Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

AHMET DURSUN’UN İLGİNÇ BİR MAKALESİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 4853 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

AYTUNÇ ALTINDAL HAKKINDA BİR YAZI

Vatan Hâinleri rumuzlu Kuvayı Milliye.Net sitesi üyesinin AYTUNÇ ALTINDAL YORUMU. Bir iletiden alıntıdır:  vatanhainleri?gmail.com  

Değerli Kuvay-i Milliye.Net Yöneticileri,

Günümüz Türkiye’si pek çok sorunla boğuşmaktadır. Bunların başında irtica, terör ve etnik ayrışma geliyor.

Bizler Atatürk'ün çocukları olarak, mukaddes vatanımızı korumak ve kollamakla yükümlüyüz. Kuvayı Milliye ve Millî Mücadele rûhu da budur zaten.

Sitenizde bulunan "Atatürk'ün Gizli Vasiyeti" adlı makale ile ilgili olarak sizleri rahatsız ediyorum. Bu makalede adı geçen Aytunç Altındal hakkında biraz araştırma yapsaydınız belki de, yazıyı oraya koymazdınız. Ben size durumu ve düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım.

1945 yılında İkinci Dünyâ Savaşı'nın bitimiyle ortaya atılan “Soğuk Savaş”, Türkiye’de öteden beri yayılmaya çalışan tarikatları ve mezhepleri dikkate değer kıldı. Amaç Türkiye’nin, Ortadoğu’daki İslâm ülkelerine örnek olarak yaratılmasıydı. Bunun için ortaya konacak olan Soğuk Savaş düşüncesiyle Dünyâ’nın, bir yandan Türkiye’nin İslâmlaştırılmasıydı (Ilımlı İslâm terâneleri baktığımızda çok anlamlıdır). Bu projeye “Yeniden Osmanlıcılık” mı dersiniz yoksa “İkinci Cumhuriyet” mi dersiniz, orası pek önemli değil, yalnızca anlatmak istediğim “Tek Dünya Devleti” düşüncesinin, Türkiye projesi olanın adı “Yeniden Osmanlıcılık’tır”.

Peki, bu “Yeniden Osmanlıcılık” nedir? Neyi savunur?

1.Türk kimliği kabûl etmez. Onun için “Türkiyelilik” vardır. Aynen Osmanlı’da “Ben Osmanlıyım” nasıl diyorsanız, Türkiye’de de “Ben Türkiye’liyim” diyeceksiniz…

2.Merkezî yâni üniter devlet istemez. Onun için “Osmanlı Eyalet Sistemi” vardır. Güncel adı “Federasyon”. Ulusal Devlet'in çökmesini ister!

3.Cumhuriyet’e saltanat bakımından karşı çıkmaz ama Hilâfet'i savunur, tüm dünyadaki Müslüman’ların, bu ülkenin başkanını halife olarak görmesini ister.

“Soğuk Savaş” teorisini ortaya atan kişi olan William Christian Bullitt, aynı zamanda ateşli bir Tek Dünyâ Devleti veya Tek Dünyâ Federasyonu savunucusu ve kuramcısıdır. Size Bullitt’in 1946 yılında yazmış olduğu The Great Globe Itself: A Preface To World Affairs Hardcover adlı, C. S c r i b n e r's Sons Place of Pub: New York yayınlarından çıkmış olan kitaptan alıntı yapmadan duramayacağım (ak: Özakıncı, Cengiz, “Türkiye’nin Siyasî İntiharı: Yeniden Osmanlı Tuzağı, Otopsi Yayınları, İstanbul, 10. Basım);

Federal Dünya Hükûmeti

Sovyet Rusya’yı Birleşmiş Milletler Cemiyeti’nde veto yetkisini kullanarak dünyâdaki huzursuzluğu körüklemekten alıkoymak sorunu, kimi Amerikalı'ları yeni çözüm yolları düşünmeye yöneltti. Birleşmiş Milletler Kurumu yerine, demokratik ilkelere bağlı ve insan özgürlüklerine saygılı bir "Federal Dünya Hükûmeti" örgütü kurmak düşüncesi bunlardan biridir. Bu atılımla Sovyetleri, Komünizm inancının dünyâyı ele geçirme düşüncesinden ayıracağımız gibi, koyu diktatörlüğe bir son vermek de olanaklı olabilirdi. Aynı demokratik geleneklere sahip hür dünyâ Ulusları arasında bir Federasyon kurmak olanaksız değildir. Tek bir Federal Hükûmet kadrosunda birleşmek her zaman mümkündür.

Bugün Birleşmiş Milletler Kurumu yerine "Federal Dünyâ Hükûmeti" düşüncesini savunanlar yaşamın en büyük trajedisiyle karşı karşıya bulunuyorlar. Sovyetler Birliği korkunç bir diktatörlükle yönetilmektedir. Diktatörlükle yönetilen bir ülke "Federal Dünya Hükûmeti"ne alınamaz (dolayısıyla, Rusya'da Komünist yönetim var olduğu sürece yeryüzünde Federal Dünya Hükûmeti kurulamaz). Dünya işleri sözle, kuru umutla değil, iş ve eylemle yürütülebilir. "Federal Dünya Hükûmeti" düşüncesi gündelik yaşamımızda yer etmediğinden ve bugünkü Birleşmiş Milletler Kurumu vetolarla yetersiz bir duruma getirildiğinden, hemen şu yakın gelecekte demokrasiler arasında bir birlik, bir bağlantı yaratılmasına şiddetle gerek vardır.

Avrupa, Ortadoğu ve Asya'da Bölgesel Federasyonlar

Dünya uluslarının en güçlüsü olduğumuz su götürmez bir gerçektir. Üzerimize aldığımız Dünya Önderliği yükünü taşıyabilmemiz için maddi gücümüz ölçüsünde geniş akıl olanaklarına da muhtâcız. –Avrupa Federasyonu, Ortadoğu Federasyonu, Asya Federasyonu, vb. gibi- bölgesel birlik ve birleşmeler kurma yolu Birleşmiş Milletler Anayasası'na aykırı değildir.

Avrupa Federasyonu

Amerikan ulusunun yaşamsal çıkarlarını korumak için daha 1941'de Avrupa Federasyonu düşüncesini açıklaması, siyasî ve ekonomik politikasını bu amaca yöneltmesi gerekirdi. Avrupa'da kurulacak Demokratik Federasyon, hiçbir ulusa karşı bir huzursuzluk bloğu olmayacaktır. Demokratik uluslar için iki yol ve iki sonuç vardır: Ya teker teker Sovyet lokması olmak, ya da bir Federasyon kadrosunda birleşerek barışı kurtarmak… Ana amacımız, Sovyetlere karşı Avrupa Devletleri Federasyonu'nu yaratmaktır.

Federal Dünya Devleti

Birleşmiş Milletler çatısı altında kurulacak Demokrat Devletler Savunma Birliği, Sovyet Rusya demokratlaşıncaya dek sürmelidir. Beklediğimiz tarihî an gelince, (Rusya Komünizm’den uzaklaşınca) bu eğreti adım, yerini Dünyâ Federasyonu girişimine büyük bir gönül huzuru ile bırakabilir. Federal Dünya Devleti bir zorunluluktur. Bir an Sovyet’lerin atom bombası yapmayı başardığını düşünelim. Böyle bir olay karşısında bir Federal Dünya Hükûmeti'ne sâhip olmanın pişmanlığı, içine düştüğümüz tehlikeyi hafifletebilir mi?

Ulusal Egemenlik ve Dünya Devleti

Ulusal Egemenlik sorunları, bütün insanlığın yaşamıyla ilgili bu büyük dâvâ içinde erir gider. Dünya Hükûmeti'ni kurmak, onu en yeni ve korkunç silahlarla bir otorite konumuna getirmek baş davamız olur. Ulusların yazgısı insanlığın hakları hep bu otoriteye bağlanır. Bunun içindir ki aynı amaçlarla ortaya attığımız Federal Dünyâ Hükûmeti düşüncesini gerçekleştirmekte, gerçeklerin buyurduğu bir zorunluluk vardır. Fakat Sovyetler Birliği totaliter kalmak ve özgür ulusları düşman bellemekte direttikçe Federal Dünya Hükûmeti daha uzak bir aşama olarak kalmaya yazgılıdır."

Bu satırları okuduğum zaman, sanki dünyânın 60 yıllık geçmişi, gözlerimin önünden geçiyor. Türkiye'yi dün devletine dönüştürüp, Ortadoğu'yu yeniden Osmanlılaştırma projesinin ana fikridir bu satırlar.

Gelelim Türkiye'ye!

Ülkemizde bu projelerin en büyük ayağı 12 Eylül’dür! Size 12 Eylül 1980 darbesinden altı ay sonra Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etütler Başkanlığı’nca, Tümgeneral Mahmut Boğuşlu imzasıyla, Genelkurmay Başkanlığına gönderilen 10 Mart 1981 günlü Özel Jeopolitik İnceleme adlı raporu iletmek isterim:

“Türk’ün coğrafyasını, tarihini ve müsamahasını Ortadoğu ve Balkan şartlarına göre yorumlayanlar öz benliklerini yitirme eşiğine gelmişlerdir. Milletin Ankara'ya güveni ciddi biçimde sarsılmıştır ve Türkiye'miz bugün tek merkezden idare edilebilme imkânını yitirme sınırına gelmiştir. Her il merkezi, teşrii, icraî ve kazaî yetkileriyle teçhiz edilerek 67 il merkezimizde millet meclisleri kurulmalıdır.

Yunanlılar Eski Osmanlı Vatandaşlarıdır.

Yunanistan'la bir federasyon kurmalıyız. Kıbrıs dörde bölünüp Girne Türkiye'ye bağlanabilir, Baf Yunanistan'a bırakılabilir. İngiliz üsleri bir süre şimdiki konumunu sürdürür, bunlar dışında kalan topraklarda da federe bir devlet kurulur. Türk-Rum Federe Devleti, Birleşmiş Milletler'le sıkı bir işbirliği hâlinde cennet bir ülke olabilir. Birleşmiş Milletler için Kıbrıs, birçok ünitelerin yerleştirilebileceği ideâl bir yerdir. Ortadoğu bu yoldan bir nev’î kontrol altına alınabilir.

İstanbul vâlisi, doğruca Devlet Bakanı tarafından seçilmiş bir kişi olarak Bakanlar Kurulu'na dâhil edilebilir. Büyükşehirlere göç tahdit edilmelidir. Büyükşehirlere göçte bâzı rakamlar tespit edilmeli, 67 ilin bir kısmına yıllık kontenjanlar ayrılmalıdır.

TRT ve diğer yayın organlarında Osmanlı İmparatorluğu'nun azınlıklara karşı müsamahası uygun vesilelerle dile getirilmelidir.

12 Eylül Bayrak Harekâtı’nın getirdiği emniyete rağmen, milletin başkent teşkilatına, Ankara'ya güveni yok denecek kadar az olmaya devam ediyor. 1919-1938 yılları arasında, Ankara'daki tek lider Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk, bütün Türkiye'ye yetiyordu. Ancak köprülerin altından çok sular geçti. Bugün tek değil, her vilayette bir Atatürk'e, 67 adet 23 Nisan 1920 Meclisi'ne ihtiyaç vardır.

İstikrarsız Ortadoğu'da ülkemiz, son derece geniş bir kapasiteye sâhiptir. Bütün engellere rağmen ümit büyüktür; istikbâl bir güneş gibi parlayabilir.

Bilgi ve gereğini arz ederim.

Mahmut Boğuşlu, Tümgeneral As.T ve Str.E.BŞK."

80 Darbesi’nin sıcaklığıyla hazırla(tılan)nan bu "özel" rapor, yukarıdaki anlattığım Amerikan projesine ne kadar de uyuyor değil mi? Daha sonraki dönemlerde her zaman tutulan "Federasyon" ya da "Eyalet" düşüncesi, günümüzde çok daha fazla tekrarlanır oldu. Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel'in hep dillendirdiği ancak gerçekleştiremedikleri "Eyatelçilik" veya "Yeniden Osmanlı Modeli" bugün Başbakan'dan, Cumhurbaşkanı'ndan tutun da, bölücü terör örgütü olan PKK'ya kadar geniş bir savunucu kitlesine sâhip! Sizce bunların hepsi bir tesâdüf mü?

Tekrar o günlere dönelim 80'li yıllara kadar solcu, Marksist veya Kemalist geçinenler, Amerika'nın isteklerinden ve bu özel rapordan bîhaber aydın(!)lar birden görüşlerinden dönüp (veya sâhip olduklarından farklı gözükerek önce yandaş toplamış, sonra maskeyi atmış) yeni yeni şeyler keşfettiler.

Bu kişilere örnek verelim:

1. Mehmet Altan => İkinci Cumhuriyet

2. Aytunç Altındal => Osmanlı Sekülerizmi ve Hilâfete Dönüş

3. Abdurrahman Dilipak => İnanç Federasyonu

4. Ali Bulaç => Medine Vesikası ve Çok Hukukluluk

Toplam = Amerikan Emperyalizminin Oyunu

Ben bu dört kişiden, sizin düşüncelerini bir Kuvayı Milliyeci olarak sitenize koyduğunuz Aytunç Altındal’ı size biraz tanıtmak istiyorum.

80 Darbesiyle 360 derece dönen solcu ya da Marksistlerden bahsetmiştim (veya zâten hep öyle olan yalnızca takkıye yapan). Aytunç Altındal da Marksist olarak ortaya çıkmıştır.

Altındal, 1982 tarihli Havass Yayınlarından çıkan Siyasal Kültür ve Yöntem adlı kitabının 153. sayfasından size ilgi çekici bir not: “Görüldüğü gibi, daha 1920'lerde "hilâfetin” reorganizasyonu (yeniden örgütlenmesi) ihtimâli vardır. Hâttâ (Atatürk'ün Nutuk'unda) “Hilâfeti” bir Meclis Başkanı'nın riyâsetinde bir devletin temsil edebileceğinin vurgulanması ilginçtir. Lâik TC Devleti’nin kurucusu M. Kemâl bu ihtimâli bilenlerdendir. Bugün İslâm ülkelerinde olanlar bu tarihsel gelişimin bir uzantısıdır”.

Görüldüğü üzere Altındal, Mustafa Kemâl Atatürk’ün hilâfeti kardırabilmişken, hilâfetçi olduğunu yazmakta. Hem de bugün, PKK’nın yayın organı olan gazetelerdeki ağızla! Türkiye Cumhuriyeti demeyi bile göze alamaması ve bölücü terör örgütü ile aynı ağzı konuşması da bir o kadar ilginçtir.

Ayrıca, 1980 darbesinin kesin bir son verdiği, solcu basın yayın ve her türlü çalışma, nedense Aytunç Altındal'ın çıkardığı "Marksist"(!) "Süreç" dergisinin yayınını durduramamış… İşte size Ocak – Şubat – Mart 1981 tarihli 5. sayıdan bir sayfa:

Altındal, bu yayınlarda Atatürk'ün saltanata karşı ama hilâfete karşı olmadığını, hilâfeti korumaya çalıştığını savlayan yazılar çıkarmaya başladı. "Komünist" Altındal, kendisinin (Amerika'nın böyle istediği için değil) düşüncelerini doğrulamak için Atamızı bile kullanmaya cüret etmiştir. Aynı sayıdaki "Secularism'den Laicism'e" başlıklı yazısında, Hilâfet'in tekrar kurumlaştırılmasını savunuyor Altındal! Şimdi biraz daha ileri gidelim. "Süreç" dergisinin gene 5. sayısında Mustafa Kemâl Atatürk'e "Atatürk" soyadının verilmesi hakkında bakın neler söylüyor:

“Agop Martanyan Dilâçar, M. Kemâl'e Türk’lerin Babası anlamında kullanılması kaydıyla Atatürk adının verilmesini öneren üç kişiden biri hata birincisi olarak tanınır. Oysa soyadı yasası çıkartıldığında M. Kemâl kendisine soyadı olarak "Öz" kelimesini almış ve adını "Mustafa Kemâl Öz" olarak tescil ettirmişti" diyor…

Aytunç Altındal'ın işte tam burada koca bir yalancı olduğu ortaya çıkmaktadır! Atamızın ilk olarak "Öz" soyadını kullanması mümkün değildir. Bunu böyle savlayanların amacı ise Atatürk'ün bir Sabetayist veya anlaşılan ifâdeyle Yahudi dönmesi olduğunu ileri sürmeleridir. Durumu anlayabilmek için Cumhurreisi Gazi Mustafa Kemâl'e "Atatürk" soyadının verilmesi hakkında Kanuna bakmamız yeterli olacaktır.

"Madde 1. Kemal öz adlı Cumhurreisimize "ATATÜRK" soyadı verilmiştir.

Madde 2. Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 2. Bu kanun, Büyük Millet Meclisi tarafından icra olunur.

Bu kanun TBMM'nin 24 Kadım 1934 tarihli toplantısında oy birliği ile kabûl edilmiş ve 27 Kasım 1934 tarihli Resmî Gazete ile de neşir ve ilân edilmiştir".

Yukarıda geçen 1. Madde’de "Kemâl Öz adlı" diye bir tâbir geçmektedir. Yâni "öz adı Kemâl olan" anlamında kullanılan "öz" kelimesi, Altındal'ın saptırmasıyla "Kemal Öz" adlı olmuştur! Orada kullanılan "öz" kelimesinin kullanım şekli Soyadı Kanunu'na bakılarak anlaşılabilir:

Kanun Numarası: 2525, Kabul Tarihi: 21/06/1934, Yayımlandığı R. Gazete: Tarih: 2/7/1934 Sayı: 2741, Yayımlandığı Düstur: Tertip: 3 Cilt: 15, Sayfa: 506

"Madde 1. Her Türk öz adından başka soyadını da taşımaya mecburdur.

Madde 2. Söyleyişte, yazışta, imzada öz ad önde, soyadı sonda olmak üzere bütün harfleri söylenerek veya yazılarak kullanabileceği gibi söyleyişte ve yazışta öz adsız yalnız soyadını kullanmak ve imzada öz adın ilk harfini, öz adı iki tane ise her ikisinin ilk harflerini veya birinin ilk harfi ile ötekinin tümünü ve soyadının tümünü yazmak caizdir.(…)"

Şimdi Aytunç Altındal'ın bir yalancı olduğu ortaya çıkmışsa, düşüncelerini sergilemeye devam edeceğim. "Lâiklik" (Anahtar kitaplar y. 2. Baskı, 1994) adlı kitabından biraz alıntı yapalım:

"Asıl gericiler… "Bir Türk Dünyâya Bedeldir!" diyenlerdir." (sf.80)

Tempo Dergisi, 3 Haziran 2004, "Halife Sabetaycı mı Olacak?” adlı yazıdan:

"Hilâfet kurumu, Büyük Ortadoğu Projesi'nin devam ayaklarından biri olarak yakın zamanda hayata geçecek. Laisizm başka, sekülerizm başka. Fransız tipi laisizm Türkiye'ye dar geliyor. Anglosakson yasalarından yola çıkılarak hazırlanan bir sekülerizasyon projesi Türkiye'ye uygun. Hilâfet, Diyanet'in üst kurumu. İslâm diniyle ilgili kararların alınabildiği bir yer. B0P yürürlüğe girdiği zaman bu da gerçekleşecek. Patriğin ekümenik yapılma isteği de buna bağlı. Yavuz Sultan Selim hilâfeti Mısır'dan alınca partriğe de ekümenik olma hakkını verdi. Günümüzde ters gelişiyor. Önce patrik ekümenik olacak, sonra hilâfet kurulacak. Kimsenin kuşkusu olmasın. Lâikliği Türkiye'ye (Avdetiler-Yahudiler dönmeleri) getirdiler. Osmanlı sekülerizminden cumhuriyet faşizmine getirip radikalleştirdiler işi. Atatürk soyadını dabunlar (avdeti – Yahudi dönmeleri) verdi. Atavizm cetçilik demek. Bu Yahudiler de var. Eskiden Arapça ay adları vardı. Baz ayların İbranice'leri konmuştur.Temmuz, eylül, nisan, şubat İbranicedir. Türkiye'de nasıl bir değişim süreci yaşanmış li bundan kimse şikayetçi değil."

Altındal'ı İslâmcı Mehmet Şevket Eygi de destekledi:

(Buraya Ahmet Dursun olarak bir not düşmeliyim. MEHMET ŞEVKET EYGİ: KİMDİR?(http://ahmetdursun374.blogcu.com/3584203/)

"ABD ve Avrupalılar İslâm dünyâsını ehlileştirmek için hilâfeti yeniden kurmak istiyorlar. Sabetay’cıların Diyanet İşleri başkam ve halife adayları bile var".

Daha sonra, sizin de sitenize koyduğunuz Akşam gazetesi 10 Kasım 2004'te yayımlanan "Atatürk'ün gizlenen Vasiyetini Açıklayın!" isimli bir yazı çıktı:

Atatürk'ün gizlenen vasiyetini açıklayın

Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal'a göre, Atatürk, ölümünden 50 yıl sonra bazı fikirlerinin açıklanmasını istemişti. Bu vasiyeti 'Toplum henüz hazır değil' denilerek yerine getirilmedi AB'nin gizli şifrelerini açıklayan Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, Atatürk'ün 'siyasî, toplumsal, tarihsel vasiyetinin gizlendiğini düşünüyor. Altındal'a göre, Atatürk, bâzı notlarının ölümünden 50 yıl sonra açıklanmasını vasiyet etmişti. Atatürk'ün notlarında, 'İlelebet payidar kalacaktır' dediği Cumhuriyet için ileride neler yapılması konusundaki görüşleri bulunuyordu.

KENAN EVREN İZİN VERMEDİ

Ata'nın esrarengiz vasiyetinin 1988'de, yâni Atatürk'ün ölümünün üzerinden 50 yıl geçtikten sonra açıldığını belirten Altındal, 'Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve o günkü Başbakan Turgut Özal, bunları okudular. Ancak bu görüşlere, bu fikirlere 'toplumun henüz hazır olmadığını' öne sürerek bunların açıklanmasını engellediler' dedi. 1988'de Atatürk'ün vasiyetinin üstüne 25 yıllık yeni bir yasak konulduğunu söyleyen Altındal, vasiyette neler olduğuna dair ipuçları olduğunu düşünüyor.

HİLÂFET DÜŞÜNCESİ

Altındal'a göre, Atatürk'ün notlarında Hilâfet'le ilgili ilginç fikirleri yer alıyordu. Atatürk hilâfetin kişi bazında değil, bütün İslâm ülkeleri arasında rotasyonla değişecek bir kurum olarak canlandırıla-bileceğini söylüyordu. Altındal'a göre, bu vasiyeti 1958'de öğrenen Adnan Menderes, sonunu hazırlayan o cümleyi; 'Siz isterseniz hilâfeti bile geri getirebilirsiniz'i bu nedenle söylemişti. Altındal, Atatürk'ün '1920'lerde sadece 3 Müslüman devlet var: Türkiye, İran ve Afganistan. Bu sayı ileride 40'a 50'ye çıkarsa, bu devletler kendileri bir araya gelerek bir Hilâfet Meclisi oluştururlar' dediğini öne sürdü.

FİKRİ BUGÜN GERÇEKLEŞTİ

Mustafa Kemâl'in saltanata karşı olduğunu, ancak Hilâfet'e bir müessese olarak karşı çıkmadığını savunan Altındal, Atatürk'ün fikirlerinin aslında bugün hayata geçtiğini düşünüyor. Bugünkü İKÖ'nün ana hatlarını 1920'lerde çizdiğini söyleyen Altındal, 'Mustafa Kemal'in Hilâfet'in 5 güçlü İslâm üyesinin dâim" konseyi oluşturmasını, bunların belirli süreler içinde rotasyonlu olarak Hilâfet'i temsil etmesini istediğini düşünüyorum' dedi. ABD ve İngiltere'nin Hilâfet'i kişi bazında yeniden kurmak çabasında olduğunu söyleyen Altındal, 'Bizim tezimiz, Mustafa Kemâl Atatürk'ün tezidir, yâni 'Hayır; babadan oğula geçen Halifelik olmaz. Bu akıldışıdır' diyoruz. Biz atak davranamazsak, onların istediği Hilâfet'e gider' dedi.

VATİKAN GİBİ

İslâm ülkelerinin tesis edeceği bir hilâfet sistemine dünyâda terörizmin önlenmesi için ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Altındal, 'Bu sistemde en yüksek bir fetva makamı olacaktır. Böylelikle bir İslâm Adaleti tesis edilir. Bir tarafın Vatikan'ı var öteki tarafın bir gücü yok. Bu İslâm ülkelerinin gücünü arttıran bir şey olacak. Örneğin Hilâfet, tank alacak Bangladeş'e bu ülke İslâm'a daha yakın, oradan al diyecek. Bu İslâm'a saygıyı da arttıracak' dedi. HABER MERKEZİ"

http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2004/11/10/gundem/gundem1.html

Kendi düşündüklerini bile değil, sırf emperyalizme ve Amerika'ya köpeklik eden bu adamın, aşağılık bir yalancı olduğunu yukarıda kanıtlamıştık. Emperyalizme yaranmak için Atatürk'ü bile "hilâfetçi" gösterenleri tarih bir gün elbette hak ettiği yere oturtacaktır! Ancak böyle oyunlara gelebilecek bir Kemalist'in düşünce ve inançlarını tekrar irdelemesi şarttır!

Atatürk'ün hilâfeti istemesi o kadar gülünç bir düşüncedir ki bu yazılanlara cevap niteliğinde bir yazı bile yazılamaz! Ancak site Altındal'ın Nutuk'tan alıntı yaptığı yerin aslını göstermek yeterli olacaktır. Altındal tezini kanıtlamak için Atatürk'ün Nutuk'taki şu cümleleri gösteriyor:

"…Bu ortak ilişkileri korumak ve bu ilişkilerin gerektirdiği şartlar içinde birlikte hareket sağlamak için, bütün İslâm devletlerinin temsilcilerinden kurulu bir meclis oluşturulacaktır. Birleşmiş olan İslâm devletleri bu meclisin başkanı tarafından temsil edilecektir derlerse ve isterlerse, işte o zaman, o birleşik İslâm devletine hilâfet ve ortak meclisin başkanlığına seçilecek zata da halife unvanı verirler. Yoksa herhangi bir İslâm devletinin, bir kişiye bütün İslâm dünyâsının işlerini yönetme ve yürütme yetkisini vermesi akıl ve mantığın hiçbir zaman kabul edemeyeceği bir durumdur”.

Ama Aytunç Altındal'ın yalancılığı burada da ortaya çıkmaktadır, çünkü Atatürk'ün anlattığı şey kesin olarak şudur:

“Asya'nın felâketleri ve ortak ihtiyaçları, belki dünyânın bu iki parçasındaki milletlerin bir dereceye kadar birleşmesine yardım edecektir, olabilir ki, dünyâ ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılabilir şeklindeki düşüncelerini de kaydedeyim. Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizm’i bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünyâ dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefâlethânede yaşamakta olduklarını kabûl ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren birleşik bir dünyâ devleti kurma hayâlinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz. Türkiye'ye musallat olmamak şartıyla, hilâfetçileri ve Pan-İslâmizm taraftarlarını memnun etmek için, bu tasavvur ve tahayyül bir dereceye kadar bizde de tasvir edilmişti”.

Sitenize isim olarak "Kuvayı Milliye" seçmişsiniz. Ali Bulaç'ın yazılarını ve düşüncelerini kıyasıya eleştiriyorsunuz, ancak onun kalem arkadaşı olan Aytunç Altındal'ın düşüncelerine yer veriyorsunuz! Sizden ricam bu yazıyı derhâl kaldırın ve Altındal'ın nasıl bir insan olduğunu gösterin. Zira Kemalistler nazarındaki değeriniz zedelenebilir.

Saygılarımla,

Cumhuriyeti Kuşatanlar Site Yönetimi: www.cumhuriyetikusatanlar.org.

Not: Bu yazı Kuvayimilliye.net sitesine 16 Eylül 2007 tarihinde gönderilmiştir. Gereğinin yapılmasını beklemektedir.

Türk'ün Ekmeğini Yiyip de Türk'e kılıç Sallama!

DSS

http://ahmetdursun374.blogcu.com/aytunc-altindal-hakkinda-bir-yazi/2380744

***

Ben sâdece naklettim, elçiye zevâl olmaz.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 08 Mayıs 2013 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Perşembe, 22 Şubat 2018