Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Senelerdir ekranlara burnumuzu dayarcasına seyrettiğimiz Eurovizyon Şarkı Yarışması da kısaltılabilir, 

Avrupa Yayın Birliği üyesi ülkelerin katılımı doğrultusunda 1965 yılından bu yana gerçekleştirilen şarkı yarışmasıdır.

Katılımcı ülkelerin her biri, televizyon ile radyo aracılığıyla kamuoyuna gösterilecek canlı yayında seslendirilmek üzere bir şarkı seçer ve yarışmadaki en popüler şarkıyı belirlemek üzere kendisi dışında kalan ülkelerin şarkılarını puanlar.

1956 yılındaki başlangıcından bu yana aralıksız olarak her yıl düzenlenen yarışma, dünyanın en uzun soluklu televizyon programlarından birisidir.

Bunlara ilave olarak, sporla ilgili olmayan uluslararası etkinlikler arasında en çok izlenen programlardan birisidir; son yıllarda izlenme oranlarının 100 milyon ila 600 milyon kişi arasında değiştiği gözlemlenmiştir.

Eurovision, Avrupalı ve diğer katılımcı ülkeler dışında; Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Filipinler, Güney Kore, Hindistan, Kanada, Kolombiya, Meksika, Mısır, Japonya, Surinam, Tayland, Tayvan, Ürdün ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde de yayınlanmaktadır.

2000 yılından bu yana yarışma, Eurovision internet sitesi üzerinden de gösterilmektedir.

Eurovision Şarkı Yarışması’nı kazanmak, şarkıcılara daha iyi tanınması ve kariyerlerini ilerletmeleri gibi şanslar sağlar. 1958 yılında “Nel blu dipinto di blu”  (yaygın olarak kullanılan ismi "Volare") isimli şarkı ile üçüncü gelen İtalyan Domenico Modugno; 1974 yarışmasını "Waterloo" isimli şarkı ile İsveç adına kazanan müzik grubuABBA; 1988 yarışmasını İsviçre adına "Ne partez pas san moi " isimli Fransızca şarkı ile kazanan Kanadalı Céline Dion eserleri dünya çapında 300 milyonun üzerinde satan İspanyol Julio Iglesias ve 1981 yarışmasını “Making Your Mind up” isimli şarkı ile Birleşik Krallık adına kazanan müzik grubu Buck Fizz, yarışmaya katılımlarının ardından uluslararası başarılar kazanan şarkıcılar arasında gösterilebilirler.

1950’li yıllarda II. Dünya Savaşı’nın ardından kendini yeniden inşa etmeye başlayan Avrupa’da bir komite önderliğinde halkları “ışıltılı bir eğlence programı” aracılığıyla bir araya getirmek amacıyla Avrupa Yayın Birliği, İsviçre’de kuruldu.

Söz konusu komite 1955 yılının Ocak ayında Monako’da bir araya geldiğinde komiteye başkanlık eden İsviçre televizyonu genel müdürü Marcel Bezençon, birliğe üye olan bütün ülkelerin devlet kanallarının aynı anda televizyonda göstereceği bir şarkı yarışması fikrini ortaya attı.

İtalya'da gerçekleştirilen Sanremo Müzik Festivali, yarışmaya ilham kaynağı oldu.

Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmak için Avrupa kıt'asında bulunmaya gerek yoktur. Avrupa Yayın Birliğine üye olan her ülke katılabilir.

Eurovision Şarkı Yarışması’nda elli bir ülkede en az bir kez katılmıştır. 1956'dan itibaren katılım şöyledir:

Eurovision Şarkı Yarışması’nın düzenlendiği şehirleri ve bulunduğu

ülkeleri renkli olarak gösteren bir.

a) 1990’daki iki Almanya’nın yeniden birleşmesinden önce olarak temsil edilmiştir.

b) Yugoslavya’da katılan yarışmalar Yugoslavya Sosyalist Cumhuriyeti’ni  temsilen yarışmaya katılmışlardır, sadece 1992 senesinde yarışmacı Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ni temsil etmiştir.

c) Avustralya yarışmaya konuk olarak katılmıştır. Daha sonra kalıcı katılımcı olarak devam etmiştir.

Eurovision Şarkı Yarışması, her yıl bir önceki yıl kazanan ülkede gerçekleştirilir.

Bugüne kadar Eurovision’a ev sahipliği yapmış en büyük yer, Düsserdorf’taki Esprit Arena’dır

Eurovision’a en çok ev sahipliği yapmış olan ülke ise Birleşik Krallık’tır  Eurovision'a tam 8 defa ev sahipliği yapmıştır.

Oylama

Eurovision Şarkı Yarışması’nda oylama sistemi, %50 halk ve %50 jüri oyu ile yapılır.

Her ülke en beğendiği 10 şarkıyı 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 10 ve 12 puanla ödüllendirir. Bunlar jüri oylarından olur.

Daha sonra halk oyları havuzda toplanarak teker teker ülkelere dağıtılır.

Kurallar

Eurovision Şarkı Yarışması'nın uzun, teknik kuralları vardır ve her geçen gün değişmektedir. Kuralların çoğu kendi televizyon yayınını kapsamaktadır.

Ancak daha önemli, yarışmanın sonuçlarını etkileyen kurallar vardır.

Şarkıların sayıları

Eurovision Şarkı Yarışması'na her ülke sadece bir şarkıyla katılabilir.

Yarışmanın finalinde yaklaşık 26 şarkı yarışır.

Sonra şunlar uygulanır:

Buradaki “5 büyük” ülke (İtalya, Birleşik Devletler, Birleşik Krallık, Fransa ve bir zamanlar boğa güreşleriyle çok iyi tanınan İspanya) yarışma için 5 büyük ekonomik katkı kaynağı sağlamaktadır ve finalde otomatik olarak ödüllendirilmektedirler.

Salı günü yarışma öncesi 1. Yarı Final'de 10 eleme yapılır.

Perşembe günü yarışma öncesi 2. Yarı Final'de 10 eleme yapılır.

İlk yarışmasında, her ülkenin üç dakika süresi vardır ve en fazla iki şarkı için izin verilir. Günümüzde hâlâ şarkıların üç dakikayı geçmemesi gerekir, birçok sanatçının şarkı kaydı daha uzun olsa da, yarışmada kısaltılmış sürümüyüle performans göstermek zorundadır.

Katılımcı ülkelerin sayısı yarışma tarihi boyunca büyüdü ve 1993 yılından bu yana Sovyet ve Yugoslav ve Yugoslavya cumhuriyetleri, Varşova Paktı ülkeleri ve diğerlerinin yarışmaya katılabilmesi için kurallarda değişiklikler yapıldı.

Yarışmada başka sanatçılara ait veya daha önceden yayınlanmış şarkıların katılmasına izin verilmiyor.

Bütün şarkılar söz ve enstrümantasyonlar açısından tamamen özgün olmalıdır ve kamuya 1 Ekim tarihinden önce duyurulmamalıdır.

1956ve 1965 seneleri arasında ilk yarışmadan bu yana ve yine 1973’ten 1976’ya kadar kadar olan süre itibarıyla lisanlar üzerinde hiçbir kısıtlama olmadı. 

1966 ila 1972’ye kadar ve 1987’den 1998’e kadar olan sürede şarkıların millî dilde söylenmesine karar verildi.

Millî lisanda söyleme kuralı aslında yılından kısa bir süre önce uygulamaya konuldu, ancak bazı ülkelerde millî dilde söylenmeyen şarkılar seçildiği için o ülkelere izin verildi.

1999 yılındaki yarışmada, kısıtlama tekrar kaldırıldı ve şarkılar herhangi bir lisanda gerçekleştirilebildi.

Sonuç olarak, şarkıların bir kısmını veya tamamını İngilizce olarak söyleyen ülkeler de oldu.

2003 yılında Belçika sözde serbest bir dil olan sadece şarkı için oluşturulmuş yapay bir dille Urban Trad tarafından söylenen Sanomi ile yarışmaya katıldı.

Aynı taktiği 2006 yılında Hollanda kısmen yapay bir dille uyguladı ve yine Belçika tarafından 2008 yılında Julissi ile aynı taktik gerçekleştirildi.

Türkiye’de 2007 yılında Kenan Doğulu’nun Eurovision şarkısının nakaratında Türkçe bir kelime kullanmıştır.

semiha yankı seninle bir dakika ile ilgili görsel sonucu 

Lehçeler ve Bölgesel Lisanlar

Bazen bir lisan veya da çok nadir olarak, lisanın lehçeleri bir şarkı için kullanılmıştır:

1971, 1996, 2003, Avusturya (Vorarlbergish ve Steiermarkish), Viyana’da şarkı söylerken: Bütün lehçeler Almanca 2012’de Avusturya Trackshittaz grubu Bavyeraca (Woki Mit Deim Popo) şarkısı ile katılmıştır.

2012’de Rusya, Buranovskiye Babuşki grubu ile Udmurtça ağırlıklı ve sadece nakarat kısmı İngilizce olan “Party For Everybody” adlı şarkıyla yarışarak 2.olmuştur

Süre

Yarışmada söylenen şarkılar üç dakika ile sınırlandırılır.

Katılımcı Kuralları

Katılımcıların hiçbiri on altı yaşından küçük olmamalıdır. 1989 yılındaki yarışmaya Fransa’dan Nathalie Páqua ve İsrail’den Gili ve Galit’in içindeki Gili olmak üzere iki tane 16 yaşın altında şarkıcı katılmıştır.

1986 yılındaki yarışmayı da Sandra Kim 13 yaşındayken kazanmıştır ama 1990 yılında bugünkü Hırvatistan sınırları içinde bulunan Zagreb’de yapılan 1990 Eurovision Şarkı Yarışması'nda ve ondan sonraki yarışmalarda 16 yaşından küçüklerin katılması yasaklanmıştır.

İki birinciliği bulunmasına rağmen Almanya bir bütün olarak yarışmayı 2010 yılında olmak üzere yalnızca bir defa kazanmıştır. İki Almanya’nın yeniden birleşmesinden önce, Almanya Federal Cumhuriyeti (Batı Almanya olarak da bilinir) da yarışmayı 1982 yılında olmak üzere bir defa kazanmıştı.

Batı Almanya ve Yugoslavya gibi ülkelerin eski birincilikleri de hep ekranda ifade edilmiştir.

Bence en güzel şarkı Semiha Yankı’nın icra ettiği “seninle bir dakika” idi… Bilmem siz ne dersiniz?

Sevgiyle, bilgiyle yaşayalım. İyi günde, kötü zamanda beraber ve hep dirlikte ve birlikte olalım.

Abartısız yaşayalım ve sevgiyle kalalım.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 22 Kasım 2017 

42 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Dünya genelinde büyük olarak nitelenen bütün ülkelerde hukukun kaynak ve kuralları ile,  toplumsal düzen kuralları geçerli. Yazılı, yazılı olmayan bu kurallar ülkeleri daha yaşanılır, daha uygar kılıyor. Bu kaidelerin tümü halkın mutlu olması için konmuş.

 

Bu kurallara uyum sağlanması için gerçekleştirilen ilk eğitim evde verilir. Çocukluğumu hatırlıyorum. Annemiz babamız meselâ yere tükürülmemesi, etrafı kirletmememiz gerektiğini bizlere öğütlerlerdi. Bizler de çocuklarımıza aynı telkinlerde bulunmuştuk. Çocuklarımızın da yavrularına aynı eğitimi verdiklerini gözlemliyor ve seviniyorum.

 

Fakat üzülerek belirtiyorum ki sokağa çıktığımızda, sevincimiz mutsuzluğa dönüşüyor. Yerler sigara izmariti, boş pet, naylon torba, kutu v.s dolu. Etraf evcil hayvan pisliğinden geçilmiyor. Ayakkabılarınızı temiz tutabilmeniz için yürürken slalom yapmanız gerekiyor. Dikkatli olmaz iseniz, insan sever olmayan bazı hayvan severlerin, yavrularına ait toplamadıkları pisliklerine basıp kayabilirsiniz. Hadi atik davrandınız kendinizi kurtardınız; bu kez o güzel kokuları evinize taşıyabilirsiniz.

 

Dedim ya çocukluğumda yollarımız daha temizdi. Vicdanlarımız da daha temizdi. İnsanlar birbirlerine günaydın derlerdi. Araçlar yayalara yol verirlerdi. Ülkemiz fakirdi, ama insanlarımız mutluydu. Hâli vakti yerinde olan aileler bile tasarrufa uyarlardı. Mahalledeki bekçi amcanın düdük sesi bizler için güvencenin, korunmanın sesi idi.  

 

Son yıllarda bizlere bir şeyler oldu sevgili dostlar. Karşılıklı sevgiyi, saygıyı öteledik. Kanuna, kurallara uymamaya başladık. Çıkarılan yasaların halkın yararına olduğuna inanmamaya başladık. Hata yapan insanın cezasını yargı yerine halk vermeye başladı. Kolluk kuvvetleri kırmızda geçen, yanlış yere park eden, makas yapan araca; evsel atığını gelişi güzel yere fırlatan yurttaşa ceza kesmiyor. Vatandaş olarak o densizliği yapanı uyarmaya kalktığınızda, başınıza ne iş geleceğini kestiremiyorsunuz. Bir zamanların kovboy filmlerinde gördüğümüz manzaraları yaşar olduk.

 

Yoksa Ortadoğulu mu olmaya başladık? Öyle ya Orta Doğu’da marifet, kurallara uymamak. Tâbirimi mâzur görün, “çakallık” prim yapıyor. Ama unutmayalım, işte bu tutum yüzünden Orta Doğu’da başarılı olan da yok denecek kadar az.

 

Tamam kabul ediyorum, coğrafi konum olarak bir Ortadoğu ülkesinin insanlarıyız. Buna karşılık, Mustafa Kemal Atatürk gibi yüzümüzü Batıya çeviren bir liderin de torunlarıyız. O halde?

 

Norveç atasözü:  “Bir de Atatürk gibi düşün…” diyor. Oralarda bir sorun karşısında tembellik yapan, karamsarlığa kapılan, hatta gaflete düşen insanlara bu atasözü hatırlatılıyormuş.

 

“Cesur ol… bir de Atatürk gibi düşün…”

 

Verimli bir hafta diliyorum.

 

 

 

 

Ali Rıza SAYSEN

107 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar

Sosyal psikoloji bireylerin, davranış, duygu ve düşüncelerinin başkalarının gerçek, hayal edilen veya ima edilen varlığından nasıl etkilendiğinin bilimsel yollarla araştırılmasıdır. Sosyal psikologların çoğu sosyal psikolojiyi, psikolojinin bir alt dalı olarak görmektedir. Böyle olduğu için de, zihinsel hayatın, sosyal etkileşim ve daha genel olarak sosyal olgularla ilgili taraflarının sosyal psikolojiyi oluşturduğunu ileri sürerler

Sosyal psikolojinin tarihçesinde de görüleceği gibi, sosyologların tanımladığı bir sosyal psikoloji ve psikologların tanımladığı bir sosyal psikoloji vardır: Sosyolojik sosyal psikoloji ve psikolojik sosyal psikoloji sosyal psikolojinin kısa tarihi.

Modern sosyal psikoloji, 20. Yüzyılın başından itibaren ABD’de varlık göstermiş ve yaklaşık olarak 1960’ların sonlarına kadar da bu durum devam etmiştir.

1960’ların sonları ve 1970’lerin başından itibaren Avrupalı sosyal psikoloji denilebilecek geleneği oluşturan teori ve araştırmalar ortaya çıkmıştır.

Günümüzde dünyanın her yerinde sosyal psikoloji mevcut olsa da, büyük ölçüde ABD ve Avrupa  (Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada da eklenebilir) merkezli bir sosyal psikolojinin ağır bastığı söylenebilir.

Sosyal Psikolojinin Avrupa’daki Kökleri: Modern sosyal psikolojinin kökleri 19. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan iki entellektüel akıma kadar geri götürülebilir: Völkerpsikoloji ve kitle psikolojisi.

Almanca bir terim olan Völkerpsikoloji (Völkerpsychologie), “halk psikolojisi” olarak tercüme edilebilirse de “sıradan insan psikolojisi” ne daha yakındır. Gene de Türkçe’de kollektif psikoloji/kültürel psikoloji olarak anlaşılabilir.

Deneysel Psikolojinin de kurucu babası olarak kabul edilen Wilhelm Wundt tarafından geliştirilen Völkerpsikoloji, belirli bir sosyal gruba ait olan insanların bireysel değil kollektif bir biçimde düşünme eğiliminde olduklarını ileri sürer; bu insanlar aynı görüş ve inançları taşırlar ve aynı değerleri paylaşırlar.

Völkerpsikoloji de diğer bütün psikolojik akımlar gibi, içinde bulunulan zaman ve sosyal bağlamın bir ürünüdür.

Kitle psikolojisinin temel fikri “grup zihni”dir.

sosyal psikoloji görsel ile ilgili görsel sonucu

Grup Zihni: Gustave Le Bon tarafından geliştirilmiş, çeşitli psikolojik mekanizmalar aracılığıyla, insan kollektivitesinin tek bir varlık, psikolojik kitle haline gelmesine işaret eden kavramdır.

Modern Sosyal Psikoloji: Bilimsel disiplinlerin tarih yazımında her zaman başlangıç noktası olarak belirli kişi ve/veya gelişmelere referans verilir. Modern sosyal psikolojinin doğuşunda da böyle iki olaydan söz edilebilir:

Biri sosyal psikolojik nitelikte görülen bir deney ve diğeri, sosyal psikoloji ders kitaplarının yayınlanmasıdır.

Modern sosyal psikoloji deneysel yönteme ağırlık veren bir bilim dalıdır.

19. yüzyılın sonlarında Triplett tarafından gerçekleştirilen deney, sosyal psikolojinin ilk deneyi kabul edilir ve bu deney, daha sonradan deneysel yöntemin kazandığı önem yüzünden tarihsel bir başlangıç olarak nitelendirilir.

Triplett, bisiklet kullanan insanların yarışta olmasalar bile başka bisikletlilerin varlığında, tek başlarına olduğu duruma göre daha hızlı bisiklet sürdüklerini gözlemiş ve bu gözlemini laboratuarda test etmiştir.

Sonuçlar çok kesin olmasa da, sosyal psikoloji kitaplarında yeniden yazıla yazıla, deneyin, başkalarının varlığının performansı arttırdığına destek verdiği iddia edilmiştir.

Bu konu, daha sonraları sosyal psikolojide sosyal hızlandırma adı verilen deneysel çalışmalarla devam etmiştir.

Davranışçı Sosyal Psikoloji

20. yüzyılın başında ABD sosyal psikolojisinde ortaya çıkan ve gözlenebilir olan vak’aların çalışılması gerektiğini ileri süren sosyal psikolojik yaklaşımdır.

Sosyal Karşılaştırma: İnsanların kendi yetenek ve fikirleri hakkında bilgi sahibi olmak için kendilerini diğerleriyle karşılaştırma sürecidir.

Bilişsel Çelişki: Davranışla tutarsız olan tutumların yarattığı psikolojik sıkıntı ve bunun tutumları değiştirmek yönünde yarattığı baskıdır.

SOSYAL PSİKOLOJİ

 Sosyal Temsiller: Sosyal olguların (mesela: “fakirlik” ve “delilik”) verili bir kültür veya toplumda anlaşılma biçimi ve bu anlama biçiminin söz konusu sosyal olguları yorumlamada bir temel sağlamasıdır.

Sosyal Kimlik: Bireyin benliğinin bir parçasını oluşturan, grup üyeliklerinden elde ettikleri kimliktir; bireyin benliğini başka bir parçasını oluşturan ve bireyin biricikliğiyle ilgili olan bireysel kimlikten farklıdır.

Atıf Teorisi: İnsanların sosyal etkileşimde neden ve sonuç ilişkilerini nasıl çıkarsadıklarını açıklamak üzere geliştirilmiş bir yaklaşımdır.

 SOSYAL PSİKOLOJİDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ

Sosyal psikoloji bilimsel bir disiplindir.

Bilimi diğer bilgi türlerinden ayıran, sorularını cevaplamakta kullandığı yöntemdir. Sosyal psikologlar belirli bir olguyu tasvir etmek, iki olgu arasında bir ilişki olup olmadığını ve olgular arasındaki neden sonuç ilişkisini araştırmak için çeşitli yöntemler kullanmaktadırlar.

“İyi” veya “kötü” yöntem yoktur, “uygun” yöntem vardır. Uygun bir araştırma yönteminin seçimi araştırma sorusunun niteliği, eldeki mevcut kaynaklar ve birtakım etik konular olmak üzere pek çok etmene bağlıdır.

Bu, tıpkı bir yerden bir yere giderken tren, otobüs, uçak, gemi gibi mevcut ulaşım aracı seçeneklerinden birini seçmeye benzer.

Bunlardan hangisiyle yolculuk yapacağınız, para durumuna, hava durumuna, ne kadar vaktiniz olduğuna, seyahat konforu anlayışınıza veya bu araçlara ilişkin güvenilirlik algınıza göre değişebilir.

Aşağıda görüleceği gibi, her bir araştırma yönteminin kendine özgü güçlü yanları ve sınırlılıkları vardır.

Deneysel Olmayan Yöntemler

Deney, vakıalar (olgular) arasındaki neden-sonuç ilişkisini göstermenin tek yolu olduğundan, daha çok tercih edilen bir yöntemdir. Hatta bilimsel yöntemin deneyle eşit tutulduğu bile söylenebilir.

Deneyin mümkün veya uygun olmadığı durumlarda sosyal psikologlar deneysel olmayan diğer yöntemleri de kullanmaktadırlar.

Bu yöntemlerle gerçekleştirilen araştırmalardan nedensel bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Bu tür araştırmaların sayısal veri elde edilebilenlerinde değişkenler arasındaki korelasyon araştırılır.

Bunlar korelasyon yöntemi olarak adlandırılabilir.

Mesela bir sosyal psikolog nüfus yoğunluğu (metrekareye düşen insan sayısı) ile suç oranı arasındaki ilişkiyi araştırdığı bir çalışmada, bu iki değişken arasında olumlu bir korelasyon elde etmiş olabilir.

Yani, nüfus yoğunluğu arttıkça suç oranının da arttığı sonucunu elde edebilir.

Doğal Gözlem

Belirli bir davranış konusunda doğrudan ve betimsel bilgi edinmenin yolu doğal gözlemdir.

Bu tür araştırmalarda davranışa neden olan içsel süreçlere, yani duygu, düşünce, tutum veya niyetlere ilişkin bir veri elde edilemez, ancak söz konusu davranışın ortaya çıkış süreci incelenebilir.

Doğal gözlem söz konusu sosyal davranışı sistematik bir biçimde gözlemeyi, kaydetmeyi (not tutmak ve/veya videoya çekmek) ve kodlamayı içermektedir.

Akla gelebilecek bütün doğal mekânlar da doğal gözlem yapılabilir; okul, ev, sokak, fabrika, hastane, alışveriş merkezi, otobüs veya uçak terminali, tren istasyonu.

Bu yöntemde, gözlenen sosyal davranışa hiçbir müdahalede bulunulmaz. Sosyal davranış kendiliğinden gerçekleşir.

Araştırmacı gözlemini bazı durumlarda görünmeden (mesela sokakta bir ağacın veya duvarın arkasına gizlenerek) gerçekleştirebilir.

Diğer durumlarda bu mümkün olmadığından araştırmacı gözlediği grup veya topluma katılır ve hatta bir süre onlarla yaşayabilir. Bu durumda katılımcı gözlem gerçekleştirmiş olur.

Doğal gözlemin güçlü yanları:

1. Bu yöntem, doğal ortamında kendiliğinden ortaya çıkan bir davranışı araştırmada mükemmel bir yoldur. 2. Bu yöntemin kullanıldığı araştırmalar sık sık gerçek hayata uygulanabilen gözlem ve deneylerin geliştirilmesini sağlar, çünkü gözlenen gerçek hayattır.

 Doğal gözlemin sınırlılıkları: 1. Bu yöntemde çoğu kez sayısal veriler elde edilemez. Bu da toplanan verileri standartlaştırma sorunu yaratabilir

SOSYAL PSİKOLOJİ

Bu yöntemi ile bir davranışın veya bir tutumun bir toplumda yahut belli bir grupta görülme derecesi ve bunların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, sosyal art alan ve benzeri etmenlerle nasıl bir ilişki içinde olduğu araştırılmaktadır.

Mesela, lise gençliğinde uyuşturucu kullanma yaygınlığı nedir, uyuşturucu maddeye yönelik tutumlar nelerdir ve liselilerin uyuşturucular hakkındaki bilgi düzeyi nedir sorularına bu yöntem ile cevap aranabilir.

Ayrıca, uyuşturucu kullanma ve bu konudaki tutum ve bilgi ile cinsiyet, anne-baba eğitimi, sosyal sınıf ve benzeri değişkenler arasındaki ilişki de incelenebilir.

Bu yöntemi kullanılarak araştırılan konular çok çeşitlidir. Siyasi parti tercihi, bir reklam ürününün tercihi, televizyon kanalı tercihi konusunda yapılan kamuoyu yoklamaları günlük yaşamımızda sık karşılaştığımız örneklerdendir.

Bu yönteminde veri toplama tekniği olarak anket ve görüşme kullanılır. Anket, açık uçlu veya çoktan seçmeli olarak hazırlanmış soru formudur.

Anket, katılımcılara yüz yüze uygulanabildiği gibi posta ile de gönderilebilir.

Ancak posta ile gönderilen anketlerin geri gelme oranı düşüktür. Diğer taraftan görüşme tekniği, yapılandırılmış, yarı yapılandırılmış ve yapılandırılmamış olabilir.

Yapılandırılmış görüşmede araştırma için sahaya çıkmadan önce katılımcılara sorulacak tüm sorular belirlenmiştir.

Yarı yapılandırılmış görüşmede katılımcılara sorulacak ana sorular bellidir, ancak görüşme esnasında katılımcının verdiği cevaplara bağlı olarak da soru üretilir.

Yapılandırılmamış görüşmede ise, katılımcı ile görüşülecek konu belli olmasına karşın önceden hazırlanmış soru yoktur. Bunun yerine görüşmenin akışına göre sorular sorulur.

Survey yöntemindeki en önemli nokta, ulaşılması gereken insan sayısı fazla olduğundan, yapılacak örneklem seçimidir.

Örneğin uyuşturucu konusunda anket uygulamak için bir şehirdeki bütün liseli gençlere ulaşmak zaman ve maliyet açısından makul olmadığından, bu gruptan rastgele kişilere anket uygulanabilir.

Böylece seçkisiz örneklem oluşturulmuş olur veya araştırılmak istenen grubun, yani evrenin (popülasyon) önemli özelliklerini (örneğimizde bunlar cinsiyet, sosyal sınıf vb. olabilir) oran olarak yansıtan bir örneklem seçilebilir.

Bu temsil edici örneklemdir.

Surveyin güçlü yanları: 1. Surveyle çok sayıda kişiden çok miktarda bilgi toplama olanağı vardır. 2. Örnekleme tekniğiyle yapıldığı için, toplanılan bilgiden genelleme yapılır.

 3. Bu yöntem, diğer yöntemlere göre zaman ve maddi kaynakların kullanımı açısından daha tasarrufludur.

Surveyin sınırlılıkları: 1. Survey ile çok miktarda bilgi toplanır, ancak bu bilgi yüzeyseldir. 2. Büyük örneklem alınması gereken durumlarda çok zaman ve paraya ihtiyaç vardır.

Arşiv Araştırması

Arşiv araştırmasında araştırmacı, başkası tarafından ve çoğu zaman başka nedenlerle toplanmış ve kaydedilmiş veriyi kullanmaktadır.

Sosyal psikolojide en az kullanılan yöntemlerden biri olan arşiv araştırması, geçmişteki bir hadisenin araştırılması için kullanılabileceği gibi, bir vak’aya ilişkin tarihsel eğilimi ortaya çıkarmak için de kullanılabilir.

Arşiv araştırmasının güçlü yanları: 1. Bu yöntemde cansız materyaller kullanıldığı için, insanların yer aldığı yöntemlerde ortaya çıkan sorunlar (cevapların kişilik, beklenti gibi etmenlerden etkilenmesi gibi) bulunmamaktadır.

2. Bu yöntemle, bir olgunun zaman içindeki değişimi ve gelişimi izlenebilir.

3. Geçmişteki bir olguyu araştırmak için tek yoludur.

Arşiv araştırmasının sınırlılıkları: 1. Araştırmacı sadece var olan bilgiyle yetinmek zorundadır. 2. Materyal çok olduğunda, materyalden örneklem seçimi, daha sonra bütün materyale bir genelleme yapılacağı için önem taşımaktadır.

Deneysel Yöntemler

Deney, bir değişkenin diğer bir değişken üzerinde etkisinin araştırılarak bir deney yönteminin sınandığı yöntemdir.

Deney yönteminde temel olarak, bir ya da daha fazla bağımsız değişken manipüle edilmekte ve bu müdahalenin bir veya daha fazla bağımlı değişken üzerinde yarattığı etki ölçülmektedir.

Örneğin, televizyon programındaki şiddetin çocukların daha sonraki araştırılmalarda da, hâlen de ve sonraki çalışmalarda da gözlemlenecektir çünkü saldırganla özdeşleşme modeli kullanır.

SOSYAL PSİKOLOJİ

Davranışlarımız üzerinde bir etkiye neden olup olmadığını sınayan bir araştırmada, televizyon programındaki şiddet düzeyi bağımsız değişken, çocukların saldırganlık içeren davranış düzeyi bağımlı değişkendir.

Laboratuar Deneyleri

Genel olarak sosyal psikolojide araştırmaya etki edebilecek etmenleri daha iyi kontrol edebilmek için laboratuar deneyleri tercih edilmektedir.

Laboratuar deneylerinin en dikkat çekici özelliği, dış dünyadan tamamen farklı yapay şartlar altında gerçekleştiriliyor olmalarıdır.

Laboratuar deneylerinin güçlü yanları: 1. Değişkenler arasında kesin bir nedensel ilişki kurmak ve denence sınamak en fazla laboratuar deneyinde mümkündür. 2. Alan deneyi de dâhil olmak üzere diğer bütün araştırma yöntemleri içinde kontrolün en üst düzeyde olduğu yöntemdir. 3. Bütünüyle yapay bir ortamda gerçekleştirildiğinden, laboratuarda elde edilen sonuçların kesinliği de yüksektir.

Laboratuar deneylerinin sınırlılıkları:

Laboratuar deneyleri yapay bir ortamda gerçekleştirildiğinden, burada elde edilen sonuçları gerçek hayata genellemek zordur.

Gerçek hayattaki bütün deneyimler laboratuarda araştırılmaya uygun değildir.

Örneğin, yoğun korku, nefret ve saldırganlık gibi duygular laboratuarda çalışılamaz.

Alan Deneyleri

Alan deneyi ile laboratuar deneyi temel mantık açısından aynıdır. Alan deneyinde de laboratuar deneyinde olduğu gibi bağımsız değişken araştırmacı tarafından değişime uğratılır ve bağımlı değişken üzerindeki etkisi gözlemlenir veya ölçülür.

Ancak, alan deneyinde araştırmacının bağımsız değişkene etki edebilecek potansiyel etmenleri kontrol etme olanağı pek yoktur.

Alan deneyinin güçlü yanları: 1. Doğal ortamda yapılmış olsa da temel olarak deney yöntemi kullanılmış olduğundan, alan deneylerinde denence sınaması kolaylıkla yapılabilir.

2. Alan deneyi doğal ortamda gerçekleştirildiğinden, sonuçların gerçek hayata genellenme sorunu yoktur.

Alan deneyinin sınırlılıkları: 1. Alan deneyi değişkenler arasında nedensel ilişki kurulmasına izin verse de, bu ilişki laboratuar deneyindeki kadar kesin değildir. Çünkü bu yöntemde araştırmacının kontrolü daha düşüktür.

2. Bu yöntemde de deneklerin tepkisel davranma ihtimali vardır. Dolayısıyla deneklerin kandırılması etik (ahlaki) bir sorun olarak alan deneylerinde de yaşanmaktadır.

İZLENİM OLUŞTURMANIN BİREY HAYATINDAKİ YERİ

İzlenim oluşturma bir kişiyle kurulan iletişim süresince algılanan ve akabinde idrak edilen özelliklerin değerlendirilerek o kişi hakkında bir fikir oluşturma sürecidir.

Başkaları hakkındaki algılarımız, toplumsal hayatımızın önemli bir parçasıdır.

İnsani özelliğimizin gereği olarak; hemen her zaman bir davranışın nedenini bilmeye, niçin o şekilde davranıldığını açıklamaya çalışırız.

Bunu yaparken davranışı içsel bir nedene mi (güdüler, niyet, kişilik özelliği vb.) yoksa çevrenin fiziksel şartlar gibi dışsal bir nedene mi bağlı olduğunu bulmaya çalışırız.

İZLENİM OLUŞTURMANIN TEMEL İLKELERİ

İzlenimler çok az bilgiye dayalı ve çok çabuk bir şekilde oluşturulur.

Biz karşımızdakinin en çarpıcı özellikleri ile onu başkalarından ayıran-farklı kılan özelliklerini anlarız.

Bu konuya devam edeceğim ama evrimsel psikiyatri kitabı da yarı yarıya bitti sayılır.

Sevgiyle, dayanışma ve akıl ve hikmet rehberliğinde kalalım.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 16 Kasım 2017  

225 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncular,

Bu sendromdaki patolojinin temel sebebi GNAQ genindeki bir

dizi mozaik mutasyonlardır. GNAQ geni, hücre içi sinyal yollarını

düzenlemek üzere işlev gören bir guanin nükleotid bağlama proteini

olan G-alfa-q ‘yı kodlamakla görevlidir.


***

Sturge Weber Sendromu Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

Sturge Weber Sendromu yüzde porto şarabı lekesi, göz ve beyinde

venöz şekil bozuklukları ile seyreder.

Bazı nörolojik özellikleri ilerleyici olabilir, nörolojik bakiyelere ve

zekâ geriliğine sebebiyet verebilir.

Oksipital bölge etkilendiğinde görme problemleri ortaya çıkabilir.

***

Porto şarabı lekesi genelde alında ve üst göz kapağında yerleşmeye

eğilimlidir.

Leptomeningeal Vasküler Malformasyon ise yüz lezyonu olan

vakaların yüzde 15’inde görülmektedir.

Diğer belirti ve bulgular ise şu şekildedir:

Nöbetler

Zekâ geriliği

Hemipareziler (yarım felçler)

Görme alanı arızaları

Davranışsal işlevlerde bozulmalar

Zihinsel işlevlerde bozulmalar

Glokom

Sturge Weber Sendromu Teşhisi Nasıl Konulur?

Bu sendromun teşhisinin konulabilmesi yüzdeki kılcal damarlardaki

şekil bozuklukları ve leptomeningeal kılcal venöz malformasyonların

gösterilmesine dayanır. 

***

Nörolojik problemler geliştiğinde, leptomeningeal lezyonu olan fakat

yüz lezyonu olmayan vak’alarda görülebilmektedir.

Bu hastalarda göz bozuklukları da ortaya çıkabilmektedir.

SWS, Klipper Treanuany Sendromu ile karıştırılmamalıdır. KTS’da

genellikle kol ve bacaklarda hipertrofi mevcut ve belirtiler kol ve

bacaklarla ile ilişkilidir.

Teşhise giden yolda en büyük rehberimiz Gadolinyum Kontrastlı

Manyetik Rezonans Görüntüleme tekniğidir.

***

Bu görüntüleme tekniğinde kılcal venöz malformasyonun varlığı ve

beyin yapıları ile tutulumun derecesi tespit edilebilmektedir.

Manyetik rezonans görüntülemenin kullanılamadığı durumlarda

bilgisayarlı tomografi beyin kireçlenmelerinin gösterilmesi ve bazı

diğer bilgilerin tespiti için yardımcıdır.

Sturge Weber Sendromu Nedir?

Sturge Weber Sendromu, porto şarabı lekesi adını

verdiğimiz yüzde kılcal damarlarda şekil bozuklukları ve gözü

etkileyen birtakım aksamalarla ile giden doğumda ortaya çıkan

bir bozukluktur.

Kalıtımsalsal bir hastalık değildir.

Sturge weber sendromundaki patolojinin temel sebebi GNAQ

genindeki bir dizi mozaik mutasyonlardır. GNAQ geni, hücre

içi sinyal yollarını düzenlemek üzere işlev gören bir guanin

nükleotid bağlama proteini olan G-alfa-q’yı kodlamakla

görevlidir.

Sturge Weber Sendromu Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

Sturge Weber Sendromu yüzde porto şarabı lekesi, göz ve beyinde venöz malformasyonlar ile seyreder. Bazı nörolojik özellikleri ilerleyici olabilir, nörolojik eksikliklere ve zekâ geriliğine sebebiyet verebilir.

Oksipital (beynin arka) bölgesi etkilendiğinde görme problemleri ortaya çıkabilir.

Porto şarabı lekesi genelde alında ve üst göz kapağında yerleşmeye eğilimlidir.

Leptomeningeal Vasküler Malformasyon ise yüz lezyonu olan vakaların yüzde 15’inde görülmektedir.

Diğer belirti ve bulgular ise şu şekildedir:

Nöbetler

Zekâ geriliği

Hemipareziler (tek taraflı felçler)

Görme alanı arızaları

Davranışsal işlevlerde bozulmalar

Zihinsel işlevlerde bozulmalar

Glokom

***

Sturge Weber Sendromu Teşhisi Nasıl Konulur?

Bu sendromun teşhisinin konulabilmesi yüz ince kan damarlarının malformasyonlar ve leptomeningeal kılcal venöz malformasyonların gösterilmesine dayanır. 

Nörolojik problemler geliştiğinde, leptomeningeal lezyonu olan fakat yüz lezyonu olmayan vak’alarda görülebilmektedir. Bu hastalarda göz bozuklukları da ortaya çıkabilmektedir.

SWS, Klipter Trenuany ile karıştırılmamalıdır.

KTS’da genellikle ekstremite aşırı büyümesi mevcut ve belirtiler ekstremiteler ile ilişkilidir.

Teşhise giden yolda en büyük rehberimiz Gadolinyum Kontrastlı Manyetik Rezonans Görüntüleme tekniğidir.

Bu görüntüleme tekniğinde kılcal venöz malformasyonun varlığı ve beyin yapıları ile tutulumun derecesi tespit edilebilmektedir.

Manyetik rezonans görüntülemenin kullanılamadığı durumlarda bilgisayarlı tomografi beyin kalsifikasyonlarının gösterilmesi ve bazı diğer bilgilerin tespiti için yardımcıdır.

Sturge Weber Sendromu Tedavisi Nasıl Yapılır?

Sturge Weber Sendromu için özel bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır.

Temel mekanizma var olan semptomları ortadan kaldırmaya yöneliktir.

Ayrıca son yıllarda tecrübeli klinisyenler arasında düşük doz Aspirin’in (asetil salisilik asid) 80 mg/gün SWS’da faydalı olabileceği yönünde bir ortak fikir mevcuttur.

Buna sebep olarak da damar tıkanmasını önleyici tedavinin, beyin kan akışı ve solunum azlığına bağlı iskemik nöronal hasarın bozulmasını önleyebileceği gösterilmektedir.

 

Porto şarabı lekeleri, pulsed dye lazer kullanılarak seçici fototermoliz ile tedavi edilebilir.

 

Gelişen görme bozuklukları için standart tedaviler uygulanır. SWS’de nöbetlerin yönetimi oldukça zordur.

Antikonvülsanlar (valpproat, karbamazepin gibi) bazı durumlarda yeterli olamamaktadır.

Barışla, sevgi, dostluk ve anlayışla kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 15 Kasım 2017 Çarşamba

46 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar

Uyku apnesi  olarak da bilinir. Uyku sırasındaki solunum duraklamalarından sulunum duraklamalarından kaynaklanan ve uyku düzeninin bozulmasına sebep olan önemli bir hastalıktır.

Uyku apnesi uykuda hava akımının en az 20 saniye süreyle dakikadaki normal değerinin %20'sine ve daha altına düşmesi ile tanımlanabilir.

Uykudaki solunum duraklamaları sonucunda kandaki Oksijen miktarı azalır ve karbon monoksit miktarı artar.

Uyku apnesi bir problem veya solunum bir tıkanıklık nedeniyle uyku apnesi oluşabilir.

Bazen de bu her iki durum birlikte olmaktadır. Bu hastalığın değerlendirilmesinde sadece solunumun durması apne değil aynı zamanda solunumun azalması hesaba katılmaktadır.

Yüksek gürültülü horlama, aşırı sinirlilik, odaklanma bozukluğu, sabah baş ağrısı gibi sorunlar uyku apnesinin sonuçları olarak ortaya çıkabilir.

Hastalarda, hastalığın seviyesine göre bu sorunların biri, birden fazlası veya hepsi birden görülebilir.

Teşhis ve Tedavi

Çeşitleri

Tıkayıcı Uyku Apnesi  

Merkezî Uyku Apnesi Senderomu

Merkezi Uyku Apnesi Sendromu

Bileşik Uyku Apnesi

Uku Apne Sendromu

 

Apne tedavisi uygulanan bir bebek

Çağımızın önemli rahatsızlıklarından biri olarak kabul edilen uyku apnesi, tedbir alınmadığı takdirde ölümle sonuçlanabilmektedir.

Hastalığın bu denli ciddi sonuçları olduğu toplum içinde çok fazla bilinmemektedir. Bu hastalığa yakalanan kişilerin büyük bir çoğunluğu hastalığı fark etmedikleri veya önemsemedikleri için genellikle hekime gitmemektedirler.

Solunum durmaları (apne) veya azalmaları (hipopne) gece içinde yüzlerce defa tekrarlayabilmekte ve bunların ancak çok az bir kısmı hastanın yakınları tarafından fark edilmektedir.

Bu nedenlerle ve doğuracağı sonuçlar bakımından uyku apnesi uzmanlarca sinsi ilerleyen bir hastalık olarak nitelendirilmektedir.

Uyku apnesi acil tedavi gerektiren hayati bir hastalıktır. Zamanında tedavi edilemezse kalp krizi, felç, iktidarsızlık, (empotans), düzensiz kalp atışları gibi sorunlara yol açar.

Ayrıca kazalara, iş verimsizliğine ve sosyal problemlere neden olabilen gün içi aşırı uyku hâline sebep olur.

Gündüz uykululuğun trafik kazalarına da yol açtığı yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.

Muhtemel riskler ve sonuçlar için alttaki uyku apnesinin sonuçlarına bakılmalıdır bölümüne bakılabilir.

Kimlerde görüldüğü

Tıbben ciddî kabul edilen uyku apnesinin toplum içindeki yaygınlığı yüksektir. Uyku apnesi her ne kadar erişkinlerde, erkeklerde, horlayanlarda, menopoza girmiş kadınlarda, yaşlılarda ve kilolularda daha sık görülmekte ise de bu hastalık çocuklarda, genç kadınlarda ve zayıf insanlarda da tespit edilmektedir.

Kısaca uyku apnesi her yaşta görülebilen bir hastalıktır.

Kadınların en az %2’sinde ve erkeklerin %4’ünde görülmektedir. Bu rakamlar hastalığın en az astım ve şeker kadar yaygın olduğunu göstermektedir.

Çocuklarda uyku apnesi büyük bademciğe ve geniz etine bağlı olarak gözlenebilir. Ayrıca alkol ve sigara bağımlılarında, yanlış uyku pozisyonu, aşırı kilolularda, alt çenesi gelişim geriliği gösterenlerde, boyun yüksekliği kısa olanlarda, allerjik olanlarda, antihistaminik, kas gevşetici veya sakinleştirici gibi ilaç kullananlarda da uyku apnesi görülme riski yüksektir.


Hastalığın Belirtileri

Uyku apnesi hayati sağlık sorunlara neden olabilen ciddi bir hastalık olsa da uyku apnesinin belirtilerini hastanın kendisinin fark edebilmesi oldukça zordur.

Hasta genellikle uykudaki normal olmayan durumlardan, eşi veya yakınlarının fark etmesiyle haberdar olur.

Düzensiz solunum

Uyku apnesinin en önemli belirtisi gece uykusu süresince ani solunum duraklamaları, çok gürültülü horlamalar ve iç çekmelerdir.

Bu solunum düzensizlikleri, çoğu kişide görülen yumuşak ve hafif ses çıkarmalardan farklıdır.

Horlayan insanların çoğunda bu tip horlamalar daha çok sırtüstü uyuma sırasında gerçekleşir. Uyku apnesinin sonucu olarak ortaya çıkan horlamalar ise her türlü pozisyonda gerçekleşebilir.

Uyku apnesi olan hasta, el kol hareketleri ile rahatsız bir şekilde uyumaya çalışır.

Uykuda nefesin durması

Düzensiz solunum birçok insanda duruma bağlı olarak uykuya dalma, uyanma veya rüya görme sırasında görülebilir.

Diğer bir taraftan uyku apneli hastalarda sık sık tekrarlanan uzun süreli solunum durmaları olmaktadır.

Bu solunum duraklamaları uyku apnesinin en önemli belirtilerinden biridir.

Apneli hastalarda 10 saniyeden başlayan solunum duraklamaları bir dakikadan fazla sürelere kadar devam edebilir.

Uykuları boyunca saatte 10’dan fazla tekrarlayan, 10 saniyeden bir dakikaya varan nefes durmaları ile boğulurcasına mücadele eden kişilerde uyku ve Oksijen yetersizliği oluşmaktadır.

Bunların sonucu olarak hastalarda büyük sorunlara rastlanmaktadır.

Gündüz aşırı uyku hâli

Gece uyku kalitesinin bozulması nedeniyle gün boyunca kendini yorgun hisseden hastaların kitap okurken veya televizyon seyrederken uyuklamaları olabilir.

Bu özellikle araç kullanan hastalar için önemlidir. Uyku apne sendromu olan hastaların trafik kazası yapma riski normalden 8 kat fazladır. Bu da hastalarda inanılmaz derece yorgunluğa dolayısıyla konsantre olamamaya neden olur.

Diğer belirtiler

Uyku apnesi sorunu yaşayan hastalarda; mide yanması, bacaklarda şişkinlik, gece boyunca idrara çıkma, uyurken terleme ve göğüs baskısı gibi belirtiler de görülebilir.

Teşhis ve Tedavi

Uyku apnesi tedavisinde kullanılan CIPAP cihazı

Uyku apnesi belirtilerini gösteren ve benzer şikâyetlere neden olan değişik uyku bozukluğu hastalıkları da vardır.

Bu nedenle uyku apnesinin kesin teşhisi ve şiddetinin ölçülebilmesi laboratuarda yapılan uyku çalışması adı verilen gelişmiş bir teknikle mümkündür.

Uyku laboratuarlarında "poligrafik tetkik" adı verilen incelemelerin yapılması gerekmektedir.

Uyku sırasında birçok parametrenin kaydedildiği “ tetkik", beyin bölgelerinin aktiviteleri, uykunun yapısı ve uyku bozuklukları hakkında sağlıklı ve bilimsel bilgiler veren modern bir laboratuar yöntemidir.

Bu yöntemle, solunum hareketleri, uyku sırasında hastanın oksijen miktarı, kalp ritmi ve EKG kayıtları yapılarak bunların beden fonksiyonları üzerindeki etkileri incelenir.

Uyku testlerinden sonra elde edilen bilgiler değerlendirilerek uyku apnesinin var olup olmadığı varsa, şiddeti belirlenip ne tür bir tedavinin gerektiğine karar verilir.

Uyku apnesi tespit edilen hastalarda vakit geçirmeksizin tedaviye  başlanması gerekir.

Uyku apnesinin teşhisi koyulan bazı hastaların KBB uzmanının kontrolünden geçmesi uzmanlarca tavsiye edilir. Apnenin sebebi anatomik  bozukluklardan kaynaklanıyorsa cerrahi yöntemler, ağız içi protezler uygulanabilir.

Uyku apnesinin henüz ilaçla tedavisi bulunamamıştır.

Çoğu uyku apnesi vakalarının tedavisinde, hastanın uyku sırasındaki solunumuna yardımcı olan cihazlar kullanılır. Bu cihazlardan bazıları şunlardır:

Özellikle tıkayıcı apnenin en etkili tedavisi CPAP (Continious Positive Airway Pressure) (Sürekli Pozitif Hava Yolu Basıncı) cihazının uygulanmasıyla olur.

Bu cihazın kullanılmasındaki amaç hastaya sürekli ve sabit olarak hava basıncı uygulayarak uyku sırasında kapanan üst hava yollarını açık tutmaktır.

CPAP cihazı hastanın burnuna yerleştirilen veya burun ve ağzı tamamen içine alan, yumuşak silikon bir maske ve bunu cihaza birleştiren hortumdan ibarettir.

Hafif ve orta şiddetli vakaların tedavisinde kullanılan bu cihazın olumlu etkisi birkaç gün içinde görülür.

Tıkayıcı uyku apnesinin daha ağır olan vakalarında hem nefes alma hem de nefes verme durumlarına göre özel olarak hava basıncını ayarlayan BIPAP® (Bi-level Positive Airway Pressure) veya VPAP™ (Variable Positive Airway Pressure) cihazları kullanılır.

Bu cihazlar bileşik uyku apnesinin hafif vakalarının tedavisinde de başarılı sonuçlar vermektedirler.

Bileşik ve merkezi tipteki uyku apnesi tedavisinde, özellikle durumu ağır olan hastalarda, uyku sırasında nefes alış verişi çeşitli değişik tekniklerle düzenleyen APAP (Automatic Positive Airway Pressure), xPAP ST (Spontaneous Time) veya ASV (Adaptive servo-ventilation) cihazları kullanılmaktadır.

Çeşitleri

Uyku apnesinin üç temel türü vardır. Tıkayıcı tarzda olan, merkezi yani beyindeki solunum merkezine bağlı olan ve bu ikisinin karışımı. Araştırmalara göre yaklaşık hastaların %84’ünde tıkayıcı uyku apnesi, %1’inde merkezi uyku apnesi ve %15’inde bileşik uyku apnesi görünmektedir.

Tıkayıcı uyku apnesi (Obstructive apnea)

Tıkayıcı tipte uyku apnesi boğazdaki kasların havanın geçeceği alanı kapatacak şekilde gevşemesi sonucunda oluşur.

Bu kaslar yumuşak damağa, dile küçük, yutağa ve dile ve dile  aittir. Bu kaslar gevşediğinde nefes alma sırasında hava yolu daralır ve bir süre için solunum durur.

Bunun sonucunda kandaki Oksijen miktarı azalır, beyin bu azalmayı algılar ve uyku derinliğini azaltarak veya kişiyi uyandırarak hava yolunun tekrar açılmasını sağlamaya çalışır.

Uyku derinliğinin azalmasını takiben bazı kişilerde bir iki kısa nefes alma ile bazı kişilerde ise şiddetli horlama ve yutkunma sesleri ile solunum tekrar başlatılır.

Bu derecede uyku apnesi olduğunda derin uykuya geçmek hiç mümkün olmaz, kişi bütün solunum çabası içinde geçirir ve gündüz uyuma ihtiyacı duyar.

Uyku apnesi olan kişiler genellikle uykularının bölündüğünün farkında değildir ve iyi uyuduklarını zannederler.

Merkezi uyku apnesi (Central apnea)

Merkezi tipte uyku apnesi çok daha nadir görülür ve beynin solunumu kontrol eden kaslara doğru sinyaller göndermemesi sonucunda ortaya çıkar.

Kanda karbondioksitin artması ve oksijenin azalması sonucunda kişi uyanır. Merkezi tipte uyku apnesi olan hastalar uyanma dönemlerini tıkayıcı uyku apnesi olan kişilere göre daha fazla hatırlarlar.

Bileşik Uyku Apnesi

Bileşik uyku apnesi olan hastalarda apne önce tıkayıcı uyku apnesi belirtileri göstermektedir.

Hasta saatte yaklaşık 20 ile 30 arası tıkanma yaşar. Tıkayıcı tipteki apnenin tedavisinden sonra hastalık merkezi uyku apnesi belirtilerini daha belirgin olarak gösterir.

Bir başka deyişle, tıkayıcı tipteki uyku apnesinde uygulanan solunum yoluna basınçlı hava veren tedavi yöntemi CPAP (Continuous Positive Airway Pressure) bileşik uyku apnesini tam olarak tedavi edememektedir.

CPAP cihazı ile tedavilerine başlanılan hastalarda tıkanmalar kesilse de uykularında düzgün nefes alamama problemleri devam etmekte bu sefer merkezi uyku apnesinin belirtilerini göstermektedirler.

Bu apne çeşidi uzun yıllardır gözlenmekte ise de son yıllarda uzmanlar tarafında ayrı bir tür olarak kategorize edilmiştir.

Etki ve Sonuçları

Kan basıncı artması: Uyku apnesi yüksek tansiyon için tek başına bağımsız bir risk faktörüdür.

Gürültülü horlama: Üst solunum yolunun genellikle dil arkasındaki alanda daralması sonucu, daralma ile orantılı olarak horlama artar.

Her horlayan kişide uyku apnesi yoktur fakat horlama düzensiz, zaman zaman da solunum güçlüğü ile birlikte olmaktaysa kişide apne olma ihtimali vardır ve uzman görüşü mutlaka alınmalıdır.

Kalp büyümesi ve atımında düzensizlikler: Özellikle ileri yaşlardaki kalp ritmindeki düzensizlikler ani kalp durmalarına da yol açarak, uykuda ani ölümlere sebep olmaktadır.

Sık idrara çıkma çıkma

Uykuda aşırı terleme

Uykusuzluk ve huzursuz uyku ve huzursuz

Sabahları yorgun kalkma, gün içinde yorgunluk hâli ve uyuklama: Hastalarda yorgunluk bütün gün devam etmekte, hastaların çoğu zaman fırsat buldukça uyumakta ya da uyuklamaktadır.

İleri seviyede uyku apnesi olan hastaların trafikte kırmızı ışıkta kısa süreli uyukladıkları rapor edilmiştir.

Aşırı ve hızlı kilo alma: Uyku apnesine bağlı olarak gece boyu tam dinlenemeyen kişilerin gün içinde metabolizmaları oldukça yavaşlar. Bu da hastaların daha az enerji harcamalarına ve kilo almalarına sebep olur.

Uyku apnesi olan hastalar kilo vermekte çok zorlanırlar.

Konsantrasyon güçlüğü: Gündüz uykulu olma durumunun ve konsantrasyon eksikliğinin trafik ve iş kazalarına da yol açtığı yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.

Dapresyon ve davranış bozuklukları

Cinsel isteksizlik, yetersizlik, testosteron hormonunun azalması ve buna bağlı olarak kemik erimesi

Sabah baş ağrısı ve ağız kuruluğu

Mide yanması

Çocuklarda hiperaktivite

Ensülin direnci: Uyku apnesi olan hastalar diyabet geliştirmeye daha yatkındırlar.

Felç ve kalp krizi oranları bu hastalarda daha yüksektir.

Uzun dönemde bu hastalık, kalp krizi, beyin ve damar tıkanıkları sonucu felçler gibi ciddi problemlere yol açmaktadır.

Pulmoner Yüksek Tansiyon: Bu hastalarda akciğerlerdeki akciğer damarlarında da yüksek laboratuarı var.

Ben genellikle hastalarımı Hakan Kaynak’a yönlendiririm.

Bilimle, sevgi saygı ve dayanışma bizlere rehber olsun.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 12 Kasım 2017 Pazar 

293 kez okundu
0