Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

HÜSAMETTİN CİNDORUK'UN İTİRAFLARI

Akşam gazetesinde Enver Aysever, "sağ siyasetin baş mimarlarından" Hüsamettin Cindoruk'la bir mülâkat yapmış, imlâ tashihiyle nakledeyim önce.

***

Demirel, Özal'da yanıldı, Çiller benim hatam!

Özal'dan Demirel'e, Erdoğan'dan Gül'e, Sezer'e tüm siyasî figürleri konuştuğumuz Hüsamettin Cindoruk'tan samimi bir "itiraf: Demirel, Özal'ı kendine çok yakın, bağlı görüyordu. Tarihî yanılgısı onu müsteşar yapmasıdır. Çiller yanılgısı bana âittir. Aday olmaktan çekildiğim içindir.

Türkiye'de Cumhuriyetçi ve anti-Cumhuriyetçiler gibi bir cephe oluştu...

Eskiden farklılaşma sol ve sağ üzerindeydi, şimdi Cumhuriyet'e ve Cumhuriyet'in bâzı değerlerine karşıtlık ikilemi üzerine kurulu. Türkiye'nin son yıllardaki ikilemi ideolojik olmaktan çıktı, teolojiye dayalı târiflerin etrafında dönmeye başladı. Anadolu'da Cumhuriyetçi gelenek ve değerlere baskı var. AKP'nin siyaset yapma hakkına hep saygı duymuşumdur. Bir muhafazakâr partinin olması Türkiye'de siyaseti zenginleştirir. Bütün sıkıntı AKP'nin iktidara geldikten sonra temeli Osmanlı'dan gelen dinci hareketi zorla yerleştirmek istemesidir.

AKP Millî Görüş'ten kopmadı mı?

Bunu söylemeleri mümkün değil. Reddetmeleri konjonktür icabıdır. Millî Görüş'ün temeli yurtdışındadır. AKP dinci bir partidir.

50'DEN SONRA HALK ÇIKTI

Sizin veya mesai arkadaşlarınızın bugüne gelinmesinde kusuru yok mu?

Cumhuriyetçilerin sıkıntısı 1950 seçimlerinden sonra başlamıştır. 50 seçimlerinden sonra halkın talepleri çıktı. Halkın yaşam biçimi Türkiye'de kim ne derse desin bir Müslüman yaşam biçimi.

Bunu cumhuriyet adına bir kayıp mı sayarsınız, bir kazanç mı?

Cumhuriyet durağan bir rejim değil, dinamizmi var. Anadolu'daki halklar bir müddet sonra hak ve özgürlüklerini elde edince taleplerde bulunmaya başladılar. Bunun en basit misali ezan mes'elesidir.

LÂİKLİKLE İSLÂM ÇATIŞIR

Azınlıklar gönderilmeseydi daha demokrat, lâik olur muyduk?

Türkiye'de yeterince Süryani, Ermeni, Musevî vatandaşımız var ama onların direnci yetmez. Çoğunluğu Müslüman olan insanların lâikliği benimsemesi gerekir. Lâiklikle Müslümanlığın çatıştığı da doğru!

Orayı bir açın isterseniz...

Erdoğan'ın sıklıkla söylediği "devletler lâik olabilir ama bireyler lâik olamaz esprisinde bu var. Eğer lâikliği, bireyi temsil eden bir olgu olarak görüyorsanız Erdoğan haklı.

Erdoğan laikliğe inanıyor mu sizce?

Hayır. Zâten söylüyor bunu.

Demokrasiye inanıyor mu?

Bir demokrasi çizgisi çizmiş, ona inanıyor. Ama o çizgi içerisinde telâffuz ettiği önemli bir ibâre var: Ilımlı İslâm. Bu aslında koyu bir dincinin lâiklik ve Cumhuriyet'le birleşmesi için bir formül.

Erdoğan koyu dinci mi?

Elbette! İmam hatip mezunu. Batı'da ruhban bir başbakan yok ama Türkiye'de imam bir başbakan var. Ayıplamak da zor! Din disipliniyle yetişmiş bir kişinin siyasette bu kadar açılım yapması bile takdire değer.

AB ölçütlerine saygı gösterebilir mi?

Gösteremez. AB de ona saygı göstermiyor. Sayın Erdoğan, Sayın Gül ve Sayın Babacan'ın eşleri türbanlı. Avrupa'nın hukuk ölçüsüne göre türban bir propaganda vâsıtası. Papalık'tan, Haçlı Seferleri'nden canı yanmış Avrupa, Türkiye'nin içine girerek, İslâm propagandası yapmasına hem de üst düzey görevlilerinin eşleriyle yapmasına râzı gelmez.

Gül de mi aynıdır?

Tabii. Sayın Erdoğan'la beraber siyaset yapmadım ama Gül'le yaptım. 1991/1995 arası ben Meclis Başkanlığı yaparken Gül Parlamento'daydı. Lâiklik karşıtı çok önemli konuşmalar yapmıştır.

Gül sizin cumhurbaşkanınız olabildi mi?

Hayır. Benim târifime uymuyor. Ben 10 cumhurbaşkanıyla da yaşadım. Üçüyle çok yakındım. Biri Bayar, biri Özal, biri Demirel.

Sizin içinde bulunduğunuz siyasî hareketin tarikat, cemaat ilişkileri nasıldı?

Biz bu işin içine girmedik. Demirel de girmedi. Bizde tarikat ilişkisi yoktur.

ANAP dönemi için ne diyorsunuz?

Özal devleti bilen bir adam. Devletin bölünebileceğini bilmek için halkı bölmenin yeterli olacağını bilir. Özal bunu bildiği için siyasetin içine tarikatçılığı, dinciliği getirmedi, belli ölçülerde tuttu. Bir de tabii onun avantajı eşiydi, çocuklarıydı. Onların lâik hayat tarzları onu daha muktedir tuttu. Ilımlı İslâm gibi sözler söylemedi. Uygulamadı.

Demirel'le ilişkileri nasıldı?

Demirel, Özal'ı kendine çok yakın buluyordu. Ona çok bağlı görüyordu. Demirel'in tarihî yanılgısı Özal'ı müsteşar yapmasıdır. Kendi rakibini, talebelerinden birisini buraya getirerek ihtilâle bir hediyede bulundu.

ÇİLLER SİYASETÇİ DEĞİL

İhtilâlden sonraki yanılgısı neydi peki? Tansu Çiller mi?

O yanılgı bana âittir. Aday olmaktan çekildiğim için.

Biraz açar mısınız?

Geldi geçti. Bence çok da etkili olmadı. Anlatılır bir tarafı yok.

Tansu Hanım önemsiz bir siyasetçidir mi diyorsunuz?

Hayır. Siyasetçi değil zâten.

Önemsiz bir başbakan mıydı?

Önemsiz de değil etkili de değil.

Sezer iyi hukukçu ama cumhurbaşkanı olamadı

Merkez sağın İslâmlaşması nasıl oldu?

Yassıada'daki tutukluların yüzde 60'ı İstiklâl madalyalıydı. Meselâ Fikret Bey, Atatürk'ün kalem müdürü. Demokrat Parti üzerinde yapılmış hatalar vardır, lâiklik konusunda.

LÂİKLİK SİPERİNİ CHP KALDIRDI

Orada mı başladığını düşünüyorsunuz lâiklikteki kırılmanın?

Hayır. 1946'dan sonra CHP döneminde Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer döneminde imam hatip liselerini açmıştır. Köy enstitülerini kapatmıştır. O dönemden başlayan bir gerilim var. Lâiklik siperlerini evvelâ CHP ortadan kaldırdı.

Sayın Demirel'in bu konuda kusuru yok mu?

Sayın Demirel inançlı bir insandı. Düşünün, Türkiye'de cumaya giden ilk başbakandı. Ama ölçüleri iyi kurmuştu. İmam hatip liseleri konusunda yanılgıya düştüğünü tesbit etmek gerekiyor. O bunu söylemez. Söylemesi de beklenemez. İmam hatip lisesi bir ruhban okulu! Türkiye'de ruhban okulları yoktu eskiden, medreseler vardı. Cumhuriyet bunu ortadan kaldırmak için iyi niyetle açtı bu okulları. Kaliteli imam yetiştirmek, amaç buydu. Benim yanılgı dediğim, Adalet Partisi'nde imam hatip liselerinin meslek lisesi gibi açılmasıdır.

Demirel'in cumhurbaşkanlığı dönemi için ne düşünüyorsunuz?

Olgunluk çağı vardır siyasetçinin. Gerçekten örnek olacak bir cumhurbaşkanlığı yapmıştır. Cumhurbaşkanlığını kurumlaştırmıştır. Sezer bir cumhurbaşkanı değildi, olamadı da. Buna mukabil bu kurumu zedelemedi. İlerletmedi ama geriye de düşürmedi. Sezer çok iyi bir hukukçu ama cumhurbaşkanlığı için biraz da siyasal birikim gerekiyor.

Birinci Cumhuriyet Sezer'le bitti, İkinci Cumhuriyet Gül'le başladı denebilir mi?

Çok ironi olur. Cumhuriyet dayanıklı çıktı bence.

Nelere direniyor sizce?

Benim burada değişik bir tesbitim var: Cumhuriyet direnirken siyaseti kullanmıyor, yargıyı kullanıyor. Siyaset cumhuriyeti korumakta yetersiz kaldı, yargı korumaya başladı.

Darbe olmaz diyemem

Kürt sorununun geldiği nokta nasıl sizce?

Hükûmet, Kürt mes'elesini bile dinsel bir yolla aşmaya çalışıyor. Kaybetmeyi göze alacağınız kurallar getireceksiniz demokrasiye. Kaybetmekten korkmuyorsanız başarılı olursunuz. Türkiye'yi bütünleştirirsiniz. Cemevi açmakla, Muharrem ayını TV'de göstermekle Alevi yakınlaşması olmaz. Bir başbakanın bu konuyu böylesine basit bir yolla çözebileceğine inanmasını da çok garipsiyorum. Aynı şekilde Kürt mes'elesinde Osmanlı'dan bu yana gelen bir ayrımcılık var. Bu ayrımcılıkları Kürtçe eğitimle, kanallarla çözemezsiniz.

Aleviler lâikliğin teminatı olarak da görülüyor. Buna ne diyeceksiniz?

Siyasete bulaşmazlarsa doğru. Alevilik devlet baskısı altında yıpranmıştır. Devlet ve devleti idare edenler din alanına girmemelidir. Biz din adamı değiliz. Dini düzeltmek mümkün değildir.

Buna teşebbüs eden mi var?

AKP. Toplum mühendisi değil, toplum anarşisti diyorum ben bunlara. Açıyorsunuz gazeteleri her gün bir bakan, belediye başkanı, AKP'li bir arkadaşımız dinî bir konuda hüküm kesiyor.

Türkiye ekonomik krizi ve siyasal gerilimi taşıyabilir mi?

29 Mart seçimleri referandum niteliğindedir. Seçim sonuçlarını AKP lehine yorumlarsa sâdece ekonomik bunalım değil, çok büyük bir bunalım daha çıkar ortaya. Ben meydanlardan korkarım.

Türkiye'de ara rejim korkusu her zaman var mı?

Hiçbir zaman Türkiye'de darbe olmaz demedim. Yine demem çünkü sivil iktidarlar darbeye karşı birleşemiyorlar.

Yoldayken...

Bir söyleşimizde "Ben sağın en solundayım demişti Cindoruk". Karlı 31 Aralık günü, rengârenk İstiklâl Caddesi'nde ilerlerken bunu düşündüm. İdeolojik partilerin genellikle marjinal kaldığı demokrasi tarihimizde bir ilk olmuş ve düzen en büyük muhalifini iktidar yapmıştı. Ve elbet cumhuriyetin yarattığı tüm bireyler kaygılı ve yüksek perdeden konuşuyorlardı...

Zinde, güler yüzlü bir adam Hüsamettin Cindoruk. Söylemi keskin ama şakacılığıyla aklımızda kalacak. Geniş bir çalışma bürosunda söyleştik. Gördüğüm kitaplar siyaset, anı, hukuk üstüneydi. Klâsik tarzda dekore edilmiş, düzenli, sıcak bir ortam yaratmıştı deneyimli siyaset adamı...

Çelebi bakışları güven veriyor doğrusu. Sanki ikinci adam olmak özel tercihiymiş gibi. Elde olmadan sordum kendime: Bugün âkil kişi ararken, niçin Cindoruk gibilerinden yararlanmaz düzen?

Askerî müdahalelerden söz açtığımızda sâhici bir kaygı duyduğunu gördüm Cindoruk'un. Bunu anlamlı buluyorum. Devleti bilen, tanıyan birinden bunu duymak dikkate değer... Açılım açılım dediklerimiz, acaba izinli olanlar mı?

Erdoğan "İkinci Anayasa Mahkemesi" sözünde haklı

Seçimlere itimadınız var mı?

Hayır, yok.

YSK'ya mı güveniniz kalmadı?

Bu iktidar bâzı belediyelerin kapanması ile ilgili yasa çıkardı, yasa Anayasa Mahkemesi denetiminden geçti. Bu kesin bir karar hâline gelmiştir. Çünkü yasayı denetleyecek mahkeme buna evet demiştir. Sayın Erdoğan'ın söylediğinde haklılık var. İkinci bir Anayasa Mahkemesi gibi Danıştay'ın devreye girmesini ben bir hukukçu olarak yanlış buluyorum. Yüksek Seçim Kurulu'nun kararını da yanlış buluyorum. Ama unutmayın, Erdoğan'ı başbakan yapan da aynı YSK!

ÖZAL'IN ÖZDEN'E KAZIĞI

Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç'la Başkanvekili Osman Paksüt gerginliği için ne diyeceksiniz?

Haşim Kılıç bence muhasebe uzmanıdır. Turgut Özal onu getirdi. 15 Mayıs 1993'te Özal'la beraber Anayasa Mahkemesi'ne bir cüppe giyme törenine katıldım. Ben Meclis Başkanı'yım, o Cumhurbaşkanı. Başkan Yekta Güngör Özden. Daha önce Özal'ın tâyin ettiği bir profesöre, gerici diye, birtakım kulplar bularak cüppe giydirmedi. Ondan sonra Özal bu zâtı tâyin etti. Adı Sacit Adalı. Yekta Güngör Özden, Adalı'ya cüppeyi giydirdi. Özal kulağıma dedi ki: "Senin arkadaşına ufak bir kazık attım; bu ötekinden daha tutucu. Nereden buldunuz" dedim. "Bakü Üniversitesi'nden" dedi.

Bu kime atılmış bir kazıktı?

Bu yargıçların kimliklerini tartışmaya açan bir tâyindi. Nitekim o günden sonra Adalı ve Kılıç eküri hâline geldiler (MKD: "Eküri Fransızca'da ahır demek; bizde mecazî olarak sürekli bir arada bulunan, ortak iş yapan kişiler anlamında kullanılıyor).

***

Şimdi klavyeye ben (MKD) geçiyorum.

Bu mekânda kendi dimağım ve zekâm yettiğince yaptığım tahlilleri, doğru olacağını düşündüğüm tedbirleri ve tesbitleri yazmaktayım.

Yılların kurt siyasetçisi ve devlet adamının her söylediğini burada bulabilirsiniz. Ben de sağın en solundayım ve solun en sağındayım, çünkü bu cılkı çıkmış, anlamını kaybetmiş ama mugalâta amacıyla sürekli olarak kullanılan kelimelerin ifâde ettikleri kavramlar (concepts) veya mefhumlar (notions) yok artık! Sayın Cindoruk'un da zımnen anlattığı bu zâten. Kırmızı noktam ise sarih: Atatürk ilke ve inkılâpları, gerek ruh gerekse tarz olarak! Bunun ne demek olduğunu anlamak için hayatını Moustafa'dan değil, sahih kaynaklardan okumak yeterlidir.

Devletlû'nun ve Gülümüz'ün ne olup olmadığını, anamız bacımız Tansu'nun ne olmadığını (zımnen de kocası Uçuran'ın ne olduğunu), en önemlisi de Turgut Özal namlı kişinin bu memlekete ne kötülükler yaptığını gâyet politik bir şekilde anlatmış.

Dün gece yarısı aynı gazeteci, yâni Enver Aysever, Metin Akpınar'a "aykırı sorular suâl eylemekteydi.

Hemen hemen tamamen aynı lâfları ediyordu(k).

Bilmeyenlere bir hatırlatma: Kendisi beni biliyormuş belli ki, Sayın Metin Akpınar'la öyle tanıştık. Kanal 1 televizyonunda memleket ve dünya mes'elelerini hicvedip insanımıza birtakım doğru mesajlar vermekti amacımız. Hâttâ önce Kürşat Başar'ın konuğu olduk televizyonda, şu sarışın cici entellektüel tarihçi manken kız da vardı. Neyse, Muhabbet Programı başladı, pek de âlâ gidiyorduk. Terör uzmanı Ercan Çitlioğlu da katıldı sonuncusuna.

Neden mi sonuncusuna? Kürtçülük, dincilik ve Fethullahçılık aleyhinde lâflar ettik, Atatürk'ten bahsettik, lisanın mahvının milletin sonu olacağını söyledik. Ve üçüncüsünden sonra "yukarıdan gelen" emirle Muhabbet bitti!

Bu arada Metin Bey'in meşhur sofralarına birkaç kere konuk olduk. Üçüncüsünde bütün dirayetime rağmen sabaha kadar dayandım ve tükendim, Mehmet Tuna'dan duyduğuma göre rekoru 3.5 gün imiş.

Dün gece seyrederken cebine bir not yolladım: "Neden ve niye uzaklaştınız bilmiyorum ama aynı şeyleri söylüyoruz gene.

Peki, neden mi?

Ercan Çitlioğlu () çağırdı, 2 saat civarında terörün psikolojik mekanizmalarını ve PKK'nın neden başarılı olduğunu, bunun nasıl anlatılabileceğini, kültür seferberliğinin şart olduğunu anlattım, hepsi kaydedildi. Sonra bir "asistanı arayıp deşifre edil(eme)miş konferansımı" düzeltip yollamamı "rica" etti. En hafif nezaket icabı neden kendisinin aramadığını ve nasıl olduğunu sormak için EÇ'yi defalarca aradım, haber bıraktım.

Hiç mukabele etmedi; herhâlde sakıncalı olmuştuk çünkü konferansta söylediklerimden birkaç lâf cımbızla çekilip internete "Kürt düşmanı darbeci profosör" diye düşmüştü, eski yazılarımda bulabilirsiniz.

Ha, evet, dün gece Metin Bey'in cebine bir not yolladım: "Neden ve niye uzaklaştınız bilmiyorum ama aynı şeyleri söylüyoruz gene" demiştim. O da mukabele etmedi fakiri hiç şaşırtmaksızın.

Çünkü o da alacağını almış ve menfaati bittiği için böylesine dobra dobra konuşan bir adamla takılmamak tercihini ihsas eylemişti; birkaç kere de, bana yapıldığında çok memnun olduğum bir şeyi ona yapmak kabahatini işledim; lisan hatasını tashih etmek gibi bir densizlik ettim! Tanrılar eleştirilemez yasasını unutmuştum. Yâni Muhabbet bitti.

***

Bu arada, dünyânın en önemli san'at ve kültür yarışması olan Eurovision'da bizi Shakira'nın temsil edeceği şarkıyı bayağı beğendim; çünkü tam amacına uygun, yâni beş para etmez, sıradan bir Batılı göbek havası. "Sish kebap, raki and belly dancing" rumuzlu turistik kulüplerde çok rağbet görür.

Bakalım bir Shakira bana "odipus kompleksim olduğunu" yazıp bir de sövecek mi?

Ha, "peki, sen neyi beğenirsin" diyecek olana peşinen bir adet cevap:

Hani şimdilerde sigara bağımlılığı sebebiyle sesini berbat etmiş bir şarkıcı var ya. Gençler bilmezler, dünyanın en önemli san'at ve kültür yarışması olan Eurovision'da bizi temsil etmişti "Seninle Bir Dakika" parçasıyla.

Evet, Semiha Yankı'dan bahsediyorum. Sirk cambazlığı ile geçinen bir âilenin kızıyken, ip cambazı olan ağabeyi trapezden düşüp ölünce müziğe yönelen, 1975'te, henüz 18 yaşındayken Kemal Ebcioğlu'nun o muhteşem bestesini 40 ° C ateşle hatasız icra edip sıfır çeken Semiha Yankı'dan.

İndirin internetten ve dinleyin, Seninle Bir Dakika hem güftesi, hem bestesi, hem de icrasıyla dünyanın en önemli san'at ve kültür yarışması olan Eurovision tarihinin en muhteşem parçasıdır; her dinleyişimde gözlerim dolar.

Neyse, şimdi bilim zamanı. "Yaşlılarda Rasyonel Antidepresan Kullanımı" ve "Serotonin Dopamin Antagonistleri Ne Getirdi Ne Götürdü" yazılarını klavyeye almak lâzım.

Yan gözle de televizyonlardaki uzman stagflâsyonunun Gazze yorumlarını mizah gözlüğüyle seyrediyorum.

Haydi, selâmetle
     şimdilik idare ediyoruz hamdolsun
           ama birkaç ay veya sene içerisinde İran ve akabinde Türkiye'ye yapılacaklar var ya.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 04 Ocak 2009 Pazar

ÇOK BASİTMİŞ GİBİ GÖZÜKEN BİRKAÇ SUÂL
ÖFKE, BİÂT ve ŞÜKÜR KÜLTÜRÜ
 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil