Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ÂCİL BİR DEĞERLENDİRME!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2158 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bu sefer ben yazmıyorum. Mâliye ve memleket işlerinden çok iyi anlayan, senelerce namusu ve dürüstlüğüyle bu memlekete hizmet etmiş, hâlis Çerkez ama köküne kadar Türk milliyetçisi olan bir dostumun âcil durum değerlendirmesini sizlerle paylaşacağım.

***

Sevgili Dostum,

Son yıllarda Cumhuriyet'in en önemli özelliklerini birer birer yitiriyoruz. Ne uğruna? Bir düşünmek lâzım!

Özellikle belediyeler üzerinden muhtaç vatandaş oy karşılığında sömürülüyor. Karşılıksız elde ettikleri gitmesin diye de oyunu bu güruha veriyor. Çünkü başka yere verse değirmenin suyu kesilecek.

Bu hâle nasıl geldik? Bu uzun süren iyi plânlanmış bir süreç. Evvelâ 1961 Anayasası ülkeye bol geldi terâneleri ile Cumhuriyet döneminde yapılmış en halkçı anayasayı delik deşik ettik. Bunu 12 Mart Cuntası sağladı. Sendikal haklar budandı. Grev, lokavt hakları kısıtlandı. 1960 Anayasası'ndaki haklar her demokratik ülkede olan haklardı. Ama biz bunun da suyunu çıkarttık. Grevler, ekonomik temele oturmaktan saptı, siyasî temele oturmaya başladı. Sendikanın istediği bütün ekonomik talepler yerine getirildiği hâlde, idâreye müdahale talepleri sebebi ile ülke siyasî grevlere yöneltildi. Bunu fırsat bilen sendika ve işçi örgütü karşıtları sistemi suçlamaya ve ondan şikâyet etmeye başladı.

Bu arada, dış düşmanlar sağ-sol kavgasını körükledi. Bir yandan her iki tarafa da silâh satıp keselerini doldururken, ülke sağ ve sol koalisyonlarla yönetilir hâle geldi. Hâttâ dinci partilerle dahi koalisyon kurulmasında bir beis görülmedi. Dinciler böylece Diyânet kadrolarının dışına yayılarak devletin kadrolarını işgal etmeye başladılar. Dış düşmanların sağ iktidarlara desteği, bunlara seçim avantajı sağladı. Ekonomik durum giderek bozuldu.

Ve 12 Eylül olayın üzerine tüy dikti. Üzerinde Şanlı Ordumuz'un üniformasını taşıyan icâzetli orta zekâlı diktatör meydanlarda elinde Kur'ân "ben müftü torunuyum diye nutuklar attı. Bütün vatanını seven programlanan sisteme direnebilecek mevkii gücü ve popülaritesi olan üst düzey memurlar pasifize edildi, pasifize edilemeyenler de 657 sayılı yasanının sağladığı imkânlarla memuriyetten ayrılmaya zorlandı. Ekonominin başına avantüriye dinci Özal getirildi.

"Ben zengini severim" diyen, Dünyâ Bankası'nda çalışırken devşirilmiş bu zat ülkenin tarihinde görülmemiş şekilde işçinin memurun emeklinin gelirini budadı onları enflasyonun başını alıp gittiği dönemde üç kuruşa muhtaç hâle getirdi.

"Basitleştiriyorum" diye gelir vergisi târifesinin son derece âdilce olan ve asgarî ücreti vergi dışında bırakan müterakki basamaklarını kaldırıp, asgarî ücretlinin gelirinin %25'ine vergi diye el koydu. Bu da yetmedi, sigorta prim oranları ve prim tabanını yükseltti. İşçinin almadığı paranın sigorta primi kesti. Ama bu millet, biraz da cuntanın onayladığı Turgut Sunalp seçilmesin diye gitti buna oy verdi ve Türkiye'yi karanlığa sokacak süreç böyle başladı.

Dinci yeşil sermaye ve dinî vakıflar onun zamanında palazlandı. Türkiye'de Cumhuriyet karşıtı dinciler her zaman mevcut olmuştur. Ama ceplerinde para olmadığı için etkileri yoktu. Özal bunların cebine parayı koydu. Müessiriyetlerini arttırdı. BOP zâten 12 Eylül Darbesi ile başlamıştır. Sonra değişik aşamalı plânlarla bu günlere kadar geldik. Devletin malını ona buna peşkeş çekmenin, kaçakçının uyuşturucu tüccarının parasını primli kurlarla Türkiye'ye sokmanın yolunu açan da Özal'dır. Yeşil sermâyenin yanında bir mafya sermâyesi türedi. Adamlar Türkiye'ye sokmakta sıkıntı çektikleri nakdi Özal Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkındaki 33 sayılı kararı değiştirmesi sâyesinde Türkiye'ye sokmuşlardır.

Özal'ın en büyük zararlarından birisi de İhânet-i Vataniye Kanunu'nu kaldırmasıdır. Bu uygulama sâyesinde Cumhuriyet düşmanları rahatlamıştır. Şimdilerde ise Türklüğe hakareti yasaklayan madde ile uğraşmaktalar.

Kısaca özetlersek, bize baltayı, 1961 Anayasa'sını eleştirenler ve ekonomik hakları siyasîleştirerek onlara çanak tutan işçi sendikaları yalatmaya başlamıştır. Baltayı yaladığımızı gören sağcı iktidarlar, bizi buna teşvik etmeye ve bir yerde de mecbur etmeye başlamışlardır. Sonra sağcıların yerini diniciler almıştır. Onlar baltayı biraz daha bilediler. Yalatmaya devam ediyorlar.

Aç bıraktıkları dar gelirli kesime karşılıksız yardımlar vererek oy satın alıyorlar. Günü kurtarmaya çalışan zavallı da karşılıksız gelir kesilmesin diye bunlara oy veriyor. Bunun inançla filân ilgisi yoktur düpedüz menfaât karşılığı oy veriyorlar.

Ama henüz her şey bitmiş değil, önümüzde Belediye Seçimleri var.

Bu dinci takım genel seçimde aldığı oylara güvenip, gemi azıya alıp bir yol kazasına neden olmazsa, belediye seçimlerinde, bütün büyük şehirleri bunların elinden almak gerekir. Bu başarılabilirse, bir taşla birkaç kuş vurulur:

İhâleler yandaşlara yüksek fiyatla verilip, ucuz fiyatla taşerona kalitesiz iş yaptırılıp aradaki farkın, müteahhit / belediye - parti asarında kırışılması engellenir. Bu da belediyeler eli ile yapılan karşılıksız yardımı zora sokar.

Belediyelerin vergi kanunları ile aşırı yükseltilmiş gelirlerinden yapılan karşılıksız yardımların bu dinci kesime gitmesi önlenir.

Belediye dinci kesimin elinden alındığı takdirde, bunların dağıttığı fonlardan karşılıksız yararlanan dar gelirli kitle tercihini yeni belediyenin partisine doğru değiştirebilir.

Belediyeleri kaybettiğinde özellikle büyük şehirlerde yasadışı işleri olan büyük sermayenin üzerine gidilmesi hâlinde, (örneğin özelleştirmeden kapattıkları büyük ve değerli arazilere sanayi bölgesi diye başka iş için inşaat izni verilmemesi, ruhsatsız tesislerin faâliyetinin durdurulması gibi) bunları destekleyen büyük sermaye yön değiştirebilir.

Onun için, ne pahasına olursa olsun özellikle Büyükşehir Belediyeleri'ni bunların elinden kurtarmak gerekiyor. Böylece genel seçimin rövanşı alınmış ve orada yapılan hata tekrarlanmamış olur.

Aksi hâlde baltayı yalamaya devam ederiz ve "Ilımlı İslâm Cemâhiriyesi" derken, kendimizi Arab'ın şeriat devletinden daha koyusunun içinde buluveririz. Tabii istenmese de, bir yol kazası olması her zaman ihtimâl dâhilindedir.

Cumhuriyet kaçınılmaz bir biçimde tehlikeye düşürülür ise, kendisine Anayasa ile görev verilen kurumlar gereğini yapacaklardır.

***

Doğru söze ne denir?

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 11 Ağustos 2007 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 21 Kasım 2017