Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BİR MİLLÎ MUTABAKAT DÖNEMİ ŞART

Çok sıkıntılı günler ve her kafadan bir ses çıkmakta. Ülkücüler bir tarafta, solcular ve etnik karmaşa öbür tarafta. Etnik bölücülük ve Alperen Ocakları da faal; silah ve mühimmat biriktirdikleri söyleniyor. Bunlar, zamanında İdil Bilet’in konserini basıp sonra özür dileyen aşırı Türkçü bir grup. Çaktırmadan silahlandıklarını istihbar ettim. Aynı şey fanatik Ülkücü Cenah için de geçerli!

]

Ülkücüler

***

Sahada her türlü casusluk ve tezgâh dönmekte ve bunlarda hiş kuşkum yok ki MOSSAD, CIA, MIT, Pentagon arasında yoğun bir haberleşme ağı mevcut. ABD istemeden, bu ülkede taş bile oynamaz!

***

Dinlenmeyen, kendisini emniyette hisseden hemen hiç kimse kalmadı!

Tam bir kâbus ve âdeta Sosyal Şizofrenik çözülme içerisindeyiz!

Liderler hâlâ anlaşamadılar! Zemzem suyuyla mezar yıkayan da, Ankara’da namaza duran da, Pensylvania’dan seslenen de Müslüman.

Bakalım hayatına birisinin: Muhammed Fethullah Gülen (d. 27 Nisan) eski imam,vaiz,şair ve yazar. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının kurucuları arasındadır ve vakfın şeref başkanıdır. 1999 senesi Mart ayında 28 Şubat sürecindeki Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi atmosfer sebebiyle ABD’ye giden Gülen, o tarihten bu yana ABD’nin Pensilvanya Eyaletindeki Saylorsburg kasabasında ikamet etmekte.

***

50’yi aşkın kitabı, çeşitli dergilerde makaleleri ve birçok vaazı yayımlanmış. Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi bilmekte…

Fethullah Gülen, İslam’ın Sünni-Hanefi görüşlerini Said-i Nursi’nin görüşleri ve kitapları Risale-i Nur ışığında günümüze göre tekrar yorumlayan bir İslam mütefekkiri ve bu yorum ekseninde oluşan Gülen Hareketi’nin fikrî önderi.

***

Eğitim ve dinler arası diyalog konusundaki uygulama ve fikirleri nedeniyle aralarında filozof ve sosyal bilimcilerin de bulunduğu kişiler tarafından çağdaş İslam düşüncesine yön veren bir düşünür olarak kabul edilmektedir.

***

Erzurum’un Pasinler ilçesi Korucuk Köyünde 27 Nisan 1941'de doğan Gülen’in babası Ramiz Bey cami imamı, annesi Refia Hanım ev hanımıdır. Gülen, altısı erkek, ikisi kız, sekiz kardeşin ikincisidir.

1945’de Kur’ân öğrenmeye başlayan ve kısa zamanda hatmeden Gülen, 1946 yılında ilkokula başlamış. Babasının 1949 yılında Alva Köyü’ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kalmış, sonradan Erzurum’da dışarıdan girdiği imtihan ile ilkokul diplomasını almış. Babası Ramiz Efendi’den Arapça dersler, Hasankale’de bulunan Hacı Sıtkı Efendi'den tecvid ve Kur’ân dersleri alan Gülen, 1951'de hafızlığını tamamlamış.

1954’te Erzurum’daki Kurşunlu Camii medresesinde Alvar İmamı Muhammed Lütfi'nin torunu Sâdi Efendi’den medrese dersi almış. İki buçuk ay içinde Emsile, Bina ve Merah’ı metin ezberleyerek okuyan ve İzhar'ı bitiren Gülen’in Kâfiye okumasına lüzum görmeyen Sâdi Efendi onu Molla Cami’ye başlatmıştır.

***

1955’den 1959’da Edirne’ye gidinceye kadar Osman Bektaş’tan fıkıh ve din eğitimi almıştır.

Gençlik dönemi

Askerlik öncesi ve sonrasında Edirne Üç Şerefeli toplam dört yıl süre ile imamlık yapmış. Askerlik acemi eğitim dönemini Ankara Mamak ve usta erlik dönemini İskenderun’da tamamlamış.

Askerlik sonrasında, 1963 yılında, Erzurum’a giderek bir yıla yakın ailesinin yanında kalmış. Bu sırada Komünizmle Mücadele Derneği’nin 2. şubesinin Erzurum’daki kuruluşunda yer almış ve  Halkevlerinin  Erzurum şubesi yönetimine girmiştir. Edirne'deki görevi sırasında Dar’ul-Hadis Camii’nin imam odasında özel sohbetler başlatmış. 1965’te Kırklareli’ne tayin olup burada bir yıl vaizlik yapmış.

***

1966’da İzmir’e merkez vaizliğine tayin edilmiş, 1971 yılına kadar buradaki görevine devam etmiş. Bu yıllarda Kestanepazarı Derneği Kur’an Kursunda yöneticilik ve gönüllü öğreticilik yapmış, 1968 yılında resmî görevlendirme ile ilk kez Hacca gitmiş ve gezici bölge vaizi olarak da Ege Bölgesinin çeşitli il ve ilçelerinde vaaz ve sohbetlerde bulunmuş.

1971-1980 5 Mayıs 1971 tarihinde, 12 Mart döneminde askerî cuntanın isteğiyle TCK’nın 163. maddesinden tutuklanmış ve 7 ay tutuklu kaldıktan sonra, 5 Kasım 1971 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış ve 1974 yılında beraat emiş.

***

23 Şubat 1972 tarihinde Edremit vaizliğine atanmış aynı zamanda Manisa ilinde de vaizlik görevlerine devam etmiş.

Gülen, daha sonra İzmir’in Bornova ilçesi vaizliği görevine atanmış. 1975 ve 1976 yıllarında Anadolu’nun bazı şehirlerinde Kur’ân ve İlimDarwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet isimli konferansları vermiş.

İlk sayısı Şubat 1979'da çıkan Sızıntı dergisinde önce başyazıları, daha sonra orta sayfa yazılarını da yazmaya başlamış…

***

1981-1990

1980'de 12 Eylül Darbesinden sonra askerî cuntanın İzmir ve Ege Ordu Sıkıyönetim Komutanlıkları tarafından yakalanma emri yayınlanmış. Aynı tarihte İzmir’i terk etmiş. Anadolu’da çeşitli illerde dolaşmış, dost ve akrabalarında kalmış. 20 Mart 1981 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığındaki vaizlik görevinden istifa etmiş.

1986’da Hacca gitmiş. İlk sayısı 1 Temmuz 1988'de çıkan ve üç aylık dönemlerde yayın hayatına devam eden Yeni Ümit dergisinde başyazılar yazmaya başlamış.

***

1989’da İstanbul ve İzmir’de Diyanet İşleri bünyesinden bağımsız, gönüllü olarak vaazlarına yeniden başlamış. Üsküdar'da Yeni Valide Külliyesi’nde 13 Ocak 1989 tarihinden 16 Mart 1990 tarihine kadar (62 hafta) verdiği vaazlar, daha sonra Sonsuz Nur adıyla üç cilt hâlinde kitaplaştırılmış. 1992 yılına kadar gönüllü olarak vaazlarını sürdürmüş.

***

1991-2000

1990’lı yıllarda Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Abraham Foxman, Morton Abramowitz, Papa II. John Paul gibi tanınmış din ve devlet adamları ile görüşmeler yapmış, Amerika’da hayatını kaybeden Cumhuriyet Halk Partisi eski genel sekreterlerinden Kasım Gülek’in cenaze namazını vasiyeti üzerine kıldırmış ve çeşitli gazetelerde röportajları yayınlanmış.

kasım gülek ve eşi ile ilgili görsel sonucu

***

Kasım Gülek’le ömrünün son demlerinde tanışmıştım Adana’da. CHP’ye Amerikanvari bir üslup kazandırmaya çalışan ilginç br adamdı. Altıcı lisan olarak Rusça öğrenmek istediğini söylemişti. Karısı da gözlerinden rahatsızdı ve kendisini parapsikolojik konulara adamıştı. Hâlâ Baraj Yolu’na giden köprü onun adıyla anılır. Tabii o zaman Fethullah Gülen’le ilişkisini bilmiyorduk. Laik, aydın ve çok okuyan bir zattı.

***

Kasım Gülek (d. 1905, Adana, Osmanlı Devleti - ö. 19 Ocak 1996, Washington, D.C., ABD), Türk siyasetçi, Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Genel Sekreteri (1950-59).

Küçük yaştan itibaren memleket meselelerinin tartışıldığı ortamda büyüdü. İlkokulu Adana Turan Mektebinde başladı, daha sonra gittiği Galatasaray Lisesi’nden (o zaman ki adıyla Mektebi Sultani), Robert Kolej’e geçti ve buradan mezun oldu. 

1928’de Paris’teki Ecole des Sciences Politiques’i bitirdikten sonra Columbia Üniversitesi’nde iktisat dalında doktorasını tamamladı. Rockefeller Vakfı kursiyeri olarak daha sonra Londra Üniversitesi’nde ve Keynes’in (liberalizmin kurucusu) öğrencisi olduğu Cambridge Üniversitesi’nde İktisat ve Maliye bölümlerinde öğrenim gördü. Daha sonra Almanya’da Berlin ve Hamburg Üniversitelerinde doktora sonrası çalışmalar yaparak hukuk eğitimini tamamladı.

***

Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla siyasete giren Kasım Gülek, Bilecik’ten milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi, iki dönem Bilecik Milletvekilliğinden sonra 1946 yılında Adana’dan Milletvekili seçildi.

TBMM Ticaret Komisyonu Başkanlığı yapan Gülek, 1947’de Hasan Saka Kabinesi’nin en genç bakanı olarak Bayındırlık Bakanlığı'na,1948’de de Ulaştırma Bakanlığı'na getirildi. 1949 yılında Kore’ye giderek orada yeni göreve başlamış olan Birleşmiş Milletler Kore Komisyonu’nun Başkanlığına seçildi. 1950 seçimlerinde büyük mağlubiyete uğrayan CHP’nin Genel Sekreteri seçme yetkisinin Parti Meclisi’nden alınarak delegelere verildiği ilk kurultay olan VIII. Kurultay’ında Genel Sekreter seçildi. Bundan sonra XV’inci Kurultay’a kadar yapılan bütün Kurultay’larda da Genel Sekreter seçilen Gülek, 1950 ile 1959 yılları arası aralıksız olarak CHP Genel Sekreterliği görevini sürdürdü.

Gülek, yoğun memleket gezileri sayesinde siyaseti halkla iç içe yapan ve “çarıklı politikacı” lakabı ile anılan siyasetçi olarak tanındı. 1959 yılında görevinden istifa etti. 1961 yılında Adana İli temsilcisi olarak Temsilciler Meclisine seçildi. 1961 ve 1965 yıllarında Adana’dan Milletvekili seçilen Gülek, 1968 yılında Kuzey Atlantik Asamblesi Başkanlığına seçildi.

1969 yılından 1973’e kadar Cumhuriyet Senatosu üyeliği yaptı.

Uluslararası kariyerinde ise, Birleşmiş Milletler Kore Komisyonu Başkanlığı, Kuzey Atlantik Asamblesi Başkanlığı, Avrupa Konseyi Kurucu Üyeliği, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi Başkan Yardımcılığı, NATO Parlamenterler Konferansı Başkan Yardımcılığı, Atlantik Enstitüsü Başkanlığı, Doğu Akdeniz Kalkınma Enstitüsü İkinci Başkanı görevlerinde bulundu.

***

Kasım Gülek, 19 Ocak 1996'da nefes darlığı tedavisi gördüğü Washington, D.C.'deki Walter Reed Askerî Hastanesi'nde 91 yaşında vefat etti.

Cenazesi Türkiye'ye getirilen Gülek, Ankara’da Kocatepe Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Adana'da defnedildi.

İki çocuk babası olan Gülek, V. Ecevit Hükümeti’nde Devlet Bakanı olan Tayyibe Gülek’in babasıdır.

Kasım Gülek, Fethullah Gülen’in üzerine bina edilen Amerikan çıkarlarına uygun İslam projesinin kavşağındaki en kritik isim. Yeni Şafak’ın ulaştığı raporlar, Atatürk’ün zehirlendiğini gizleyenlerden biri olan Gülek ile Gülen’in 1960’lardan itibaren tanıştıklarını söylüyor.

***

Türkiye’de tek parti rejiminin baskısından bunalan Anadolu halkının uyandığı 1940’lı yılların sonu, Amerika’nın da yükselen yeni güç olarak İslam dünyasıyla irtibata geçmeye başladığı dönem olarak kabul ediliyor. Ezanın Arapça okunmaya başladığı, İmam Hatip okullarının temellerinin atıldığı Demokrat Partili yıllarda bu uyanış yerini başkaldırıya bıraktı. 27 Mayıs 1960 darbesini fiili olarak destekleyen ABD, Adnan Menderes’in iktidarında yaşanan “Türkiye’yi gerçek bağımsızlığına kavuşturma” girişimlerinin farkında olarak yeni bir politika geliştirdi.

***

Adına Komünizmle Mücadele denilen, ancak 1940'lardaki komünist hareketlere karşı geliştirilen tepkiden farklı bir kavrama sahip bu yeni sürecin tek amacı vardı: ABD’nin izin verdiği kadar Müslümanlık.

***

İKİ İSİM ÖZEL SEÇİLDİ

İstiklal Savaşı’ndan kahramanca çıkmış, babalarının yazdığı şanlı destanı -tek parti dönemindeki baskıya rağmen- imanla dolu göğüslerinde yaşatmayı başaran bir milleti manevi esaret altına alabilmenin ise tek yolu vardı: İçeriden kuşatmak. Bugün baktığımızda 1960’lı yıllarda bu amaçla seçilen isimlerin tesadüf olmadığını, bu kişilerin aile yapıları ile toplumun tüm kesimini kontrol altına alma potansiyeli taşıdıklarını görebiliyoruz. İşte bu kavşakta karşımıza iki kilit isim çıkıyor: Kasım Gülek ve Fethullah Gülen.

BİR TAŞLA İKİ KUŞ

Kasım Gülek’in hem kendisi ve yakınlarının anlattığı hem de istihbarat raporlarına giren hayat hikâyesinde çok önemli iki nokta var: Birincisi aile geçmişi. Babası Adana'dan İstanbul'a üniversite okumak için gelen ilk kişi. Millî Mücadele’nin önemli isimlerinden.

Çanakkale Savaşı’nda cepheye pansuman için bedelsiz pamuk ve sargı bezi gönderen bir eczacı.

İttihat ve Terakki'nin Çukurova Sorumlusu...

İkinci bilgi ise Gülek’in siyaset sahnesine bizzat Kemal Atatürk tarafından sokulmuş ve kontenjandan Bilecik milletvekili seçilmiş olması. Bu iki vasıf, Gülek’in toplum nezdinde muteberliğini, ulusalcı zihinlerde “bizden biri” olarak algılanmasını yani Amerika’nın menfaatlerine uygun İslami düzenin Kemalizm ayağını olgunlaştırdı.

GÜLEK GEÇMİŞİN ADAMIYDI GÜLEN BUGÜNE HAZIRLANDI

Gülek, yeni dönemin geçmişle bağlantısını kurarken Gülen'e ise farklı bir vazife yüklendi. Fethullah Gülen, Erzurum gibi İslami hassasiyetleri son derece yüksek bir Doğu Anadolu şehrinde doğmuş, gelecekte Türkiye'de söz sahibi olacak köylü siyasetçilerle iyi ilişkiler kurabilme potansiyeline sahip ve en önemlisi bir köy imamının kendini kanıtlamak isteyen hırslı oğlu olarak projenin bugüne uzanan köprüsü oldu.

Bu iki ismin siyaset tarzı itibariyle yollarının kesiştiği bu kritik kavşakta önemli nokta ise 1963 yılında bir anda Türkiye'nin dört bir yanına yayılan Komünizmle Mücadele Dernekleri. CIA destekli bir kontrgerilla faaliyeti olduğu herkesçe bilinen bu dernekler, Fethullah Gülen’in siyaset sahnesinde göründüğü ilk kurum oldu.

***

Komünizmle Mücadele Derneği ile başlayan ve İzmir’de devam eden ABD-Gülek-Gülen ilişkilerine dair tespitler yer alıyor. Söz konusu istihbarat raporu, Kore-Amerika-Türkiye üçgenindeki bu üç sacayağının bağlantılarını tek tek açıklıyor. İşte o rapordan detaylar: “Fethullah Gülen’in Kasım Gülek ile ilişkileri 1960 yılına dayanmaktadır. Fethullah Gülen'in CIA, MOSSAD, Moon tarikatı bağlantılarını bilakis Kasım Gülek sağlamış ve birlikte birçok projeye imza atmışlardır. Erzurum ve İzmir’de Komünizmle Mücadele Dernekleri kurulmuş, Fethullah Gülen bu derneğin kurulmasında ve yönetiminde yer almıştır. Fethullah Gülen Komünizmle Mücadele Derneğini Erzurum'da açarken bu dernekle Milliyetçi mukaddesatçı yapılanmayı örgütledi”.

***

BABASI İTTİHAT VE TERAKKİ'NİN ÇUKUROVA SORUMLUSUYDU

Altın Şehir Adana isimli Kent Kültürü Dergisi'nin Kasım Gülek'in kızı Tayyibe Gülek ile yaptığı röportajda Gülek ailesiyle ilginç detaylar var. Bu röportajdan Kasım Gülek'in babası Mustafa Rıfat Bey'in Adan a’dan İstanbul'a üniversite okumaya giden ilk kişi olduğunu öğreniyoruz. Döndükten sonra Adana'da 1902'de bir Türk'e ait ilk eczaneyi açan Mustafa Rıfat'ın (1947'de öldü) torunu ve Türkiye'nin ilk kadın bakanlarından Tayyibe Gülek'in anlattıkları bir hayli ilginç.

Mesela Çanakkale Savaşı'nda Adana'da üretilen pamuğun hidrofilize edilerek pansumanda kullanılabilir hâle getirilmesini sağlamış. Bu bilgilerden sonra aynı röportajda Gülek'in söz konusu hizmet için bizzat Talat Paşa tarafından davet edildiği aktarılıyor.

SIRLARI İFŞA ETMEYECEĞİM

Yeni Şafak'ın yayınladığı 25 Mart 1975 tarihli belgede Fethullah Gülen'in Mason Locası'ndan ayrılan isimlerin kurduğu Türkiye Büyük Mason Mahfili'ndeki 'Tekris Yemini' var. Masonluk literatüründe “Tekris” hem örgüte giriş sırasında hem de derece yükseldiğinde yapılan yemine deniliyor.

Türkiye Büyük Mason Mahfili antetli “Tekris Yemini'nde” Gülen’in verdiği sözler büyük bir sadakat vurgusu içeriyor. Kamuoyunun takdirine sunulan Masonluk belgelerine ilişkin bir Mason örgütünce yapılan “Fethullah Gülen üyemiz değildir” açıklaması, tarih boyunca tüm faaliyetlerini gizli olarak yürüten, kendilerinin izni olmadan hiçbir üyesinin bilgisini kamuoyu ile paylaşmayan bir örgütün kendi kendini yalanlaması olarak tarihe geçti.

***

1995’te Sabah'tan Nuriye Akman ve Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök’e Türkiye’nin içinde bulunduğu durum hakkında, Başbakan Tansu Çiller ile görüşmüş, İslamiyet, siyaset, kadın ve eğitim konularında röportajlar vermiş.

Bu yıllarda ayrıca Cumhuriyet Gazetesi ve Hikmet Çetinkaya’dan dava yoluyla almaya hak kazandığı 150 milyonluk tazminatları Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı’na bağışlamış.

1999 yılı Mart ayında sağlık sorunları nedeni ile Amerika Birleşik Devletleri’ne giden Gülen, o tarihten bu yana, ABD’nin Pensilvanya eyaletindeki bir kasabada yaşamakta. Şeker Hastası ve bir ayağı çukurda; kendisini ABD’ye gitmesi için teşvik edenler arasında benim de yakinen tanıdığım İzmirli bir aile var. Bu aile de ilginç; hem dindardırlar, hem de muhtelif sosyal kulüplerde faal olarak yer alırlar. Bir kısmı rakısını da, viskisini de içer.

İsteyen beni arasın, kendisiyle tanışmak isteyenlere gerekli bilgiyi verebilirim.

***

2000 sonrası

Bu dönemde Reuters haber ajansı, New York Times gazetesi, Le Mondegazetesi, Time dergisi, The Economist dergisi, Foreign Policy dergisi gibi yayın organlarında Gülen ve Hareketi hakkında inceleme yazıları ve röportajlar yayınlanmıştır.

Haziran 2008’de ABD’den Foreign Policy ve Birleşik Krallık’tan Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünya’nın ilk 100 entellektüeli listesinde yer almıştır. Ayrıca 2013 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri olarak gösterilmiştir.

Bu kadar az tahsilli bir insan nasıl bu kadar tanınabilir?

Tabii ki propaganda ile.

Ne demişti Goebbels?

Hakikat tekrar edilen şeydir!

***

Hakkında açılan davalar: 28 Şubat süreci devam ederken 1999 yılı Haziran ayında ulusal televizyon kanallarında yayınlanan bazı video görüntüleri Türkiye'deki, laik düzen yerine şeriata dayalı bir İslam devleti kurmak için taraftarlarını teşvik ettiği suçlamalarına neden oldu. Bunun üzerine, 22 Ağustos 2000 tarihinde aleyhinde dava  açılmış, bu dava 2000 yılı Aralık ayında çıkan af ile askıya alınmıştır. 2006 yılında Terörle Mücadele Kanununda (TMK) yapılan değişiklik sonrasında Gülen’in avukatlarının başvurusu nedeniyle yeniden görülmüş, 2008 yılında cürüm ve şiddete başvurarak teşekkül oluşturduğuna dair delil olmadığından beraat etmiş ve karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da oy birliği ile onanmıştır.

Ocak 2008’de devlet kadrolarına sızdıkları yolundaki iddialara değinen Gülen, bir insanın kendi millet fertlerini yine kendi memleketindeki bazı müesseselere girmesi için teşvik etmesine sızma denemeyeceğini söyledi:

Teşvik edilen insanlar da o müesseseler de bu ülkeye ait. Kastedilen mânâdaki sızmayı belli bir dönemde Türk Milletinden olmayanlar yaptılar hatta belli yere kadar geldiler. Belki endişelerinin altında o sızıntıların fark edilmiş olabileceği endişesi var. Bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır girer oraya; mülkiyeye de girer adliyeye de, istihbarata da girer hariciyeye de.

30 Ekim 2014 yılında gerçekleştirilen ve yaklaşık 10 saat süren MGK sonucunda Fethullah Gülen’e bağlı kurumlar ifade edilerek legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar olarak kaydedilmiştir.

***

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan alınacak bu karar için öncesinde “onlarla ilgili çok daha farklı bir adımı atacağız. Çünkü bu operasyon öyle mevzi değildir. Geneldir ve bunun adımını atacağız. Bu ay yapacağımız Millî Güvenlik Kurulu toplantısında benim de önemli bir gündemim olacak, o da bunların yanında ülkemizi tehdit eden hangi unsurlar varsa, bunlara yönelik Millî Güvenlik Belgesi'nin gözden geçirilmesidir” demiştir.

***

Bu karar sonrasında MGK Genel Sekreteri Seyfullah Hacımüftüoğlu tarafından Kırmızı Kitap veya Millî Güvenlik Siyaset Belgesi(MGSB) olarak adlandırılan resmi kitaba Fethullah Gülen ile bağlantılı kurumlar PDY/PÖ (Paralel Devlet Yapılanması/Pensilvanya Örgütü) adı altında eklenmiş ve Fethullah Gülen devlet düşmanı olarak kabul edilmiştir. MGK'da alınan bu kararlar 24 Kasım 2014 yılında gerçekleştirilen Bakanlar Kurulunda onaylanmış ve böylece resmiyet kazanarak MGK Genel Sekreterliği'ne gönderilmiştir.

İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebini şu gerekçe ile uygun görüp, Fethullah Gülen hakkında yakalama kararı çıkardı.

İstanbul merkezli paralel yapı soruşturması kapsamında Fethullah Gülen hakkında verdiği kararda, “Şüphelinin soruşturma kapsamında, örgüt kurarak yönettiği yönünde kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, 10 yılı aşkın süredir yurt dışında olduğu ve dönmediği, şüpheliye ulaşılamaması ve savunmasının tespitinin mümkün olmaması nedeniyle terör örgütü kurma ve yönetme suçundan hakkında yakalama kararı çıkarılması şeklinde hüküm kurulmuştur” ifadeleri yer aldı.

***

Gülen Hareketi

Gülen hareketi, Risale-i Nur’larda Said Nursi tarafından sıkça kullanılan ve kendisinin ana hareket ekseni olarak tarif edilen “hizmet-i imaniye ve Kur’âniye” deyiminin zaman içerisinde kısaltılması ile oluşan bir terimdir. Cemaatin kendisini bir sivil toplum hareketi olarak konumlandırması ile cemaatin her türden kurumsal faaliyetlerini de içine alan bir kapsam genişliğine ulaşmıştır.

***

Gülen Hareketi, Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelerde eğitim ve sosyal amaçlı faaliyetler gösteren bir organizasyondur. Eğitimde Gülen tarafından “altın nesil” olarak ifade edilen bir insan modelini yetiştirme amaçlı ev, okul, dershane, kültür merkezleri, üniversite gibi kurumlar oluşturulmuştur. Ayrıca cemaatin bu faaliyetlerini finanse etmek için kullandığı, yardım organizasyonlarını gerçekleştirdiği çeşitli vakıf ve dernekleri ile ticarî faaliyet gösteren basın yayın kuruluşları, hastaneleri ve finans kurumları mevcuttur.

Hareket, çeşitli toplum kesimlerince Türkiye içi ve dışında, eğitime, Türk kültürünü tanıtmaya, dinler arası diyaloğa ve fakirlikle mücadeleye yaptığı katkılardan dolayı desteklenirken, başka kesimlerince de laiklik için bir tehlike olarak görülmesinin yanı sıra siyasî ve ekonomik bir güç hâline gelmesi nedeniyle de eleştirilmektedir.

***

Gülen’in çeşitli konuları ele alan çok sayıda kitap, makale, kaset, görüntülü video ve şiirleri mevcuttur. Eserleri başta İngilizce, Arapça, Almanca, İspanyolca ve Rusça olmak üzere değişik dillere çevrilmiştir.

Gülen hakkında birçok biyografi ve inceleme kitapları yayınlanmış ve yurt dışındaki çeşitli kurum ve üniversitelerde hakkında akademik konferanslar yapılmış ve bu konferanslarda 200’den fazla tebliğ sunulmuştur. Fethullah Gülen’e ait olan Kırık Mızrap adlı şiir kitabından alınan 11 şiir; 2005 yılında Ahmet Özhan tarafından Hüzünlü Gurbet albümünde yorumlanmıştır. 

***

2013 yılında ise aralarında Natacha Atlas, Bahroma, Ely Bruna gibi ünlü sanatçıların bulunduğu 12 sanatçı Gülen’e ait 12 şiiri İngilizce olarak Rise Up - Colours of Peace adlı albümde yorumlamıştır.

***

Bu memleketi kuranlar misakı millî (ulusal ant) anlayışıyla kurdular.

Misak-ı Millî veya Millî Misak ile Millî Yemin (yani Ulusal Ant), Türk İstiklal Harbi’nin siyasî manifestosu olan siyasî manifestosu olan altı maddelik bildirinin adıdır.

İstanbul’da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi  tarafından 28 Şubat 1920’de oybirliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat’ta kamuoyuna açıklanmıştır.

Bildiri, I. Dünya Harbi’ni sona erdirecek olan barış antlaşmasında Türkiye'nin kabul ettiği asgari barış şartlarını içerir.

Toplantıdan çıkan kararlar arasında, özellikle Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyesi milletvekillerinin yoğun çabasıyla gizli bir oturumda daha önce Mustafa Kemal Atatürk tarafından hazırlanan Misak-ı millinin (Milli Ant) kabul edilmesi vardır (28 Ocak 1920).

***

Bildiri mecliste Ahd-ı Millî Beyannamesi adıyla kabul edilmiş, ancak daha sonra “Misak-ı Millî” olarak anılmıştır. Her iki deyim Ulusal Yemin anlamına da gelir. Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları, büyük ölçüde, Misak-ı Millî ilkeleri doğrultusunda oluşmuştur.

***

Genelgeler İçin Yapılan Görüşmeler

Misak-ı Millî’nin ana hatları Erzurum Kongresi (22 Temmuz - 7 Ağustos 1919) ve Sivas Kongresi’nde (4-11 Eylül 1919) biçimlendi.

Sivas Kongresi’nin talepleri doğrultusunda Osmanlı Hükumeti 11 Eylül’de genel seçim kararı aldı. Kasım ayında yapılan seçimlerde, Anadolu’nun her ilinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin gösterdiği adayla kazandı. Seçilen adaylar Aralık ayı ve 1920 Ocak ayının ilk günleri boyunca ikişer üçer kişilik gruplar hâlinde Ankara'ya gelerek Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti) üyeleriyle görüştüler. Bildiri metni bu görüşmelerde son hâlini aldı.

***

Heyet-i Temsiliye üyelerince imzalanan metin, Trabzon mebusu Hüsrev Sami Bey (Gerede) aracılığıyla İstanbul'a gönderildi.

12 Ocak 1920’de İstanbul’da çalışmalarına başlayan Meclis, yönetim organlarını seçtikten hemen sonra bildiri konusunu ele aldı. 28 Ocak’ta yapılan bir kapalı oturumda “Ahd-ı Millî Beyannamesi” kabul edildi. 12 Şubat’ta Edirne mebusu Şeref Bey’in teklifi üzerine, beyannamenin bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklanmasını kararlaştırıldı.Beyannamenin kabulü ve yayımlanma biçimiyle ilgili henüz açıklığa kavuşturulmamış bazı noktalar mevcuttur. Her şeyden önce beyannameye ilişkin görüşmeler ve özgün metin Meclis-i Mebusan zabıtlarında yoktur. Bu durumda beyannamenin resmi bir oturumda değil, (Meclis üyelerinin tümüne yakınını kapsayan) Felah-ı Vatan grubunda kabul edilmiş olduğu ihtimali dile getirilmiştir.

***

Birleşik Krallık Büyükelçisi Sir Horace Rumbold, “yayınlanmış hiçbir imza listesi yoktur” diyerek, izlenen prosedürün “misakın geçerliliğini kuşkulu kıldığını” iddia eder.Bunun yanı sıra, Ankara’da hazırlanan 8 maddelik metinle İstanbul’da kabul edilen 6 maddelik metin arasında da farklar vardır. Ankara metninde bulunan, savaş suçlularının cezalandırılmasına ilişkin madde son metinden çıkarılmıştır. Ankara metninde iki ayrı maddede yazılan “mütareke sınırı” ve “Müslüman halkın bölünmezliği” konuları İstanbul’da birleştirilmiştir. Son maddede Milletler Cemiyeti’ni savunan bir ibare İstanbul’da ilan edilen metinden çıkarılmıştır.

***

En önemli belirsizlik birinci maddededir. Ankara’da düzenlenen metinde, Mondros Mütarekesi ile belirlenen sınırların “içinde” yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğunun “bölünmez bir bütün” olduğu vurgulanırken, İstanbul’da bu ifade —bazı kaynaklara göre- “mütareke çizgisinin içinde ve dışında” yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğu olarak değiştirilmiştir. Yayımlanmış olan Misak-ı Millî metinlerinin bir bölümünde “ve dışında” deyimi vardır, bir kısmında ise yoktur. Misak-ı Millî’nin can damarını oluşturan sınırlar meselesindeki bu belirsizlik dikkat çekicidir.

***

Ben, Nur Risalelerinin bir kısmını lügat yardımıyla okudum ve diğer bütün kutsal kitaplardakinden fazla farklı bir özellik de bulmadım.

Bunlar da büyüsel düşünceyle yazılmış şeyler. Nass ve bilimsellikten uzak…

Bu makalede derlediğim şeylerin hepsini İnternetten derledim.

Doğrulukları çok şüphe götürür!

Fethullah Gülen’in Mason olmadığı kesin. Kasım Gülek ise girmiş olabilir; bilemem ama oturuyor sanki.

***

Belki de Ütopik ama hiç yeni olmayan bir dileğim var: Bir Millî Mutabakat Hükumeti kurulması ve teknokratlardan, bilim adamlarından ve tertemiz isimli kişilerden oluşması

Yoksa Ankara civarında hapsolmuş küçük bir Türkistan olarak kalırız. Ege dâhil, her yer gider. Sevres’i ararız!

Dün Hürriyet Gazetesine yapılanlar, adeta bir virüs gibi her tarafa bulaşıp, yayılabilir! 

Bu arada, Atatürk'ü kimse zehirlememişti. Sıtma olduğu için Kinin verilmişti. Bugün de kullanılıyor bu ilaç!

Kasım Gülek Mason muydu? Bu konuda sanırım HKMBL bir açıklama yapar, eğer uygun görülürse…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 10 Eylül 2015 Perşembe

ONAYLAMAYALIM…
RUHSAL TRAVMALARDAN SONRA GÖRÜLEN SORUNLAR

Related Posts

 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil