Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ALİ RIZA SAYSEN’den: ATEŞ PAHASI

Evimizde çoluk çocuk, torun tombalak oturuyoruz, velhasıl “ağır konuklarımız” var. Yemek faslından sonra kahvelerimizi yudumlarken konu konuyu açtı; dünyayı sarsan terör olaylarını konuştuk.  İstanbul’da oynanan son Türkiye - Yunanistan futbol karşılaşması öncesi yapılan saygı duruşunda seyircinin ıslıklamasına karşın; Londra’da Wembley Stadı’nda, Paris’teki terör saldırılarının ardından yapılan İngiltere-Fransa dostluk maçında 90 bin kişiden çıt çıkmadığına değindik. Dereden tepeden derken, piyasada her gün yavaş yavaş artan fiyatların hayatın tadını tuzunu iyice kaçırdığı konusuna geldik.  

Burcu kızım “bir alış verişe çıkmaya görün. Birkaç saatini çarşı pazarda geçirecek olanların Allah yardımcısı olsun. Hepimizi tatsız sürprizler bekliyor. Meyve-sebzeden başlayarak, yiyecek ve içecekler başta olmak üzere her şeyin fiyatı el yakıyor...” dedi.

Sena kızım, “haklısın ablacığım, her şey ateş pahası…  ama bu arada ülkemizde ucuz şeyler de var. meselâ biz kadınların canı sudan ucuz; öldür öldür at kenara, sonra mahkemede pişmiş kelle gibi sırıt.” dedi.

Bendeniz de: Demek ki ülkede en kolay ve ucuz eylem; ölmek ve öldürmek…” deyivermişim.

Konu tam bu mecraya doğru yönelme eğiliminde iken Sena kızımın oğlu, en genç torunum 6 yaşındaki Ali Selim söze karıştı:

“Annecim bir şey söylicem, ateş pahası neeeee?”.

Sena topu bana attı: “deden cevap versin çocuğum.”

Eh! Serde dedelik olunca, torunun taleplerini yerine getirmek bir nevi sevgi görevi oluyor. Aklıma bir fıkra geldi anlatmaya koyuldum:

“Vaktiyle dere-beyinin biri maiyetiyle avlanmaya çıkmış.”

“Dede derebeyi ne demek? Maiyet ne?” Aldık başımıza işi.

“Yavrum derebeyi,  orta çağda halkı yöneten mutlak otorite sahibi yöneticiye deniyor. Senin anlayacağın dilde söylersek derebeyi astığı astık, kestiği kestik bir adam. Maiyet de, dere beyinin yanında bulunan, onun buyruğu altında çalışan kimseler. Anladın mı?” 

Hiçbir şey anlamadığını, soran gözlerinden anladım ama hikâyeme devam ettim: “işte o derebeyi avda bir ceylanın peşinden koşarken, güneşin battığının yeni farkına varmış.  Maiyetine acele edelim emrini vermeye kalmadan gök kararmış, ortalığı şiddetli bir rüzgâr ve ardından da sağanak bir yağmur bastırmış. Derebeyi ve yanındakiler sırılsıklam, civarda gördükleri en yakın kulübeye, bir garibanın yaşadığı her haliyle belli bir kulübeye kendilerini zor atmışlar. Odunculuk yapan gariban konuklarını içeri almış”

Derebeyi ev sahibini tedirgin etmemek amacıyla kimliğini açıklamama yoluna gitmişse de, fakir ama ârif oduncu durumu kavramış ve asil konuklarının hastalanmamaları amacıyla ocağa büyük odunlar atıp kulübeyi iyice ısıtmış. Tiril tiril titreyen misafirler bu durumdan memnun, geceyi kulübede geçirmişler. Derebeyi bir ara, “Doğrusu şu yaktığın ateş bin altın eder” diye söylenmiş.

 

Ertesi gün yola çıkma vakti geldiğinde derebeyi oduncuya sormuş: “Bizi ihya ettin, yaktığın ateş sayesinde geceyi pek rahat geçirdik. Söyle bakalım borcumuz ne kadar!

Oduncu, fırsatı değerlendirmenin zamanıdır deyip rayici yüksek tutmuş: “Bin altın beyzadem!”

Vekilharç hemen atılmış: “Ne masraf ettin ki bin altın istersin bre densiz?

Oduncu:” Sabaha kadar ateşi aynı kıvamda tuttum. Dağın başında bu ateş az bulunur.”

Vekilharç:” Ama ateş bu denli pahalı mıdır?”

O sırada derebeyi vekil harcına dönmüş ve: “Ağa, ateş iyiydi. Şimdi pahasını verin!”

İşte sevgili torunum… Oduncunun bu tavrı halk arasında kulaktan kulağa yayılmış. O günden beri değerinin üzerinde fiyat biçilen şeyler hakkında “ateş pahası” deyimi kullanılmaya başlanmış ve bu söyleyiş günümüz dek gelmiş. Şimdi anladın mı?

 

Ali Selim: “Hiç bir şey anlamadım dede…” cevabını verince bendeniz: ”aklını boşuna yorma sevgili yavrum. İlerde hayatın gerçek yüzünü mutlaka anlayacaksın” deyiverdim.

Sevgili Okur, “Paha” kelimesinin eş anlamlılarından biri de “değer” sözcüğü. Ve ne yazık ki, astığı astık, kestiği kestik bir derebeyi bile “değer” bilebiliyor da aramızdaki bazı insanlar, bu önemli sözcüğün farkında bile değiller, ne acı değil mi?

MKD: Bu güzel yazı, tam bir soru cevap yöntemiyle, ârif olanın anlayacağı şekilde anlatıyor her şeyi, ne dersiniz?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 01 Aralık 2015 Salı

HALİT YILDIRIM'dan: DÜNYANIN TÜM DERTLERİ
BUNAMADAN KORUNMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?
 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil