Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

12 EYLÜL DERKEN

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1919 kez okundu
  • 2 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Önce o sevimsiz günleri bir hatırlayalım:


Meşhur konuşma

Evren Paşa namuslu ve ağzından hiçbir haram lokma geçmemiş bir adamdır. Kendisini hiç görmedim.

Tahsin Şahinkaya hakkında ise çok şey söylendi, yazıldı.

Evren Paşa sistematik bir şekilde itibarsızlaştırıldı ve yapayalnız bırakıldı.

Önce resepsiyonlara çağırılmaz oldu; sonra ressamlaşıp Picasso'yla kafa buldu ve şimdi de GATA'da ölümü bekliyor.

O dönem sağcılar solculara, solcular da sağcılara yollanıp berbat ötesi işkenceler yapıldı: Elektrik vermeler, domuz askıları, dayaklar vs.

Ama bir de gerçek var ki, günde 50-60 kişi katlediliyordu ve başkaca da bir yol kalmamıştı.

***

Şimdi nakiller…

Sayın Yılmaz Özdil, sizi yazılarınızı ve düşüncelerinizi yakından izleyen ve beğenen son derecede takdir eden bir okurunuzum. Çatı aday konusundaki haklı ve cesur itirazlarınızı, duruşunuzu tamamen paylaşıyor ve destekliyorum. Ancak, dünkü yazınızda TBMM Eski Başkanı Sayın Hüsamettin Cindoruk aleyhine yazdığınız satırlar, beni ve benim gibi düşünen aile fertlerimi üzdü. Sayın Cindoruk'u yakinen takip eden, hukukun üstünlüğüne, Cumhuriyet değerlerine, misak-ı milliye, son derece bağlı bir devlet adamı olduğuna inanan birisiyim. Çatı adayını, -hasbel kader- aile ilişkileri nedeniyle yıllar öncesinden tanıyor olması ve onun kişiliğine yönelik olumlu sözleri bizleri de şaşırttı.

Yalnız, Sn. Cindoruk, Yassı Ada’da da, Silivri’de de hukukun üstünlüğünü savunan demokrat bir insan olarak bu kadar ağır eleştirilmeyi bence hak etmiyor. Yazınızda, CHP’den AKP’ye, DYP’den CHP’ye ya da ANAP’tan MHP’ye geçen ya da sık sık parti, fikir ve kamp değiştiren kişilerle benzetmeyi çağrıştıran ifadelerinizi doğrusu son derecede ağır bulduğumu ifade etmek isterim. H. Cindoruk siyasal yaşamı boyunca demokrat ve merkez sağ geleneğinde siyaset yapmıştır. Partileri zaman zaman kapatılmış, ara dönemlerde bölünmeler yaşamış ama o, Sayın Demirel ile laik, milli devletten yana çizgisini ve duruşunu hiç değiştirmemiştir. Bu nedenle eleştirilmesi değil, takdir edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Öte yandan, Ergenekon ve Balyoz davalarında herkesin sustuğu konuşmaktan korktuğu 2009 yılından beri dik durmuş, haksızlıklara karşı açıkça tavır koymuştur. Bölünme Anayasasına karşı Millî Anayasa Forumlarını örgütleyerek başına geçmiş, ileri yaşında Türkiye’yi gezmiş ve sağ-sol demeden Atatürk’te birleştik anlayışıyla mücadele etmiştir. Anayasa değişikliğinde, DP Genel Başkanı olarak, “HAYIR” kampanyası yaparak merkez sağın millici ve Cumhuriyetçi seçmenlerine önderlik etmiştir. Çatı aday konusundaki şahsî açıklamasına rağmen, başkanı olduğu Millî Merkez Yönetim Kurulunun yeni ve millici bir aday çıkarılması konusundaki çoğunluk kararına saygı göstermiştir. Özetle mücadelesi ve duruşu sizin gibi “bir dost ateşine” mâruz kalmasına mâni olmalıydı diye düşünüyorum. Çatı aday konusundaki düşüncesini maalesef pek çok bizim gibi düşünen insan da paylaşıyor bu onların tamamını karalamamıza ve dışlamamıza neden olmamalıdır. Zaten bir avuç mücadele eden vatansever kaldık, o nedenle sizi gerçekten seven ve takdir eden bir okurunuz olarak bu samimi düşüncelerimi paylaşmayı uygun gördüm. Sizin de anlayışla karşılayacağınıza eminim. Bu vesileyle çalışmalarınızda başarılar diler, saygılarımı sunarım.

Halûk Dural

***

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Şahinoğlu, bir skandala imza attı. Dekan Şahinoğlu, 2500 yıllık Hipokrat Yeminini değiştirdi.

Dekan Şahinoğlu, “Din, Milliyet, Irk, siyasi eğilim ya da toplumsal sınıf ayrımlarının görevimle hastam arasına girmesine izin vermeyeceğime” cümlesini Hipokrat Yemininden çıkarttı. Dekan Şahinoğlu ayrıca, yeminde yer almayan, “Allah’ın huzurunda yemin ederim” ibaresini ekledi.

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi 2013- 2014 yılı mezuniyet töreni BESYO Yaşar Doğu Spor Salonu’nda gerçekleştirildi.

Diploma töreninin ardından gelenek olduğu üzere Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Şahinoğlu ve öğrenciler Hipokrat Yeminini okudu.

DİN, CİNSİYET, IRK YEMİNDEN KALDIRILDI

Şahinoğlu’nun 2500 yıldır Hipokrat Yemininde yer alan “Din, Milliyet, Irk, siyasî eğilim ya da toplumsal sınıf ayrımlarının görevimle hastam arasına girmesine izin vermeyeceğime” cümlesini çıkardı. Hipokrat Yemininde yer almayan, “Allah’ın huzurunda yemin ederim” ibaresini eklemesi dikkat çekti.

Diğer yandan, Dekan Şahinoğlu, AKP 23. Dönem Samsun Milletvekili Birnur Şahinoğlu’nun da eşi.

İşte o yeminin görüntüleri:

HİPOKRAT YEMİNİ'Nİ TABİP ODASI NASIL OKUDU

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Şahinoğlu’nun değiştirerek mezun olan doktorlara okuttuğu Hipokrat Yemininin doğrusunu, İstanbul Tabip Odası, hazırladığı video ile doktorlara okutmuştu.

İşte İstanbul Tabip Odası’nın o videosu:

İŞTE 2500 YILDIR OKUNAN HEKİMLİK ANDI

Hekimlik mesleği üyeleri arasına katıldığım şu anda, hayatımı insanlık yoluna adayacağımı açıkça bildiriyor ve söz veriyorum.

“Hocalarıma saygı ve gönül borcumu her zaman koruyacağıma, sanatımı vicdanımın buyrukları doğrultusunda dikkat ve özenle yerine getireceğime, hasta ve toplumun sağlığını baş görev sayacağıma, benden hizmet bekleyen kimselerin sırlarına saygılı olacağıma ve onları saklayacağıma, hekimlik mesleğinin onurunu ve temiz töresini sürdüreceğime, meslektaşlarımı kardeş bileceğime, Din, Milliyet, Irk, siyasî eğilim ya da toplumsal sınıf ayrımlarının görevimle hastam arasına girmesine izin vermeyeceğime, İnsan hayatına kesinlikle saygı göstereceğime, baskı altında kalsam bile tıp bilgilerimi insanlık değer ve yasalarına karşı kullanmayacağıma, açıkça, özgürce ve namusum üzerine ant içerim”.

Bülent Karslıoğlu

Şahsî kanaatim odur ki, bu yemin veya ant içme, enflasyonun sıfıra yakın olduğu zamanlardan kalma ve günümüz şartlarıyla –en azından ekonomik açıdan- bağdaşmıyor. Diğer düsturlar tabii ki pek mühim…

Allah’ın eklenmesi ise zorlayıcı bir tutum… Ateistler mutlaka buna göre mi yemin edecek? Doğru bulmadım gerçekten.

“Tabip”, eğer hikmetle işini yapabiliyorsa “hekim” olur zâten…

***

Bu Ekmeleddin Bey kim, başka bir nakil (üzerinde muzipçe oynanmış belli ki):

http://www.samanyoluhaber.com/web-tv/ekmeleddin-ihsanoglu-roportaji-cuneyt-ozdemiri-cok-sasirtti-9413-video-haberi/

http://www.dailymotion.com/video/x1zwvr4_ufuk-soylemez-ve-sahin-mengu_news

Hukuk nerede?

İzmir’e dönelim…

Levent PİRİŞTİNA ile Ege Meclisi Yayın Gurubu'ndan Hüseyin DEĞİRMENCİ ile yapılan röportajın tam metni...

PİRİŞTİNA: ENKAZ EDEBİYATI YAPMAM

Buca Belediye Başkanı Levent Piriştina, hayalindeki Buca’yı Ege Meclisi’ne anlattı. Buca Cezaevi’nden Buca Gölet’e, Buca’nın trafik çilesinden efsane bir Başkan’ın oğlu olmanın getirdiği zorluklara, tartışma yaratan makam aracından Buca-Mar’a kadar merak edilen tüm sorulara içtenlikle cevap veren Başkan Piriştina, “ben aday adayı olurken neyle karşılaşacağımı biliyordum. Enkaz edebiyatı yapmak bana göre değil. Bir takım sıkıntılar illaki vardır biz bu sıkıntıları çözmek için buradayız. Serzenişte bulunarak, ağlayarak, bir yere varamayız. Geçmişe değil geleceğe bakıyoruz’ dedi.

Buca’nın çiçeği burnunda Belediye Başkanı Levent Piriştina ile makamında gerçekleştirdiğimiz röportajda, başkanlık koltuğunda geçen iki buçuk ay gibi kısa süreçte yapmış olduğu çalışmalar hakkında bilgiler aldık. Piriştina, “Buca’da yaşayan vatandaşlara verdiğimiz ilk söz; sabah kahvaltıları sözü vermiştik ilk icraatımız o oldu. Vatandaşımızla kenti birlikte yönetme projesiydi bu. Her gün bir mahalleye gidiyoruz vatandaşlarımızı dinliyoruz; kenti, Bucalı vatandaşlarımızla birlikte yönetmeye başladık. Sonrasında mevcut belli başlı sokaklarımız, alt yapısal anlamda, asfaltsal anlamada, bir takım beklentiler vardı; bunlara karşılık verdik. Yaz döneminde olmamız dolayısıyla gölet acil müdahale bekliyordu; Buca Tenis Kulübümüz acil müdahale bekliyordu bu yönde restore çalışmalarımız oldu. Çevre düzenlemesi içerisinde acil yapılamasını tespit ettiğimiz çalışmalar vardı; onları tamamlamaya çalıştık. Daha yeşil bir Buca için çeşitli alanlarda ağaçlandırma çalışmaları yaptık. Fidanlıklar oluşturduk. Sosyal, kültürel ve sanatsal alanlarda bir takım çalışmalarımız oldu” dedi.

BUCA GÖLETİ…

Başkan Piriştina, Buca Gölette yapmış oldukları çalışmaları hatırlatmamız üzerine "Gölet sâdece Bucalı için değil; tüm İzmirli için çok önemli bir yer. Bence İzmir’in en güzel en iddialı yerlerinden biri…

Burası niteliğini yitirmiş, vasfını yitirmiş, içindeki restoranlar kapanmış, ekonomik anlamda da sorunlarla iç içe kalmış bir durumdaydı. Bucalıların da, haklı olarak âcil düzeltilmesini istedikleri için ilk çalışmamızı göletten başlattık. Ramazan ayında faaliyete geçmesi için restoranların bakım ve onarımını yaptık, yeni futbol sahası yapıyoruz, voleybol sahası oluşturduk, alan içerisine banklar, kent mobilyaları yerleştiriyoruz, mesire alanlarını genişlettik, mangal alanlarını taşıdık; çocuk oyun alanlarını yeniliyoruz, yâni Bucalı’nın görmek istediği hak ettiği Buca Gölet'i oluşturduk. Bucalılar, Ramazan ayı itibariyle, 30 gün boyunca restoranlarımızdan iftar yemeklerini yiyebilecekler” ifadelerini kullandı.

GÖREVE GELDİĞİMDE UMMADIĞIM ŞEYLERDE OLDU AMA…

Göreve yeni gelen bâzı belediyelerde; yeni koltuğa oturan belediye başkanlarının bir önceki dönemi eleştiren demeçlerde bulunduğunu hatırlattığımız Piriştina “siz nasıl bir belediye devraldınız” dememiz üzerine “ben aday adayı olurken neyle karşılaşacağımı biliyordum. Enkaz edebiyatı yapmak bana göre değil. Bir takım sıkıntılar illâki vardır biz bu sıkıntıları çözmek için buradayız. Serzenişte bulunarak, ağlayarak, bir yere varamayız. Geçmişe değil geleceğe bakıyoruz. Biz bile bile göreve talip olduk, neyin ne olduğunu biliyorduk. 10 kişi çalışacak yerde 20 kişi çalışıyordu; bu da nerden çıktı diyeceğimiz bir durum değil bu göreve geldiğimizde neyle karşılaşacağımızı az çok biliyorduk. Ummadığımız şeylerde oldu; teknik kadro edinmekte zorlanıyoruz, personel yükü ile baş başayız. Hizmet alımlarında biraz dengesizlikler var; mali anlamda borçlarımız var; ama biz bu ekiple, Bucaklılarla el ele vererek bu yükün altından kalkarız'” dedi.

BUCA-MAR PARMAKLA GÖSTERİLECEK

Geçtiğimiz ay içerisinde sermaye artırımına gidilen, belediye şirketi BUCA-MAR’la ilgili sorduğumuz soru üzerine; "BUCA-MAR çoğu belediyede olduğu gibi, bizim elimiz ayağımız şirketler. Özellikle kamu kurumu olduğumuz için, hizmet yarışına girebileceğimiz en önemli şirketlerimizden birisi. Dolayısıyla bu yönde bu şirketimizin mali anlamda rehabilitasyonu gerekliydi ama daha önemli etabı önümüzdeki aylarda başlayacak. Artık BUCA-MAR sadece elindeki üç beş yerden kira toplayan ve belediyenin siyasi yükünü çeken, bir şirket olmaktan çıkıp, artık kendi üreten, üretmiyorsa bile işlere talip olan, bir takım ticari getirisi olan, para kazanan, İzmir'de parmakla gösterilen şirketlerden biri olması lazım. Biz de bu yönde çalışmalarımızı sürdürüyoruz" şeklinde açıklamalarda bulundu.

BUCA’DA TRAFİĞİN YOĞUN OLMASININ NEDENİ…

Röportajımızın devamında; Buca’da yaşanan trafik yoğunluğu ile ilgilide açıklamalarda bulunan Piriştina, trafik yoğunluğunu, Buca’da birçok kamu kurum ve kuruluşun bulunmasına nedeniyle kaynaklandığını belirterek, bununla ilgili çalışmalarda yapacaklarını belirterek; "ESHOT Genel Müdürlüğü'nün “Ulaşım Sistemi'nin Yeniden Tasarımı" projesi, Buca trafiğini bir nebze olsun rahatlatacak görüşündeyim. Bizim de buna biraz daha geniş kapsamlı ana halterlerde, hayata geçirmeyi düşündüğümüz uygulamalar var. İZBAN’ın, Şirinyer’den Tınaztepe'ye uzatılmasının büyük bir yarar sağlayacağını düşünüyorum. Çevreyolu Tınaztepe girişini açmakla büyük yarar sağlayacağını düşünüyorum. İzmir'de ki kamburlar hep Buca'da, mezarlıklar burada, cezaevi burada, balık hali burada, sebze hali burada. Buralara İzmir'in her bölgesinden gelen insanlar var. Hal böyle olunca Buca trafiği kilitleniyor. Buca'da altyapısal sorunlar ve yolların darlığı nedeniyle birde bu türlü unsurlar Buca trafiğini olumsuz yönde etkiliyor. Buca trafiği dillere destan herkesin belki, gelmesini öteliyor insanlar. Umarım ESHOT'un bu uygulaması ve bundan sonra ki aşamalarda yapılacak uygulamalarla bu sorunun üstesinden geleceğiz" ifadelerini kullandı.

BUCA CEZAEVİ KALKACAK

Yıllardır ne zaman kalkacağı merak konusu olan Buca Cezaevi ile ilgili sorumuz üzerine, Buca’dan taşınması için bakanlıkla temasa geçeceğini belirten Priştina, "Buca Cezaevi Buca'nın en büyük problemlerinden birisi. Buca Cezaevi Buca'dan kaldırılmazsa Buca'ya ceza çektirecekler. Önümüz genel seçim, adalet bakanlığı gerekeni yapmazsa tüm Bucalılar sandıkta gerekeni yapacaktır. Sanıyorum Adalet Bakanlığı gerekeni yapacak. Aldığım duyumlara göre Buca Cezaevi'nin yerine bir adliye binası yapımı söz konusu; Buca Cezaevi'nin Buca'dan kalkması için ben elimden geleni yapacağım. Önümüzde ki haftalarda Bakan Bey'den randevu alıp; bu konu hakkında görüşeceğim kendisiyle. Umuyorum Buca en kısa sürede Buca Cezaevinden kurtulacak" dedi.

BUCA’YA ELLE TUTULUR BİR ŞEY YAPILMAMIŞ

Göreve geldiği andan itibaren, Buca’da bulunan tarihi değerleri ön plana çıkartmayı hedeflediklerini belirten Piriştina, "Ben seçim döneminde de söyledim; aslında Buca'da bugüne kadar elle tutulur bir şey yapılmamış. İki tane mask var başka... Üniversite öğrencilerine yönelik ne yapılmış hiç bir şey yok! Yaylacık'ta bir şey yapılmış mı yok! Dumlupınar'da bir şey yapılmış mı yok! Kaynaklar’da 70 tane düğün salonu var; başka bir şey yok. Tarım yok; hayvancılık yok; Buca'da ne var; bugüne kadar hiç bir şey yapılmamış; hiç bir şey yok! Bir göletimiz var, o da açılmış kapanmış... Başka yok! Buca'da şimdiye kadar yapılmış gibi gösterilmiş, bu yönde algılar yaratılmış ama bir şey yok maalesef. Buca’da tarihî değerleri ön plana çıkarmamız gerekiyor; bu alanda çalışmalarımız olacak. Topraklarımızı değerlendireceğiz; neden üzüm yetiştiriciliği yapılmasın; zeytin yetiştiriciliği yapılmasın; biz bu yönde çalışmalar yaparak topraklarımızı değerlendireceğiz. Çöp toplamak, park bahçe yapmak, muhtarlara bina yapmak bunlar saten asli görevlerimiz bunları mecbur yapacağız" şeklinde açıklamalarda bulundu.

ÖZEL İDARE MALLARI…

Hazineye devredilen özel idare malları hakkında da açıklamalarda bulunan Piriştina, “İzmir’de yapılan bu uygulamayı anlamak mümkün değil. İmarda da yeni çıkan yasa iyice merkeziyetçi, şimdi Ankara’daki adam ne anlar Buca Yaylacık Mahallesi’ndeki maldan; biz burada imarda değişiklik yapıyoruz; büyükşehire onaya gönderiyoruz; büyükşehir onaylıyor; birde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderecekmişiz bunları; senin işin ne; ben burayı bakkal mı yapacağım? Ben burayı yurt mu yapacağım? Ben burayı kreş mi yapacağım? Bunu ben ona soracakmışım. Yâni iyice merkeziyete kaydırma, kararları bunlar. Sen büyükşehir belediyesine Kiraz’a asfalt attıracaksın, Ödemiş’e Beydağ’a hizmet yapmasını isteyeceksin, özel idare mülklerini kendine alacaksın. O zaman git asfaltı da sen at! Hizmeti bizlerden isteyecekler, özel idare mallarını kendi himayelerine alacaklar. Bunu 6 yaşındaki çocuğa söyleseniz güler yani. Anlaması mümkün değil“ dedi.

BUCA KASAPLAR MEYDANI’NA KAVUŞUYOR

Buca’da yapımı yılan hikâyesine dönen Kasaplar Meydanı ve Şirinyer Projesi hakkında da açıklamalarda bulunan Piriştina, “Buca’da bir şey yapılmamış dememin sebeplerinden birisi bu. Buca’da yıllardır bir şey yapılmamış ama sofralara konu olmuş, Buca Cezaevi ne olacak, Şirinyer projesi ne olacak? Kasaplar Meydanı ne olacak? Ben umut ediyorum artık bu dönem bunları bitireceğiz. Buca’nın bundan sonraki siyasi tarihinde hâlâ bu konuların konuşulmasına izin vermeyeceğiz. Ben babamdan hatırlıyorum. Milletvekilliği döneminde bu Kasaplar Meydanı düzenlemesi o zamanda gündemdeydi; şimdi de gündem de…

Kasaplar Meydanı’nda ki sorun giderildi. Büyükşehir Belediyesi orada projeye engel olan kamu malını satın alarak; projenin önünden engeli kaldırmış oldu. Şimdi artık ihalesine çıkılıp yapılması kalıyor. Şirinyer projesi önünde yine bir takım engeller var; bunlar üzerinde çalışmalarımız sürüyor. Burada da en kısa sürede tekrar çalışmalara başlanacak” ifadelerini kullandı.

EN BÜYÜK HEDEFİM BEŞ YILSONUNDA VATANDAŞA VERDİĞİM SÖZLERİ YERİNE GETİRMEK

Sorumuz üzerine; siyasi hedefleri hakkında da açıklamalarda bulunan Piriştina; “Buca 600 bin nüfuslu büyük bir ilçe Buca’da Belediye Başkanlığı yapmak kaç kişiye nasip olabilir. Ben burasını bir basamak olarak görmedim; görmüyorum. Benim için önemli olan beş yıl sonunda vatandaşa verdiğimiz sözleri yerine getirmek, yarım kalan projeleri tamamlamak, benim hedefim bu” dedi.

PİRİŞTİNA’NIN OĞLU OLMAK KİMİ ZAMAN DEZAVANTAJ

Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın ikinci döneminde ansızız aramızdan ayrılan İzmir’in efsanevi belediye başkanlarından merhum Ahmet Piriştina’nın oğlu olan Levent Piriştina’ya babasının kendisi için avantaj mı? Yoksa dezavantaj mı olduğunu sorduk. Bunun üzerine Priştina,“Bence, Ahmet Piriştina’nın oğlu olmak benim açımdan avantaj ama insanlar dışarıda, başka kamu görevlilerine tanıdığı toleransı bize çok dar tutuyorlar. Örneğin bir yere gideceğim şu saatte orada olurum diyorum ama bir şey oluyor trafiğe takılıyorum, başka bir şey oluyor biraz geç kalıyorum, hemen Ahmet Piriştina olsaydı geç kalmazdı; bize tutulan çıta yüksek insanlar artık gerekli gereksiz karşılaştırıyorlar artık ama bizi diri tutan bir şey bu; kontrol mekanizması gibi… Babamdan duyduklarımı, gördüklerimi, neyi nasıl yaptığını biliyor olmam çok büyük bir avantaj. Babam benim için kimi zaman avantaj; kimi zaman dezavantaj” ifadelerini kullandı.

PARTİ OYLARINI YÜKSELTEBİLRİSEM…

Buca’da beş yıl sonra mensubu olduğu partinin oy oranını yükseltmek istediğini belirterek sözlerine devam eden Piriştina, “benim hedefim 5 yıl geçtiğinde CHP’nin oy oranını İzmir’de yükseltmek. Ben Buca’da ki görev süremde, yaptığım işlerle; gerek vatandaşlar tarafından, gerekse parti tarafından takdir alabilmek” dedi.

GEZİ OLAYLARI GENÇLERİ SİYASETİN İÇİNE ÇEKTİ

Genç bireylerin siyasete olan ilgisi ilgili açıklamalarda da bulunan Piriştina; Gençlerin Gezi olayları ile birlikte siyasette aktif rol almaya başladıklarını belirterek; “Gezi ruhu gençlerin siyasete olan ilgisini artırdı. Gençler artık güncel olaylara daha duyarlı, o yol oradan geçemez, buraya bu binayı yapamazsınız; buranın imar durumu ne? Bu ağaçları kesemezseniz diyerek tepkilerini ortaya koyuyorlar. Yerelde veya genelde siyasetin bir yerinde yer almaya başladılar. Yaşadığı kente veya ülke sorunlarına değerli olmaları lâzım” şeklinde açıklamalarda bulundu.

BUCA CEZAEVİ İÇİNDE YÜRÜYELİM!

Açıklamalarının devamında Gezi olaylarında sağlanan birlik ve beraberliği örnek göstererek aynı direnişi gerekirse Buca Cezaevinin, Buca’dan kaldırılması için de yapabileceklerini belirtti. Piriştina, “Buca Cezaevi içinde yürüyelim. Ben Buca Cezaevi’nin Buca’dan kalkacağına eminim, ama olur da kalkmazsa yürüyelim genci, yaşlısı yürüyelim Gezi olaylarında olduğu gibi icap ederse yürürüz” ifadelerini kullandı.

BUCA’DA YAPMAYI EN ÇOK ARZU ETTİĞİM ŞEY…

Buca üzerine yaptığımız röportajımızın son bölümlerinde ileriye dönük projeleri hakkında da açıklamalarda bulunan Piriştina, “Buca’da eksikliğini duyduğum, en çok yapmak istediğim şey Buca’ya yakışır bir kent meydanı; bunu yapmak en büyük hedefim. Bunun yanı sıra bir gençlik merkezi, üniversite var gençlik merkezi yok. Gençlik merkezi, Buca’da otel eksikliği var, otel yapmayı planlıyoruz. Tarıma dönük yatırımlar yapmak ve en önemlisi kentsel dönüşümü hayata geçirmek. Buca’da bizim yapacaklarımız hep ilk olacak. Meydan yapacağız ilk olacak, gençlik merkezi yapacağız ilk olacak” dedi.

MAKAM ARACI…

Son olarak geçtiğimiz günlerde yenilediği makam aracı hakkında kendisine yapılan eleştirilere de cevap veren Piriştina; “toplum seviyor bu tür şeyleri; toplum bu tür olayları da medyatik buluyor, gazeteci içinde durum böyle; 50 tane şey yaparız yazılmaz, araba almamız yazılır. Biz arabayı almadık bu arada kiraladık. Önümüzde ki ay belediyede ki bazı birimlere 30 araç daha kiralayacağız. Bizim 25 senelik bir arabamız vardı. Bizim bütçe de yaptığımız planlamada Buca Belediye Başkanı’nın böyle bir arabaya biniyor olmasının hiç anormal olmadığına inanıyorum. Zevkler ve renkler tartışılmıyor elbet; gençlik merkezine ihtiyaç yok diyen biri çıktığı gibi, makam arabası almasına gerek yoktu diyen de çıkabiliyor; saygı duyuyorum… Belediye başkanı çalmamalıdır; belediye başkanı dürüst olmalıdır; belediye başkanı yalan söylememelidir. Bunlara baksınlar. Bunlar işin magazin yönü” dedi.

***

O zamanlar Nişantaşı'ndaki Dilberler mağazasının üst katında ikamet ediyorduk.

Oradaki 150 metrekarelik daireye sığışmıştık.

Rahmetli pederim Marmara purosu, ben pipo, annem bilmem ne sigarası tüttürüp, arka odada yemek yiyorduk. Tuvalet tekti ve hem banyoyu, hem de diğer ihtiyaçlarımızı orada karşılıyorduk. Ben henüz stajyerdim ama aküpunktür yaparak bütçeye katkıda bulunuyorum. 

Dünyayla tek bağlantımız bir Sony Multichannel Receiver idi. Her şeye oradan ulaşabiliyorduk.

Kartoteks sisteminden hastaları tanıyıp, mukabele edebiliyorduk. Tek bir hattımız vardı, o da sürekli meşguldü. Çünkü bir MİT ajanı ve eski bir pratisyen arkadaşı sekreterin masasına oturup, orayı burayı arıyorlardı. Yalnızlığın ne olduğunu çok iyi idrak etmiştik. Kapımızı çalan, arayan pek mahduttu. 

Bina o derecede eskimişti ki, pederin arkasındaki duvardan sema gözüküyordu ve minimum loşluk, bol hoşlukla vaziyeti idare ediyorduk.

Hasta çoktu da, pederde mecâl yoktu; asabiydi. Hayatından bezmişti.

İnkıtaları oynuyordu.

İhtiyar bir dede sabah namazı için gidiyordu ki, bir Mehmetçik onu durdurdu; "darbe oldu amca, sen hele evine git" dedi.

İhtiyar şaşkındı ama biât etti, döndü gitti.

O zamanlar ülke çapında 50-60 kişi katlediliyordu. 

Ben de Adana, İstanbul ve İzmir'deki İhsan Koloğlu Eniştem arasında araba kullanıp vakit geçiriyordum.

Altımda bir koldan vitesli Maverick vardı; o zamanlar iyi bir arabaydı ama benzin çok azdı.

Bülent Ecevit başbakandı ve bâzen yüzlerce metrelik sıraya girip benzin alıyorduk. Arada da kolonya veya alkolle, ispirtoyla arabayı çalıştırıyordum.

Bu iyi niyetli şâir, Mersin Kerhânesi civarına bol miktarda Kürt yerleştirmiş, olayı o şekilde çözeceğine inanmıştı. Hâlbuki planlar çok önceden yapılmıştı. Bunda kendisinin de Kürt kökenli olması rol oynamıştı tabii ki.

Cep telefonu filân sanırım yoktu.

Hava gene cehennemî şekilde sıcaktı ama bizde de sabır çoktu.

Bâzen muyenehâneyi et, fasulye, pilav, puro, sigara ve kitap kokusu kaplıyordu. Para sıkıntımız çoktu; ben de Esin Afşar'a eşlik ediyor, konserlere çıkıyor ama beş kuruş kazanamıyordum.


O hâliyle dahi arada rakısını içiyordu.

Adana'dan hicretimizde, anacığımın DC9 tayyaresine binerken dönüp de son nazarını hiç unutamam: Gözleri çakmak çakmaktı, pişman değil ama çok kırgındı, biraz da öfkeli... Düşenin pek dostu olmuyordu çünkü!

Hepimizdeki ortak duygu ise hüzündü.

Toygar Eniştem'in evinde de bir süre kalmıştık ama küçücük evde 5+3 kişi fazla gelmiş, halam da haklı olarak "evlâdım, artık dayanamıyorum" demişti bir gün.

Ellerinden öptüm, 12 saatte Adana'ya gittim. Yollar şimdiki gibi değildi, berbattı.

İklil ve merhum babasının sakladığı yerden çıkarmıştık onu da.

Ne ilginçtir ki, ilk seferde çalışmıştı. Gözlerim kolay dolar, sarılıp helâlleştim ve tekrar Çukurova'nın yollarından İstanbul'a döndüm.

Çapkındım kendimce; trafik karışabiliyordu.

Genceciktim...

Tae kwon do ile meditasyon yapıyor, Bağdat Caddesi'nde kız "kepçeliyorduk".

Siyavuş, Taner ve Cem beraber çapkınlık yapıyorduk. Nimet Teyzem'in evi, aileni kâbesiydi. Herkes oraya gelirdi. Video seyrederdik. Sevim Yengem, Rebiî Dayım... hayattaydı.

Selahattin Yücesoy Dayım'da da ALS başlamıştı ve son performansını da 

Bacı isminde bir de kaniş vardı.

Herkes onu severdi.

Sonra bir gün aradı Canım Ağabeyim ve kara haberi verdi "Kerem, Bacı öldü. Bir arabanın altında kalmış" (sonradan da pek çok kara haberi hep ilk defa ondan duydum zâten).

Nimet Teyzem de dâhil, herkes ağladı.

Bir kaniş bu kadar nasıl da sevilirdi?

Muazzez Teyzem de son dönemlerini yaşıyordu; bâzen onun evinde takılırdık Cem'le.

Bağdat Caddesi'nde küçük ama iyi anlaşan bir grubumuz vardı.

Divan Pastanesi en temel mekânımızdı.

Sıkıysa "yabancı" birisi bizim kızlardan birisine asılsın, kalkıp beraber pataklar, en azından kovardık.

***

Üniversite adayları açıklanmış,

Her şeyi TC kimlik numaralarıyla öğrenmek mümkün.

7-17 Temmuz arası sonuçlar açıklanacak..

***

Allah kabûl etsin de, hani paralel yapı ortadan kalkmıştı?

Nerede...

 

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Baysungurozan Cumartesi, 28 Haziran 2014

    Geçmiş zaman olur ki...

    Ne güzel anlatmışsınız hocam, ben de bir zamanlar geniş bir aile de yaşıyordum,sonra sırayla bütün büyükler vefat ettiler çocukluk çağımın sonu ve ilk gençlik dönemim de, hepsi gözümün önünde canlandı....Şimdi sadece bir tane yaşlı büyük teyze kaldı, Allah ölmüşlerimize Rahmet etsin....Kenan Evren'i anlatırken gün de 50 - 60 kişi ölüyordu kısmını aklıma kendiliğinden Bu günkü Irak geliverdi, burnumuzun dibi oralar, gün de yüzler ce kişi ölüyor yıllardır ve haberlere bile çıkmıyor...Onların canı bizden de ucuz, Suriye'de olanlar üstüne tüy dikiyor, biz buralar da bunlardan uzağız evlerimiz de rahat oturabiliyoruz, kuzey de karışık ukrayna barut fıçısı, dünya da gerçekten büyük bir kaos var, biz de ki canavarın şimdilik uyuduğunu düşünüyorum, bu baştakiler le ve olayların seyri ile uyanacaktır, yöneten kadroların ve başı çekenin büyük bir vebali var ve akıbetleri Evren paşa'dan kötü olacak maalesef...Diliyorum en az hasarla atlatabilelim yakın geleceği ve ders alınabilsin, saygı ve sevgilerimle...

    MKD: Dilerim öyle olur efendim...

  • Misafir
    Ahmet Daryal Meteoğlu Salı, 23 Eylül 2014

    Algı operasyonları

    Kenan Evren hakkında yazdıklarınıza aynen katılıyorum. Siz kendisini hiç görmediğinizi söylüyorsunuz, ben ise kendisini 1972 yılında askerliğimi yaptığım Trabzon ilimizdeki Piyade Alayında iki veya üç defa görmüştüm. Kendisi o tarihte Trabzon ilimizde Korgeneral rütbesinde ve Kolordu komutanıydı. Kendisini çok iyi bir asker olarak gördüm. Şöyle ki; Kolordu karargahından Alay karargahına telefon veya telsiz ile Kenan Evren'in geleceği bildiriliyor. Alayda derhal karşılama mangası nizamiyedeki yerini alıp beklemeye başlıyor. Ama neredeyse bir saate yakın zaman geçtiği halde gelen yok. Her halde gelmekten vazgeçti derken nizamiyeden dışarıya alelade bir jeep çıkıyor ve içine dikkatle bakınca görüyorlar ki Kenan Evren.
    Bunu anlatmamın bir sebebi de şu; Kenan Evrenden sonra yerine gelen Korgeneral Alaya her gelişinde nizamiyede karşılama mangasını görmeyince çıldırıyordu.
    Kenan Evrenin 12 Eylül den sonra çevresi tarafından bilerek yanlış yönlendirilmiş olabileceğini düşünüyorum.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cuma, 20 Ekim 2017