlerini, çocuklarını, yâni ailelerini geçmişte bırakarak tek başlarına bu yabancı topraklara gelen göçmenler, erkek nüfusunun artmasına ve cinsiyetler arası büyük bir sayı farkı oluşmasına sebep olmuştur. Boenos Aires’deki kadın nüfusunun bu azlığı, beraberinde fâhişeliği gelişen bir endüstri getirmiştir.

Böylelikle, genelevler artarak, kısa sürede işçi sınıfının eğlence mekânları hâlini almıştır. Bu mekânlarda da kadın sayısının az olması kapılarda uzun kuyruklar oluşmasına sebep olurken, sırada bekleyen erkekleri eğlendirmek için küçük Tango müzik grupları çalıştırılmaya başlanmıştır. Genelev mekânları fakir kesimin yanı sıra orta ve daha üst kesimin de uğrak yeri olmuş her iki kültür burada birbirlerini tanımıştır. Böylelikle alt kesimin sokakta yarattığı Tango üst kesim tarafından bu mekânlarda tanınmıştır.

Tangonun müzikal kökeninde; İspanyol dans figürleriyle şekillenen ve Küba müziği ile harmanlanan “HABANERA”, dönemin Arjantinli zencilerine âit “MILONGA” ve yine İspanyol asıllı “TANGO ANDALUZ” vardır.

Tango, alt kesime âit olması ve genelevlerde yayılması sebebiyle uzun süre ahlâka aykırı bulunmuştur. Bu dönemde kadınlar için dövüşen ve yine onlarla iyi dans edebilmek için birbirleriyle dans pratiği yapan erkekler vardır. “Compadre” veya “Compadrito”adı verilen bu kabadayı tiplemelerinin eğlence anlayışı “şarap” ile “cana” (bir tür şeker kamışı rakısı) içip, şarkı söylemek ve dans etmektir.

Arjantin Tangosu’nun müziği 2/4’lük, 3/4’lük veya 4/4’lük ölçülerde olup, sert hatlıdır ve ritimleri belirgindir. Arjantin Tangosu, Avrupa’ya 20. Asrın başlarında, gemilerle Fransa’ya, gelen Arjantinli Tangocular tarafından taşınmıştır. Öncelikle yine alt kesimlerce sevilip yayılan Tango, zamanla üst kesimlerde de beğenilmeye başlar. Ancak Arjantin’deki stil ile Avrupa’da yapılması hoş karşılanmamış ve modernleştirme adı altında sadeleştirilmiştir. Böylelikle “Avrupa Tangosu” ortaya çıkmış, kısa sürede diğer Avrupa ülkelerine de yayılmıştır.

Bu dönemden sonra, özellikle Paris’lilerin bu dansa olan ilgisi sâyesinde Tango, Arjantin sosyetesinde de değer kazanmıştır. İlk kez 1917 yılında Carlos Gardel’in smokin giyerek, her türlü argo ve erotizmden uzak sözlerle Tango söylemesi, müziğin üst kesimlerce değer kazanmasını hızlandırmıştır. Avrupa’nın ilk Tango çılgınlığı Paris’ten sonra Londra, Berlin ve diğer başkentlere sıçradı. 1913’lerin sonlarına doğru, bu dans New York’u ve Finlandiya’yı da etkisi altına aldı.

Okumaya devam et
  6768 Hits
  4 yorum
6768 Hits
4 yorum

TERAPÖTİK İTTİFAK ve İLİŞKİ

Terapötik ilişki ruh sağlığı çalışanının becerileri ile ilgili bir konu olmaktan ziyâde, ruh sağlığı çalışanlarının ve hastanın tutumları ve aralarındaki ilişkiyle ilgilidir. Bu ilişki, iletişim ve güveni sağlayan güvenli bir ortam yaratılmasına bağlı olarak ortaya çıkarsa ittifak tesis edilir.

• Ruh sağlığı çalışanı için hasta, hastanın iyiliği için ortaklaşa çalışırlarsa ittifak kurulmuş olur. Terapötik ilişki sağlık çalışanı ve hastanın ilk buluştuğu andan itibâren başlar.

Irvin Yalom

Neslim G. Doksat

Terapötik İttifakın ve İlişkinin Temel Bileşenleri

İletişim / bağ – Bir ilişki gelişmeden önce bağ kurabilmek önemlidir. Açık uçlu sorular sorularak hastanın konuşmasını teşvik etmek faydalıdır. İlk seansta kişisel değil genel sorular sormak hastanın rahatlamasını sağlar. Hastayı yargılamayan, onun iyiliği için çabalayan bir tutum sergilemek önemlidir.

Okumaya devam et
  9191 Hits
  0 yorum
9191 Hits
0 yorum

PSİKANALİZ YANILGISI-1!

Sevgili Mekâncılar,

Hiçbir şekilde hastaları tedavi etmediği gibi, onların iyice canına okuyan ve eleştiriye tamamen kapalı bir Yeniçağ Dini olarak yayılan Psikanaliz’le ilgili üstü kapatılan gerçekleri sizlere duyurmaya başlıyorum.

Bu konudaki hassasiyetimin temelinde, bu sözüm ona tedavi yönteminin tam bir rant kapısı olarak pazarlanırken pek çok gerçek hastaya büyük zararlar vermesi yatıyor; bu birincisi…

İkincisi, ABD’de ve hemen her yerde sürekli olarak prestij kaybederken, Türkiye’de bir Psikanaliz Patlaması yaşanmasının temelinde büyüsel düşüncenin psikiyatri şemsiyesi altında da ülkemiz insanlarına empoze edilmesi yatmaktadır.



Diğer iki silâhı ise http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/din-muessesesinin-suiistimali makalemde özetledim. Benim din düşmanı olduğumu zanneden bâzı okuyuculara da şu mesajı vermek isterim: Din, rasyonalitenin önün geçmedikçe, varlığının ortadan kaldırılması mümkün olmayan, hâttâ çoğu insan için sığınılacak güvenilir bir liman sunan toplumsal bir oluşumdur.

Ama akluhikmet, kuvvet ve güzellik sütunlarının yanına mutlaka müsbet ilim (pozitif bilim) eklenmeli ve her şey aklın rehberliğinde değerlendirilmelidir.

Yanlışlanabilir olmayan hiçbir şey “bilim” değildir, cilâsı ne kadar parlak olursa olsun!

***

Hangi çocuk ebeveyniyle çatışmalar yaşamaz?

Okumaya devam et
  14169 Hits
  18 yorum
14169 Hits
18 yorum