Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

PROF. VAMIK VOLKAN VE ESKİ ABD BÜYÜKELÇİSİ ERIC STEVEN EDELMAN

İki mühim ve kritik kişiyi yakın takibe almak yakın geçmişimizin ve geleceğimizin ne olacağını yordamak (prediction) açısından zaruret: Prof. Vamık Volkan ve Eric Steven Edelman.

Neden mi? Çünkü bu iki kişi nereye gidip profesyonelce çalışsalar, o ülke mutlaka bölünüyor! Biri yapacağını yaptı, gitti; öbürü zâten zaman zaman gelirdi, bu aralar tam istim üstünde!

Önce resimlerini paylaşalım:

       

Eric Steven Edelman                        Prof. Vamık Volkan

Bu iki dâhinin gözlerindeki müstehzî zekâ pırıltılarına dikkat çekmek isterim.

Önce, Akşam Gazetesi’nden İsmail Küçükkaya’nın röportajını paylaşayım sizlerle:

Vamık Volkan’ın tesbitleri…

İsmail KÜÇÜKKAYA This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

20.09.2007 – 22.09.2007

Nobel BARIŞ ödülü adayı, ünlü bilim adamımız Prof. Vamık Volkan endişeli: Toplumsal çatışma tehlikesi görüyorum

Dünyâ çapında ünlü bilim adamımız Prof. Dr. Vamık Volkan AKŞAM’a çok tartışılacak açıklamalarda bulundu. 27 ülke tarafından iki kez Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen Volkan, tıpkı Şerif Mardin gibi Türkiye’deki gelişmelerden, türban ve lâiklikle ilgili tartışmalardan dolayı endişeli olduğunu söyledi.

The Immortal Atatürk (Ölümsüz Atatürk) isimli kitabıyla tanınan, politik psikolojideki çalışmalarıyla dünyada çığır açan ve İsrail-Filistin çatışması, Kafkaslardaki toplumsal gerginlikler üzerindeki çalışmalarıyla takdir toplayan Vamık Volkan, lâik-anti lâik, Türk-Kürt, Alevî-Sünnî gibi çatışma alanlarında tehlike potansiyeli gördüğünü belirterek, çözüm yolunun diyalogdan geçtiğini söyledi.

Bahçeşehir Üniversitesi’de bu yıl dersler verecek olan ve pazartesi günü başlayacak “Kimlik adına çatışma ve Kaatillik” Seminerinde konuşma yapacak olan Vamık Volkan sorularımızı şöyle yanıtladı:

. Dünyâ çatışmalar çağına mı girdi?

Kesinlikle.

DÜNYADA GRİ RENK YOK

· Çözüm için ne gibi çabalar sarf ediliyor?

Batı ile Doğu arasında, şu anda bir çaba, bir konuşma, diyalog yok. Kavga ediyorlar. Çatışma büyüyor. Öldürüyorlar. Biz şimdi böyle bir zemin oluşsun diye çalışıyoruz. İran’dan, Arap dünyasından, Türkiye’den ve ABD ile Avrupa ülkelerinden önde gelen isimleri bir araya getirip sizin ülkenizde dünyayı nasıl görüyorsunuz sorusunu tartışacağız. Müşterek konular bulmaya çalışacağız.

Yaptığım şey empati yapıp diyalog sağlamak. Ondan sonra kendiliğinden bir süreç gelişir. Bir yıl teşhis için çalışıyoruz. Dünyada o kadar çok çatışma var ki. Dünyâ büyük çatışmalara doğru gidiyor. Şu anda sen şeytansın, ben melek. Hep siyah beyaz oldu dünya, gri yok. Ben gri renk bulmaya çalışıyorum.

HERKES BİRBİRİNİ DİNLEMELİ

· Bugünün Türkiyesi’ndeki çatışmalar?

Bana bunu üç ay sonra sorun. İnceliyoruz. Biraz gözlem yapacağım. Büyük sorun. Muhakkak sûlh ile çözüm bulmak gerekiyor. Toplumsal çatışma alanlarında tehlike potansiyeli görüyorum. Herkesin birbirini dinlemesi gerekiyor. Çözüm için teşhis yapmak lazım. Tarafları dinlersin müşterek alanları bulursun, konuşulacak konuları keşfedersin. Bunun üzerine diyalogla çalışırsın. Özel bir durum varsa ona derinlemesine bakmak çok yararlı olur.

Yalnızca Türkiye’de değil sorun. Dünyâda çok yayıldı. Soğan gibi açıyorsun altta başka bir şey var. Bütün dünyâda ne olduğuna bakmak gerekiyor.

· Çatışmalar bizim yaşadıklarımız geçmişte tutmadığımız yasların yansıması olabilir mi?

Evet öyledir. Grupların yas tutması asırlar sürer. Türkiye’de biz kimiz suâli ortaya çıktı.

Bu başladıktan sonra durdurmak kolay değildir Mesela şimdi Kürt mes’elesi var. Gidip de sen artık Türk değilsin, Türk’lükten çık diyemezsin, konuşacaksın.

· Yas tutmak toplumsal anlamda ne ifâde ediyor?

Yas, kaybettiğimiz şeylere tekrar bakmaktır. Tekrar tekrar bakarsın. Bunu içimde tutacağım, hep hatırlayacağım, bunu dışarı atacağım dersin. Kaybolan imaja bakıyorsun. Cumhuriyet kurulduğunda kaybolan Cumhuriyet imajı o heyecan içinde yalnızca seçilmiş şeyleri almışız. Şimdi kaybolan şeylere tekrar bakıyoruz. Din, türban böyle geliyor. Bu gibi gelişmelerin altında yatan psikolojik süreci anlamadan karşı tarafla empati kuramıyorsunuz. Bunu aşmak lâzım. Sorunun yüzde 70’i psikolojik…

ONARICI LİDERLER OLDUĞU GİBİ YIKICISI DA VAR

· Toplumlar zaman zaman ‘Biz şimdi kimiz’ sorusunu sorarlar” diyorsunuz, neden?

Toplumlar değişirken veya gerilerken liderlerin psikolojisi büyük önem taşıyor. Tâlihli toplumlar “onarıcı lider” bulurlar.

Lidere ihtiyaç duyarız.

“Biz kimiz” sorusuyla ortaya çıkar. Kimliğimiz sallantıdaysa, saldırı altındaysa liderin kişilik yapısı çok önem kazanıyor.

Onarıcı liderler olduğu gibi yıkıcı liderler de var.

Miloseviç, ölümcül bir yol bularak Sırp kimliği inşa etmeye çalıştı. Bunun karşıtı Çekoslovakya’da Havel’dir. O, onarıcı liderdir.

Avrupa, Viyana Kuşatması’nı hiç unutmadı

· Politik psikolojiyi çatışmaların çözümünde kullanmaya nasıl başladınız?

1979’da ABD’ye gittiğimde Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, Kudüs’e gidip İsrail Parlamentosu Knesset’de “Araplar’la İsrailliler arasındaki çatışmanın yüzde 70’i psikolojik” dedi. Bu sözler Amerika’da büyük ses getirdi. Benim de aralarında bulunduğum bir grup psikiyatra, “Gidin, İsrail-Filistin arasındaki ilişkilere bakın, psikolojiyi inceleyin” diye görev verildi.

· Bunun metodu nedir?

Büyük gruplar ve milletlere tek kişiymiş gibi bakılıyor. Bir grup çatışma içinde olduğu zaman onun psikolojik arka planı var. Büyük gruplar sadece rasyonel davranmıyorlar. Bilinçdışı davranışlar vardır. Bu psikolojik süreçleri anlamadan çözüm bulmak çok zor.

· Siz seçilmiş travma ve seçilmiş zaferler ifâdelerini kullanıyorsunuz.

Allah göstermesin Türkiye’nin başına bir belâ gelse, Atatürkümüz var, güçlü geçmişimiz var. Hemen bizi birbirimize bağlayacak zaferlere bakıyoruz. Bir de birbirimize bağlayan başımıza gelen eski travmalar var. Orada çözülmemiş psikolojik süreçler ortaya çıkıyor. Örneğin keder yapmamışız, yas tutmamışız, aşağılık duygularımızı değiştirememişiz. Bu gibi sosyal süreçler ileride tekrar alevleniyor. Yıllar sonra bile. Bâzen çok kötü sonuçlar doğuruyor.

· Seçilmiş zafer ve travmalar politika aracı olarak manipülasyon konusu yapılıyor yâni…

Öyle. Meselâ Miloseviç fena şekilde manipüle etti. Osmanlı’nın 600 yıl sene önce orada oluşunu canlandırdı. Bunun üzerinden siyâset üretti. Sırbistan’a gittiğimiz zaman bu eski olay insanların kafasında canlandırılmış.

Geçen yıl Viyana Üniversitesi’nde eğitim yaptım. Onlarda da bu var. Ansızın farkına varıyorum ki Viyana’nın istilâsı bir adım ötede. Dokunuyorsun o geliyor. Hâfızalarda o var.

Türban semboldür, köklerine inilmeli

· Türkiye’ye bakınca ne görüyorsunuz?

(Önce düşünüyor) Üç ay sonra tekrar konuşalım.

· Şimdi nasıl?

Seçimden sonra bâzı süreçler gelişiyor. Bunun nasıl gelişeceğini üç ay içinde görürüz. İçimde endişe oluşturan süreçler var. İzliyorum.

· Ne gibi?

Meselâ türban mes’elesi! Türban üzerinde konuştuğumuz zaman bir yere gidemiyorsunuz. Türbanın altında ne var onu konuşmanız gerek. Tarihî süreçlerin imajlarına bakmanız lazım.

Türban bir semboldür. Daha derinlemesine tarihsel köklerine inmeliyiz. Aksi hâlde şahsî olur.

Sen türban takıyorsun.

Niye?

Sen ne karışıyorsun!

Adı demokrasi oluyor, sonu yok ki bunun. Çatışma oluyor. Anlaşmalı, uzlaşmalıyız. Altında yatanı hep beraber konuşmak lâzım…

· Kimlik mes’elesi mi ön plâna çıkıyor?

Büyük bir travmadan sonra kimlikler değişiyor. İstiklâl Harbi’nden sonra kimlik ortaya çıkıyor: Türk kimliği.

Cumhuriyet’ten yüz sene sonra şimdi bu kimlik değişiyor. Onlara bakmak gerekiyor. Nasıl değişiyor, nereye doğru değişiyor? Yeni bir Türk kimliği gelişiyor. Bütün çatışma buradan çıkıyor.

· Türban mes’elesine dönersek?

Türk kimliği nedir, sorusuna bakacağız. Niye Atatürk’ün başlattığı yoldan gidiyoruz? Ona bir şeyler ekleme miyiz, o yoldan dönebilir miyiz veya niye dönemeyiz. Bunları tartışmak gerekiyor. Türban bütün bunlarla birlikte ele alınacak konudur, tek başına değil.

· Bu gelişinizde Türkiye’deki ilk izlenimleriniz nedir?

Ben Türkiye’de bir endişe seziyorum.

· Nedir?

Şu anda endişem, “biz kimiz” sorusu o kadar alevlendi ki konuşma yerine çatışmaya gidiyor. Halkta endişe var. Örneğin şimdi Ramazan… Oruç tutmayan kişilerde endişe var. Ben oruç tutmuyorum, o oruç tutuyor. Eskiden yoktu. Rahattınız.

· Bu endişe yerli midir, yersiz midir?

Sürece bağlı. Gözlem yapmalıyız. Ama endişenin varlığını kabûl etmeliyiz. Yavaş yavaş empati göstererek birbirimizi anlamaya çalışmalıyız.

YENİ ATATÜRK KİTABI GELİYOR

—11 yıl çalıştınız ölümsüz Atatürk kitabını yazdınız.

Onu insan seviyesine getirince büyüklüğünü daha iyi anladım.

—Şimdi yeni bir Atatürk kitabı geliyor galiba.

Evet, Atatürk kitabı üzerinde çalışıyorum şu anda.

Volkan, Bahçeşehir’de 5 gün seminer verecek

· Bahçeşehir Üniversitesi’nde beş günlük seminer başlıyor: Kimlik Adına Çatışma ve Kaatillik.

Bu benim en son kitabımın adı olacak. Haftaya çıkıyor.

· Konferansta konuşacaksınız sanırım, insanı kaatil yapan nedir?

Şahsî bir nedenle kaatil olursun. Diyelim ki kıskanıyorum, sizi vuruyorum. Benim çalışmalarım bunun üzerine değil. Benim çalıştığım konu büyük gruplar, etnik gruplar, milletler gerilime girdiler mi dışarıdakileri tehlikeli olarak görüyorlar ve kimliklerini yani büyük grup kimliğini korumak için ötekileri öldürüyorlar. Öldürme şahsî nedenle olmuyor. Büyük grup kimliğini korumak için kaatil oluyor.

· Kimlik ile kaatil olma arasındaki bağlantı nedir?

İki kocaman çadır düşününüz. Bir çadırın altında bir millet yaşıyor. Tabii bunun altında küçük küçük çeşitli gruplar var. Âileler, meslekler vs. Çadırın bezi bizim kimliğimizdir. Günlük hayat akarken insanlar çadırın beziyle meşgûl olmaz. Âilenle, işinle meşgûlsün. Düşünün ki çadırın bezi yıpranır. Çadırı ayakta tutan direk liderdir, direk sallanır. O zaman ne olur? Altındaki herkes bezi onarmak için harekete geçer. İşimiz, gücümüz bu olur. Bir de öteki çadır var. Bu çadırların ahâlisi, birbirlerine karşı sürekli çamur atarlar.

“Kendimi korumak için ötekinden kendimi nasıl ayırırım. Farkımız ne?”

Bunun için kimliğimi târif ederim. Bâzen öteki çadırdakiler kimliğime çamur atınca, bunun psikolojisi beni kaatil yapar. Kimliğim o kadar önemli ki, mahvolurum. Onun için savunmaya geçerim. Hâttâ öldürürüm. Herkes birbirini kimlik adına öldürür. Ortaya çıktığında bunu durdurmak imkânsızdır. Bütün mes’ele çadır bezini tekrar onarmaktır. Bunu yapmazsanız, devamlı öldürürsünüz. Tarihte bu süreç onlarca yıl sürer.

Bush’un Arapça bilen danışmanı yok

· ABD’liler politik psikolojiden yararlanmış olsalardı bugün Irak’ta başlarına gelenler olmazdı, diyorsunuz?

Evet. Ama bakınız politik psikoloji nedeniyle harp ortaya çıkmıyor. Savaşın başka sebepleri var. Eğer plânlama yaparken politik psikoloji yapsalardı. Yâni orada Sünnîler, Türkmenler, Kürtler var. Bunların toplumsal özelliklerini düşünselerdi, farklı davranırlardı.

Duyumuma göre bu plânlar yapılırken ABD Başkanı Bush’un çevresinde Arapça bilen müşavir bile yokmuş.

Bizi milliyetçilik kurtardı

Bilim adamlarımızdan, “Vamık Volkan, Şerif Mardin gibi dünyâ çapındaki değerlerimizden beklenen” budur: Ülkesinin sorunlarına derin bir soğukkanlılık, saygı duyulacak bir tarafsızlık ve yeni ufuklar açacak bir öngörü zenginliği ile sonuç almaya dönük çözüm önerileri sunmak…

Nobel Barış Ödülü’ne 27 ülke tarafından üç kez aday gösterilen Prof. Dr. Vamık Volkan’la yaptığım görüşmenin bir özetini dikkatlerinize sunarak, o çok değerli tespitleri kayda geçirmek istedim.

“Türkiye’de toplumsal çatışma riski görüyorum, endişeliyim” diyen, “türban mes’elesini çok daha derinlemesine ele alarak çözebiliriz” yaklaşımını sergileyen, “Türkiye’nin şu andaki çatışmaları Cumhuriyet kurulurken oluşturulan Türk kimliğinin bugün yeniden değiştirilmesinden kaynaklanıyor” görüşünü dile getiren Vamık Volkan’ı, gelin biraz daha yakından tanıyalım. Böylece ben de yaklaşık 10 yıldır büyük bir hayranlık beslediğim Profesör Volkan’la görüşmüş olmanın heyecanını sizlere bir nebze olsun aktarabilirim.

Hangi metodu kullanıyor?

Volkan, “politik psikolojiyi uluslararası çatışmaların çözümünde kullanarak” çığır açmış bir isim.

Toplumlara, büyük gruplara bakıp, onlar için bir psikoloji geliştiriyor. Böylece topluluklara özellik veren tarihî olayları, geçmişin travmalarını, “seçilmiş zaferleri”, yâni “derin psikolojik süreçleri” ele alıyor. Topluluklar-arası çatışmaları incelerken işte bu süreçlerin etkilerini değerlendiriyor. Bu önemli, çünkü insan ilişkilerinde olduğu gibi gruplar-arası çatışmalarda da sorunun kökeni psikolojik. Sâdece mantık ve rasyonalite ile bakınca mes’eleyi kavramak ve problemi çözmek imkânsızlaşıyor.

Bu metodu, İsrail-Filistin ve Kafkaslar gibi dünyanın en kanlı ve köklü çatışmalarının yaşandığı yerlerde kullanıyor. Volkan ve ekibinin çalışmaları, etnik gerilim, terörizm, toplumsal travmalar ve milletlerarası çatışmaların uzlaştırılması gibi “çağımızın en büyük sorunlarının önde gelenleri”nde çözüm aracı olarak görülüyor. İşte bunun için Nobel’e üçüncü kez aday gösterildi.

Liderin önemi…

Volkan’ın en çarpıcı bulduğum tesbitlerini birbiriyle bağlayarak şöyle özetleyebilirim:

“Toplumlar birbirine bağlanmak için tıpkı bireyler gibi büyük travmalarda yas tutarlar ya da seçilmiş zaferlere ihtiyaç duyarlar. Osmanlı İmparatorluğu çöktüğünde Türk toplumu yas tutmadı. Çünkü Cumhuriyet’in kuruluşunun heyecanını yaşıyorduk, Atatürk’ün görkemli kişiliğinin etkisi altındaydık. Atatürk, yeni bir Türk kimliği inşa etti. Bu kimliğin taşıyıcısı milliyetçilik duygusu ile o zor dönemlerden kurtulduk. İşte aradan yüz yıla yakın bir zaman geçince, şimdi yeni bir Türk kimliği kurulmasına çalışılıyor. Çatışma buradan çıkıyor. Türk toplumu olarak büyük bir imparatorluğu kaybetmenin yası da yeni tutuluyor, bu da çatışmayı iyice körüklüyor. Şu anda Türkiye’de ‘biz şimdi kimiz’ sorusu alevlendi. Hepsini üst üste koyunca fay hattı çatırdamaya başladı. Böyle zamanlarda talihli toplumlar iyi liderlere ihtiyaç duyar. Çünkü liderler, millet dediğimiz o büyük çadırı ayakta tutan direklerdir. Tarihte onarıcı liderler vardır, bir de yıkıcı liderler… Atatürk onarıcı liderdi. Tarihe kalan büyük liderler, toplumları kendi seviyelerine çıkarır, diğerleri ise kendileri toplumun seviyesine iner.”

Milliyetçilik ve din…

Vamık Volkan, dinî ve milliyetçi duyguların topluluk yaşamında önemli ve faydalı olduğunu söylüyor. Ama “dinin siyâsete karıştırılmasının ve aşırı milliyetçilik propagandalarının çok fena ve hâttâ felâket olduğunu” düşünüyor. Volkan, aşırı milliyetçilik ve aşırı dincilik duygularının beraber ele alınması gerektiği görüşünde. Volkan şöyle diyor: “Biz kimiz sorusu tırmandı ya, geçmişi hatırlıyoruz, eksi kimliğimiz ile bağlantı kuruyoruz. Osmanlı’ya dönüp oradaki iyi şeylerin yanında kötü şeyleri de alevlendiriyoruz. Sorun burada. Asırlar boyu din, politika için kullanıldığında felaketler ortaya çıktı.”

Şerif Mardin daha iyimser

Yaptığımız uzun görüşme ve sohbetlerin sonunda Volkan’a, “Hocam Şerif Mardin gibi düşünüyorsunuz” diyorum. “O biraz daha iyimser” yanıtını veriyor.

“Çözüm?” diyorum: “Çatışmaların psikolojilerini bulalım. Geçmişine, kökenine bakalım, birbirimizi dışlamadan konuşalım, empati yapalım” diye yol gösteriyor. İki elinin işâret parmaklarının uçlarını birleştirerek, “böyle çatışarak değil” dedikten sonra, bu kez iki işâret parmağını birbirine paralel tutup karşıyı gösteriyor. “İşte böyle, paralel olarak, alternatif çözümler sunarak” diye konuşuyor.

Volkan, tıpkı Mardin gibi kadınların endişelerini anladığını söylüyor. Burada liderlerin, Atatürk gibi kadınları yanlarına almasını, Anadolu’yu gezmelerini, bir baba gibi çağdaş kadınları topluma rol-model sunmaları gerektiğini anlatıyor. Sezer’in, cumhurbaşkanlığında bunu ihmâl ettiğini belirtiyor. Sözü Bahçeşehir Üniversitesi’ne getirip, “Bak İsmail, ben neden Bahçeşehir’i tercih ettim, biliyor musun? İşte böyle bir model gördüm. Üniversiteye baktım, kadınlar yönetiyor. Rektörü kadın, dekanı kadın, her kademede kadın…”

Hoca ile vedalaşırken, üç ay sonrası için randevulaşıyoruz. “Bazı şeyleri gözlemleyeceğim, üç ay sonra konuşalım” demişti ya…>>

TALKING ABOUT EDELMAN (EDELMAN’DAN BAHSEDERSEK)

Amerikan Bütükelçiliği’nin resmî web mekânı olan http://turkish.turkey.usembassy.gov/eric_edelman2.html adresinde Edelman şöyle tanıtılıyor:

ESKİ BÜYÜKELÇİLER

Biyografi

Büyükelçi Eric Steven Edelman

Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Richard B. Cheney, 22 Temmuz 2003 tarihinde, Büyükelçi Eric Edelman’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne Büyükelçi olarak atanmasına ilişkin yemin törenini gerçekleştirdi. Büyükelçi Edelman Şubat 2001-Haziran 2003 tarihleri arasında Başkan Yardımcısı’nın ulusal güvenlik işlerinden sorumlu danışmanı olarak hizmet veriyordu.

Başkan Yardımcısı’nın ofisine atanmadan önce, 1998–2001 tarihleri arasında, ABD’nin Finlandiya Cumhuriyeti Büyükelçisi olan Eric Edelman, Haziran 1996-Temmuz 1998 tarihleri arasında idari işlerle ilgili Dışişleri Bakan Yardımcısı görevindeydi. Eric Edelman Haziran 1994-Haziran 1996 tarihleri arasında, Prag’ta ABD’nin Çek Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde Büyükelçi Yardımcısı olarak görev yapmıştır.

Nisan 1993’ten Temmuz 1993’e kadar, Bağımsız Devletler Topluluğundan sorumlu dışişleri bakanı özel danışmanı ve özel temsilci yardımcısı olarak çalışan Edelman’ın bu dönemdeki sorumluluk alanları savunma, güvenlik ve uzay konuları olmuştur.

Edelman Nisan 1990 – Nisan 1993 arasında ABD Savunma Bakanlığının, Sovyet ve Doğu Avrupa İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapmıştır.

Nisan 1989-Mart 1990 arasında dışişleri bakanlığı siyâsî işler müsteşarının, Avrupa masası özel yardımcısı olarak görev yapan Edelman, 1987–1989 yıllarında, Moskova’daki Amerikan Büyükelçiliğinin dış siyâsî işlerden sorumlu bölüm başkanı olarak çalışmıştır. 1984–1986 yılları arasında, ABD Dışişleri Bakanlığı Sovyetler Dairesinde ‘üçüncü dünya ülkelerinde Sovyet politikaları’ konularından sorumlu olarak görev yapmıştır.

Edelman’ın bundan önceki çalışmaları arasında, Dışişleri Bakanı George P. Shultz’un özel yardımcısı olarak, 1982–1984 yıllarında Personel Müdürlüğünde direktör olarak, 1981–1982 yıllarında, Dışişleri Bakanlığı Kontrol Merkezinde gözlemci olarak ve 1980–1981 tarihlerinde, Batı Şeria/Gazze özerklik görüşmelerini yürüten Ortadoğu Heyeti üyesi olarak yaptığı görevler bulunmaktadır.

ABD Dışişleri Bakanlığının kariyer diplomatlarından olan Eric Edelman, Dışişleri Bakanlığı’na 1992 yılında katıldı. 1993’te Savunma Bakanlığı ‘Üstün Sivil Hizmet’ nişanı ile 1990 ve 1996 yıllarında iki kez Dışişleri Bakanlığı ‘Üstün Onur Ödülü’ aldı.

Büyükelçi Edelman, 1972 yılında Cornell Üniversitesinden ‘Tarih ve Hükûmet’ dalından mezun oldu. Doktorasını ise 1981 yılında Yale Üniversitesi’nde Amerikan Siyasal Tarihi dalında tamamladı.

Büyükelçi Edelman, Patricia Davis ile evlidir ve Alexander, Stephanie, Terence ile Robert adlarında dört çocukları vardır.

http://www.doguturkistan.net/arsiv/haber/2003/eric-edelman-kimdir.html web mekânında ise şöyle değerlendirme var:

1. Ukrayna göçmeni Yahudi bir âileden gelen Edelman’ın annesi İstanbul Yahudileri’nden; bu sebeple Türkçe’yi anadili gibi konuşuyor dersek yanlış olmaz ama siz bakmayın o yine Türkiye’de Türkçeyi az anlarmış gibi yapacaktır. Kendisi 14 Aralık 1952′de Columbus, Ohio’da dünyaya gelmiş.

2. Edelman "seçilmiş ırktan" olduğundan mesleğinde hızla yükselmiş. Kısa zamanda çok kritik yerlere kritik zamanlarda gönderilen bir diplomat olmuş.

3. 1980 yılında Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na girdiği yılki ilk görev yeri tesadüfe bakın Yahudiler’in kutsal mekânları Batı Şeria ve Gazze Bölgeye özerklik tanınması için görüşmelerde bulunan Amerikan delegasyonunun üyesi. Katıldığı görüşmelerden bir kaç hafta sonra İsrail Kudüs’ü başkent ilân etti ve binlerce yıllık Yahudi düşü gerçek oldu. Edelman buna tanıklık etti.

4. İkinci görev yeri Sovyetler Birliği burada Amerikan Dışişleri Bakanlığı özel danışmanı oldu. Kendisine hangi konularda danışıldığını bilemeyiz ama Edelman 1984–1986 yılları arasında Sovyet İmparatorluğunun çöküşüne tanıklık etti. Ne tesâdüf değil mi?

5. Edelman’ın bundan sonraki görev yeri 1989–1990 yılları arasında Doğu Avrupa Masası Direktörlüğü. Esas görevi Varşova Paktı’nın dağılmasına çalışmak olan bir birimdir bu. Edelman o kadar şanslı bir adam ki, başka bir tarihî olaya da burada tanık oldu. Berlin Duvarı yıkıldı, Almanya birleşti ve Varşova Paktı çöktü… Ne büyük tesâdüf değil mi?

6. 1993 yılında Çekoslovakya’ya Prag Büyükelçi müsteşarı olarak gönderildi. Göreve başladı ve bu ülkeye uğurlu ayağı değer değmez Çekoslovakya karpuz gibi ikiye yarıldı. Çek cumhuriyeti ve Slovakya adında iki yavru doğurdu.

7. Bundan sonra Cheney’in çevresinde görmeye başladık Edelman’ı. Cheney özel ekibindendi kendisi. Bush’un seçilmesinden sonra ise Ulusal Güvenlik Şefi oldu. Bütün 11 Eylül, Afganistan ve Irak olayları sırasında da bu birimin başıydı.

8. Kendisi ayrıca İsrail’deki aşırı sağcı Likud Partisi’nin çok sevdiği bir isimdir. Sayın Eric Edelman’ın, ne olduysa bir anda Büyükelçilik görevine gönderilmesine karar verildi. Edelman’ın geçmişine bakarsak girdiği ülkelere hep tarihî değişimler öncesi ayak basmış bir şahsiyet.

Edelman ülkemize geldiğinde, kendisinin daha önce görev yaptığı her ülkenin parçalandığını anlattım ve Türkiye’ye de Sevr için geldiğini yazmış oldum ve geldiğinden itibâren yaptığı bütün faâliyetleri bu tespitimizi haklı çıkardı. Görev süre henüz iki ayı bile doldurmayan Edelman, bu süre zarfında kiminle görüştüyse, hangi toplantıya katıldıysa Türkiye’yi tehdit etti. Kıbrıs’ta Denktaş’ı “çözüm”ün önündeki engel olarak gösteren büyükelçi, Irak’a asker gönderilmesi konusunda baskı kurdu. Eylül ayında Türkiye Başbakanının İran’a yapacağı gezinin iptal edilmesi sağlayan Edelman, son olarak Türkiye’nin Ermenistan sınırını açmasını istedi.

Gelir gelmez ilk iş olarak İstinye’deki elçilik binasında büyük medya kuruluşlarından 10 gazeteciye ve 3 tarihçiye iki gün boyunca tanışma yemeği verdi. Bu yemeğe katılanlardan sâdece biri biliniyor, o da hasta yatağından kalkarak gelen Ertuğrul Özkök. Onun dışında hangi gazetecilerin katıldığı bilinmiyor. Hiçbir köşe yazarı veya da gazete bu yemekten bahsetmedi (bu yemekli toplantıyı Recep Canbolat’ın internetteki bir yazısından öğrendik). Bu yemekte iki ABD’li stratejist, elçilik basın müsteşarı Joseph Hullington ve Kuzey Irak’taki Kürt parlamentosunun fikir babası Nicholas Kass brifing verdiler. ABD’deki Wisconsin Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölüm Başkanı Kemal Karpat’ın da katıldığı toplantıda Irak’ın ve Ortadoğu’nun geleceği tartışıldı. Irak sınırının 1922 Kahire Antlaşması ile yanlış coğrafyaya oturtulduğu ve bölgenin Osmanlı döneminde olduğu gibi Kerkük, Bağdat ve Basra olmak üzere üç eyalete yönetilmesi gerektiği konuşuldu. Bu fikir, kısa bir süre sonra ABD’nin eski BM Dâimî temsilcisi Richard Hollbroke tarafından aynen dillendirildi. O günlerde Cengiz Çandar, Taha Akyol, Ertuğrul Özkök gibi yazarların âdeta bir tarihçi havasında yazılar yazmalarında bu toplantının etkisi nedir, bilmiyoruz. Ancak bu toplantıya katılanların ve konuşulanların gizlenmesi Türkiye’ye dönük büyük bir komplonun işâretini veriyordu.  

Edelman Türkiye’yi tehdit ediyor

ABD’nin “karanlık” büyükelçisi, 29 Eylül tarihinde, Ankara’da “Dünya’daki Son Gelişmeler ve Türkiye’ye Etkisi” konulu bir sempozyumda Türk basınında pek yer almayan tehdit dolu bir konuşma yaptı. Konuşmasına Türkiye’nin ulusal çıkarlarını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini belirterek başladı. “Terörizmle mücadele”’de Suriye’ye daha çok baskı kurulacağını söyledikten sonra Türkiye’nin Ortadoğu’da İsrail’le ortak hareket etmesinin önemini vurguladı. Edelman, “İran’ın yeni bir vizyonla dünyaya karışmasından yanayız” dedi. Buradaki plân Türkiye’nin bölgesel işbirliği yapabileceği komşuları İran ve Suriye’ye karşı ABD ve İsrail’in yanında olmasını sağlamaktı. Çünkü Türkiye-İran ve Suriye arasında işbirliği ABD’nin Ortadoğu’daki tüm plânlarını bozar. ABD, bunun önünü kesmek için büyükelçisi aracılığıyla Türkiye’ye baskı kurmaktadır. Edelman, konuşmasında KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı da hedef gösterme küstahlığında bulundu. “Denktaş gelişmeye engel olmamalı. Kuzey Kıbrıs’taki seçimlerde uluslararası gözlemci hazır bulunmalı ve âdil bir seçim yapılmadır. Zaman kısalıyor.” buyuran bu diplomata ağzının payını verecek bir hükûmet yetkilisi çıkmadı. Kendisine cevap verilmeyen büyükelçi, gün geçtikçe daha fazla sömürge vâlisi havasına girdi.

“Ermenistan sınırını açmazsanız biz açtırırız”

Büyükelçi, bu asıl büyük tehdidi Ermenistan sınırının açılması konusunda savurdu. Türkiye’nin Ermenistan sınırını bir an önce açmasını, yoksa kendilerini açtıracağını söyleyerek Türkiye’nin içişlerine doğrudan müdahale eden bu adama yine kimse cevap vermedi. Ermenistan Anayasası’nda Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’nin topraklarının bir kısmı Ermenistan sınırları içinde târif edilmekte. Zâten uzun yıllardır Azerbaycan topraklarının %20’si Ermeniler’in işgâli altında. Türkiye için Ermenistan sınırının açılması, Azeri topraklarının işgâline son verilmesi ve Ermenistan’ın Türkiye’ye dönük politikaları değiştirilmesi için bir kozken. Türkiye’nin bunu kullanmayıp, Ermenistan karşısında zayıf duruma düşürülmek istenmekte… Kafkaslar’daki ABD üssü olan Ermenistan, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin kuşatılmasında kritik bir rol oynayacaktır. Edelman bu yüzden Türkiye’yi sıkıştırmakta ve tehdit etmektir. Büyükelçi benzer bir tehditkâr tavrı 19 Eylül tarihinde Bodrum’daki bir toplantıda şu sözlerle sergilemişti: “Irak’ta ortak hareket edelim, çünkü ekonominizin buna ihtiyacı var.” Hani Sayın Büyükelçi, tezkere ile ekonomik yardımın bir ilgisi yoktu?

Apo’yaBay Öcalan” diyen Edelman, Kürt ayaklanması hazırlıyor

Edelman’ın Türkiye’deki asıl misyonu, topraklarımızın parçalanarak bir Kürt devletinin kurulmasını sağlamaktır. Kendisinin uzmanlık alanı budur zâten. PKK/KADEK’i terör örgütü olarak gördüklerini açıklayan büyükelçi, DYP Genel Başkanı ile görüşmesinde bu örgütün başındakinden bahsederken “Bay Öcalan” demektedir. Büyükelçi’nin bu hitabı ABD’nin PKK’ya bakışının doğal bir yansımasıdır. ABD, Türkiye’ye en çok “PKK’yı bitireceğiz” yalanını söylemektedir. ABD yetkilileri ile PKK yöneticilerinin görüşmesinin ortaya çıkmasının ardından, PKK’nın liderlerinden Apo’nun kardeşi Osman Öcalan’ın son açıklamaları da bunu göstermektedir. ABD’lilerle görüşmeler yaptıklarını doğrulayan Öcalan, Amerikalılar’la yeni Irak’ın oluşumunda işbirliği yapacaklarını ve ABD’nin kendilerine saldırmayı bırakalım, Türkiye’nin de saldırmasına izin vermeyeceğini söylüyor. Teröristbaşı’nın kardeşi, âbisine bir şey olursa, tüm Türkiye’nin yanacağını söyleyerek tehdit savurmayı da ihmâl etmiyor. Öcalan’ın bu cesareti nereden aldığının yanıtını, ABD’nin çok mârifetli büyükelçisi birkaç gün önce PKK’nın kontrolündeki malûm partinin 11 il örgütünü ziyaret etmesini göz önüne alarak vermek gerekir. ABD, Talabani ve Barzani’ye ne kadar destek oluyorsa PKK’ya o kadar destek olmaktadır. Geçen hafta Suriye’de yakalanan PKK militanlarından Hayati Kaytan ve Hüseyin Yeter’in itirafları bunu ispatlamaktadır. Teröristler, ABD’nin kendilerine Irak’ta daha rahat gizlenmeleri için Irak kimliği verdiğini açıkladılar. Irak’ta PKK’yı destekleyen ABD’nin Türkiye’deki en üst düzey temsilcisi de, malûm partinin il başkanları ile toplantılar yaparak düğmeye bastıkları anda eşzamanlı olarak gerçekleştirilecek eylemleri örgütlemektedir.

Özetle, Edelman Haziran 2005’ya görevini yapmış olmanın derin huzuru içerisinde ülkesine döndü. Akabinde, Ağustos 1005’te Pentagon’da yeni görevine başladı. Savunma Bakanı Yardımcısı olan Edelman Türkiye’deki görevi sırasında bâzı krizlere sebep olmuş, sonunda da istifa etmişti… ABD Başkanı Bush, Amerikan Senatosu’nun taatilde olmasından faydalanarak, anayasal yetkisini kullandı ve kendisini Savunma Bakanlığı Yardımcılığı’na resmen atadı. Bush, böylelikle Edelman için koskoca Senato’yu by-pass etmiş oldu. Pentagon’dan yapılan açıklamada Edelman’ın Savunma Politikalarından Sorumlu Bakan Yardımcılığı’na getirildiği belirtildi. Temmuz 2003 – Haziran 2005 arasında Türkiye Büyükelçiliği görevini yürüten hazret, Başkan Bush tarafından şimdiki görevine getirilmek üzere Mayıs 2005 yılında aday gösterilmişti. Edelman daha önce de Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in ulusal güvenlik konularıyla ilgili danışmanlığını yürütmüştü. Bush kabinesinin şahinlerinden Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’la (daha sonra mecburen istifa eden Irak Harekâtı mucidi) tam uyum içinde çalışacaklarını söyledi.

Krizlerin adamıydı Edelman… Memleketimizdeki görevi sırasında zaman zaman diplomatik krizlere sebep olmuştu. Özellikle Fener Rum Patriği Bartholomeos için büyükelçilikte verdiği resepsiyonla gerginlik yaratmıştı. Resepsiyon davetiyelerinde Bartholomeos için “Ekümenik” sıfatını kullanması tartışmalara yol açmıştı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Nisan ayında gerçekleştirdiği Suriye gezisi ile ilgili sözleri de Ankara’da soğuk rüzgârlar estirmişti. EdelmanSuriye konusunda uluslararası câmiayla birlikte hareket etmenizi bekliyoruz” diyerek bu ziyâreti eleştirmişti.

***

İmdi, 1932 yılında Lefkoşa’da dünyâya gözlerini açan, 1950’de Kıbrıs İslâm Lisesi’ni, 1956’da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitiren, 1957’de ABD’ye gidip, günümüze kadar bütün çalışmalarını orada sürdüren 1990’lı yıllarda Virginia Üniversitesi’nin üç tıp fakültesinden birinin başhekimliğini, ABD Başkan Danışmanlığı’nı yapan Vamık Cemal Volkan ile Edelman’ın ortak yönlerine bir bakalım:

  • İkisi de yâd ellerden kopup ve Türkiye’den dolaylı olarak etkilenip ABD’ye gitmişler ve doğrudan CIA’e ve Derin Dünyâ Devleti’ne hizmet etmişler. Hâlâ etmiyor olmaları için bir tek sebep bulabilir misiniz?
  • İkisi de aynı sahada çalışıyorlar: Biri parçalıyor, öbürü parçalananlarda bilimsel gözlem yapıp “laboratuarında” çalışıyor.
  • Vamık Volkan 3 kere Nobel’e aday gösteriliyor Barış Ödülü amaçlı… Bu ödülün kimlere verildiğini şöyle bir tarayabilirsiniz internetten!
  • İkisi de dâhi ve karizmatik.
  • Her anlamda dezentegrasyona gidilen şu günlerde Vamık Hoca “bana 3 ay verin” diyor!

   Bilmem anlatabildim mi?

      Biraz fazla mı paranoidim?

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 26 Eylül 2007 Çarşamba

BEN KEMALİST DEĞİLİM AMA MUSTAFACILARA KIZARIM VEL...
BİPOLAR BOZUKLUK NEDİR?

Related Posts

 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil