Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

Albert Einstein

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 228 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

 

Geri zekâlı olduğu düşünülürken Atom’u (parçalanamaz olduğu

 

sanılanı) keşfedip onu parçalayan deneylere öncülük eden insanlara

 

başarının tanımını yapan çok önemli bir ismi, Albert Einstein’ın

 

hayatını paylaşmak isterim.

 

Küçükken geri zekâlı olduğu düşünülmesine rağmen daha sonra

atomu parçalayarak herkesi şaşırtan muhteşem dâhi olarak tanıyoruz

hepimiz Albert Einstein’ı.

 

Hangimiz, eğer okula gitmişsek, okuldaki tembelliğimizi, kaçıngan

olduğumuz zamanları Einstein'ı örnek göstererek örtmedik ki...

 

Tabii hiçbirimiz daha sonra atom parçalayacak kadar dâhi çıkmadık o

ayrı.

 

Türkiye’de ilk üniversiteleri kurdurttu. Alman bilim adamlarını

Türkiye’ye çağırdı ve Atatürk’e de mektup yazdı.

 

Fritz Neumark da bunlardan biriydi. Neumark’ın Batı’nın bizi neden

sevmeyeceğine dair sohbeti meşhurdur.

 

Zekâsı fark edilene kadar birçok zorluk yaşamış olan Einstein kendi

dünyasındaydı.

 

Okulu belki hiç sevmemiş ama olağanüstü üstün zekâsının kendisini

yönlendirmesine de engel olmamıştı.

 

Peki, kimdi aslında Albert Einstein?

 

Neler yaşamış, neler hissetmişti?

Her şeye meraklı ve hayal gücü zengin bir çocuklukla başladı.

 

1879 yılında Güney Almanya'nın Ulm şehrinde sıradan bir çocuk

olarak dünyaya geldi.

 

Küçük bir elektro-kimya fabrikasının sahibi olan babasıyla, klasik

müziğe (kemana yani viyoline) meraklı olan annesi, Einstein

konuşmaya geç başladığı için oldukça tedirgin olsa da, daha sonra

bunun ne kadar gereksiz olduğunu anlayacaklardı.

Yaşarken o anlar ne kadar zor olsa da, daha sonra bu anların

hayıflanmaları yerini büyük icatlara bırakacaktı.

 

Einstein, ne kadar içine kapanıksa o kadar büyük hayaller kurmaya

başlamıştı.

 

Her şeye duyduğu sınırsız merak, zamanla onu mükemmel bir hayal

gücüne sürükledi. Artık düşündüklerinin ve zamanla yapacaklarının

sınırı yoktu.

Okulu hiçbir zaman sevmedi

 

Einstein’e göre onun zekâsının temelleri kesinlikle okulda atılmadı.

Okul onun için ziyadesiyle sıkıcı ve ezber sisteminde gereksizdi.

İlk ve orta öğretimi çok başarısız ve zor bir şekilde geçti. Mühendis

olan amcasının desteği olmasa bu kadarını da yapması mümkün

değildi.

***

Ona göre eğitim, okulda öğrendiğin her şeyi unuttuğunda sana

kalandı.

Çocukluğunda unutamadığı iki olay

Amcası sayesinde tanıştığı geometriden adeta büyülenmişti.

Çocukluğuna dönüp baktığında iki olay onun için çok etkiliydi: İlki

beş yaşındayken amcasının ona hediye ettiği pusulada fark ettiği

esrarengiz özellik, ikincisi de on iki yaşında Euklites Geometrisini

öğrendiğinde hissettiği büyülenmişçesine ruh hâli.

Özellikle geometri onun için sarsıcıydı.

 

Hatta bu yaşlarda geometrinin büyüsüne kapılmadıysanız daha sonra

sizi etkilemeyeceğini düşünüyordu Einstein.

İsviçre Vatandaşı Olması

 

Einstein, lise öğrenimini İsviçre’de tamamladı.

 

1896’da güç şartlar karşısında direnerek yüksek öğrenimini

tamamlamak üzere Zürich’teki Politeknik Üniverisitesi'ne girdi.

 

Daha sonra İsviçre vatandaşı olarak Sırp asıllı bir öğrenci ile evlendi.

 

Çağdaş Fizik için sürekli düşünüyordu

 

Einstein, Bern’de federal patent dairesinde çalışıyordu.

 

İşinden arta kalan zamanlarda da Çağdaş Fizik için ortaya atılan

sorunlara ilgili düşünüyordu.

 

Önceleri atomun yapısı üzerine fikirler üreten ve Max Planck’ın

kuantum teorisi ile ilgilenen Einstein, Avagadro sayısının değerini de

hesapladı ve test etti.

Kuantumun değerini ilk anlayan Fizikçi

 

Einstein, Kuantum Fiziği'nin değerini anlayan ilk Fizikçi olarak

buradaki bilgilerini ışıma enerjisine uyguladı.

 

Bu olaydan yola çıkarak da fotoelektriği açıkladı.

 

Hatta bu çalışmaları 1905'te Annalen der Physik dergisinde iki

makalesi yayınlandı.

 

Üçüncü yazısında ise, izafiyet teorisinin temellerini atıyordu.

 

Einstein'in bu teorileri sert tartışmalara yol açıyordu.

 

Daha sonra 20. YY'ın iyi En Teorik Fizikçisi olarak anılmaya

başladığında, Einstein, izafiyet teorisini geliştirmiş, kuatum mekaniği,

istatistiksel mekanik ve kozmoloji alanlarına önemli katkılar

sağlamıştır.

İzafiyet Teorisi

 

Modern bilime etkileri çok büyük olan Einstein fizik alanındaki

çalışmalarından özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık

yani İzafiyet teorisi ile tanındı.

 

Bu teori üç bölüme ayrılmaktaydı:

 

1905'da Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile

enerjinin eşdeğerli olduğunu iddia eden sınırlı bağlılık,

1916'da eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait

çekim teorisini veren genel bağlılık, 1916'da elektro-manyetizma ile

yer çekimini aynı alanda birleştiren kapsamlı denemeler.

 

Bu teorideki özellikle ilk iki kısım atom fiziği ve astronomi alanında

yapılan deneylerde çok başarılı olduğu denenmiştir.

 

Çağdaş Fiziğin de temel taşları arasındadır.

Zürich Üniversitesi profesörü Albert Einstein

Einstein, 1909'da Zürich Üniversitesi öğretim görevlisi olarak

çalışmaya başladı. Bir adım sonrasında artık Zürih Üniversitesi

profesörlerindendi.

 

1913 yılında ise Berlin Kaiser - Wilhelm Enstitüsü'nde ders vermeye

başlamıştı. İşte bu sıralarda Prusya Bilimler Akademisi'ne üye seçildi.

 

Nobel Fizik Ödülü aldı

 

Özellikle teorik fiziğe katkıları inkâr edilemezdi.

 

Bunun yanında fotoelektrik olayına getirdiği açıklamalar da çok

önemliydi. Bütün bu gelişmeler Einstein’a Nobel Fizik Ödülü’nü

kazandırdı.

Almanya’dan Ayrılmak Zorunda Kaldı

 

1933’e kadar Berlin’de yaşayan Einstein, Almanya yönetimine gelen

Nazi rejiminden sonra birçok Musevi bilim adamı gibi Almanya'dan

ayrılmak zorunda kaldı.

 

Paris’e giderek Collage de France’de ders vermeye başladı.

 

Buradan Belçika’ya, sonra İngiltere, ardından da Amerika'ya giderek

burada Princeton Üniversitesi kampüsündeki Institute for Advanced

Study’de profesör oldu.

 

Vefatı

 

1940'ta Einstein bu kez de Amerikan vatandaşlığına geçmişti.

Üvey kızının vasiyeti

Einstein'in vefatından sonra üvey kızı Margot Einstein, onun kişisel

mektuplarını sakladı. Daha da önemlisi, kendisinin ölümünden 20 yıl

sonra da saklı kalmasını vasiyet etti.

 

Ancak süre dolduğunda bu mektuplar Princeton Üniversitesi

tarafından basıldı ve Einstein’ın özel hayatı ile ilgili bilgileri

paylaşmış oldu.

Ben Atomu İnsanlığın Faydası İçin Keşfettim 

Bir gün Eintein'e keşfettiği atomun bomba olup Hiroşima ve

Nagazaki tepesinde patladıktan sonra neler hissettiği sorulur.

 ***

Einstein ise şöyle cevaplar bu soruyu: “Her savaş insanlığın

ilerlemesini engelleyen kötülük zincirine bir halka daha ekler. Ben

atomu insanlığın faydası için keşfettim. Ancak insanlar atomla

birbirlerini öldürüyorlar. Böyle olacağını bilseydim ayakkabı

tamircisi olurdum''

Einstein’den başarının formülü

*** 

Daha 5 yaşındayken bir pusulanın esrarengizliğine duyduğu

hayranlıktan yola çıkarak başarının formülünü de gerçekten

matematiksel olarak formülünü yazmıştı Einstein.

***

Ona göre başarı; A=X+Y+Z.

Denklem karmaşık gibi görünse de aslında anlaşılır ve basitti.

A: Başarı, X: Çalışmak, Y: Çalıştığın konuyu oyun gibi görmek, Z:

Konuşmak yerine üretmek İşte bu kadar basit.

Bu şartlar bir araya geldiğinde başarı da kendiliğinden geliyor sanki.

Tek bir çocuk bile mutsuzsa bilim ilerleyemez

 ***

Einstein’a göre bilimin ulaşması gereken son nokta tek bir çocuğun

bile mutsuz olmamasıydı. Çünkü tek bir çocuk dahi mutsuzsa icatlar

olmayacağından bilim de ilerleyemeyecekti.

 ***

Einstein, herkesin kendisi kadar güçlü olamayacağını düşünüyordu.

Ona geri zekâlı denildiğinde bile o hayal kurmaktan vazgeçmeyerek

çok büyük bir cesaret göstermişti çünkü.

Aptal nedir

*** 

Einstein dünyanın aptallarla dolu olduğunu düşünüyordu. Çünkü aynı

şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç bekleyen kişiye onun gözünde

aptal deniyor.

Nihayetinde aptallığın bir sınırı yok, dâhilik ise bir sınır gerektirir!

Bizi güzel ahlâk kurtaracak

 ***

Yeryüzü insanlar yaşasın diye ayrıldıysa yine bütün sorumluluk da

onlara düşüyor demektir.

 ***

Birçok icat yapılabilir. Çok zeki insanlar atomu keşfedebilir ama

sizce atomdan bomba yapmayı düşünenler de bir o kadar zeki midir?

 

Einstein bir bilim adamıydı, şüphesiz ki mükemmel bir bilim adamı.

İstediği insanlığa güzellikler sunmaktı.

 

İnsan şartlar ne getiriyorsa lâyığıyla yaptı ve Einshover’la

mektuplaşıp Atom Bombası yapılmamasını talep etti.

 

Kendine göre bir Tanrı anlayışı vardı;  “Tanrı zar atmaz” demişti.

 

Onun şu hayata bırakmış olduğu yine çok zekice ve saf bir son mesaj

da var kayıtlarda: ''Yeryüzündeki şartların düzelmesi, sadece

bilimsel buluşlara değil çok ahlâklı bir hayat düzeninin

gerçekleşmesine bağlıdır'.

 

Gittikçe büyüyen bir aort anevrizmasından muzdaripti ama hiç

şikâyet etmezdi.

 

Komünistlikle suçlandığında bile aldırış etmedi.

 

Kendisine İsrail’in başına geçmesi teklif edildiğinde nazikçe reddetti.

 

Gözü o tür şöhrette değildi.

 

Tek isteği piposuydu ama bakıcısı doktorlar yasakladı diye

vermiyordu.

 

Bir gün evine küçük bir kız geldi ve bilimle ilgili sorular sormaya

başladı. Vefat edeceğini bile bile o kıza ücretsiz dersler verdi.

 

Hayatının son demlerinde kendisini empatik olmamakla suçlayan

oğluyla da barıştı.

 

Piposuna da kavuştu.

 

Peki, onu insanlar neden hâlâ saygı ve sevgiyle anıyor?

 

Atom bombalarını o yapmamıştı ki, ABD yaptırdı.

 

Nagazaki ve Hiroşima’dakiler onu nefretle anmıyorlar ama sembolik

olarak iğdiş edilmiş vaziyetteler ve geceleri barlara takılıp şarkı

söylüyorlar.

 

Onun da tek yol göstericisi bilim ve akıldı.

 

Evrim bilime çok hizmet etti ama bir gün geldi vefat etti.

***

Prof. Dr. Aziz Sancar “Evrime de, Allah’a da inanıyorum demiş”.

 

aziz sancar ile ilgili görsel sonucu

 

Aziz Sancar’dan sigarayı bıraktıracak buluş

 

Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar twitter adresinden yeni çalışmasını duyurdu.

“Umarım ülkemde sigara içen kalmaz” notunu paylaşan Sancar, sigaranın DNA'ya verdiği zararın haritasını çıkaran yeni bir teknik geliştirdiklerini açıklayan çalışmasını yayınladı.

 

Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar yeni çalışmasını duyurdu. “Umarım ülkemde sigara içen kalmaz” notunu paylaşan Sancar, sigaranın DNA’ya verdiği zararın haritasını çıkaran yeni bir teknik geliştirdiklerini açıklayan çalışmasını yayınladı. 

***

Prof. Dr. Aziz Sancar ve ekibi, sigara içmenin DNA’ya verdiği zararı yüksek çözünürlükte bir harita ile göstermeyi başardı. Sancar UNC Health Care and UNC School of Medicine’in sitesinde yer alan haberi paylaştı.

Sigaranın sağlığa zararlı olduğu biliniyor ancak Sancar ve ekibi ilk defa bu zararın DNA üzerindeki etkisini gösteren bir teknik geliştirdi.

Sancar çalışmalarıyla ilgili; “Bu, ABD’de kanser ölümlerinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan bir karsinojen ve şimdi ortaya çıkan hasarın geniş bir haritasına sahibiz” açıklamasını yaptı.

PEKİ, BU HARİTA NE SAĞLAYACAK?

Prof. Dr. Sancar, yürüttükleri çalışmanın sigara içmenin sağlığa ne kadar zararlı olabileceği konusundaki farkındalığın (awareness) artmasına yardımcı olmasını umduğunu açıkladı.

Ayrıca bu haritaya sahip olmanın DNA’daki hasarın onarılması ve ilaç geliştirilmesi açısından önemli olduğunu ifade etti.

Böyle bilim adamları çıkaran bir ülkenin ufku açık, umutları bol demektir.

Dilerim bu çalışmalar ilerler ve sigara içenler çok azalır.

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 15 Temmuz 2017

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 23 Ekim 2017