Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

SOFIA LOREN’İN SIRRI VE PİKA SENDROMU

 

 

Bu güzel yıldızın bir özelliği var, sağlığını korumak için, bir parazit olan Tenya yediğine dair magazinsel bilgiler mevcut!!!

 

“Hollywood'un en ünlü kadın oyucularından Sophia Loren, 20 Eylül 1934'de İtalya'da dünyaya geldi. Gerçek adı Anna Sofia Scicolone'dir.
Daha küçük yaşlarda güzelliği ile herkesi kendine hayran bırakan Sofia Loren, İtalyan yapımcı Carlo Ponti'nin Loren’deki yeteneği kısa sürede fark etmesiyle sanat dünyasına küçük küçük adımlar atmaya başladı. Rol aldığı ilk film “Quo Vadis” adlı tarihi dramaydı ve bu film ancak 1951'de gösterime çıkabildi.  Böylece, Sofia Loren henüz 16 yaşındayken oyunculuğa başlamış oldu.

 

Sofia Scicolone, daha sonraları adını Sophia Loren olarak değiştirdi ve ardından dönemin popüler filmlerinde oynamaya başladı.

Yıldızı parlamaya başladı. 1950’lerin sonlarına doğru, Frank Sinatra ve Cary Grant ile başrollerini paylaştığı Boy on a Dolphin ve The Pride and the Passion adlı filmlerle Hollywood'da yıldızı yükselmeye başladı. Yönetmen Carlo Ponti ile evlendi. Loren’in kitlelerle tanışması ise 1953 yılında rol aldığı müzikal “Aida” ile oldu. Bu filmden sonra ününü iyice arttıran Loren “Attila”, “The Gold of Naples”, “Two Nights with Cleopatra” ve “Too Bad She’s Bad” gibi filmlerle zirveye çıktı. 1954’te parladı.

 

Desire Under the Elms”, “The Key”, “Houseboat”, “The Kind of Women”, “A Breath of Scandal” ile büyük başarılar kazanan Sofia Loren, 1961’de Jean Paul Belmondo ile birlikte rol aldığı İtalyan-Fransız ortak yapımı savaş draması “Ciociara-Two Women” ile Oscar kazandı.”

 

PİKA SENDROMU

 

Kil, toprak, kireç veya cam yemek gibi eğilimler, “Pika Sendromu” (yabancı madde yeme alışkanlığı) olarak adlandırılan bir rahatsızlık durumunda ortaya çıkar. Bu tablo, kimi zaman gerçekten vücuttaki bir vitamin eksikliğinden kimi zaman da psikolojik sorunlardan kaynaklanır.

 

 


 

Pika teşhisi için; bir aydan uzun süre boyunca gıda özelliği olmayan maddeleri yeme alışkanlığının gelişmiş olması lazımdır.  Uygunsuzca yenilen bu maddelerin,  kişinin gelişimsel seviyesi ve kültürel özellikleri ile uyumsuz olması gerekir.  Ek olarak,  aileler de davranışsal olarak bu alışkanlıkları hususunda çocuklarına model teşkil edebilirler.

 

Pika Hastalığı Kimlerde Görülür? 

Pika sendromu teşhisinin koyulabilmesi için çocuğun iki yaş ve üzerinde olması gereklidir. Daha ufak çocukların uygunsuz maddeleri ağza atma ve yemeye çalışma davranışları bu kapsamda ele alınmaz.

 

Zihinsel ve gelişimsel geriliği olan çocuklarda, ruhsal hastalığı (depresyon ve diğerleri) olanlarda ve bazı besin eksikliği yaşayanlarda Pika Sendromu görülebilir.

 

Değişik ruhsal zorlantılar (boşanma, çocuk istismarı, aile içi çatışma, ailenin ihmali gibi durumlarda da çocuklarda pika görülebilir.

 

 

Gıda eksikliklerinden Demir, Kalsiyum, Çinko, B1 Vitamini, B6 noksanlığında de Pika Sendromunun görülebildiği bilinmektedir.

 

Toprak yiyen kişilerde görülen Demir eksikliği Anemisinde,  hastanın Demir eksikliğinden dolayı mı toprak yediği, yoksa yediği toprak nedeniyle mi Demir Eksikliği oluştuğuna dair tartışmalı bilgiler söz konusudur.


Pika Sendromu olan kişi nasıl tedavi edilir?

Pika Sendromu olan çocuğun veya erişkinin takibi alttan yatan sebebe göre değişir.

 

Öncelikle kişinin tam bir sistemik muayenesi için doktora götürülmesi gerekiyor ki biz psikiyatrlar bunu zaten yapıyoruz.  Besin eksikliklerinin araştırılması, kişinin psiko-sosyal ve nörolojik gelişiminin değerlendirilmesi, erişkin ise detaylı bir ruhsal muayene yapılması şarttır. Bu klinik tabloda danışan kişi çocuk ise,  çocuk istismarı açısından değerlendirilmesi de çok önemlidir.  Dr. Neslim G.Doksat’la eşgüdümlü olarak bu hastalara bazı antidepresanlar (mesela trisiklik antidepresanlar veya Türkiye’de tanınmasında benim de rolümün olduğu (venlafaksin) gibi ilaçları veya diğer başka ilaçları belirli dozlarda verebiliyoruz. Sosyal veya duygusal zorlanmaya karşı psikoterapi yöntemleri uygulayabiliyoruz.

Bütün ruhsal hastalıklarda, erken farkındalık, erken teşhis ve erken tedavinin önemini burada bir kez daha belirtmek isterim.

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat, 29.11.2018, Nişantaşı

Okumaya devam et
  254 Hits
  0 yorum
254 Hits
0 yorum

BİR 10 KASIM'I DAHA GERİDE BIRAKIRKEN

SEVGİLİ MEKÂNCILAR

Türklük Nedir,

Sayın Sinan Meydan’dan izin alarak paylaşıyorum.

Birkaç haftadır “Andımızı tartışıyoruz. Andımız Türk’üm, doğruyum çalışkanım tartışıyoruz. Benim neslim askerlin yaptı. Ben önce Samsun’da “her şeyden önce Türklüğümle övünerek askerlik yaptım”

 

Türk Eğitim Sen Fatsa Temsilciliği andımızla ilgili Plevne meydanında bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Türk Eğitim Sen Fatsa Temsilcisi Cevat Erbil ve Sendika üyeleri Plevne meydanında yaptığı açıklamada, “Çok yakın bir zamanda 95. kuruluş yıldönümünü kutlayacağımız Cumhuriyetimiz ve millî devlet yapımız büyük saldırılarla karşı karşıyadır. 

Ağır bedeller ödeyerek kurduğumuz ve bugünlere taşıdığımız Devletimizin bu coğrafyadaki varlığı, millet olma özelliğimiz ve etrafında kenetlendiğimiz değerlerimizin korunmasıyla mümkündür.

Nitekim daha birkaç yıl önce, adına “Çözüm Süreci” denilen, gerçekte ise çözülüm süreci olan birtakım uygulamalarla millî kimliğimiz yok edilmek istenmiş, bu topraklardan Türk adı silinmeye çalışılmıştır. 

O dönemde millî değerlerimizin içinin boşaltılmasının, millî kimliğimizin yok edilmesinin, bizleri tek bir millet olarak bir arada tutan değerlerin yağmalanmasının karşısında durmuş, sürecin ülkemizi bir felâkete sürüklemekte olduğu gerçeğini haykırmıştık.

Bu rezaletler zincirinin bir halkası da 1933 yılından beri okullarımızda okutulmakta olan Andımızın kaldırılması olmuştu.

Nitekim yaşadığımız acı tecrübeler sonunda, yanlış yoldan dönüldü ama bu yanlışlar, hendek operasyonlarında 793, Fırat Kalkanı Harekâtı’nda 71 ve Zeytin Dalı Harekâtı’nda 53 vatan evladının şahadetine mal olurken içimizde de silinmez ve unutulmaz yaralar açtı.

Hatırlanacağı üzere o tarihlerde gerek bireysel gerekse Türk Eğitim-Sen olarak açılan davalarla, sözde ‘Çözüm Sürecinin bir parçası olan’ Andımızın kaldırılmasını, Danıştay nezdinde yargıya taşımıştık.

d]

Nitekim Danıştay 8. Dairesi de 24.04.2018 tarihli kararıyla Öğrenci Andını kaldıran işlemi hukuka aykırı bularak, 1933 yılından 2013 yılına dek 80 yıl boyunca okullarımızda okutulan Andımızın yeniden okutulmasının önünü açtı.

Ama ne hikmetse bir anda ülkemizde kıyamet koptu; ne kadar açılımcı ne kadar çözülümcü varsa meydanlara fırlayıp, Andımız üzerinden yeniden Türk millî kimliğine karşı saldırıya geçti.

Danıştay’ın Öğrenci Andı kararına ilk tepki gösterenler arasında bir de adı memur sendikası olan ama yaptıkları sendikacılıkla bağdaşmayan bir kuruluş var.

Bunlar iki yılda bir ortaya çıkar, memuru toplu sözleşmede pazarlar, sonra iki yıl boyunca ortalarda görünmezler.%4+3,5 zamma imza atıp %24,5 enflasyona karşı gıkını çıkarmazlar.

Memurlar ek gösterge beklerken tek kelime edecek takati göstermezler.  Dolar 7 TL’ye ulaştığında, alım gücünün korunmasına karşı bir tedbir önermezler.

Mülakat denen kıyım sistemiyle hak yenirken sus pus olurlar.

Aileleri parçalanmış sözleşmeli personel için tek kelime etmezler.

Memurun, sözleşmelinin, emeklinin mağduriyetlerini sorun etmezler. Ek zam istemeye hiç cesaret edemezler. Kısacası memur sorunlarına karşı kafalarını kuma gömer ama iş, Türk düşmanlığı oldu mu, girdikleri delikten bir anda fırlar; 81 ilde basın açıklaması yaparlar.

Bunlar Andımızı, Türkiye Cumhuriyeti ve Devletimizin kurucu kadrosuyla hesaplaşmanın aracı yaparlar.

Bugün milletimizi köklerinden kopararak tarihini, atasını unutmuş, dostunu düşmanını bilmeyen, geleceği göremeyen bir toplum yaratma arzusu, bir anda hortlamıştır. 

Ne olursa olsun bu girişimler Türk milletinin; Tek Vatan, Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak ülküsü karşısında mahvolmaya mahkûmdur. “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun! Ne mutlu Türk’üm diyene! “ diyerek konuşmamızı sonlandırırdık.

Hâlâ görüş arkadaşlarım, dostlarım var. Geçenlerde Zeki Yüzbaşı aradı, kim bilir çoktan kurmay albay olmuştur. “Keremciğim, yakında Diyarbakır’da gene rakı içip, ayılmak için de mırra demleneceğiz” dedi

İçimden eski günlere bakmak geldi…

Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu partidir diye son üç seçimde hep CHP’ye verdik.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bu partinin lideri.

Etnik kökeni beni hiç ilgilendirmez. Ailemi dostlarımı da… Merhum Zeki Alasya’nın cenazesinde usulca yanına yaklaşmış ve telefon numarasını istedim çünkü yanında ne koruma ne de etrafını çeviren bir korumalar vardı.

Ana Muhalefet Partisi’nin liderinin telefonu çalıyor ama açılmıyor: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun.A

***

O zamanlar Samsun havaalanı küçücüktü ve oraya ancak Rus Tayyareleri uçardı. Bu uçaklar meğer hiç düşmezmiş.

Hafta sonraları Samsundaki bir yerlere gider vakit geçirirdir. Her Tür asker doğar derdik, yat kat sürün diye eğitim görürdük. 2013’te,yani 2013’te Millî Eğitim Bakanlığı İlkokul Yönetmeliği’nde yapara yaptığım ‘Türk’üm doğruyum çalışkanım diyerek ” ve Türk olmakla gurur duyarak askerlik yaptık.

Meğer geçenlerde, Danıştay 8. Dairesi bu andı iptal etmiş. Sonra tekrar izin vermiş. Türkçülük ırkçılık değildir, millî gurur meselesidir

2013’te Millî Eğitim Bakanlığınca. Öğretiminde değişiklik yapılmış.

Osmanlı Devleti tarihe karışmış ve Ulu Önder Atatürk Fransız inkılâbından etkilenerek bize manevi olarak bu memleketi bıraktı.

Sayın Uğur Dündar’ı, Müjdat Gezen’i ve tarihçi Sinan Meydan’ı kutluyorum. Tabii ki baba tarafından akrabam Can Ataklı’yı da…

Atatürk, Türk Milleti’ne mensup olmaktan derin bir memnuniyet duyuyordu. Türk lisanına ve Türk tarihine büyük saygı duyuyordu.  

***

Maalesef Ulu Önder vefat etti ama alkole bağlı sirozdan değil, sıtmaya bağlı karaciğerinde meydana gelen harabiyetten…

Tek karısı olarak İzmir’den alan Lâtife Hanım’la evlenmiştir. Kendisine son anlarında dönemin Profesörlerinden Mim Kemal Öke kendisine Primakin ve Klorokin denen ilaçları vermişti.

***

Ben de Diyarbakır’da askerlik yaparken amipli dizanteri, Adana’dayken sıtma geçidim. Hepsini tedavi ettirdim.

Ulu önderi kimse öldürmedi, sadece karaciğeri çok hassastı ve sıtmaya bağlı sirozdan vefat etmişti.

***

Geçen 10 Kasım’da TBMM tarihî rekor kırarak ziyaretçi akımına uğradı.

Bundan sonra da hep böyle olacak. Dilerim bu ülke de ebediyen ayakta duracak ve Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır.

***

Dileriz öyle olsun.

Mehmet Kerem Doksat – Alsancak 12 Kasım 2018

Okumaya devam et
  285 Hits
  0 yorum
285 Hits
0 yorum

ATATÜRKÇÜ OLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Sevgili Mekâncılar,

Türkiye’de artık nedense zorlaşan bir şeyden söz etmek istiyorum.

Atatürkçü olmak.

Sayın Yılmaz Özdil mükemmel bir kitap yazmış. Bir solukta okudum, telefon edip kutladım.

***

Baba tarafından akrabam Can Ataklı da, Kadim Dostum Halit Kakınç da (Millî Komünizm kitabı), Sayın Banu Çiftçi, Sayın Orhan Pamukoğlu Paşa, eski rektörümüz Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, yakın çevrem ve ailemin tamamı Atatürkçü.

        atatürk resmi ile ilgili görsel sonucu

***

Düşünüyorum da, pek çok entellektüelin, zeki ve basiretli insanın terk ettiği bir ülkede yaşıyoruz.

***

Prof. Dr. Celâl Şengör Atatürk’ü ‘Dâhi Diktatör’ olarak ele alan bir kitap yazdı.

***

Profesör Dr. İlber Ortaylı da öyle. Prof Dr. Vamık Volkan da… Sunay Akın da hep Ulu Önder’i anlatır…

***

Hâlbuki, benim naçizane görüşüme göre Atatürk (1881-1938) aslında, yapıcı ve onarıcı bir dâhiydi. Nasip olursa önümüzdeki günlerde yeni bir eser de ben yazacağım.

***

Selanik’te çektiklerini sade ve anlaşılır bir lisanla yazıp kamuoyumuzun takdirine sunacağım.

***

Hangi yayın evi deyince durakladım tabii ama sanırım ben de Kırmızı Kedi’ye göndereceğim.

***

Profesör Brüne’nin iznini alarak tercüme ettiğim Evrimsel Psikiyatri kitabı bitti, son rötuşlarındayım. Geçen gün de Bilim ve Ütopya Dergisine “papağanların aslında kuş beyin olmadıklarını” kapsayan bir makale yolladım.

***

Bu ülke bizim ve hiçbir yere gitmiyoruz.

***

Ne mutlu Türk’üm diyene ve diyebilene…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 6 Kasım 2018 Salı

Okumaya devam et
  298 Hits
  0 yorum
298 Hits
0 yorum

RAHİP BRUNSON ÜZERİNE BİR BEYİN FIRTINASI

 

Sevgili Mekâncılar,

 

Terör örgütü FETÖ ile PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla 35 yıl hapis cezası istemiyle Türkiye'de yargılanan Amerikalı rahip Andrew Brunson ülkesine Cuma akşamı geri döndü. Brunson’ın son iki senede yaşadığı hukuki süreç haber kaynaklarına göre aşağıdaki gibi işledi:

Terör örgütleri FETÖ ve PKK adına casusluk yaptığı suçlamasıyla yargılanan Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı rahip Andrew Brunson, 09 Aralık 2016'de tutuklandı. Rahip Brunson hakkında, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle 15 yıla kadar, "Devletin gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek" suçlamasından 20 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Mahkeme Brunson'a ev hapsi kararı verdi.

Şu sözde iman FETÖ ve PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla 35 yıl hapis istemiyle yargılanan ABD’li Rahip Andrew Craig Brunson’un duruşmasında mahkeme, kararını açıkladı. 12 Ekim 2018 tarihindeki mahkeme heyeti, Brunson’ın tahliyesinekarar vererek, yurt dışına çıkış yasağını da kaldırdı. Mahkeme heyeti, ayrıca Brunson'a 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası da verdi. Ancak yattığı süre göz önüne alınarak tahliye edildi. Son duruşmanın yapıldığı gün olan 12 Ekim 2018 tarihinde Brunson’un uçağı akşam saatlerinde İzmir’den havalandı ve Brunson ABD’ye döndü.

***

Rahip Brunson kimdir? Sorusuna bakacak olursak;  Haber kaynaklarına gore:

50 yaşında olan Peder Brunson 1968 yılında ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde doğdu. Norine Brunson ile evli olan rahibin Jacqueline Furnari adında bir çocuğu var. Trinity Evangelical Divinity School, Erskine Theological Seminary, Aberdeen Üniversitesi okullarından mezun olan Brunson, 23 yıldır Türkiye'de yaşıyordu. Brunson ve karısı 2016 yılında süresiz oturma izni için başvurmuştu. İddianamede yer alan yazışmalara göre, İçişleri Bakanlığıı, Ağustos 2016'da yazdığı yazıyla süresiz oturma izni başvurusunun "kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından" uygun bulunmadığını ve reddedildiğini belirtmişti.

***

Peki, Evanjelizm nedir? Yayınlara göre:

Evanjelikler, Eski Ahit'te savunulan; Yahudilerin Tanrı'nın seçilmiş halkı olduğu, kutsal toprakların Yahudilere ait olduğu ve Yahudilerin, İsa’nın kıyametten önce, yeniden dünyaya Mesih ve gerçek Kral olarak gelişiyle birlikte dünya egemenliğine ulaşacakları şeklindeki kehanetleri kabul ederler. Bu amaçla Yahudilerin dünyaya egemen olması gerektiği konusunda misyon üstlenmişlerdir. Dolayısıyla, Evanjelik inanca göre Tanrı'nın Yahudilerle ilgili planı gereği Yahudilerin, vaat edilmiş topraklara dönüp Büyük İsrail'i kurması ve dünyaya egemen olmalarına destek olmaları gerekmektedir. Ancak bu şartlar altında İsa Mesih yeryüzüne yeniden inebilecektir. Evanjelikler misyonları gereği bu plana destek olarak ahrette kurtulacaklarına inanırlar.

Bu sebeple, Evanjelizmin bir anlamda; Hıristiyanlık ve Yahudiliğin karışımından meydana geldiği ve Protestanlığa ait bir alt mezhep olduğu kabul edilir. Bu nedenle Evanjelist Hristiyanlar Yahudilere ve İsrail’e sempati beslerler. Bu sebeple Evanjelistler "Siyonist Hıristiyanlar" olarak da adlandırılmaktadır.

Evanjelik inanca göre, Mesih geldiğinde Yahudiler ve Evanjelikler bir yanda olacak, bunların haricindeki diğer insanlar ise diğer yanda olacak ve iki taraf arasında büyük bir savaş, yani "Armageddon Savaşı" yaşanacaktır. İsa Tanrı’nın dünya üzerindeki krallığının başına geçmesiyle, Yahudiler ve Evanjelikler savaşı kazanarak dünya egemenliğine ulaşacaklardır. İsa Mesih kendisine inanmayanların hepsini yok edecektir.

 

Bu anlamda, “Siyonist Hıristiyanlar” modeline bakarken, son dönemlerde "Siyonist Müslüman" modellerinin de gündeme geldiğine şahit olduk. Gülen cemaatine ait Aksiyon dergisinin Aralık 2003 tarihli sayısının kapağında, "İnsanlık O'nu bekliyor: Hz. İsa" haberine istinaden, Mesih inancı Kur’ân'da olmadığı halde, Said-i Nursi ve nurcular, "Müslüman İseviler" diye bir tanımı ileri sürerek, Mesih İsa’nın yeniden dünyaya gelerek ve İseviliği Müslümanlıkla birleştireceği yönünde akımlar sundular. Ayrıca Nurcu Fethullahçılar’ın ileri sürdükleri "Ilımlı İslam"  gibi tanımlar,  İslamiyet'in Protestanlaştırılmasına hizmet etmektedir.

 

Bugün Evanjelistler, ABD'nin ulusal ve uluslararası politikalarını etkileyecek güçtedirler ve geliştirdikleri Büyük Ortadoğu Projesi Evanjelistlerin yukarıda bahsedilmiş olan misyonlarıyla örtüşmektedir.

 

***

Rahip Brunson’a gelince; Evanjelik okuldan mezun olmuş,  Türk yargısında sözüm ona FETÖ ve yasadışı PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla 35 yıl hapis istemiyle yargılanmış, uğruna  “sözde” stratejik ortağımız olan ABD ile Türkiye Cumhuriyeti arasında şiddetli siyasî ve ekonomik kriz yaşanmış ve hakkındaki bütün iddialara rağmen şahitlerin en son ifadelerinin neticesinde ülkesine geri gönderilmiştir.

Sözüm ona “Siyonist Hıristiyanlar” ve “Siyonist Müslümanlar” modellerinin gündemde olduğu böyle bir dönemde Rahip Brunson hakkındaki iddialar düşündürücüdür. Bağımsız yargıya karşı inancımız ve saygımız büyüktür.

Lâkin, konu beyin fırtınasına gelince akla şu deli sorular gelmektedir:

***

Rahip Brunson’un ülkesine iadesiyle,  Sayın ABD Başkanı Trump, Sayın Cumhurbaşkanımıza olumlu geri bildirimlerde bulunmuştur. Aradaki siyasi ve ekonomik krizin bugün için yumuşadığı bir gerçektir. Ancak, bundan sonraki siyasi gelişmeler üzerinde de bu olumlu yansımalar Türkiye Cumhuriyeti Devleti lehine devam edebilecek midir?

Kasım ayı başında gündeme gelecek olan “İran ambargosu”  ile ilgili gelişmeleri ve sonuçlarını, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu olaydan sonra daha sorunsuz olarak atlatabilecek midir?

TL’deki ağır devalüasyonun önde gelen sebeplerinden birisi olarak dayandırılan bu rahip krizinin neticelenmesi TL’nin uzun vadede değer kazanmasına tesir edebilecek midir?

***

Gerek sözüm ona yasa-dışı PKK terör örgütü gerekse de FETÖ terör örgütü tehdidiyle senelerdir ciddi anlamda uğraş veren Devletimizi, iç ve dış güçlerden gelebilecek tehditleri öngörebilmek ve engellemek anlamında halen ağır bir sorumluluk beklemektedir.

Ulus devlet sınırlarımızın korunduğu, ekonomimizin yolunda gittiği, kendi kendine yeten bağımsız ve özgür Türkiye Cumhuriyetimizi korumak adına her şeyin en iyisinin olması temennisiyle…

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat, 14.10.2018, Tarabya

 

 

 

Okumaya devam et
  872 Hits
  0 yorum
872 Hits
0 yorum

KETAMİN İSİMLİ İLACIN PSİKİYATRİDE KULLANIMI

 

Sevgili Mekâncılar,

Anestetik bir ajan olarak bilinen ketamin, günümüzde insanlarda tedaviye dirençli vakalarda antidepresan olarak kullanılabilmektedir.

***

Hayvan ve insan ameliyatlarında anestetik ajan olarak kullanılmanın yanı sıra, son zamanlarda yapılan çalışmalara göre tedaviye dirençli depresyon ve duygudurum bozukluklarının majör depresyonunda ilaç ve diğer tedavilere dirençli olan vakalarda uygulanabilmektedir.

***

Ketalar ampul şeklinde bulunmaktadır.

Sıvı, beyaz toz veya toz olarak piyasada bulunmaktadır,

Ketalar enjektabl flakon olarak bulunmaktadır.

Etkili maddesi ketamin Hidroklorür’dür.

ketamin ampul ile ilgili görsel sonucu

***

Eğer burundan çekilmişse, bu yasadışı kullanıma girer.  Bu ilaç psikiyatride damardan yani IV (toplardamar yoluyla kullanılmaktadır).

Depresyon tedavisinde son dönemde yapılan çalışmalara göre anestezik dozunun çok altında bir doz serum içinde 45 dakika içerisinde yavaşça verilir. Çalışmalara göre etkisi birkaç saat içerisinde başlar. Bazı çalışmalarda dirençli depresyon bulgularının çok daha azaldığı ifade edilmektedir. Bu iyilik belirtilerinin genellikle bir veya iki hafta içerisinde kaybolduğu, yani geçici olduğu belirtilmektedir. Bu sebeple birer haftalık aralıklarla 6 veya 7 seans yapılmasını tavsiye eden bilgiler mevcuttur. Yan etkiler genellikle ilacın verilmesini takip eden birkaç saat içerisinde ortaya çıkar. Bunlar arasında konfüzyon, hallüsinasyon, dissosiasyon (çözülme halleri) sayılabilir.

Tansiyon artışı ve kalp ile ilgili yan etkiler çıkabilir. Epileptik nöbetler üzerinde etkisi karışık olduğu için epilepsi hastalarında tavsiye edilmez. Bu sebeple uygulamadan önce dâhiliye, nöroloji ve anestezi uzmanları tarafından konsülte edilmesi gereklidir.

Uygulama esnasındaki diğer yan etkileri arasında; en düşük dozlarda dahi hafif sarhoşluk, hayalci düşünme, sendeleyerek yürüme, ruhsal çözülme (dissosiyasyon), sakarlık, baş dönmesi, sosyal yetilerin azalması ve idrak bozuklukları sayılabilmektedir. Bazen çok güçlü hallüsinasyonlara, robot gibi yürüme, zorlayıcı, hallüsinasyon benzeri yaşantılara rastlanabilir.

***

Hastalarda baş dönmesi (vertigo değil), yani zamanda ve mekânda huzursuzluk duygusu, ses ve benlik idrakinde bozulmalara yol açabilir.

***

Kalp atışını arttırıp, kan basıncında artmaya, hatta fenalaşmaya yol açabilir. Hastaların veya yasadışı olarak bu ilacı kullananların fiziksel koordinasyonları bozulur. Kollarda ve bacaklarda hissizlik yaşanır. Gözler ışığa aşırı duyarlı hâle gelir. 

Düzenli olarak kullananlarda paranoya (aşırı şüphecilik) ve egosantrizm (ben-merkezcilik) gibi iki temel psikolojik problem görülmektedir.

Yüksek dozlarda ise deliriyum, hafıza kaybı, depresyon, motor işlevlerde bozulma, kan basıncında ve solunumda yavaşlama, bazen ve durma görülebilir

***

Sonuç olarak, tedaviye dirençli majör depresyon ve bipolar bozukluğun majör depresyonunda alternatif olarak son yıllarda gündeme girmiş olan ketamin enfüzyonu tedavisi uygulamadan önce, hastadan önceden aydınlatılmış rıza formu alınarak ve dâhiliyeci, nörolog ve anestezi uzmanlarının konsültasyon ve onayları sonrasında, psikiyatrın inisiyatifine göre uygulanabilir. Yine çalışmalara göre bu tedavinin yaratacağı iyilik halinin kalıcı olmayacağı da akılda bulundurulmalıdır.

***

Yine özenle vurgulamak isterim ki, Elektro-konvülsif terapi (EKT) de dâhil her yol denenmesine rağmen hasta iyileşmediği takdirde ve bir anestezi uzmanı, bir yetkin nörolog ve dâhiliyeci gözetimi altında ve hastadan alınan bilgilendirilmiş onam formu alınarak uygulanabilir.

***

En büyük yatırım insana yapılandır gönül dostları...

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat, 23.09.2018- Tarabya

Okumaya devam et
  981 Hits
  0 yorum
981 Hits
0 yorum