Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MATRIX RE RE RE-LOADED

Matrix’in Hikâyesi


1- İkinci Rönesans

Milenyum çağının ortalarında insanoğlu yapay zekâya can vermiş ve bütün yükümlülüklerini makinelere devrederek yavaş yavaş tüketim toplumuna dönüşmeye başlamıştır. Robotlar insanların verdiği bütün görevleri yerine getirmekte fakat bu canlılardan saygı görmemektedir. Bir robot sâhibine direniş gösterir ve insan gibi bir zekâya sâhip olduğu için insan gibi yargılanır. Dâvâ sonucunda o ve onun modelini imha etme kararı alınır ve robotlara karşı tam bir saldırı başlar. Sosyal ortamdaki son robot çalışmaz hâle geldikten sonra diğer modeller birleşir ve dünya üzerinde bir noktada birleşerek kendilerinin “01” olarak adlandırdıkları bölgede toplanırlar.

Birkaç dönem sonra üretip dünya pazarına sundukları cihazlar bütün gezegenin ekonomik dengesini bozunca, durumun ciddiyetini anlayan bütün insanlık liderleri birleşir ve robotların başlıca enerji kaynakları olan Güneş'in karartılması kararını alırlar.

2 – Savaş

Dünya atmosferine atılan sis bombası benzeri kimyasallarla gezegenin hiçbir yeri güneş görmeyecek şekilde kapatılır ve arkasından insanların taarruzu başlar. Fakat makineler onların aciz bedenlerinin saldırısına hazırlıklıdır. Dev makine ordularıyla insanlığı yeryüzünden silen robotlar savaş sonrası gözünü mazlumlara diker.

3 - Yeni Dünyâ Düzeni

Savaşta insanoğlunun bedenini derinden inceleyen makineler, yok olan güneşin ardından yeni enerji kaynaklarına yönelir. Araştırmalarının sonunda insan bedenindeki ısıyı füzyonun bir türüyle birleştirip elektrik enerjisine dönüştürebilen makineler, buldukları üreyen ve kendini yenileyebilen bu yeni enerji kaynağının beyinlerini insanlığın en mükemmel yıllarını içeren Matrix adını verdikleri simülasyonla uyuşturarak bedenlerinden faydalanır ve bu şekilde karşılıklı bir hayat döngüsü oluşur.

4 - Matrix

Matrix programının tasarımcısı (mimarı) ilk sürümlerde insan için tamamen kusursuz bir dünya kurar. Bu mükemmel dünyâya inanmayan insanlar simülasyondan uyanmaya kalkışır. Tam tersi bir dünyâda ise insanlar simülasyonun içinde ölmektedir.

Kâinatın Ulu Mimarı güncelleştirmeler sonunda en son 19. Asır dünyasını inşa eder ve insan psikolojisini araştırmak üzere programa Kâhin karakterini dâhil eder. Yıllar içinde anormâl insanların yeniden uyanmayı denemesi ve bunların birleşerek sistemi çökertmesi riskine karşılık, Kâhin programa “Seçilmiş Kişi” (The One) senaryosunu entegre eder. Programa göre seçilmiş, Matrix’te üstün güçlere sâhip olacak ve insanları Matrix’ten (Rahim) kurtaracaktır.

5 - The One

Asırlar süren süren Seçilmiş Kişi döngüsünde kurtarılan insanlar gerçek dünyâda Zion adını verdikleri yeraltı şehrini kurar ve insanlığı orada devam ettirirler. Hovercraft benzeri uçan gemileriyle yeryüzüne yaklaşarak korsan sinyallerle Matrix’e geçici olarak yeniden girebilen Zion insanları hayatlarını olası savaşı durdurabilmesi ümidiyle seçilmiş kişiyi Matrix’te arayarak geçirirler. Bu kaçak girişleri önlemek maksadıyla sisteme Ajan adı verilen Matrix’e bağlı her kişiliğe girip çıkabilen sistem temellerine uygun olarak güçlendirilmiş programlar yerleştirilmiştir. Zionlular Matrix’te seçilmiş kişiyi ararken ayrıca ajanlardan da kaçmak zorundadırlar.

6 - Döngünün Sonu

Kâhinin uyanmayı deneyen insanları temizlemek için, her iki tarafta tüm insanların ölümüyle sonuçlandığı bu reset-loop çözümüne bir süre sonra kendi de razı olmamış ve son döngüde seçilmiş kişiye yüklediği gücün aynısını Smith adlı bir ajana da yükleyerek onları kendi hâline bırakmıştır. Virüs gibi kendini kopyalayan Mmith bütün Matrix’i ele geçirir ve donanımsal olarak da onu kontrol eden makinelere de bulaşmaya başlar. Virüs tehdidi altında olan makineleri kurtarabilecek tek kişi ise o dönemdeki seçilmiş kişi olan Neo’dur.

7 – Barış

Makine şehrine giderek anlaşma yapan Neo, Matrix’e yeniden girerek Smith ile karşılaşacak, fakat ona entegre edilmiş kodun kendisininkiyle aynı olduğunu fark ettikten sonra virüsün kendisine de bulaşmasına izin vererek onu ve kendini tamamen yok etmiş olacak ve anlaşma gereği Makineler’le insanlık arasındaki savaş sona erecektir.

Matrix serisi, temel olarak Matrix, Matrix Reloaded ve Matrix Revolutions olmak üzere 3 sinema filminden oluşur. Bütün filmler aynı sanal dünyada geçer.

***

Matrix’te verilen ana fikir nedir?

Siyon’a, yâni Vâat Edilmiş Topraklara ulaşmak.

Bu absürt gibi gözüken filimde bugünlerin şifreleri açık seçik yer almıştır.

Eskatalojik Büyük Nihaî Hârp çıkacak ve bütün kâinatlar da Siyon olacaktır!

Neo kâh İsa’dır, kâh Musa'dır, kâh Muhammed'ir, kâh Şeytan.

Matrix de bütün kâinatların sembolüdür.

Seçilen karakter çirkin ama garip şekilde de çekici yönleri olan boylu poslu bir zencidir.

Kızının porno sektörüne geçmesi ne de ilâhi bir mesajdır!

Şimdi bütün dünya bu çılgınlığın nereye varacağını merak edip duruyor

Ben ise hiçbir şey olmayacağını biliyorum.

Çünkü bu iki kadim millet mutlaka barışıp uzlaşacaktır.

Muhayyel olanla Mutlak olan,

Gerçekle Doğru,

Yalanla Hakikât birleşecek ve bu gezegeni beraber kurtaracağız.

Bakınız, New York'ta son bir haftadır hiç cinayet işlenmemiş, ne ilginç tesadüf değil mi?

Referans için mukayeseli dinler tarihi ve Türk Yahudi harslarının ortak yönleriyle ilgili her esere bakabilirsiniz.

Bunu gerçekleştirecek olanlar da, hâlleri ne olursa olsun, masonlardır.

d]

Ben burada babamın hayrına durmuyorum…

Tepemdeki hâleyi görmüyor musunuz?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – Şimdiki Zamanlar 17 Ekim 2013 Perşembe

DERDİNİZ NE, BURASI DAR MI GELDİ?
KOSKOSİK MEMLEKETİ

Related Posts

 

Yorum 2

Already Registered? Login Here
Guest - Kaan Özsayiner on Cuma, 25 Ekim 2013 20:54
Eşzamanlılık teorisi

Kerem hocam benim düşünsel dünyama yaptıgınız katkılardan dolayı cok tesekkur ederim. Özellikle Jung ile tanismama araci oldugunuz icin. Ontogenetik psisiye den sonra eşzamnlılık teorisi ile karsilastim. Bu konuda fikrinize ihtiyacim var. Turkce kaynak hic yok. İngilizce olanlar cok agir. Tek kelime de olsa guvenilir, zaman kaybi, okumaya deger, tam bi sacmalik gibi bir yorum yaparsaniz cok sevinirim. Bilimsel sinirlarin disinda olup olmadigini gercekten anlayamiyorum. Sevgiler, saygilar..

0
Kerem hocam benim düşünsel dünyama yaptıgınız katkılardan dolayı cok tesekkur ederim. Özellikle Jung ile tanismama araci oldugunuz icin. Ontogenetik psisiye den sonra eşzamnlılık teorisi ile karsilastim. Bu konuda fikrinize ihtiyacim var. Turkce kaynak hic yok. İngilizce olanlar cok agir. Tek kelime de olsa guvenilir, zaman kaybi, okumaya deger, tam bi sacmalik gibi bir yorum yaparsaniz cok sevinirim. Bilimsel sinirlarin disinda olup olmadigini gercekten anlayamiyorum. Sevgiler, saygilar..
Guest - Kaan Özsayiner on Cuma, 25 Ekim 2013 21:13
Eszamanlilik teorisi ornek olay

rtaracakmış gibi, aynı konu hakkında konuşmaya başlar.

Sheldrake’in The Presence of the Past (Geçmişin Varlığı) kitabında küçük bir İngiliz kuşu oalan Baştankara’nın öğrendiği bazı basit davranışların yayılması anlatılır. Bu kuşların bir kaçı, insanların evlerine teslim edilen süt şişelerini gagaları ile delerek açıyor ve kapaklarını geriye doğru çekerek sütü içiyordu. Beş santimetre kadar sütü içebililiyor ve bazan da sütte boğulmuş olarak bulunuyorlardı. Dağıtım kamyonlarını izleyen ve şöför sütleri teslim ederken şişelere kırarak giren baştankara kuşlarının raporları da olmuştu. Bu olay ilk 1921’de, İngiltere’de Southhamton’da rapor edildi ve yayılması, düzenli aralıklarla 1947 yılı boyunca, Hollanda, Danimarka, ve İsveç’te olduğu kadar İngiltere, İskoç ve İrlanda’nın bir çok yerinde kayıt edildi. Olayın, sadece taklit etmeyle olduğu biçiminde geleneksel bir açıklaması mümkün olmakla beraber, bazı gerçekler, bu davranışın yalılmasında morfik alanların aktif rolünün lehine kanıtlar sunuyor. Birincisi, baştankaralar beslenme yerlerinden fazla uzaklaşmayan kuşlardır, oysa süt şişelerini açma alışkanlığı, Avrupa’ya yayılması dahil, daha önce söylenen yerlerden millerce uzak birkaç yerde birden ortaya çıktı. Sheldrake, alışkanlığın birbirinden bağımsız yalnız İngiliz adalarında seksendokuz kere yeniden keşfedildiğini tahmin ediyor. Dahası artan sayıda kuşlar bu alışkanılığı edinince, artan hızla yayıldı. Bu, davranışlarında güçlü motor alanın oluştuğunu akla getiriyor. Yayılmanın öğretici bir örneği süt şişelerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında hemen hemen kaybolduğu, fakat 1947 ve 1942’de yeniden yeniden ortaya çıktığı Danimarka’da görüldü. Baştankara kuşlarının çok azı, alışkanlığı savaş öncesi yıllardan ileriye taşıyacak kadar uzun yaşayabildi, buna rağmen, süt şişeleri yeniden mevcut olunca, alışkanlık hızla yeniden ortaya çıktı.

0
rtaracakmış gibi, aynı konu hakkında konuşmaya başlar. Sheldrake’in The Presence of the Past (Geçmişin Varlığı) kitabında küçük bir İngiliz kuşu oalan Baştankara’nın öğrendiği bazı basit davranışların yayılması anlatılır. Bu kuşların bir kaçı, insanların evlerine teslim edilen süt şişelerini gagaları ile delerek açıyor ve kapaklarını geriye doğru çekerek sütü içiyordu. Beş santimetre kadar sütü içebililiyor ve bazan da sütte boğulmuş olarak bulunuyorlardı. Dağıtım kamyonlarını izleyen ve şöför sütleri teslim ederken şişelere kırarak giren baştankara kuşlarının raporları da olmuştu. Bu olay ilk 1921’de, İngiltere’de Southhamton’da rapor edildi ve yayılması, düzenli aralıklarla 1947 yılı boyunca, Hollanda, Danimarka, ve İsveç’te olduğu kadar İngiltere, İskoç ve İrlanda’nın bir çok yerinde kayıt edildi. Olayın, sadece taklit etmeyle olduğu biçiminde geleneksel bir açıklaması mümkün olmakla beraber, bazı gerçekler, bu davranışın yalılmasında morfik alanların aktif rolünün lehine kanıtlar sunuyor. Birincisi, baştankaralar beslenme yerlerinden fazla uzaklaşmayan kuşlardır, oysa süt şişelerini açma alışkanlığı, Avrupa’ya yayılması dahil, daha önce söylenen yerlerden millerce uzak birkaç yerde birden ortaya çıktı. Sheldrake, alışkanlığın birbirinden bağımsız yalnız İngiliz adalarında seksendokuz kere yeniden keşfedildiğini tahmin ediyor. Dahası artan sayıda kuşlar bu alışkanılığı edinince, artan hızla yayıldı. Bu, davranışlarında güçlü motor alanın oluştuğunu akla getiriyor. Yayılmanın öğretici bir örneği süt şişelerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında hemen hemen kaybolduğu, fakat 1947 ve 1942’de yeniden yeniden ortaya çıktığı Danimarka’da görüldü. Baştankara kuşlarının çok azı, alışkanlığı savaş öncesi yıllardan ileriye taşıyacak kadar uzun yaşayabildi, buna rağmen, süt şişeleri yeniden mevcut olunca, alışkanlık hızla yeniden ortaya çıktı.