Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ALLAH NEDİR?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2859 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Başlığı görenler benim "kafayı yediğimi" düşünebilir. Şimdilik hayır. Sâdece, bana özel mesaj yollayan bir ziyaretçimle olan muhavereyi nakledeceğim; okuyunca, başlığın ne olup olmadığı ortaya çıkacak sanırım.

***

Sayın Kerem Doksat Hocam,

Yazılarınızı ve sizi www.keremdoksat.com sitenizden takip etmekteyim. Felsefeye ve bilime ilgi duyan biriyim. Bir süredir üzerinde düşündüğüm ve işin içinden bir türlü çıkamadığım bir konu var. Eğer izin verirseniz onu sizinle paylaşmak ve fikirlerinizi almak isterim. Değerli zamanınızı almadan kısa da olsa cevap verirseniz çok mutlu olacağım Sayın Hocam. Aşağıda sorumu bulabilirsiniz:

1. Sonsuzluk dışı olmayan, bu anlamda sınırları olmayandır. Ve sonsuzluk tanımlanamaz, tanımlanabilen sonlu olanlardır. Bu durumda sonsuz nötr olan kutupsuz olandır, toplamı sıfırdır, bir yöne eğilimi yoktur, sıfatları yoktur. Sonsuzluk tanımlanamaz evet ama sonsuzluğa nötr veya kutupsuz dediğimiz zaman da bu bir tanımlama oluyor. Sonsuzluk hakkında konuşmaya düşünmeye başladığımız anda tanımlama yapmış oluyoruz. Ona bir şekilde sıfat yüklüyoruz. Tanımlama yapmadan ne konuşabiliyoruz ne de düşünebiliyoruz. Hâttâ öyle ki sonsuz tanımlanamaz derken bile aslında onu tanımlamış oluyoruz. Ne yaparsak yapalım bir tanımlama var işin içinde. Ama tanımlamak da yanlış. İşte paradoks ve kafamı karıştıran nokta bu.

2. Vahdet-i vücûdun anlattığı Allah ile sonsuzluk sizce örtüşüyor mu? Yani Allah = Sonsuzluk mu sizce? Allah hakkında bir yandan 99 sıfatı olduğu söylenir, bir yandan da "Allah tüm isim ve sıfatlardan münezzehtir" denilir tıpkı sonsuzluk gibi. Ama münezzeh olmak da en nihâyetinde bir sıfattır. Buralarda çelişkiler yok mu? Ayrıca Tanrı için eğilimi ve sıfatı yok dersek (sonsuzda olduğu gibi) bu sefer onu durağan yapmış oluruz, burada da bir eksiklik var sanki. Fakat O'nu tanımladığımız zaman da bu sefer sonlu hâle getirmiş oluyoruz. Yâni sonlu alandaki kavramlarla sonsuzu tanımladığımız zaman kategorik hataya düşmez miyiz? Acaba her târif/tanımlama ifâde ettiği kavramın sınırlarını çizer mi sizce?

3. "Bilmek için bilgiye ihtiyaç var ve bilgi bir şeyin diğer şeyden farklarına dâirdir". Aynı şekilde istemek, karar vermek vs. de. Ve Allah için faklılık söz konusu olmadığı için, O'nda her şey bir olduğu için, Allah bilir, ister, karar verir vs. demek sizce ne kadar doğrudur?

Meselâ siz "sevgi ve bilgi hakkında kısa bir hikâye" yazınızda "Önce sâdece sevgi ve bilgi vardı" diyorsunuz. Bu da Allah'ı tanımlamak olmuyor mu? Allah nötr müdür yoksa eğilimli midir, sıfatları var mıdır?

Sonsuzluk ile Allah'ı (Vahdet-i vücd'un anlattığı) nasıl ilişkilendirebiliriz?

Hocam bu noktalarda cevaplara ihtiyacım var, kısa da olsa tüm sorularıma cevap verirseniz gerçekten çok ama çok minnettar olacağım.

Sevgi ve saygılarımla.

***

Sayın .,

Allah'ı târif ederseniz (tanımlamak demişsiniz), Allah olmaktan çıkar.

Müsbet ilmin jargonuyla Allah'ı târif ve tavsif etmek elmayla armudu karıştırmak olur.

Yâni, olmaz.

"Önce sâdece sevgi ve bilgi vardı" bir târif değil, bir teşbih.

Allah kelimesi elohim'den geliyor, ilâh da.

Sonsuzluk mefhumuna gelince...

Yokluk var mı?

Ne dersiniz?

Yokluk yok, sâdece ilânihâye varoluş var.

İşte, bütün bunlardan münezzeh ama hepsinde mündemiç olan Allah'tır.

Bundan da kim ne anlarsa o, benimki de kendimce bu.

Buda'da bir Tanrı anlayışı yok, "kendi içine bak, keşfet ve tekâmül" et demiş; Lao Tse de TAO'ya bu ismi verirken benzeri şeyler söylemiş.

Johanna İncili'nin başında "Önce kelâm vardı, ve kelâm Tanrı'ylaydı, ve kelâm Tanrı idi" der; Hz. Muhammed'in ilk vahyi de "ikra, yâni "oku idi.

Yûnus "bana seni gerek seni derken, Hallâc "en-el Hakk diye haykırırken Allah'ı târif etmiyorlardı; yaşıyorlardı, yâni meczuptular.

Allah'a isimler takanlar mükâşefe'den mahrum, rasyonaliteyi işin içine sokmaya çalışan bir kısım ulemâdır.

     Dostlukla...

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 17 Nisan 2008 Perşembe

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Mustafa Pazartesi, 18 Şubat 2013

    Mantık hataları

    Madem ki yaratılış öncesinde,tanrıdan başka hiçbir şey yoktu,dolayısıyla yaratılışta ,daha önce tanrıda bulunmayan hiçbir şey kullanılmış olamaz!

    Zaten hepimizin çok iyi bildiği gibi,Ortodoks yaratılış doktrini,bunu tastik ediyor:
    "Başlangıçta kelam vardı ve kelam tanrı idi" oysa hiçlikten ve tanrıdan meydana gelen ve başka bir şeyden meydana gelmeyen herşey tanrıdan meydana gelmiştir.

    O halde,dünyada,daha önce tanrıda mevcut bulunmayan hiçbir şey yoktur:
    Nihil est in creatione quod non pirus fuerit in deo! Demek ki, ex nihilo yaratılış kuramı ,aslında dünyayı tanrıya indirgeyen örtülü bir kamutanrıcılıktır.

    Bu durumda teizmi panteizme dönüştürmüyor mu?

    Kısacası ifade etmek istedim şudur;
    Mantık hatalarını tanrıya değil,kendimize yüklemeliyiz bence...
    Çelişkilerimizi,kendi hatalarımızı öğrenmekle kullanırsak daha iyi yapmış oluruz.

    Saygımla...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 20 Kasım 2017