Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

AĞRI ve PSİKİYATRİ KİTABIM-1 (2003)

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2928 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

 AĞRI

ve

PSİKİYATRİ

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat

İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı

 

E-adresler: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ; Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Ağrı, hânede tâze misafirken kovunuz

Çin Atasözü

 

Şekvânı dinledim, ezelî muzdarip deniz!
Duydum ki rûhumuzla bu gurbette sendeniz.
Dindirmez anladım bunu hiç bir güzel kıyı;
Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.
Yahya Kemâl Beyatlı - AÇIK DENİZ

 

ÖNSÖZ

Daha ortaokulda iken, Çin’de iğne batırılarak hastalık ve ağrı tedavi edildiğini duyduğumda epey şaşırmış ve bu işe merak salmıştım. Ağrılar, sızılar ve ıstıraplar hep ilgimi çekerdi; tıpla, bilimsel düşünceyle erken tanışışımda hem rahmetli babamın hem de benim kişisel merakımın rolü oldu denebilir. Konunun tabu addedildiği zamanlarda bana akupunkturla ilgilenmemi tavsiye edişi uzak görüşlülüğünün bir numunesiydi.

Tıbbiyeyi bitirmeden önce akupunkturu öğrenmiş, hipnozu da babamdan “kapmıştım”. Dolayısı ile ağrı ve acıyla uğraşmak kaderimi biraz da kendim çizmiş oldum.

Ağrı kısmı algolojiye olan merakımla pişti, acı kısmı psikiyatr olmamla.

Ve… Bu ikisinin kolay kolay ayırt edilemeyeceğini keşfedip durdum.

Psikiyatri asistanlığına yeni başladığım senelerde, hocam Prof. Dr. Ayhan Songar’a ağrı ve psikiyatri konusuna odaklanmayı düşündüğümü söylediğimde şöyle bir bakıp “Zor iş, haydi bakalım” dedi. Sonra da akupunktur ve ağrı polikliniği açmama müsaade etti, teşvikini esirgemedi.

O dönemlerde genç ve iddialı, enerjik ve de oldukça sinerjik iki kişiyle ahbap oldum: Aksel Siva ve Serdar Erdine. Sonradan bu listeye bir isim daha eklendi: Işık Aydınlı.

İşte, o gün bu gündür ağrı ve psikiyatrinin buluşma noktasındaki seyahatim, saydığım isimlerle de işbirliğimiz sürmekte.

Kitabın hedef okuyucu kitlesi olarak sâdece psikiyatrlar değil, bütün sağlık mensupları seçildiği için, muhteva geniş tutularak temel tıbbî, psikolojik ve psikiyatrik kavramlara ayrıca yer verilmiştir. Özel olarak algoloji ve psikiyatrinin kesişme noktasında yoğunlaşıldığı için, psikiyatrik olanların hâricindeki tedavilere (invazif, non-invazif olanlar, analjezikler vs.) ve kronik ağrı sendromlarının teşhis ölçütlerine yer verilmemiştir. Meraklı okuyucular için bu konularda yeterince yerli ve yabancı kaynak mevcuttur.

Bu eser, 25 senelik birikimlerimin paylaşılmasına yönelik bir çabadır. Dilerim ki amacına ulaşır.

Prof. Dr. M. Kerem Doksat – Göztepe – 2003

                       

GİRİŞ

Ağrı, insanoğlunun en yakından tanıdığı, en rahatsız edici ama en de vazgeçilmez yaşantılardan biridir. Hayatında hiç ağrı çekmemiş, canı yanmamış kimse yoktur. Çünkü, her ne kadar rahatsız edici olsa da, bizi tehlikelerden koruyucu, sırasında da hayat kurtarıcı evrimsel bir işlevi vardır ağrının: “Bedenin tehlikede, tedbir al!” mesajını verir.

Verir vermesine de, bâzen amacını aşarak verir, bâzen yanlış alârm hâlinde verir, bâzen de vermeyi ihmâl eder.

Ne olursa olsun, AĞRIDAN ŞİKÂYET EDEN KİŞİNİN AĞRISI VARDIR. İlk ve akılcı yaklaşımın dâima bu olması gerekir. Belki bunun tek istisnası numara yapanlardır. Böyle temâruz vak’alarında bile, kişinin bu yola başvurmasında rol oynayan faktörlerin tesbiti gerekir. Hayvan psikiyatrisi kavramı ve uygulaması yolunda önemli ve değerli adımlar atan dostumuz Veteriner Profesör Dr. Tamer Dadurka, sâhiplerinin çocuğu doğduktan sonra, dikkat çekmek için sağ arka ayağı acıyormuş ve sakatlanmış gibi davranan bir köpeğin “şefkat ve ilgi terapisi” ile nasıl iyileştiğini gülerek bize anlatmıştı. Bu tür hastalık hâtta ölüm taklidi yapma gibi davranışların hemen bütün hayvanlarda bulunan evrimsel adaptif davranış örüntüleri olduğunu biliyoruz. Demek ki, buna tenezzül eden insanın da bu davranışının altında, kurallara göre yanlış veya doğru olsa da, intibaka yönelik bir amaç yatmaktadır…

Ağrıyla ilgilenen ve günümüzde bir ayrı bilim dalı hâline gelen tıbbî disipline algoloji denir. Bu terim algos (ağrı) + logos (bilim veya teori) kelimelerinin izdivacından türemiştir.

Ağrı, Hristiyan dünyasında, asırlarca, günahkâr kullarına Tanrı’nın verdiği bir ceza olarak görülmüştür. İngilizce’de ağrı anlamına gelen pain kelimesi de Lâtince poena ve Grekçe poinē’den türemiştir ve hem ağrı, hem ceza, hem de ödeme anlamlarına gelir; ceza anlamındaki penalty lâfı da aynı menşelidir. Akraba kelimeler arasında sayılan eski Grekçe’deki tinein “ödemek”, tinesthai “cezalandırmak”, timē “değer, kıymet, şeref” anlamlarına gelir.[i] Eski Fransızca’daki ve orta dönem İngilizcesi’ndeki (1151-1500) zihinsel ıstırap anlamına gelen peine ile de akrabadır.[ii]

Türkçe’de ise ağrı ile eş anlamlı olarak sancı da kullanılır. Acı kelimesi ise azap, ıstırap kelimeleriyle eş anlamlı olup, mânevi “ağrıyı” tasvir eder.[iii] Serdar Erdine de bu hususa dikkat çekip, “ağrıyla acı farklı şeylerdir” der.[iv] Bu akademik farklılığa rağmen, “ağrı, acı, ıstırap” kelimeleri günlük hayatta hem bedensel hem de ruhsal rahatsızlığı ifâde etmek için çok kullanılır: “İçim acıyor”, “mâzi kalbimde sancı” gibi... Pratikte de, bedensel (somatik) ve ruhsal (psişik) “acının” bâzen birbirlerinden ayırt edilemeyecek kadar iç içe girdiklerini görürüz.

Aristo, ağrının olumsuz bir ihtiras olduğunu, kalbin ağrı duyusunun merkezi olduğunu ve dokunmaya karşı artan hassasiyetin kan tarafından kalbe nakledilmesiyle ortaya çıktığını ifâde etmiştir. Onun görüşleri, ancak Descartes’in beynin duyuların merkezi olduğu, ağrının da ciltten beyne giden ince ipliğimsi yapılarla taşındığını söylemesiyle terk edilmiştir.[v] İbn-i Sînâ da ağrı konusunu el-Kanûn fi’t-Tıbb isimli eserinde uzun uzun işler ve ameliyatlarda anestezi için şarap, afyon, sarı sabur, mandragora (Âdemotu) ve Hindistan cevizinin karıştırılıp hastaya içirilmesini salık verir. Bolognalı cerrah Dr. Hugo von Lucca, 1218’deki Haçlı Seferi sırasında bu usûlü Selçuklu tabiplerinden öğrenir; Batı, anestezi kavramıyla ilk defa bu eser sayesinde tanışır.[vi], [vii]

Sternbach ağrının üç komponentini tanımlamıştır:[viii] 1) kişisel ve özel bir incinme duyumu; 2) mevcut veya tırmanan doku hasarını işaret eden zarar verici bir durum; 3) organizmayı zarar görmekten, hasarlardan koruyacak bir serî cevaplar örüntüsü.

Merskey ve Spear ise ağrının sürmekte olan veya muhtemel doku hasarına delâlet edebilecek nâhoş bir yaşantı olma özelliğine dikkat çekmişlerdir.[ix], [x]

Fark edileceği gibi, burada “duyu”, “his” veya “duyum” kelimeleri değil, “yaşantı” terimi tercih edilmiştir.

Somatik ağrının çeşitli yönlerini kapsayacak bir tanımı şöyle yapı­la­bilir: “Ağrı, vücut dokusuna zarar verici veya verme kapasitesinde olan süreçlerce ortaya çıkarılan, vücudun belli bir bölgesin­den geli­yor olarak idrak edilen, nâhoş bir duyusal (sensoriyel) ve duy­gusal (emosyo­nel) ya­şan­tı­dır”.[xi], [xii], [xiii], [xiv], [xv], [xvi] Vücut doku­suna zarar verici veya verme kapasitesinde olan süreç veya uyaranlara noksiyöz (noxious) süreçler veya uyaranlar denir. “Noxious” kelimesinin sözlük anlamı “sıhhate zarar veren, zararlı, muzır, fena; ahlâkı bozan” demektir.[xvii] Bu terimi kitabımızda aynen ama Türkçe okunuşuyla kullanmayı tercih ettik.

Bu çok yönlü târifin tek bir parçası dahi atılsa, hissedilen şey ağrı olmak­tan çı­kar. Meselâ, vücudun belli bir bölgesi (bu “her tarafı” da olabilir) şartı kal­dı­rılsa, mânevi ıstıraptan (acıdan) ayrılamaz; psikiyatr olarak, hiç bir organik ağrının, bir melânkoliğin çektiği ruhsal acıdan daha şiddetli ola­mayacağı rahatlıkla söyleyebilirim. Mazo­kist bir kişi cinsel eylem esnâsında pek çok noksiyöz uyaranı zevk olarak idrak eder ve bunlar algojen (ağrı idraki yaratıcı) değil erojen (cinsel haz idraki yaratıcı) vasıf taşır; aynı kişiye aynı uyaranı aynı şekilde, ama işinin başında çalışırken ve­ya uzanmış kitap okur­ken verdiğiniz takdirdeyse canı acır ve size öfke de gösterebilir; yâni algı aynı, idrak farklıdır. Bu da ağrının nâ­hoşluk özelliğine tipik bir örnektir. Ağrı, çıplak sinir uçlarınca ta­şındığı için du­yusal, muhtelif özellikleri beyinde işlendik­ten son­ra en son değer­lendirmeye tâbi tutul­duğu ve işin içine pek çok psikolojik unsurlar karıştığı için duygusal da bir yaşantıdır. Bunlardan sâdece birine indirgenemez.[xviii]

Ne kadar nâhoş bir yaşantı ve duyum olsa da, somatik ağrının organizmayı ikaz edici ve koruyucu yönü de sağlık için vazgeçilmez vasıf taşır (tıpkı ruhsal ıstırabın da yaptığı gibi). Nâdir görülen konjenital ağrı duyarsızlığı vak’alarının çoğu aldıkları yara­ları, yanıkları veya muhtelif hastalıkları fark edememeleri yüzünden erken yaşta ölmektedir­ler.

Ağrı duyumunun periferik veya merkezî mekanizma­larla ortadan kalkmasına yol açan hastalıklarda da benzer tehlikeler söz konusudur: Nöropatiler, beynin S2 ve yakınındaki insular bölgesini tutan lez­yonlar, bâzı pariyetal lob lezyonları ağrı idrakini bozmaktadır. Talamik sendrom, kozalji, bâzı nöraljiler ve nöropatiler (frengide olduğu gibi), deafferentasyon ağ­rı­ları gibi entitelerde ise zararlı uyaranlara karşı aşırı tepki verme, hâtta uyaran yokken ağrı çek­me hâli görülmektedir.

Çağdaş algolo­jinin tesi­sin­de pek çok bilim-dışı veya bi­lim­sel gelişme ve aşamanın rolleri olmuştur ve ol­maktadır.[xix], [xx]

Genel olarak muhtelif ağrı sendromları etiyo-patogenezlerine göre şu üç başlık altında toplanır:[xxi]

*      NOSİSEPTİF AĞRI

    • Somatik Ağrı: Dâima olmasa da genellikle sâbit, sancı şeklinde, iyi lokalize olmuş: Meselâ kemik metastazları.
    • Viseral Ağrı: Dâima olmasa da genellikle sâbit, derinden gelen, sıkıştırıcı, iyi lokalize edilemeyen, muhtemelen kütanöz yayılımı olan: Meselâ Plevral effüzyon ve ona bağlı derin göğüs ağrısı ile diyaframatik irritasyona bağlı omuzda hissedilen ağrı.

*      NÖROPATİK AĞRI

    • Yanıcı dizestetik ve şok hâlinde paroksizmlerle gelen, doğrudan periferik reseptörlerdeki, afferent liflerdeki veya MSS’deki harabiyete bağlı olan ve merkezî inhibisyonda kayba ve spontan tutuşmaya yol açan: Meselâ hayâlet ekstremite ağrısı –ki, sempatik somatik afferentleri de tutabilir.

*      PSİKOJEN AĞRI

    • Tıbbî faktörler mevcut olmamasına rağmen veya onları aşar şekilde görülen ağrı. Ayrıntılı olarak ileride tartışılmıştır.

Algolojiyle ve kitapla ilgili temel bâzı temel terimler, İngilizce karşılıkları da korunarak, şöyle sıralanabilir:11

*      Ağrı (pain): Ağrı, vücut doku­suna zarar verici veya verme kapasitesinde olan süreçlerce ortaya çıkarılan, vücudun belli bir bölgesin­den geli­yor olarak idrak edilen, nâ­hoş bir duyusal ve duy­gusal ya­şan­tı­.

*      Allodini (allodynia): Normalde ağrıya sebep olmayacak bir uyarana bağlı ağrı.

*      Algojen (algogenic): Ağrı doğurucu, ağrıya yol açıcı.

*      Analjezi (analgesia): Normâlde ağrılı olacak bir uyarana karşı ağrı cevabının olmaması.

*      Anestezi (anaesthesia): Bölgesel veya genel olarak bütün duyuların iptâli.

*      Anestezia doloroza (anaesthesia dolorosa):Anestezideki bir alan veya bölgede ağrı hissedilmesi.

*      Antialjik etki (antialgic effect): Doğrudan analjeziye yol açmaksızın, ağrı yaşantısını hafifletici etki.

*      Kozalji (causalgia): Travmatik bir sinir lezyonunu müteakip gelişen, allodini ve hiperpatiyle seyreden, sıklıkla vazomotor ve psödomotor işlev bozukluğunun da eşlik ettiği, zamanla trofik bozukluklara yol açan mütemadî yanıcı ağrı sendromu.

*      Merkezî ağrı (central pain): Bir MSS lezyonuna bağlı ağrı.

*      Dizestezi (dysaesthesia): Kendiliğinden veya provokasyonla ortaya çıkan nâhoş duyum.

*      Hiperestezi (hyperaesthesia): Özel duyular hâricinde, uyarana karşı aşırı duyarlılık.

*      Hiperaljezi (hyperalgesia): Normâlde ağrılı olan bir uyarana karşı artmış duyarlılık.

*      Hiperpati (hyperpathia): Özellikle tekrarlayan bir uyarana karşı artmış tepki verme ve eşik yükselmesiyle karakterize ağrılı bir sendrom.

*      Hipoestezi (hypoaesthesia): Özel duyular hâricinde, uyarana karşı duyarlılık azalması.

*      Hipoaljezi (hypoalgesia): Normâlde ağrılı olan bir uyarana karşı ağrı cevabının azalması.

*      Komorbidite (comorbidity): Belli bir indeks hastalığa eşlik eden herhangi bir durum. Daha yeni anlayışla ise, iki bozukluk veya hastalık arasında sâdece tesadüfle izah edilebilecekten daha fazla bağlantı olması.

*      Nevralji ([nöralji] neuralgia): Bir sinirin veya sinirlerin dağılımına uyan ağrı.

*      Nevrit ([nörit] neuritis):Bir sinirin veya sinirlerin enflamasyonu.

*      Nöropati ([nevropati] neuropathy): Bir sinirde işlevsel aksama veya patolojik değişiklik olması; tek bir sinirdeyse mononöropati, birçok sinirdeyse monoröropati mültipleks; yaygın ve bilateral ise polinöropati.

*      Nosisepsiyon (nociception): Ağrı algısı (pain reception).

*      Nosiseptör (nociceptor): Noksiyöz veya uzun sürerse noksiyözleşecek bir uyarana özellikle duyarlı olan bir reseptör.

*      Noksiyöz uyaran (noxious stimulus): Normâl dokuları harap eden zarar verici bir uyaran.

*      Non-noksiyöz uyaran (non-noxious stimulus): Doku harabiyetine yol açmayacak uyaran.

*      Ağrı eşiği (pain treshold):Bir kişinin fark edebileceği en düşük ağrı yaşantısı veya şiddeti.

*      Ağrı toleransı (pain tolerance) veya ağrı toleransı seviyesi (pain tolerance level): Bir kişinin tahammül edebileceği en şiddetli ağrı düzeyi.

*      Parestezi (paraesthesia): Kendiliğinden veya provokasyonla ortaya çıkan anormâl bir duyum.

*      Psikalji (psychalgia): Tamamen veya büyük ölçüde psikiyatrik kökenli ağrı (Ağrı Bozukluğu’ndaki ağrı gibi).

Kronik ağrı sendromları yüzünden pek çok insan acı çekmekte, analjezik ve antienflamatuar ilâçlar fabrikaların en fazla sattığı ürünler arasında yer almakta, akupunktur, TENS (transcutaneous electrical nerve stimulation) gibi bilimsel yönü olan, bitkisel terapi, biyo-enerji, mânevi şifa gibi etkililikleri hiç bir güvenilir bilimsel çalışmayla gösterilmemiş alternatif tedavi yöntemleri yaygın olarak uy­gu­lanmaktadır.

Ülkemizde psikiyatri hâlâ “küçük staj” olarak görüldüğü için, genellikle yeterli psikiyatrik nosyondan mahrum bir şekilde mes­leğe başlanmakta ve has­tayla baş başa kalındığında da, kaçınılmaz olarak, hata yapılmak­tadır.

Herkes rastladığı fenomenleri en çok bildiği şeye benzetir. Meselâ, vulvar ağrı, cinsel işlev bozukluğu ve psikolojik yeti-yitimiyle karakterize bir sendrom olan vulvodinide yeterli organik inceleme yapılmadığında, hatalı olarak “psikojen” denebildiği bildirilmiştir.[xxii]

Tersi durumlara ise çok daha yüksek oranda rastlanmaktadır. Aslında depresyondan, anksiyeteden, Hipokondriyazis’ten, Munchausen Sendromu’ndan (Fizik Semptomlu Düzmece Bozukluk) başka hiç bir derdi bulunmayan pek çok kronik ağrı has­tası, koyulan veya şüphelenilen yanlış teşhisler sebebiyle bir sürü tetkike, enstrümantasyona tâbi tutulmakta ve gereksiz yere analjezikler, an­tienflamatuarlar, miyorölak­san­lar, hâtta ste­roidlerle tedavi edilmeye çalışılmakta, ameliyat­lar olmakta, bir de bütün bun­ların yan tesirleri­ne mâruz kalmaktadırlar. Sonuçta, vakitlerini, nakitlerini ve -en önemlisi- ümitlerini hâtta sıhhatlerini kaybeden bu hastaların ve yakınlarının tıbba itimadı kalmamakta, şarlatanların eline düşmektedirler. Hâlen dünyada da, ülkemizde de ağrı kliniklerinin sayıları art­maktadır. Bilhassa kronik ağrının ayırıcı teşhisinin ve tedavisinin tam ve doğru yapılabilmesi ve akıllıca bir nöropsikiyatrik yaklaşım gösterilebilmesi için bu kliniklerin mültidisipliner çalışması şarttır[xxiii] ve olmazsa olmaz elemanları arasında da psikiyatrlar ve nörologlar yerlerini almaktadır.[xxiv] Algolojideki bütün bu ilerlemelere rağmen, kronik ağrıya bağlı yeti-yitimi bütün dün­yada artmaktadır.[xxv]

Eskiden, yeni doğan bebeklerin ağrı hissetmedikleri zannedilirdi. Güvenilir araştırmalarla gerçeğin hiç de böyle olmadığı, hâtta preterm bebeklerin dahi ağrı hissettikleri, yüzlerini buruşturup ağlayarak yaşadıkları ıstırabı ifâde ettikleri anlaşılmıştır.[xxvi] Yeni doğan döneminde herhangi bir sebeple hastâne tedavi uygulanması gerektiğinde, ağrı azaltıcı tedbirlerin hastalığın seyrini olumlu yönde etki­lediği ortaya konmuştur.[xxvii] Aksi takdirde, çocuğun bütün hayatını etkileyecek derecede tıbbî prosedürlerden korkar hâle gel­diği anlaşılmıştır.[xxviii]

Mazokistin cinsel eylem sırasında pek çok noksiyöz uyaranı algojen değil erojen olarak idrak etmesi bunun hoş bir yaşantı olmasından, aynı uyaranı gündelik bir işi yaparken verirseniz canı yanıp size kızması ise nâhoş bir yaşantı olmasından dolayıdır. fMRI (işlevsel manyetik rezonans görüntülemesi) tekniğiyle yapılan bir çalışmada ağrı ve hazzın taşınıp işlendiği sinir sistemi bölgelerinin iç içeliği bu açıdan da dikkat çekicidir. Noksiyöz termal uyaran (46° C) verilen deneklerde bazal önbeynin sublentiküler uzamış amigdalasında ve ventral tegmentum ve periakuaduktal gri maddede anlamlı sinyal değişiklikleri tesbit edilmiş, nukleus akkumbenste ise sinyal azalması bulunmuştur; bunlar, caydırıcı ve ödülleyici uyaranların işleminin ortak yapılardan döndüğüne işâret etmektedir.[xxix]

Şiddetli stres (zorlanma) dönemlerinde, zorlayıcı (stresör) ortadan kalkıncaya kadar ağrı hissedilmeyebilir; ancak kavga bittikten sonra acısı fark edilen kırık parmaklar veya soyunma odasında ağrımaya başlayan ayak incinmesi gibi (bu konudan Entropi ve Genel Adaptasyon Sendromu anlatılırken ayrıntılı olarak bahsedilecektir). Hipnoz sırasında ağrı yaşantısı değiştirilebilir, ortaya çıkarılabilir veya ortadan kaldırılabilir. Hipnotik transtaki bir süje eline koyulan kurşun kalemi yanmakta olan bir dal olarak idrak edip canı yanabilir (endüklenmiş bir illüzyon), hâtta orada bir bül oluşabilir[xxx] (endüklenmiş hatalı bir psikoso­matik tepki, çoğu cilt hastalığında olduğu gibi); sâdece telkinle, ortada hiç bir cinsten uyaran yokken dayanılmaz ağrı hissedebilir (endüklenmiş bir pozitif hal­lüsinasyon), pek çok büyük ve küçük ameliyat uygun kişilerde hipno-anesteziyle başarıyla gerçek­leştirilebilmektedir (endüklenmiş bir negatif hallüsinasyon: mevcut bir uyaranın idrak edilmemesi);[xxxi], [xxxii] bu ve ben­zeri psikoso­matik tezahürlerin altında limbik sistemle frontal kor­teks ve dien­sefalik yapılar arasındaki karmaşık, resi­prokal ilişkiler, “ağrı agnozisi” hâl­lerinin altında da muhteme­len kortikal sup­resyon yatmaktadır; nite­kim aku­punk­tur ve benzeri kontr-irritasyon yöntemle­ri­ne bağlı hi­poaljezi-anal­jezi nal­trek­son gi­bi opiat antagonistleriyle orta­dan kaldırılabilirken, hipno-analje­zide bu gö­rül­memekte­dir.[xxxiii], [xxxiv] Sava­şırken yâhut spor yaparken ağrı idraki aza­lan, hâtta ortadan kalkan insanlar hepimizin mâlûmudur.

Hipo­kondriyaklar sıradan ve önemsiz bedensel duyumlarını noksiyöz ve genellikle de ağrılı olarak idrak ederler, vahim bir hastalığın belirtisi şeklinde yo­rumlarlar; bu durumlarda da bir yanılsama (illüzyon) ve “yalancı-noksiyöz uyaran” söz konusudur.

Şizofren bir hasta tüketici, mahvedici acayip baş ağrısının sebebinin “dün­yayı ele geçirmek isteyen ve onları durdurabilmek gücündeki tek kişinin de kendisi olduğunu bilen galâktik savaşçıların gönderdiği “ultra-man­yetik dalgalardan” menşe aldığını anlatabilir (indüklenmemiş bir pozitif hallüsinasyon). Bir paranoid, klasik mig­ren (auralı migren) ataklarının düşmanlarının (perse­kütörlerinin) yemeklerine koy­duğu zehirden kaynaklandığını iddia edebilir (selim bir ağrı send­romunun heze­yanî hatalı tefsiri: delusional misinterpretation).[xxxv], [xxxvi] Bütün bun­lar dikkate alındığında, ağrının basitçe bir duyum değil, karmaşık bir yaşan­tı olduğu görülecektir.

Biyopsikososyal hastalık modeli anlayışının belki de en geçerli olduğu saha kronik ağrı sahasıdır.[xxxvii], [xxxviii] Hâttâ buna biyo-psiko-sosyo-kültürel model demek daha bile doğru olacaktır. Zîra bir bireyin içinde bulunduğu toplum kesiminin genel kültürel ortamdan farklılık arz etmesi (ırksal farklılıklarda, azınlıklarda olduğu gibi), tıpkı biyolojik ve psişik değişiklikler kadar önem taşıyabilir.

 

Yukarıda yer alan şemadaki DEPRESYON teriminin yerine AĞRI koyarsanız, ikisinin de aynı kapıya çıktığını göreceksiniz. Burada Stres-Diyatez Modeli’nin (Zorlanma-Yatkınlık Modeli) bir özeti yapılmıştır.

AĞRININ NÖROFİZYOLOJİSİ

Ağrı, ağrı olarak idrak edilmeden önce pek çok aşamalardan ge­çer. Önce noksiyöz bir uyaran (fizik, şimik, termal, penetran vs.) bel­li bir vü­cut bölgesindeki algılayıcı çıplak sinir uçlarını uyarır. Bu uyarılma hücre hasarlanmasına bağlı olarak ortaya çıkan pek çok madde veya o bölgedeki basınç, sıcaklık ve benzeri sebeplerle husûle gelebilir. Sonuçta oradaki akson(lar)da bir aksiyon potansiyelinin (AP) doğmasına yol açar ki, bu aşa­maya transdüksiyon denir. Bu elektrik sinyali çeşitli aşamalardan geçerek MSS’ye taşı­nır; bu aşamaya trans­misyon adı verilir ve başlıca üç komponenti vardır:

1) Sinyali trans­düksi­yon bölgesinden medulla spinalisteki terminallere taşıyan periferik sinir uçları; bunlar kalın Ad, (ve muh­te­melen Aa) ve ince C liflerinden ibâret olan nosiseptörlerdir. Noksiyöz uyaran tarafından aktive edilen bu nöronlara pri­mer afferent nosi­sep­törler de denir. Ad aksonları miyelinli olup, 1-3 μm çapındadır; bu sebeple de, tıpkı yalıtkanlı kablolar gibi, hızlı iletim sağlarlar. Lokalizasyon da belirten bu keskin ağrıya ilk ağrı denir. C lifleriyse miyelinsizdir ve 1 μm’den küçük çaplıdırlar. Primatlardaki (dolayısıyla da bizlerdeki) C lifleri muhtelif mekanik, termal ve kimyasal noksiyöz ne non-noksiyöz çeşitli stimuluslarla uyarılabilirler, bu sebeple de polimodal C nosiseptörler diye de vasıflandırılırlar. C lifleri daha uzun süreli, sızlayıcı veya yanıcı gibi duyumsanan ikinci ağrıdan sorumludurular. Meselâ elimize bir iğne battığında keskin ve elimize bir şey battığından bizi haberdar eden ağrıyı Ad, daha sonraki sızlamayı ise C lifleri vasıtasıyla duyumsarız. C lifleri pek çok duyumun taşınmasından sorumludur; meselâ korneanın bütün duyumlarını (dokunma, ısı, ağrı vs.) bu lifler taşır; eğer korneada Ad lifleri bulunsaydı, şeffaf olamazdı.

Çoğu diğer nöronlardan farklı olarak, duyusal nöronlarda AP somanın yanındaki akson boynunda değil, inerve ettikleri dokunun hemen yanında doğar.Primer afferent nosiseptörlerin hücre gövdeleri non-nosi­septif nöronlarınkine oranla daha küçüktür (10-15 μm) ve glutamat gibi eksitatör bir nörotransmitterle birlikte bir veya daha fazla sayıda nöropeptidi kotransmitter olarak ihtiva ederler; bunlar arasında aşağıda bahsedilecek olan P maddesi de bulunur. Aβ liflerinin de ikinci ağrıda ve şiddetli noksiyöz uyaranların algılanmasında rolü vardır.

 

Bu periferik sinir liflerinin genel bir sınıflamasını hatırlatalım:

Sinir Lifi                 İnervasyon                                             Çap, Menzil (μm)           Nakletme Hızı Menzili (m/sn)

A-α         Primer motor adale iğinden iskelet adalelerine                       12-20                      70-120

A-β         Kütanöz dokunma ve basınç afferentleri                                 5-15                        30-70

A-γ          Motor liften adale iğine                                                           6-8                          15-30

A-δ         Mekanoseptörler, nosiseptörler, termoreseptörler                    1-4                          12-30

B             Sempatik preganliyonik                                                            1-3                          3-15

C             Mekanoseptörler, nosiseptörler, termoreseptörler,                  0.5-1.5                    0.5-2

                sempatik postgangliyonik

Aşağıdaki listede bütün bu liflerin özellikleri özetlenmiştir. Romen rakamları, sâdece ada­le afferentlerini ifâde etmek için kullanılmıştır. Bir önceki tablodakinden ufak farklı rakamlar görülmesi literatürün bir cilvesi olarak nitelendirilebilir.

 

Tipi                                                  Çapı (mm)*             İleti Hızı (m/sn)                  Nihaî Saha                            

 

Somatik ve viseral efferentler

A   a motonöronlar                             12-20                      70-120                       a motonöronlardan gelen ekstrafüzal iskelet adalesi liflerine

        g motonöronlar                              2-8                         10-50                        g motonöronlardan gelen intrafüzal

                                                                                                                              adale liflerine

B                                                            <3                           3-15                        Otonom gangliyonlara

(pregangliyonik aksonlar)

C                                                        0.2-1.2                      0.7-2.3                      Düz adale ve glandlara

(postgangliyonik aksonlar)

Kütanöz afferentler

   Aa                                                                             12-20                       70-120                      Eklem reseptörlerinden

   Ab                                                                  6-12                         30-70                       Paccinian korpuskülleri ve

               dokunma reseptörlerinden

   Ad                                                                   2-6                            4-30                         Dokunma, ısı ve ağrı reseptörlerinden (sinir uçları)

   C                                                                      <2                            0.5-2                       Ağrı, ısı ve bâzı mekanoseptör uç-

               larından

Viseral afferentler

   A                                                                     2-12                           4-70                        Viseral reseptörlerden

   C                                                                        <2                           0.2-2                       Viseral reseptörlerden

Adale afferentleri

Ia                                                                        12-20                       70-120                        Adale iğlerinden

(annülospiral uçlar)

Ib                                                                         12-20                       70-120                        Golgi tendon organlarından

II                                                                           6-12                         30-70                         Adale iğlerinden (flower-spray

uçlar)

III                                                                           2-6                          4-30                          Basınç-ısı uçlarından

IV                                                                            <2                          0.5-2                        Ağrı uçlarından

 

*Eğer mevcutsa, miyelin kılıfının kalınlığı da dâhil.

 

Afferent C liflerinin insanlardaki kronik ağrılı durumlardaki rolü hakkında hâlâ pek az şey bilinmektedir. Kronik ağrı için model bir hastalık teşkil eden eritromelaljili (ağrılı [dolor], kırmızı [kolor] ve sıcak [rubor] ekstremiteler ve genellikle yürürken hassasiyet ve zorlanma [fonksiyo lessa] karakterize bir sendrom) hastalarda mikronörografik kayıtların yapıldığı bir çalışmada allodini ve nokta nokta aşırı duyarlılık tesbit edilmiştir; afferent C liflerindeki iletide belirgin düşmenin yanısıra, mekano-insensitif olması gereken liflerde spontan aktivite artışı ve aşırı duyarlılık bulunmuştur. Bu lifler aynı zamanda akson refleksinin alevlenmesinden de sorumlu olduklarına göre, kızarma ve ısınmayı da izah edebilir. Bu yayının önemi, mekano-insensitif C liflerinin kronik ağrıda rolü olabileceğini işâret eden ilk çalışma olmasıdır.[xxxix]

 

2) Me­dulla spina­listen beyinsapına ve talamusa yükselen röle nöronları şebekesi (neo- ve paleo­spinota­lamik, trigeminotalamik traktuslar). Duyusal gangliyon hücrelerinin yaklaşık %20’sinde (dorsal kök gangliyon hücreleri) bir undekapeptid olan P maddesi yer alır. P maddesi, nörokininler veya takikininler denen bir nöropeptidler grubunun elemanıdır. P maddesi ihtiva eden dorsal kök gangliyon hücrelerinin yakla­şık %80’inde kalsitonin geniyle bağlantılı peptid de (CGRP) bulunur. Dorsal kök gangliyon hücrelerindeki P maddesi, Şili biberlerinden elde edilmiş olan ve peptid yapısında olmayan bir madde olan ve özellikle primer afferent nosiseptörler üzerinde eksitatör tesir gösteren kapsaisin tarafından ortadan kaldırılabilir. Neonatal dönemde kap­sai­sin’e mâruz bırakılan sıçanlarda, P maddesi ve CGRP imâl eden küçük çaplı dorsal kök gangliyonu hücreleri tahrip olmaktadır. Sürekli ve yeterince şiddetli noksiyöz uyaranlar da primer afferent nosiseptörlerde değişikliklere yol açabilmektedir. Artritli eklemleri inerve eden periferik aksonlarda glutamat artışı, periferik sinir veya doku hasarından sonra dorsal kök gangliyonlarında peptid artması bunlar arasında sayılabilir. Deneysel o­larak oluşturulmuş artrit, hem prepro­taki­kinin mRNA’sının dorsal kök gangli­yonlarında anlamlı derecede artmasına hem de P maddesinde ve CGRP’de fazlalaşmaya yol açar. Öte yandan, periferik sinir kesile­rin­de aynı maddelerin mRNA’ları azalır.

3) Talamusla korteks arasındaki resiprokal bağlan­tılar. Bu aşamada P maddesi, enkefalinler, aspartat, glutamat gibi nörotransmitterler rol alır.

Tala­musun lateral kısmından pariyetal-somatosensoriyel kortekse giden bağ­lantı­lar ağrının senso­ri­yel ve diskriminatif yönünden sorumluyken, medial kısmından assosiyasyon kor­tek­sine ve frontal loba giden bağlantılar ağrının emosyonel ve affektif yönünden sorum­ludur. Medul­ladaki nukleus retikülaris paragigantosellülarisin veya bunun intra­talaminar talamik projek­si­yonlarının uyarılması kaçma davranışına yol açarken, frontal ve prefrontal lezyonlarda aldırmazlık-apati görülmektedir.

Bu arada endojen ağrı inhibitörü yollar ve bölgeler (me­dul­la spi­nalisin arka boynuzu, mezense­falik periakuaduktal gri madde, hipotalamik peri­ventriküler gri maddenin rostral kısım­ları, rostroventral medulladaki rafe nuk­leusları ve ya­nındaki re­ti­küler formasyon, muhtemelen lateral ve dorsolateral pontin teg­men­tum) aktive ola­rak bu sinyali değişikliğe uğratır; bu aşa­maya modülasyon denir. Bu böl­gele­rin doğ­rudan veya TENS, aku­punktur, dorsal kolon stimülasyonu gibi yöntemlerle (kontr­-irri­tasyon veya neuro-aug­men­tation teknikleri) uzaktan tembih edilmeleriyle, bir uyaranla oluşan analjezi (stimulus produ­ced analgesia: SPA) durumu meydana gelir.[xl] Bu aşamada enke­fa­linler, endorfinler, P maddesi, serotonin (5-HT), noradrenalin (NA) ve dopamin (DA) gibi pek çok nörotransmitter işin içine karışmaktadır. b-endorfinin nispeten potent analjezik etkisi vardır ve vücut sıvılarındaki en stabil moleküllerden biri olup, hipofizde ve arkuat nukleusta büyük miktarlarda bulunur. Arkuat nukleusun lokus serulousa, nukleus akkumbense ve mezen­sefalik periakuaduktal gri maddeye giden bağlantıları mevcuttur. Enkefalinler ise hipofizde, subs­tansia nigrada, limbik sistemin bâzı kesimlerinde, globus pallidusta, serebral kortekste, me­dul­la spinalisin substansia jelatinozasında yaygın olarak bulunur. Met-enkefalin/leu-enke­fa­lin oranı hem MSS’de hem de MSS dışında değişiklikler gösterir. Bunlar ko-transmitter olarak da sık yerleşim gösterirler.

Opioid reseptörlerinden m reseptörleri proopiomelanokor­tin (POMC) derivelerine, d reseptörleri proenkefalin derivelerine, k reseptörleri ise prodi­norfin derivelerine bağlanırlar. b-endorfinin her üç reseptör tipine de bağlandığı gösterilmiş­tir. m reseptörlerinin m1 tipine hem morfin hem de enkefalinler, m2 tipine ise sâdece morfinin bağ­landığı bilinmektedir. Ayrıca, bir de s reseptörünün varlığından bahsedilir. Non-mb-en­dor­fin reseptörleri de keşfedilmiş olup, bunlara e reseptörleri ismi verilmiştir. m agonistleri anal­jezik etki gösterirler. d reseptörlerinin plasebo analjezisinde rolleri vardır[xli] ve limbik işlevleri etkilerler, k reseptörlerinin de analjezik ve sedatif etkileri söz konusudur. Akut şid­detli psikolojik stres hâllerinde b-endorfin düzeylerinde belirgin artma olmaktadır, böyle du­rumlarda rastlanan analjezi muhtemelen bu mekanizmayla gerçekleşir.[xlii]

Melzack ve Wall, medulla spinaliste Rexed laminalarından 2.’si olan substansia jelatinozada ve diğer bâzılarında hipotetik T (transmisyon) ve İ (inhibisyon) hücrelerinin yer aldığını, İ hücrelerinin Aa ve benzeri diğer kalın liflerce önceden aktive edildikleri takdirde, daha ince liflerle sonradan gelecek ağrılı uyaranların geçmesine müsaade etmeyerek, âdeta bir kapı kapattıklarını öne sürerek meşhur Kapı Kontrolü Teorisiyle algolojide bir çığır açmışlardı. Bu ve Merkezî Taraf Seçici Mekanizma sayesinde, beynimiz ağrıya karşı doğal bir sed çekebiliyor, bir nev’i ağrı hafızası kaybı meydana geliyordu. Akupunktur gibi konrt-irritasyon yöntemleri bu şekilde işlev göstermekteydi. Bu teori, ilk hâlinden oldukça modifiye edilmiş şekliyle, günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir. Ad ve C lifleri zâten 1. laminada seyrederler.

 

Niha­yet, sen­sori­yel-dis­kri­minatif özellikleri pari­ye­to-tempo­ral kor­tekste, affektif-emos­yonel özellik­leri frontal-pre­frontal kor­tekste işlendikten sonra en son değerlendirmeye tâbi tutulacak ve gnos­tik olarak ayırt edilecektir; bu aşamaya da persepsi­yon (idrak) denir. Algı terimini ilk üç aşamayı ifâde etmek üzere, resepsiyon karşılığı kullanmayı ter­cih ediyoruz. Yâ­ni, algılanan stimulus pek çok aşamadan sonra idrak edil­mek­te­dir. Fizyolojik bir ifâdeyle, nosisepsiyonun persepsiyonuna (nosiyöz algının nâhoş idrakine) ağrı ismi verilmektedir.[xliii] Bu idrake uygun olarak da bir davranış sergilenecektir.

 

Dolayısıyla, ağrının 1) duyusal-diskrimi­na­tif, 2) duygusal-affektif, 3) bilişsel-davranış­sal yönlerin­den bah­sedile­bilir.[xliv], [xlv], [xlvi]Ağrı duygulanımı (af­fekti)” ağrı yaşantısı karşısında yaşanan duygusal uyarılma ve rahatsızlığı ifâde eder ve çoğu zaman “ağrı şiddetiyle” aynı değildir.[xlvii] Zâten, duyusal, duygusal, duygulanımsal ve bilişsel süreçlerin MSS’deki işlenişleri son derecede karmaşık, faklı ama iç içe ve sofistike mekanizmalarla gerçekleşir.[xlviii]

 

Ağrı yollarının genel bir şeması aşağıda görülmektedir.



[i] Longman Webster English College Dictionary (1984) England: Merriam-Webster Inc, 1055.

[ii] The New Lexicon Webster’s Encyclopedic Dictionary of the English Language Deluxe Edition (1975) USA: Trident Press International, 721.

[iii] Tietze A (2002) Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı, Cilt 1 A-E. İstanbul – Wien: Simurg Yayıncılık.

[iv] Erdine S (2000) Ağrı. İstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri.

[v] Bonica JJ (1977) Neurophysiologic and pathologic aspects of acute and chronic pain. Arch Surg; 112: 750-761.

[vi] Avicenna (English trans. & edt. by Shah M) (1966) The Canon of Medicine Karachi: Naveed Clinic.

[vii] Doksat MK (2002) Hekimlerin pîri ve hükümdarı İbn-i Sînâ. P Dergisi; 27: 56-65.

[viii] Sternbach RA (1986) Pain: A Psychological Analysis. New York: Academic Press.

[ix] Merskey H, Spear FG (1967) Pain, Psychological and Psychiatric Aspects. London: Bailliere, Tindall and Cassel.

[x] Merskey H (1979) Pain terms: a list with definitions and a note on usage. Recommended by the International Association for the Study of Pain (ISAP) Subcommittee on Taxonomy. Pain; 6: 249-252.

[xi] IASP Subcommittee on Taxonomy: Classification of Chronic Pain: Description of Chronic Pain Syndromes and Definitions of Pain Terms (1986) Pain Suppl 3.

[xii] Fields HL (1989) Pain. Singapore: McGraw-Hill, Inc.

[xiii] Doksat MK (1991) Ağrı konusunda psikiyatrik yaklaşım ve algo-psikiyatri kavramı. Ağrı Dergisi; 3: 5-15.

[xiv] Doksat MK (1993) Algolojik psikiyatri. Düşünen Adam; 6: 51-56.

[xv] Merskey H, Bogduk N (1994) Classification of Chronic Pain, 2nd Edition. Seattle, WA: IASP Press, 210.

[xvi] Osterweis M, Kleinman A, Mechanic D (editors) (1987) Pain and Disability. Was­hington, DC: National Academy Press, 13.

[xvii] Avery R, Bezmez S, Edmonds AG, Yaylalı M (editörler) (1989) Redhouse Sözlüğü, İngilizce-Türkçe, 16. Basım. İstanbul: Redhouse Yayınevi.

[xviii] Lundeberg T, Ekholm J (2002) Pain-from periphery to brain. Disabil Rehabil; 24: 402-406.

[xix] Rey R (1995) The History of Pain. Cambridge, Massachusetts, London, England.

[xx] Kellner R (1991) Psychosomatic Syndromes and Somatic Symptoms. Washington, DC: Ame­rican Psychiat­ric Press, Inc.

[xxi] Sadock BJ, VSadock VA (editors) (2003) Kaplan & Sadock’s Synopsis of Psychiatry - Behavioral Sciences/Clinical Psychiatry, 9th Edition. Philadelphia: Lippincott Williams & Wilkins.

[xxii] Graziottin A, Castoldi E, Montorsi F, Salonia A, Maga T (2001) Vulvodynia: the challenge of “unexplained” genital pain. J Sex Marital Ther; 27: 503-512.

[xxiii] Aronoff GM (1982) Role of the pain center in the treatment of intractable suffering and disability resulting from chronic pain. Semin Neurol; 3: 377.

[xxiv] Jacobson PL, Mann JD (2003) Evolving role of the neurologist in the diagnosis and treatment of chronic noncancer pain. Mayo Clin Proc; 78: 80-84.

[xxv] Nachemson AL (1992) Newest knowledge of low back pain: a critical look. Clin Ortoph; 279: 8-20.

[xxvi] Rushfort JA, Levene MI (1994) Behavioral response to pain in healthy neonates. Arch Dis Child; 70: 174-176.

[xxvii] Pokela ML (1994) Pain relief can reduce hypoxemia in distressed neonates during routine treatment procedures. Pediatrics; 93: 379-383.

[xxviii]Fradet C, McGrath PJ, Kay J, Adams S, Luke B (1990) A prospective survey of reactions to blood tests by children and adolescents. Pain; 40: 53-60.

[xxix] Becerra L, Breiter HC, Wise R, Gonzalez RG, Borsook D (2001) Reward circuitry activation by noxious thermal stimuli. Neuron; 32: 927-946.

[xxx]Doksat R (1962) Tatbikatı ve Nazariyatı ile Hipnotizma. İstanbul: Kader Basımevi.

[xxxi] Burrows GD, Stanley R (Editors) (1995) Contemporary International Hypnosis: Proceedings of the XIIIth International Congress of Hypnosis. August 6-12. Melbourne, Australia: John Wiley & Sons.

[xxxii] Spiegel H, Spiegel D (1987) Trance and Treatment. USA: American Psychiatric Press.

[xxxiii] Goldstein A, Hilgard ER (1975) Failure of opiate antagonist naloxone to modify hypnotic analgesia. Proc Natl Acad Sci; 72: 2041-2043.

[xxxiv] Spiegel D, Albert LH (1983) Naloxone fails to reverse hypnotic alleviation of chronic pain. Psychopharmacol (Berlin); 81: 140-143.

[xxxv] Doksat MK (Yaz 1997) Ağrı ve Psikiyatri. Ege Üniversitesi Sürekli Yayınları, Konsültasyon Liyezon Psikiyat­risi-II, 189-205.

[xxxvi] Doksat MK (1997) Ağrının Psikiyatrik Yönü. Güleç C, Köroğlu E, editörler. Psikiyatri Temel Kitabı - Cilt 1. Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 257-261.

[xxxvii] Cheville A, Caaceni A, Portney R (2000) Pain: Definition and Assessment. Massie MJ, editor. Pain: What Psychiatrists Need to Konıw (Review of Psychiatry Series Vol 19, No 2; Oldham). Washington, DC: American Psychiatric Press, 1-22.

[xxxviii] Pridmone S (2002) Managing Chronic Pain – A Biopsychosocial Approach. London: Martin Dunitz.

[xxxix] Ørstavik K, Weidner C, Schmidt  R, Schmelz M, Hilliges M, Jørum E, Handwerker H, Torebjörk E (2003) Pathological C-fibres in patients with a chronic painful condition. Brain; 3: 567-578.

[xl] Mayer DJ, Price DD, Barber J, et al. (1976) Acupuncture analgesia: Evidence for activation of pain inhi­bi­tory system as a mechanism of action. In: Bonica J, Albe-Fessard D, editors. Advances in Pain Research and Therapy, Vol1. New York: Raven Press, 751-754.

[xli] Grevert P, Albert LH, Goldstein A (1983) Partial antagonism of placebo analgesia by naloxone. Pain; 16: 129-143.

[xlii] Schedlowski M, Fluge T, Richter S, Tewes U, Schmdit RE, Wagner TO (1995) b-endorphin, but not substance P, is increased by acute stress in humans. Psychoneuroendocrinology; 20: 103-110.

[xliii] Pridmore S (2002) Managing Chronic Pain: A Biopsychosocial Approach. London: Martin Dunitz.

[xliv] Bonica JJ (1990) The Management of Pain, 2nd Edt. Philadelphia, PA: Lea & Febiger.

[xlv] King SA, Strain JJ (1994) Pain Disorders. In: Hales RE, Yudofsky SC, Talbott JA, editors. Textbook of Psychiatry, 2nd Edt. Washington, DC: American Psychiatric Press, 877-895.

[xlvi] Wall PD, Melzack R (1994) Textbook of Pain, 3rd Edt. Edinburgh, Churchill Living­stone.

[xlvii] Gracely RH, Kwilosz DM (1988) The descriptor differential scale: applying psychophysical principles to clinical pain assessment. Pain; 35: 279-288.

[xlviii] Arciniegas DB, Beresford TR (2001) Neuropsychiatry - An Introductory Approach. UK: Cambridge University Press.

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017