Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Politik

Bu bölümde politik yazılarımı bulabilirsiniz.

Posted by on in Politik


Turhan Feyzioğlu, 1922’de Kayseri’de dünyaya gelir.

1988’de Ankara'da hayata gözlerini yumar.

İlköğretimini Kayseri'de, orta öğrenimini ise Mektebi Sultani'de  tamamlar. 

İÜ Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra da İngiltere’ye gider. Orada Anayasa Hukuku Doktorasını bitirip, 1955’te vatana döndüğünde, bu ülkenin en genç profesörü unvanını da kapmıştır.

Daha sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Dekan olur. Fakültenin yayını olan “Forum” dergisindeki makaleleri sebebiyle iktidardaki Demokrat Parti ile ters düşer ve hakkında kovuşturma açılınca da, üniversiteden istifa eder.


Gönlü memlekete hizmet aşkıyla yanmaktadır ve bir süre sonra da CHP’den siyaset arenasına atlar. 

1957’de Sivas Milletvekili seçilir.

27 Mayıs Darbesini müteakip, ODTÜ Rektörlüğüne seçilir.

1961 yılında, Kurucu Meclis’te Üniversite Temsilcisi olarak, Anayasa Komisyonu Başkanlığına getirildi.

1961’deki seçimlerde Kayseri Milletvekili olarak yine TBMM’ye girer ve II. Gürsel Kabinesi’nde Millî Eğitim Bakanlığı, ilk koalisyon Hükûmetinde Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yapar.

CHP’nin “Ortanın Solu” sloganını benimsemesi üzerine, partideki Genel Sekreterlik görevini bırakarak, 47 milletvekili ve senatörle birlikte CHP’den ayrılıp, Güven Partisi’ni kurar.

Kayserili ve tamamen Liberal, hâttâ das Kapital ruhlu bir politikacının “solculuğu” da ancak bu kadar olabilecektir tabiatıyla…

İçi rahat etmez…

Cumhuriyetçi Parti’yle Güven Partisi’ni birleştirerek Cumhuriyetçi Güven Partisi’ni doğurur ve başına geçer. 12 Eylül Felâketi’ne kadar da Genel Başkanlığını sürdürür.

Artık cepheler dönemi başlamıştır!

1975’te, Çoban Sülü Başbakanlığındaki I. Milliyetçi Cephe Hükûmeti’nde,1978’deki Halkçı Ecevit Koalisyonunda Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevlerini birlikte deruhte eder.

Gene Çoban Sülü’nün 1979’da kurduğu Azınlık Hükûmetini dışarıdan destekler ama bu kadar entrikadan, yalan dolandan bunalır ve 1980’den sonra aktif siyasetten çekilip köşesine döner.

CHP’den ayrılana kadar Gelecek Genel Başkan olarak görülür. Ancak, romantik tabiatlı ve şâir ruhlu, lise mezunu Bay Rahşan’ın güçlü çıkışı karşısında, kendi partisini kurmuştu.

12 Eylül sonrası, Kenan Evren bütün partileri kapattırır. Cumhuriyetçi Güven Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu'nu Başbakan yapmaya karar verir. Bâzı generaller karşı çıkar: “Eski liderler gözaltında. Küçük bir partinin genel başkanını Başbakan yapmayalım” derler. Feyzioğlu Başbakan yapılır, 5 saat sonra da karar geri alınır.

Eh, bu kadar kumpasa, devlet içinde devlete daha fazla tahammül edemez Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu ve 66 yaşında iken kâlp krizinden şak diye gidiverir.

Leyla Feyzioğlu Cıngıllıoğlu ile evlidir ve Saide Buçukoğlu’nun (1950-1969) da pederidir.

Hayrülevlât olarak da bizlere oğlunu emanet eder…

8404 kez okundu
0

Posted by on in Politik

 

António de Oliveira Salazar

António de Oliveira Salazar diye bir adam vardı, bilenler hatırlar…

1889 ilâ 1970 arasında yaşamıştı.

Portekiz’in Bakanlar Konseyi Başkanı olmuş, sonra da 1932 ilâ 1974 arasında de facto (uygulamada, fiilen) diktatörü olarak “hizmet etmişti”.

Çok muhafazakâr, despot bir adamdı ve en çok da İspanya’nın faşist diktatörü General Francisco Franco’ya benzetilen, otoriter-aşırı sağcı rejimin, yâni Estado Novo’nun (Yeni Devlet) kurucusu ve de lideriydi. Çok tipik bir faşist değildi esasında ve diğer faşist hareketlere kıyasla “Light Fascism” olarak adlandırılmıştı (Light Cola gibi bir şey). Tıpkı Franco gibi Salazar da, tam bir Mussolini hayranı ve anti-semitik olmasa da, Nazi taraftarıydı ve o da, yine Franco gibi, ülkesini İkinci Dünyâ Savaşı’nın hâricinde tutmayı başarmıştı.

En sevdiği ve sevdirdiği müzik de Fado idi.

Kelimenin kökeni muğlâk; kader demek olan faith’den gelen, kölelik için Afrika’dan toparladıkları zencilerin kederini Portekiz kültürüyle harmanlayan bir nev’î Portekiz Arabeski’dir denebilir.

Hepsi de böyle iç karartıcı değildir; bakın Maritza’nın muhteşem yorumuna…

Salazar, 1968 yılında, bir beyin kanaması geçirmişti. Aynı yıl, 1968 yılında Salazar yönetimden ayrıldı. Düşüşünden sonra kısa bir süre sonra, ölmesi beklendiği için, Başkan Américo Thomaz Marcello Caetano ile onun yerini almıştı fakat Salazar mucizevî bir şekilde iyileşmişti.

3278 kez okundu
0

Posted by on in Politik

Baskın Oran, tescilli bir Atatürk düşmanı ve Ermeni diasporasının yerli uzantısı. Acaba kökeni Ermeni mi, sırf böyle davrandığı için merak ediyorum. Türkiye’de çok tartışılan ve Türkiye’yi “azınlıklar mozaiği” gibi göstermeye yeltenen meşhur “Azınlık Raporu’nu” hazırlayan ekibin içinde de bulunuyordu bu çok kendini beğenmiş tavırlı zât.


Tarhan Erdem, Baskın Oran, Fehmi Koru, Avni Özgürel, Fuat Keyman ve Hasan Karakaya'nın katıldığı Ege hey’eti ise ne olduğu belirsiz “süreç” için İzmir Urla'da halkla sohbet ederken, yanlarına gelen bâzı vatandaşların sorularını da cevapladılar, hey’etin başkanı da “Çözüm süreci başarıya ulaştığında Nevruz’da Diyarbakır meydanları kıpkırmızı Türk bayrakları ile dolacaktır. Bayrakla sorunu olan Kürt yok” dedi. Eh, bâzı vatandaşlar da bu âkil (yiyici demek ama Başbakan ısrar edince öyle kaldılar, trajikomik bir durum) insanlara bu “sürece” yönelik eleştirilerde bulundu. Slogan atmak isteyen bir vatandaş ise korumalar tarafından uzaklaştırıldı. Baskın Oran, bu kişilerin tek derdinin olayı provoke edip gitmek olduğunu vurgulayarak, “bu eski Maoist, yeni İşçi Partisi söylemini duymaktan bıktık. Bu söylemi duydukça solcu olmaktan utanıyorum” dedi ve hızını alamayıp “devlet 12 Eylül’den önce de Kürtler üzerine terör uygulamıştır. Cumhuriyet yanlış kuruldu. Cumhuriyet 1924 Anayasası’ndan itibâren ulus devlet ilân etti. Kürt’leri biz böyle isyan ettirdik. Şimdi biz Cumhuriyet’i demokratik olarak yeniden kuruyoruz. Başımıza belâ olan ulus devletten kurtuluyoruz” diye kükredi. Adam da söylenerek uzaklaşırken alaycı bir şekilde “selâmetle” dedi. Hey’et Üyesi Fuat Keyman ise “son üç aydır şehit verilmemesi önemli değil mi” şeklinde bir dehâ kırıntısı sergiledi. 

Öyle mi?

Bugün bir halk otobüsü Molotof kokteyliyle yakıldı; ölen olmadı ama mesaj netti: Bekliyoruz!

5076 kez okundu
0


Vietnam kepazeliği!

Lûgatlere baktığınızda süreç (process) kelimesinin birkaç anlamı olduğunu görürsünüz:

-Doğal işlem, sürekli olarak ve yavaş yavaş meydana gelen, değişimler yaratan ve insanların pek denetleyemedikleri, birbirine bağlı bir dizi doğal hareket veya olay.

-Bir sonuca ulaşmak için, bilinçli olarak başlanıp sürdürülen eylemler dizisi.

-Bir şeyin hâlâ yapılmakta olan zaman…

Özetle, süreç deyince, bir sistemin devam etmekte olan eylemlerini, olaylarını anlarız.

Şimdi bir düşünelim…

Devletlû Başbakanımız ve âkıl (akıllı) adamları (malûm, âkil “yiyici” demektir; meselâ “âkil-ül-beşer”, “insan eti yiyen adam” demektir. Kaynak: Ferit Devellioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat, 20. Baskı, 2003, Aydın Kitabevi, Ankara, –s.22-23) sürekli olarak konuyu gündemde tutmak ve her fırsatta tekrarlamak kararlılıklarını açıkladılar.

Âkille âkıl arasındaki pek mühim farkı imam hatip kökenli veya Arapça konuşabilen “ulemânın” bilmemesi çok trajikomik bir olgudur.

Bu türden sosyal olaylarda determinizm (belirlilik) ilkesi değil, Werner Heisehnberg’in, 1927 yılında önde sürdüğü belirsizlik ilkesi alır. Kuantum fiziğinde Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi’ne göre, bir parçacığın momentumu ve konumu aynı anda tam doğrulukla ölçülemez (momentum değişimi = kütle değişimi x hız değişimi). Belirsizlik ilkesini daha da genellenmiş olarak anlatmak istersek şunları söyleyebiliriz. Kökleşik (klasik, deterministik) fizikten ayrı olarak Kuantum fiziğinde her fiziksel niceliğe denk gelen bir reel sayı değil, bir işlemci vardır. Bu işlemciler, kökleşik mekanikten ayrı olarak sayısal değerler ile değil matrisler ile temsil edilir. Dolayısıyla, kuantum mekaniğinde ölçülen fiziksel niceliğin ölçüm sırası önemlidir.

Bu biraz sıkıcı bilimsel târifi sosyal bilimlere uygularsak, uzun sürelere yayılmış ve “bir sonuca ulaşmak için, bilinçli olarak başlanıp sürdürülen eylemler dizisinde” de hiç akla gelmeyen, hesaplanamamış öyle şeyler araya girer ki, bütün plânlar alt üst olup geri de tepebilir.

3841 kez okundu
0

Dua EdinTercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi'ye kelepçe neden takıldı biliyor musunuz?

Gazetedeki ofisinde aramaya yapan polisler SKYTURK kameramanlarına kızdıklarından...

Tamamen keyfî...

Görevli polis, bıçkın bir delikanlı edasıyla kameramanlara dönüyor ve "çekerseniz kelepçe takarız" diye tehdit ediyor.

Çocuklar görevini yapıyor ve bu ağır ağbiler Ufuk Büyükçelebi'ye kelepçeyi takıyorlar.

Bir gazetenin haber merkezinde yayın yönetmenine kelepçe ne anlama geliyor?

Gözdağı...

Hukuk?
Gukuk...
Zîra yasa çok açık...

Kameralar tarafından saniye saniye tespit edilen görüntülerde Ufuk Büyükçelebi'nin polislere direniyor, saldırıyor, şiddet kullanıyor olması gerekiyor ki kelepçe ile etkisiz hâle getirilsin.

2565 kez okundu
0