Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ÂKIL ADAMLAR UYGULAMASININ SOSYAL PSİKOLOJİK ELEŞTİRİSİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3311 kez okundu
  • 3 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Konuyla ilgili pek çok şey yazılıyor, söyleniyor.

Kimisi bu adamların kişiliklerini, kimisi de kimliklerini sorguluyor. Kimisi neredeyse sövüyor.

Ben sâdece bir kişiyi takdir ettim (o da son dakikada fikir değiştirtmezse): Sezen Aksu! Çünkü bu işler sarpa sararsa, başının sıkıntıya girebileceğini çok iyi hesaplamıştır.

Daha önceki makalelerimde Sistem nedir, Süreç nedir konularını işlemiştim.

Bu sefer de, tamamen plânsız programsız ve absürt (saçmanın da saçması) bu Âkıl Adamlar uygulamasının Genel Sistemler Teorisi’ne göre hatalarını anlatmak istiyorum. 

***

Temel beşerî bilimlerin öğretildiği bütün üniversitelerde, temel ders konularından birisidir bu…

Beşerî bilimler (İngilizce: Humanities) doğal ve sosyal bilimlerin temel denete dayalı yöntemlerinden ayrılan, büyük oranda analitik, eleştirel veya spekülatif yöntemler kullanarak insan durumunu inceleyen disiplinlerdir. Beşerî bilimlerle ilişkili disiplinlere örnek vermek gerekirse, antik ve çağdaş lisanlar, edebiyat, tarih, felsefe, din, görsel san’atlar, performans san’atları (müzik dâhil) dalları zikredilebilir. Bâzen beşerî bilimlere dâhil edilen diğer ek alanlar ise antropoloji,  alan çalışmaları, iletişim ve kültürel çalışmalardır; bununla birlikte, bu alanlar sıklıkla sosyal bilimler dâhilinde ele alınırlar.

Batı’da beşerî bilimlerin kökeni antik Yunan'a uzanmaktadır.

Roma döneminde, yedi liberal san’at kavramı ortaya çıkmıştır: Gramer, retorik ve mantık ile birlikte aritmetik, geometri, astronomi ve müzik. Nitekim bu konular daha sonraları da bu kompozisyon içinde önemlerini korumuşlar ve Ortaçağ boyunca da eğitimde gösterilen temel konular olmuşlardır.

Rönesans döneminde önemli bir kayma yaşanmış ve beşerî bilimler uygulamadan ziyâde incelenmesi (çalışılması) gerekilen konular olarak görülmeye başlanmıştır ki bu geleneksel alanlardan edebiyat ve tarih gibi alanlara yaşanan bir kayma ile birlikte gerçekleşmiştir.

Yâni Aydınlanma ve Reformasyon’dan sonraki aydın (münevver) modelinde bütün temel beşerî bilimlere nasibince vâkıf, eleştirel ve diyalektik tartışmayı bilen, irfân sâhibi (bu kelime son zamanlarda İzmir’lilere atılan çamurun aksine bilme, anlama ve kültür mânâlarına da gelir; işin trajikomik tarafı, tasavvufî bir terim olarak kullanıldığında da klâsik dinci mânâyla alâkası yoktur) kişi anlaşılıyordu. Bu da, Kıt’a Avrupası’da, lâikliği kaçınılmaz bir şekilde yerleştirmiştir.

Bu vizyon, 20. Asır’da postmodernist hareket tarafından reddedilmiştir ki, postmodernist hareket, beşerî bilimleri demokratik bir topluma uygun olacak daha eşitlikçi (egalitaryan) bir şekilde yeniden târif etmeye uğraşmıştır.

Hâlbuki modernite de, postmodernizm de emperyalizmin pazara sürdüğü yeni oyunlardan, oyuncaklardan başka bir şey değildir.

Bunlarla bölme, ötekileştirme, etnik ve radikal milliyetçilik yâhut dincilik dayatılır olmuştur.

Bir sistemin homeostazisini (dengeler-üstü dinamik dengesini) korumak için, onu meydana getiren alt sistemlerin ve birimlerin, tam bir sinerji (enerjinin aynı yöne akıtılması) ve eşgüdüm (koordinasyon) hâlinde çalışması şarttır.

Eğer bu süreçler nihâyette buluşacakları ortak bir hedefe koşmazlarsa (konverjans) ve farklı amaçlara yönlenirlerse (diverjans), kaçınılmaz bir şey olarak sistem çöker, berhava olur! 

***

Sistem kavramının omurga noktasını, azıcık farklı kelimelerle de olsa, tekrar hatırlayalım:

Sistem, belli bir amaca yönelik her türlü sürecin topyekûn ve âhenk içinde çalıştığı bir olgudur (vâkıadır).

Gelelim Âkıl Adamlar Projesi’ne

Bu da bir sistemdir ve memleketimizde sözüm ona Türk-Kürt Barışı temin ve tesisi amacıyla devreye sokulmuştur.

İşte, en dehşetengiz akıl dışı şeyler bu noktada toplanıyor:

Analar ağlamasın, barış olsun, millet rahatlasın” da, “ananı al da git, Sayın Apo, Esed cezasını bulacak” da diyen Başbakan, bu milletin ne olduğunun târifini hiçbir zaman yapamadığı gibi, Türk Milliyetçiliğini de, Kürt Milliyetçiliğini ayakları altına alıp, akabinde alenen Kürt’lere tâviz veriyor.

Bu çok kötü bir çifte-açmazdır!

Âkıl Adam diye gönderilenlerin %90’ı ya Türk düşmanı, ya Ermeni destekçisi, ya dinci, ya faydacı, ya da ne taraftan oldukları veya ne gibi bir özelliği olduğu belirsiz kişiler…

Yâni bu projenin amacı belli değil ve tamamen çifte-açmazlarla, iç tutarsızlıklarla dolu.

Millete barış ve dayanışma vaadi veriliyor ama o milletin ne olduğu belirsiz.

Halk aç, bî-ilâç ve artık isyan ediyor, karşılığında dayak ve biber gazı buluyor.

Alenî isyanları, gösterileri, aydınlar bildirgesini küçümsüyor.

Çok net olarak Hasta Adam dönemindeki Osmanlı’ya perestiş ediyor (öykünüyor) ama Lâle Devri’nden beter şartlarda yaşıyoruz.

Ve Başbakan herkese hakaret ediyor.

İşsizlik ve enflasyon konularında misenformasyon yapılmakta…

Ama yandaş medyada dahi padişahlık özlemi için yaptıkları eleştiriliyor.

Yâni bu projedeki süreçler nihâyette buluşacakları ortak bir hedefe koşmuyor (konverjans) ve farklı amaçlara yönleniyor (diverjans)…

Bu proje, bilimsel olarak ve kaçınılmaz bir şekilde çökecek, berhava olacaktır!

İşte, ondan sonrasını tahayyül edebiliyorum ama şimdilik yazmamayı tercih ediyorum. 

   Yazıktır bu insanlara…

      Ve elbette hesabı sorulur!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 04 Nisan 2013 Perşembe  

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    bune Perşembe, 04 Nisan 2013

    kimse yokmu

    hocam selamlar
    neden artık kimse yorum yazmıyor
    yasaklandı mı

    MKD: Bir kongredeyi, ancak bakabildim...

  • Misafir
    Baysungurozan Perşembe, 04 Nisan 2013

    Memleket manzarası,kötü bir resim gibi...

    Hocam; memleketimizde olanlar acayip bir rüya gibi sıkıcı boğucu,pek çok şey söylenebilir ve ne söylesek az gelir...Gelmiş geçmiş en acayip yönetim ve ortalıkta ''aydın'' diye gezinen ne olduğu belirsiz insanlar (Türklüğe düşman oldukları ise apaçık belli,bunların bu toplum içinden bu memleketten nasıl yetişmiş olduklarını da ayrıca incelemek gerekir diye düşünüyorum,ilginç bir vak'a) Sakin olmaya gayret ederek bu insanlara sıfatlarını bu mekanda söylemeyeceğim,işler olup bittiğinde bu hazretlerin her biri aralarına tilki dalmış tavuklar gibi dağılırlar,onların tabiatını akıl ve sezgi ile anlayabiliyorum,bunlar yalandan pehlivanlardır esas itibarı ile korkaktırlar,şu anda Türkiye'nin kurucularına ve rejime düşmanlıkları güdümünde hareket ediyorlar ve sonuçlardan menfaat umuyorlar,bu sebebler ile meydandadırlar ve en önce Türklüğe düşmanlıkta hepsi aynılar, nihayetinde işler karıştığı zaman ki hallerini herkes görür yarım akılıların ağzı açılır,biz de güleriz ama sırf bunların başı ağrısa hiç mesele değil memleket acı çekecektir,şimdi arkalarından gidip bunlardan sihirli güçler umanların da aklına şaşıyorum,en fazla hayret ettiğim de işte budur...Tabii aslında Goebbels teknikleri ile faaliyet icra ediliyor,istedikleri kadar uğraşsınlar su yatağını eninde sonunda bulur,belirtiğiniz gibi bunların her biri de kendi gündemi ile hareket ediyor aralarında gerçek bir bütünlük yok,bunları düşünürken eş zamanlı olarak şu Suriye olayları da aklıma geliyor,şunu da farkediyorum ki orada muhalefet adı takılan ve aslan medyamızda özgür suriye odusu ''öso'' diye şanlı savaşçılar olarak adlarına borazan öttürülen çapulcu kaatillerin de aralarında gerçek bir birlik yok ve olamaz da zaten,her yerden toplama her biri ayrı düşünen bin bir tane dinsel fraksiyon ve bunlara verilen İngiliz,Fransız,Amerikan silahları bunları destekleyen saydığım ülkelerin sadık kulları Suudiler,Arap emirlikleri ve bizdekiler...manzaraya bakarmısınız,diğer yanda Rusya,İran,Çin...Aman yarabbim bu işten hayır çıkabilir mi, esad gitti mi işler orada daha da beter olacaktır ,(bunlar da esed diyor,okunuşu da böyle olsa gerek) sonuç olarak bu Suriye olaylarının da bu memlekete uzak olmayan bir zamanda nasıl etki edeceğini canım sıkılarak anlayabiliyorum,aslında aklı olana her şey apaçık ortada,fragman oynuyor zaten insanların çoğunluğu nasıl göremiyorlar hayret etmemek elimde olmuyor...Bu memlekette hatta bu coğrafyada bizde hükümet eliyle yapılmaya çalışılan,komşumuzda,bunların da içinde olduğu hükümetler topluluğu desteğinde dinsel intiharcı çapulcular kaatiller vasıtası ile dayatılan şeyler eşyanın tabiatına aykırıdır,bunlar başarılı olmayacak karmaşadan başka işe yaramayacaktır,ama memlekete, bütün coğrafyaya yazık olacak,maalesef insanların çoğunluğu göremiyorlar tek bir yerden bakıyorlar ve beyinleri kör inançlar ile uyuşmuş,bu da işin tabiatı icabı bunu da biliyorum,gene de insan hayıflanmaktan kendini alamıyor... Millete yazık ediyorlar sebeb olanlar bu işlerin altında kalacaktır sonuçlar kötü olacak,toplum da acı çekecektir,yazıktır bu memlekete hatta bütün bu coğrafyaya... Uzun sözün kısası,yazınızı ilgi ile okudum,benim de bir kaç senedir aklımda daha kuvvetli şekillenen şeyleri,siz yazınız ile bir bilim adamı olarak daha berrak ve derli toplu halde okunmaya sundunuz,kanaatim şudur ki,benim gibi pek çok insanın uzunca zamandır deyim yerinde ise ''el yordamı'' ile farkettiği şeyleri bir bilim adamı düşünüşü ile derli toplu ve daha berrak hale getirmişsiniz,bu önemlidir,böylece her şeyi yerli yerine koymakta işimiz kolaylaşıyor,bu mekan topluma hizmettir,önemli olan da budur,bunun için de sizi saygı ve sevgi ile anmayı,teşekkür etmeyi bir borç bilirim,zihnimizi aydınlatmanızın devamını diliyorum,fikrinize kaleminize klavyenize sağlık hocam,yazılarınızı her zaman bekliyoruz...

  • Misafir
    Ömer Özen Cumartesi, 06 Nisan 2013

    Biraz da Türkçe Olsa

    Sevgili Öğretmenim,

    "Pavlov'un Köpekleri ve Refleks Kırılması" başlıklı toplum edimini ve -adını koyalım- emperyalistlerin 'toplumları kendi amaçlarımıza göre nasıl bir düzenle yönlendiririz, kullanırız' yöndeki çalışmalarını irdeleyen yazınızla sizden haberim oldu; ve bu ilgiyle sayfalarınıza kadar gedim. Öncelikle sadece yukarıda adı geçen yazıdan ötürü değil, okuyabildiğim yazılarınızdan anladığım kadarıyla genel olarak günümüzde göz ardı edilen akılcı ve bilimsel yazılarınızdan ötürü sizi kutlarım. Ancak bağışlayın, gördüğüm, yaşıtız ve kullanmış olduğunuz dil yaşınıza -bence- uymuyor. :) 'Yazılarım bilimsel ve böyle kullanırım'ın ardına sığınmamanızı dilerim. Çünkü topluma açmış olduğunuz yazılarınız, bilgilendirmeye, uyarmaya yönelik; kapalı kapılar ardında herhangi bir meslek uzmanı topluluğa verilen bir konuşma ya da öğrence (ders) değil. Dolayısıyla kullanmış olduğumuz dilin daha anlaşılır olması gerekir. Ayrıca bilimadamının topluma karşı sorumluluğu da bu yönde olmalıdır. Yazılarınızdan oldukça yararlandım, gönlünüze, kaleminize sağlık. İzin verirseniz, zaman zaman yazılarınızı yayınlarımızda kullanmak isteriz. Ancak yazılarınız bazan öylesine genel toplumun anlayabileceği anlatımdan uzaklaşıyor ki, biraz abartarak söyleyeyim, Türkçe'ye çevirmek gerekebilecek. :) Yayınımızın adresi şu, inceleyebilirsiniz: www.bizimanadolu.com. Benimle iletişime geçmeyi dilerseniz, adresim: o.ozen@bizimanadolu.com. Sayfanızda herhangi bir iletişim bilgisi bulamadığım için buraya yazmak durumunda kaldım. Bu arada anımsatayım; 'Genel Şartlar' her nedense -belki joomla'dan kaynaklanıyor- İngilizce.

    Saygı ve esenlik dileklerimle.

    Ömer Özen

    MKD: Sayın ÖÖ,
    Benim kullandığım lisan esasen Atatürk'ün de kullandığından hiç farklı değildir. Güneş Dil Teorisi ile bir dönem ifrata varan ifâdelerini daha sonra kendisi de terk etmiş, bize mâl olan her kelime bizdendir felsefesine dönmüştür. Bu mekândaki makalelere göz atabilirseniz, görüşlerimi epey anlayabilirsiniz. Her türlü ırkçılığa olduğu kada, kelme ve lisan ırkçılığına da muhalifim. Meselâ brother, father, mother kelimeleri Farsça'dır ve kimse Özingilizce yapıp bunları atmaz.
    Köklerini mâzîned alıp hâle, oradan da stikbâle ve âtîye uzanan bir köprüdeyim. Cemil Meriç, Recep Doksat gibi üstâdlardan feyiz aldım.
    Meselâ bana "öğretmenim" hitabınız dahi felsefeme aykırı. Derslerde, birinci sınıfa gelenlere, şöyle hitap ederim hep: "Siz buraya gelinceye kadar öğrenciydiniz, artık talebe (tâlip olan) olun ve mesleğinizi öğrenmek için çalışın".
    Her türlü konuda (BİLİM, FELSEFE, MÜZİK, EDEBİYAT vs.) "halka imekten" değil, "halkı çıkarmaktan" yanayım.
    Meselâ "Türkçe'ye çevirmek" dahi bana göre hatalı çünkü çevirmek tam bir portföy kelime, binlerce anlamı var; hâlbuki tercüme etmek ne demek istediği açık bir ifâde.
    Bu arı-duru ve fakirleştirilmiş lisan (dil değil, o bir organ adı) ile ne bilim, ne felsefe, ne de san'at tatbiki mümkündür.
    Eğer lûtfedip makalelerimi neşredecekseniz, oldukları giibi kalmaları tercihimdir.
    Eğer lisan ırkçılığını bıırakabilirsek, kıvrak ve adaptif yapısıyla, Türkçe kolaylıkla bir Almanca gibi olabilir.
    Bâki hürmetlerim ve samimi sevgilerimle...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 17 Ekim 2017