Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

5 BOYUTLU İLİŞKİSEL BİR KİŞİLİK DEĞERLENDİRMESİ

5 BOYUTLU İLİŞKİSEL BİR KİŞİLİK DEĞERLENDİRMESİ


İnsan kişiliğini pek çok açıdan ele alınmış farklı boyutlarda incelenmiştir.

Bu yazımda ise SEVGİLİ, SAYGILI, İLGİLİ, BİLGİLİ, ÖNEMLİ ve YETERLİ kavramları açılarından bir sınıflama ve değerlendirme yapacağım.

SEVGİYİ gerçekten yaşayıp yaşattırabilen insanlar karşılıksız diğerkâmlık (evrimsel psikolojide bunun bir de “karşılıklısı” vardır), sırf iyilik etmiş olmak için iyi davranma özelliklerine sâhiptir. Bunu ahmakça veya arsızca bir şekilde yapılan ilgi toplama, sevgiyi satın alma girişimleriyle karıştırmamak icap eder. Hani “yap bir iyilik, at denize, bâlik bilmezse hâlik bilir” atasözündeki gibi. Buradaki bâlik hece uyumu için balıklar anlamında kullanılır; hâlik ise yaratıcıyı, yâni Tanrı’yı simgeler. Hiç tanımadığınız yaşlı veya sakat bir insana karşıdan karşıya geçmesi için yardım etmek gibi…

SAYGILI insanlar başkasının hakkını gözeten, kendi çıkarları kadar başkalarınınkini de gözeten, görgülü, gelenek ve göreneklere dikkat eden, farklılıkları demokratça karşılayabilen kişilerdir. Kul hakkı yemezler, kimseyi sömürmezler, bir iyilik yaparlarsa bununla övünmezler. Hadlerini bilirler ve kimseyi ne küçük görürler ne de gözlerinde aşırı büyütürler.

BİLGİLİ insanlar daima daha ileriye giden, kendilerini geliştiren ve “bu budur, işte o kadar” diye kestirip atmayan kişilerdir. Meselâ, Mevlânâ (Horasan 1207-1231 Konya) ile özdeşleşen “Gel, gel ne olursan ol, yine gel / İster kâfir, ister Mecusi, ister puta tapan ol, yine gel / Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir / Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel” rubâîsi aslında ona değil, pek muhtemelen Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr’a aittir (Türkistan 967-1049). Zannettiğimizin de dışında başka mânâlar taşır ve Farsça kelime oyunlarıyla “gel” derken “pişmanlıkla” anlamında bir kelime kullanarak, çağrısını aslında “İslâm’a gel” olarak yapmıştır. Hz. Mevlânâ bir Hakk âşığıydı belki ama psikopat, hırsız, katliamcı insanlara ahmakça bir çağrı yapmayacak kadar akıllı adamdı; Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr da öyleydi tabii ki.

Böylesine keskin ve değişmez bilgilere sâhip olduğunu zannedenleri en güzel hicveden kişilerin başında Eric Hoffer gelir.

1902 yılında New York’ta Alman Yahudi’si göçmeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, beş yaşındayken annesini kaybetmiş, altı yaşında bilinmeyen sebeplerden dolayı kör olmuş, on beş yaşında yine bilinmeyen sebeplerle görmeye başlamıştır. Yeniden kör olabilme endişesiyle olabildiğince okumaya çalışır. Hayatı boyunca hiçbir eğitim almaz. Genç bir adamken her iki ebeveynini de kaybeder. Parasızlıkla mücadele eden ve silâhlı kuvvetlere başvurusu tıbbî gerekçelerle reddedilen Hoffer, bir dönem intihara bile kalkışır. Hayata tekrar tutunur, işportada meyve satıcılığı, tarlalarda ırgatlık, maden işçiliği, dok işçiliği gibi çeşitli işlerde çalışır. Bu süre zarfında okuduğu Montaigne’nin ünlü Denemeler kitabının etkisinde kalarak kendisi de yazmaya karar verir. Kitle hareketlerinin psikolojik temelleri üzerine kaleme aldığı Kesin İnançlılar kitabı 1951 yılında neşredilir ve milyonlar satar. 1983’te Ronald Reagan tarafından ABD’nin en önemli ve en yüksek sivil nişanı olarak bilinen Presidential Medal of Freedom verilir.1964 yılında Kaliforniya’daki Berkeley Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde danışmanlık görevine başlar ama iş arkadaşlarına hiçbir şey bahsetmeden, rıhtımdaki hamallık görevine de devam etmeyi tercih eder. 1983’de vefat edene kadar da böyle yaşar.

Bilgi asla tükenmeyeceği için, kendine ve bilime saygısı olan insanlar bilgilerini sürekli olarak tazeler ve geliştirirler. Ama çok önemli bir şey var burada, safsataya veya boş inançlara kapılmak ve bunlarla uğraşmak bilgili olmak anlamına gelmez.

İLGİLİ insanlar her konuya yeterince vakit ayıran, emek harcayan, çalışan ve sâhip çıkmanın ne olduğunu bilen kişilerdir. İnsanlara, ilişkilere, dünyada olup bitenlere, mesleklerine ilgiyle yaklaşırlar daima…

ÖNEMLİ insanlar ise sâhip oldukları özellikler, güzellikler ve kişisel, sosyal vasıflar sâyesinde bu etikete hak kazanırlar. Kendini önemli zanneden ama hiç de öyle olmayan megalomanyaklar bu grupta yer almaz.

YETERLİLİK de ancak ortaya konan performansla, liyakatle, sabır ve dikkatle elde edilebilen bir vasıftır. Bâzen gerçek sınavlarda, çoğu zaman da hayatın getirdiği bâdirelerle başa çıkarken kazanılır, güçlenir.

***

Şimdi bâzı kombinasyonlar yapalım:

Sevgili, saygılı ama bilgisiz, dolayısıyla yetersiz bir insan: Onun bunun elinde oyuncak olur, bi’at eder, kulluk kölelik yapar.

Sevgisiz ama bilgili insan: Kendini bir köşeye itilmiş bulur veya baskı ile, hile ile “mış gibi” ilişkiler kurabilir.

Sevgisiz, saygısız, ilgisiz, bilgisiz, yetersiz ama önemli olanlar: Bunlar çok tehlikelidir ve yetkilerini, etkilerini hemen hep kötü amaçla, fitne fesat için kullanırlar. İşçilerinin hakkını vermeden ve fena davranarak şantiyesini yöneten patronlar gibidirler. Müthiş derecede hazımsız ve tahammülsüzdürler. Herkesle didişirler ve kendilerini de dev aynasında görürler. Başka türlü kendilerine dahi tahammül edemezler. Yeterli ve donanımlı insanlardan hiç hazzetmez ve haset ederler. Sadakatten nasipleri yoktur; zamparalık yapmayı, “poz kesmeyi” severler, kabadayı tavırları tipiktir. En tehlikeli insan tipi bunlardır (bu yazdıklarım kadınlar için de geçerlidir)!

Daha bunun gibi pek çok kombinasyon kurabilirsiniz, önce şu şekle bir bakalım; burada ideâl ve mükemmel bir kişilik ve kişiler-arası modeli resmettim.


Şimdi de siz bu çizgilerden birkaçını kesin, yerlerini değiştirin, oklar hâlinde tek veya çift taraflı hâle getirin ve hayâl gücünüzü kullanın.

İşte, sizin kendinizi ve çevrenizdekileri değerlendirebilmek için size basit bir anahtar…

Diğerlerini siz bulup düşünün ve bir de şunlara önem verin:

1.Acaba bende hatalar var mı, varsa düzeltebilir miyim?

2.Diğerlerindeki kusurlar ve veya ıslah edilebilir yanlışlıklar nelerdir? Bunlar için ne yapılabilir?

3.Yapılabilecek bir şey yoksa, usulca ve sulh içerisinde bu durumdan nasıl uzaklaşabilirim?

Şu meşhur duayı unutmayalım: “Rabbim, bana zorlukları aşmak için güç, aşamayacaklarımla birlikte yaşamam için tahammül, ikisi arasındaki farkı görebilmek için de hikmet ihsan eyle”.

   Sevgili okurlarım,

      Hepinize sevgi ve mutluluk diliyorum…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 16 Nisan 2013 Salı

FUTBOL, FADO, FIESTA
BİR VİDEO POTBORİSİ

Related Posts

 

Yorum 1

Already Registered? Login Here
Guest - Baysungurozan on Çarşamba, 17 Nisan 2013 13:35
Çok güzel bir yazı olmuş...

İlgi ile okudum hocam çevrede pek çok sevgisiz, saygısız, ilgisiz, bilgisiz insan dolaştığını tekrar hatırladım... Zâten dikkatimi çekiyor ki böyle insanlar âmir, müdür ve koordinatör rütbeleri de alabiliyorlar, bunlarla çalışmak kanser sebebi maalesef..

Hele devletin başında yönetici ve sözüm ona ''kanaat önderi'' oldular mı yandı gülüm keten helva, euzü besmele'lik oluyorlar; şeytan kaçar bunlar duymaz üstüne alınmaz böyle de yüzsüzler...

Ne diyelim,Allah'a kalmış işleri... Bizimle paylaştığınız çok doğru ve ilgi ile kendini okutan yazınız için teşekkür etmek bir vazifedir, iyi günler ile iyilikler ile kalınız...

MKD: Siz de efendim, şükranla...

0
İlgi ile okudum hocam çevrede pek çok sevgisiz, saygısız, ilgisiz, bilgisiz insan dolaştığını tekrar hatırladım... Zâten dikkatimi çekiyor ki böyle insanlar âmir, müdür ve koordinatör rütbeleri de alabiliyorlar, bunlarla çalışmak kanser sebebi maalesef.. :) Hele devletin başında yönetici ve sözüm ona ''kanaat önderi'' oldular mı yandı gülüm keten helva, euzü besmele'lik oluyorlar; şeytan kaçar bunlar duymaz üstüne alınmaz böyle de yüzsüzler... Ne diyelim,Allah'a kalmış işleri... :) Bizimle paylaştığınız çok doğru ve ilgi ile kendini okutan yazınız için teşekkür etmek bir vazifedir, iyi günler ile iyilikler ile kalınız... MKD: Siz de efendim, şükranla...