Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MAİDE SÛRESİ NEDİR?

Ortada öyle bir dezenformasyon ve misenformasyon var ki, ben de tekrar bir araştırdım.


http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=5&ayet=33 adresinde şöyle yazılmış:

ÂYET KARŞILAŞTIRMA!

  Mâide / 33

MEAL AÇ/KAPA (Sürekli açık kalmasını istediğiniz mealleri buradan seçebilirsiniz)

Arapça Metin Türkçe Transcript Abdülbaki Gölpınarlı Meali Ali Bulaç Meali

Abdullah Parlıyan meali Ahmet Varol Meali Ahmet Tekin Meali Ali Fikri Yavuz Meali

Cemal Külünkoğlu Meali Diyanet İşleri Meali (Eski) Diyanet İşleri Meali (Yeni) Diyanet Vakfı Meali

Edip Yüksel Meali Elmalılı Hamdi Yazır Meali Elmalılı Meali (Orjinal) Hasan Basri Çantay Meali

Hayrat Neşriyat Meali Kadri Çelik Meali Ömer Nasuhi Bilmen Meali Muhammed Esed Meali

Suat Yıldırım Meali Süleyman Ateş Meali Şaban Piriş Meali Ümit Şimşek Meali

Yaşar Nuri Öztürk Meali Yusuf Ali (English) M. Pickthall (English)

Arapça Metin

 إِنَّمَاجَزَاءُالَّذِينَيُحَارِبُونَاللَّهَوَرَسُولَهُوَيَسْعَوْنَفِيالْأَرْضِفَسَادًاأَنْيُقَتَّلُواأَوْيُصَلَّبُواأَوْتُقَطَّعَأَيْدِيهِمْوَأَرْجُلُهُمْمِنْخِلَافٍأَوْيُنْفَوْامِنَالْأَرْضِۚذَٰلِكَلَهُمْخِزْيٌفِيالدُّنْيَاۖوَلَهُمْفِيالْآخِرَةِعَذَابٌعَظِيمٌ

Türkçe Transcript (*)

İnnemâ cezâu-lleżîne yuhâribûna(A)llâhe verasûlehu veyes’avne fî-l-ardi fesâden en yukattelû ev yusallebû ev tukatta’a eydîhim veerculuhum min ilâfin ev yunfev mine-l-ard(i)(c) żâlike lehum izyun fî-ddunyâ(s) velehum fî-l-âirati ‘ażâbun ‘azîm(un)

Abdülbaki Gölpınarlı Meali

 Allah'a ve Resulüne savaş açanlarla yeryüzünde bozgunculuk etmeye koşanların cezaları, ancak öldürülmektir yâhut asılmaktır, çapraz olarak elleriyle ayaklarının kesilmesidir yâhut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyâda uğradıkları horluktur, ahiretteyse pek büyük bir azap vardır onlara.

Ali Bulaç Meali

 Allah'a ve Resûlü'ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyâdaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.

Abdullah Parlıyan Meali

 Allah'a ve elçisine karşı savaş açanların ve yeryüzünde hak düzeni bozmaya çalışanların, döneklik ve sapıklıkları yüzünden cezası; ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazvâri kesilmesi yâhut da bulundukları yerden sürülmeleridir. İşte bu onların bu dünyâda uğradıkları zillettir. Öteki dünyâda da, daha korkunç bir azap bekler onları.

Ahmet Varol Meali

 Allah'a ve Peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya uğraşanların cezaları ya öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyâda bir aşağılıktır; ahirette ise onlara büyük bir azap vardır. *

Ahmet Tekin Meali

 Allah ve Rasulüne, Kur'ân'a ve sünnete, müslümanlığa, müslüman nesillere karşı savaşan, güç ve iktidar sahiplerinin ve yeryüzünde yol keserek, anarşi çıkararak, cana mala tecavüz ederek, kamu güvenliğini ihlâl ederek fesat çıkarmaya çalışanların cezaları, suçlarının derecelerine göre ya öldürülmeleri, ya idam edilmeleri yâhut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yâhut da müebbet hapsedilmeleridir. Bu, onların dünyâdaki rezillik ve rüsvaylığıdır. Âhirette, ebedî yurtta da onlara büyük bir ceza vardır.

Ali Fikri Yavuz Meali

 Allah'a ve Peygamberi’ne karşı (Müslüman’lara karşı) savaşa kalkışanlarla yeryüzünde fesada çalışanların cezâsı, ancak öldürülmeleri, asılmaları yahut sağ elleriyle sol ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yâhud da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. İşte, bu ceza, onların dünyâdaki rüsvaylığıdır. Ahirette ise kendilerine büyük bir azâb vardır.

Cemal Külünkoğlu Meali

 Allah'a ve Resulü'ne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk/anarşi çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri yâhut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yâhut o yerden (yurtlarından) sürülmeleridir. Bu (cezalar) dünyâda onlar için bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.  *

Diyanet İşleri Meali (Eski)

 Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yâhut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyâda bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır.

Diyanet İşleri Meali (Yeni)

 Allah’a ve Resûlü’ne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri yâhut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yâhut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyâdaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.[149] *

Diyanet Vakfı Meali

 Allah ve Resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları yâhut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yâhut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyâdaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.

Edip Yüksel Meali

 ALLAH ve elçisi ile savaşan ve yeryüzünde bozgunculuk için uğraşanların cezası: Öldürülmeleri veya asılmaları veya el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya yerlerinden sürülmeleridir. Bu, dünyâda görecekleri bir aşağılanma. Ahirette ise büyük bir ceza var.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali

 Allah ve Resulü’ne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yâhut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyâda onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.

Elmalılı Meali (Orjinal)

 Fakat Allah’a ve Resulü’ne harbetmeğe kalkışan ve Yeryüzünde fesada çalışanların cezası, taktil olunmalarından veya asılmalarından veya ellerinin ayaklarının çapraz kesilmesinden veya bulundukları yerden nefyedilmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onlara Dünyâda çekecekleri bir zillettir, Âhırette ise kendilerine azîm bir azâb vardır.

Hasan Basri Çantay Meali

 Allah’a ve Resulü’ne (mü’minlere) harb açanların, yer yüzünde (yol kesmek suretiyle) fesâdcılığa koşanların cezası, ancak öldürülmeleri, ya asılmaları, yahud (sağ) elleriyle (sol) ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahud da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyâdaki rüsvaylığıdır. Âhıretde ise onlara (başkaca) pek büyük bir azâb da vardır.

Hayrat Neşriyat Meali

 Allah'a ve peygamberine karşı savaşan ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezâsı, ancak (birini öldürmüşlerse, kendilerinin de) öldürülmeleri veya (malını da alarak öldürmüşlerse) asılmaları veya (sâdece mallarını zorla almışlarsa) elleri ile ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya (tehdidle insanları korkutmuşlarsa, bulundukları)yerden sürgün edilmeleridir! Bu, onlara dünyâda bir rezilliktir, âhirette ise onlar için (pek) büyük bir azab vardır!

Kadri Çelik Meali

 Allah ve peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çaba harcayanların cezası öldürülmek veya asılmak yâhut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da bulundukları yerden sürülmektir. Bu onlara dünyâda bir rezilliktir. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.

Ömer Nasuhi Bilmen Meali

 Allah Teâlâ ile ve peygamberleriyle savaşta bulunanların ve yerde fesada çalışanların cezaları ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazca kesilmeleri veya o yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyâda bir zillettir ve onlar için ahirette pek büyük bir azap vardır.

Muhammed Esed Meali

 Allah'a ve Elçisi'ne 43 karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymaya çalışanların büyük kısmının öldürülmeleri veya asılmaları veya döneklikleri yüzünden büyük kısmının ellerinin ve ayaklarının kesilmesi 44 yahut yeryüzünden [tamamiyle] sürülmeleri, yalnızca bir karşılıktan ibârettir: İşte bu, onların bu dünyâda uğradıkları zillettir. 45 Öteki dünyâda ise [daha] korkunç bir azap bekler onları.

Suat Yıldırım Meali

 33, 34. Allah ve Resulü’ne savaş açanların, (yol keserek terör eylemi yaparak) yeryüzünü ifsad etmek için koşuşanların cezası; öldürülmeleri veya asılmaları yahut sağ elleri ile sol ayaklarının kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onların dünyâdaki rüsvaylığıdır. Âhirette ise onlara başkaca müthiş bir ceza vardır. Ancak kendilerini ele geçirmenizden önce tövbe edenler, bu hükmün dışındadır. Biliniz ki Allah gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur). [7, 124; 20, 71; 26, 49] *

Süleyman Ateş Meali

 Allah ve elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmağa çalışanların cezası: (ya) öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin, ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyâda çekecekleri rezilliktir. Âhirette ise onlara büyük bir azab vardır.

Şaban Piriş Meali

 Allah ve Peygamberleriyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa gayret edenlerin cezası; öldürülmek, asılmak, çaprazlama el ve ayaklarının kesilmesi ya da yerlerinden sürgün edilmektir. Bu, onlara dünyâda bir rezilliktir. Onlara ahirette daha büyük bir azap vardır.

Ümit Şimşek Meali

 Allah ve Resulü’ne savaş açan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya uğraşanların cezası, öldürülmek veya asılmak yâhut el ve ayaklarının çaprazlamasına kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmektir.(11) Dünyâda onların cezası böyle bir rezilliktir; âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır. *

Yaşar Nuri Öztürk Meali

 Allah ve resulüyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası şudur: Öldürülürler yâhut asılırlar yâhut elleriyle ayakları çaprazlamasına kesilir yâhut bulundukları yerden sürülürler. Bu onlar için dünyâda bir rezilliktir. Âhirette de onlara büyük bir azap vardır.

Yusuf Ali (English)

 The punishment of those who wage war against Allah and His Messenger, and strive with might and main for mischief through the land(738) is: execution, or crucifixion, or the cutting off of hands and feet from opposite sides,(739) or exile from the land: that is their disgrace in this world, and a heavy punishment is theirs in the Hereafter; *

M. Pickthall (English)

 The only reward of those who make war upon Allah and His messenger and strive after corruption in the land will be that they will be killed or crucified, or have their hands and feet on alternate sides cut off, or will be expelled out of the land. Such will be their degradation in the world, and in the Hereafter theirs will be an awful doom.

***

Hani, son zamanlarda idam cezasının gündeme getiriliyor ve “halkın bunu istediğini” söylüyorlar ya…

Şimdi anlamak daha da mümkün Atatürk’ün ve “Fransız Modeli Lâikliğin” neden çok mühim olduğunu!

Lâiklik sâdece bir basit ilke değildir, medenî dünyâda yaşamanın, ayakta kalmanın da ismidir.

Zâten Amerikan modeline “secularism” denir ve anlamı çok farklıdır; din işleri cemaatlere bırakılır çünkü ancak böyle ABD’yi paramparça olmaktan korurlar. Gene de bakmayın, aşırıya kaçanları da bir gecede ortadan kaldırıverirler.

Bakın, şöyle de bir değerlendirme var:

mbed]

Atatürk,

Seni çok ama çok özlüyorum.

   Ama benim aziz milletim okumayı, düşünmeyi unuttu.

      Unutturuldu da dersek doğru.

         Ve sür’atle “telefata” gidiyoruz.

            Ortalık da rozetlerinde, kravatlarında senin resmini taşıyanlarla dolu!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 13 Kasım 2012 Salı

ORTADOĞU’DA NELER OLUYOR?
MİNÜR NURETTİN SELÇUK ve BEKİR SIDKI SEZGİN

Related Posts

 

Yorum 2

Already Registered? Login Here
Guest - Tahir Sümer on Salı, 13 Kasım 2012 23:30
İnsanı tahrik etmekte üstüne yok be hocam...

Âbi, bu yazıya ne yorum yapılır? Mesaj gâyet açık ve net.

Tabii, Allah adına sahnelenen bu vahşet sadece Müslüman'lara münhasır da değil. Haçlı Seferleri süresince, Haçlı orduları denilen vahşi çapulcu güruhunun mezalimi Bizans kroniklerinde ve olaylara şâhit olmuş başka vak'anüvistlerin kayıtlarında anlatılıyor. Okuduğum bir Bizans kaynaklı eserde, Yalova çevresinde kamp yapan Haçlı'ların yakaladıkları çocukları mızraklara geçirip ateşte kızartıp yediklerinden bile söz ediliyor. Aynı süreçte Avrupa'da faâliyette olan Engizisyon mahkemelerinin uygulamaları ve sanıklara yapılan işkenceler nerede ise bir san'at mertebesine ulaşmış, cadı avı olarak bilinen, içlerine şeytan girdiği iddiasıyla yakılarak öldürülen on binlerce kadın da başka bir hikâye. Yâni taassubun insanları kör ettiği her toplulukta insan insanlıktan çıkıyor (ya da özüne avdet ediyor mu demeli?). Hristiyan âlemi bu barbarlığa dinde reform ve aydınlanmanın yolunu açan Rönesans ile büyük ölçüde son vermeyi başarmış. Gâzi de bunu görmüş ve görmekle kalmayıp Türk Milleti'ni bu barbarlıktan kurtarabilmek gâyesiyle bir yandan lâik devlet düzeni tesis ederken, diğer yandan da aydınlanma çağını başlatacak önemli adımlar atmış. Heyhât, ölümünden sonra, başlatmış olduğu devrim hareketi, iç ve dış odakların işbirliği ile inkıtaya uğramış ve cebren tesis edilen kaleler birer birer ve giderek hızlanan bir ivme ile geri alınmaya başlanmış.

Ama içimde yine de bir umut var: Daha medenî bir hayat tarzının varlığını bir kere gören ve tadını alan bir toplumu sil baştan karanlığa ve barbarlığa geri döndürmek mümkün olamaz gibi geliyor bana. Mehter takımı gibi, iki ileri bir geri de gitsek, ilerlemenin gayrı kabili rücû olduğunu düşünüyorum. Sosyolog değilim ama son günlerde toplumda yükselen tepkisel davranış da bunun bir ispatı gibi. Kamuoyu araştırmaları mevcut iktidara desteğin hâlâ %48 civarında olduğunu gösterse de, demek ki Cumhuriyet 90 yılda toplumun %52'sine farklı düşünmeyi öğretebilmiş ki bu da az şey değil. Neticede, toplumların tarihinde 90 yıl çok uzun bir zaman dilimi değil çünkü. Avrupa, bugünkü medeniyet seviyesine 500 yılda geldi. Ayrıca, bugün AKP'ye oy verenlerin tamamı da mürteci değil. İçlerinde Atatürk'e sevgi ve saygı besleyen, lâik Cumhuriyet değerlerine inanmış önemli bir kesim var. Onların bizden farkı, AKP iktidarının bu konularda bir tehlike teşkil ettiğine inanmamaları ve özellikle ekonomik mülahazalarla AKP iktidarını desteklemeleri. Eğer, iktisadî alanda, özellikle de millî gelirin dağılımı konusunda daha başarılı olabilse idik bu değişimin sonuçları çok daha olumlu olabilirdi. Millî gelirin %65'i nüfusun 14 milyonuna verilip, 60 milyonun kalan %35'le idâre ettiği bir toplumda, Maslow hiyerarşisindeki en temel ihtiyaçları tatmin edilmemiş kitlelere, bu temel ihtiyaçlarını rahatlatmaya yönelik verilen küçük şeylerin bile değeri çok büyük ve bunu sağlayanı iktidara taşıyor. Sosyal demokrat partimiz ise hâlâ bunu idrak edememiş durumda, makarna-bulgur edebiyatı yapıyor. Oysa, o erzak paketleri, sağlık ve eğitim hizmetlerine daha kolay ve ucuz erişim vb. nüfusun ve seçmenin önemli bir kesimi için hayâl edebileceklerinden öte bir imkân demek.

Offf, bir cümle yazayım diye başladım, yine ukalâlığım tuttu. Haydi iyi geceler.

Öptüm
TS

MKD: Eline, diline, beynine sağlık Tâhirciğim. Açılıştaki resmi niye tercih ettiğimi de fark etmişsindir. Lûtfen bol bolo ukalâlık et ;-).

Ben öptüm
MKD

0
Âbi, bu yazıya ne yorum yapılır? Mesaj gâyet açık ve net. Tabii, Allah adına sahnelenen bu vahşet sadece Müslüman'lara münhasır da değil. Haçlı Seferleri süresince, Haçlı orduları denilen vahşi çapulcu güruhunun mezalimi Bizans kroniklerinde ve olaylara şâhit olmuş başka vak'anüvistlerin kayıtlarında anlatılıyor. Okuduğum bir Bizans kaynaklı eserde, Yalova çevresinde kamp yapan Haçlı'ların yakaladıkları çocukları mızraklara geçirip ateşte kızartıp yediklerinden bile söz ediliyor. Aynı süreçte Avrupa'da faâliyette olan Engizisyon mahkemelerinin uygulamaları ve sanıklara yapılan işkenceler nerede ise bir san'at mertebesine ulaşmış, cadı avı olarak bilinen, içlerine şeytan girdiği iddiasıyla yakılarak öldürülen on binlerce kadın da başka bir hikâye. Yâni taassubun insanları kör ettiği her toplulukta insan insanlıktan çıkıyor (ya da özüne avdet ediyor mu demeli?). Hristiyan âlemi bu barbarlığa dinde reform ve aydınlanmanın yolunu açan Rönesans ile büyük ölçüde son vermeyi başarmış. Gâzi de bunu görmüş ve görmekle kalmayıp Türk Milleti'ni bu barbarlıktan kurtarabilmek gâyesiyle bir yandan lâik devlet düzeni tesis ederken, diğer yandan da aydınlanma çağını başlatacak önemli adımlar atmış. Heyhât, ölümünden sonra, başlatmış olduğu devrim hareketi, iç ve dış odakların işbirliği ile inkıtaya uğramış ve cebren tesis edilen kaleler birer birer ve giderek hızlanan bir ivme ile geri alınmaya başlanmış. Ama içimde yine de bir umut var: Daha medenî bir hayat tarzının varlığını bir kere gören ve tadını alan bir toplumu sil baştan karanlığa ve barbarlığa geri döndürmek mümkün olamaz gibi geliyor bana. Mehter takımı gibi, iki ileri bir geri de gitsek, ilerlemenin gayrı kabili rücû olduğunu düşünüyorum. Sosyolog değilim ama son günlerde toplumda yükselen tepkisel davranış da bunun bir ispatı gibi. Kamuoyu araştırmaları mevcut iktidara desteğin hâlâ %48 civarında olduğunu gösterse de, demek ki Cumhuriyet 90 yılda toplumun %52'sine farklı düşünmeyi öğretebilmiş ki bu da az şey değil. Neticede, toplumların tarihinde 90 yıl çok uzun bir zaman dilimi değil çünkü. Avrupa, bugünkü medeniyet seviyesine 500 yılda geldi. Ayrıca, bugün AKP'ye oy verenlerin tamamı da mürteci değil. İçlerinde Atatürk'e sevgi ve saygı besleyen, lâik Cumhuriyet değerlerine inanmış önemli bir kesim var. Onların bizden farkı, AKP iktidarının bu konularda bir tehlike teşkil ettiğine inanmamaları ve özellikle ekonomik mülahazalarla AKP iktidarını desteklemeleri. Eğer, iktisadî alanda, özellikle de millî gelirin dağılımı konusunda daha başarılı olabilse idik bu değişimin sonuçları çok daha olumlu olabilirdi. Millî gelirin %65'i nüfusun 14 milyonuna verilip, 60 milyonun kalan %35'le idâre ettiği bir toplumda, Maslow hiyerarşisindeki en temel ihtiyaçları tatmin edilmemiş kitlelere, bu temel ihtiyaçlarını rahatlatmaya yönelik verilen küçük şeylerin bile değeri çok büyük ve bunu sağlayanı iktidara taşıyor. Sosyal demokrat partimiz ise hâlâ bunu idrak edememiş durumda, makarna-bulgur edebiyatı yapıyor. Oysa, o erzak paketleri, sağlık ve eğitim hizmetlerine daha kolay ve ucuz erişim vb. nüfusun ve seçmenin önemli bir kesimi için hayâl edebileceklerinden öte bir imkân demek. Offf, bir cümle yazayım diye başladım, yine ukalâlığım tuttu. Haydi iyi geceler. Öptüm TS MKD: Eline, diline, beynine sağlık Tâhirciğim. Açılıştaki resmi niye tercih ettiğimi de fark etmişsindir. Lûtfen bol bolo ukalâlık et ;-). Ben öptüm MKD
Guest - Mehmet Nejat Aksel on Çarşamba, 14 Kasım 2012 12:16
Doğrusu meal değil tercüme olmalıdır.

Yukarıdaki meallere bakınız. "Allah ve Peygamere karşı savaş açmak" "öldürülmek, asılmak" "El ve ayakların çaprazlama kesilmesi" "Sürülmek" dışında her kafadan başka bir ses çıkıyor. Herkes kendisine göre bir târif yapıyor. Bunu sebebi Kur'ân'ı tercüme etmemek, meal yazmaktır. "Meal" yazarının fikirlerini yansıtır. Meal artık Tanrı'nın indirdiğine inanılan kitabın kelâmı değilir. Bunu doğrusu, yorum katmadan yapılan tercüme olmalıdır. Bunu yaptığınız zaman kitabın dilini başka dillere çevirmiş olursunuz. Uygulamaya gelince, Peygamber'e atfedilen fakat tutucu çevreler tarafından reddedilen bir tavsiye vardır. Peygamber'in "Din bilginleri her yüzyılda bir toplansınlar, dini toplumsal gelişmelere uydursunlar" şeklinde bir tavsiyede bulunduğu ileri sürülür. Bu kitap son kitap, bu din de son din ise, 1400 küsur yıl önce konulmuş kurallarla bugünü yönetmek mümkün olmaz. Bu sebeple de şeriatla yönetilen ülkelerde, müspet ilimler gelişemez. bilim yücelemez. Toplum her alanda geri kalır ve yaşamını zamana uydurabilen ülkelerin sömürgesi olur.

MKD: Teşekkürler Üstâdım; ayrıca, Kur'ân Arapçası çok zor bir lisan ve bunu hakkıyla tercüme edecek adam da kaldı mı bilemiyorum doğrusu...

0
Yukarıdaki meallere bakınız. "Allah ve Peygamere karşı savaş açmak" "öldürülmek, asılmak" "El ve ayakların çaprazlama kesilmesi" "Sürülmek" dışında her kafadan başka bir ses çıkıyor. Herkes kendisine göre bir târif yapıyor. Bunu sebebi Kur'ân'ı tercüme etmemek, meal yazmaktır. "Meal" yazarının fikirlerini yansıtır. Meal artık Tanrı'nın indirdiğine inanılan kitabın kelâmı değilir. Bunu doğrusu, yorum katmadan yapılan tercüme olmalıdır. Bunu yaptığınız zaman kitabın dilini başka dillere çevirmiş olursunuz. Uygulamaya gelince, Peygamber'e atfedilen fakat tutucu çevreler tarafından reddedilen bir tavsiye vardır. Peygamber'in "Din bilginleri her yüzyılda bir toplansınlar, dini toplumsal gelişmelere uydursunlar" şeklinde bir tavsiyede bulunduğu ileri sürülür. Bu kitap son kitap, bu din de son din ise, 1400 küsur yıl önce konulmuş kurallarla bugünü yönetmek mümkün olmaz. Bu sebeple de şeriatla yönetilen ülkelerde, müspet ilimler gelişemez. bilim yücelemez. Toplum her alanda geri kalır ve yaşamını zamana uydurabilen ülkelerin sömürgesi olur. MKD: Teşekkürler Üstâdım; ayrıca, Kur'ân Arapçası çok zor bir lisan ve bunu hakkıyla tercüme edecek adam da kaldı mı bilemiyorum doğrusu...