Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ÂMÂDAN MİLLETVEKİLİ ADAYI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1622 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

Şu anda akşam yemeğinde Diyarbakır Karpuzu yemekteyim ve Metin Şentürk orada, Sevgili Gülgûn Feyman (en güzel Türkçe konuşan kadındır ve yakın arkadaşımdır) da canlı yayında.

gülgün feyman ile ilgili görsel sonucu


Metin Bey’e birkaç kere tesadüf ettim, iyi bir gösteri adamıdır ama gözleri görmez. Acaba bu sevimli adam milletvekili seçilirse ne olur?

Neden hiçbir AKP adayı bu programa katılmamış?

Kamu vicdanına soruyorum, kendi özrüyle dalga geçebilmek de bir olgunluktur, mizahtır, helâl olsun.

Bilmiyordum siyasete kendini verdiğini ve Erzurum’da gençliğinin geçtiğini.

Burası 15 senesini doldurdu ve tek başıma ataktayım.

Lehçe-i Lûgat-i Osmani’yi de çok iyi bilir, Öztürkçe’yi de, vatanın her şeyini de…

Atatürkçüdür ve Lâiklikten asla taviz vermez.

***

Dün Berti Erbeş’le yemek yedik, Yahudi’dir ama tam bir Atatürkçüdür.

O bile oyunu kime vereceğin şaşırmış.

Kanal 7’den CNN TÜRK’e terfi eden Ahmet Hakan’ın yönettiği tartışma pek az kavgayla sürmekteyse eğer, bunu büyük ölçüde şu sıralarda ağızdan düşmeyen Mütedeyyinlik ve Dindarlık arasındaki birkaç şeye değinmek istiyorum:

Mütedeyyin, “dinine yürekten bağlı olan insan” demek, dindar ise “kolunu kesse inancından dönmeyecek kadar koyu derecede bir dünya görüşünün sahibi veya esiri” olan kişi anlamında kullanılmakta…

Ben Tanrı’ya inanıyorum ama ne mütedeyyinim ne de dindar! Sadece inanırım, hepsi o kadar.

Mehmet Aslan’ın babasını iyi tanırım ve ne zaman arasam telefonunu açar. Oğlu da “paranoyadan” bahsediyor ve ulusal durumumuzu pek güzel teşhis etmiş.

Eğer bir ülkede din sömürüsü yapılıyorsa, her zaman, her ortamda Atatürk ilke ve inkılaplarından ısrarla vazgeçilmiyorsa,

Bir Garo Paylan hâlâ aday olabiliyorsa, Özcan Purçu bir Çingeneyken (Roman yâni Pakistan’dan bütün dünyaya yayılmış insanla), oradaysa ama çocuklarının hepsinin isimi Türkçe ise,

Ne Ermeni ve Rum ne de Kürt demeden, her tarafta pankartlar açılabiliyorsa,

Hâlâ can çıkmamışsa ve memleketin dirayeti için çabalayanlar varsa,

Sünnîliğin Merkezi durumuna tenzil edilmiş Diyanet’in Başkanı o otomobili iade edebilmişse.

Demek ki ümit vardır!

Orcan Purçu annesinin ne babasının ne iş yaptığını tevazu ile hiç kendini göklere çıkartmadan veya duygularla oynamadan propaganda yapabiliyorsa, bu memlekette 36 etnik gruptan, hattâ belki daha fazlasından oluşan bir aşure ciddi kavgalar olmadan ayakta durabiliyorsa

Devletlû, Çingeneleri de perişan etti, evlerini yıktırttı, hatalıysam düzeltin.

Konulara akıl-hikmet, güzellik ve bilimin kuvvetiyle yaklaşılmadan meseleler halledilemez.

***

Bakın, Nepal’in Doğusunda, Everest Dağı yakınında meydana gelen 7,3 büyüklüğündeki yeni depremde en az 29 kişinin öldüğü bildiriliyor. 25 Nisa’daki büyük depremde en fazla kayıp veren, Katmandu’nun Doğusundaki Sindhupalchowk bölgesinde yine ölümler olduğu belirtiliyor.

Nepal Hükûmeti, ülkenin 75 bölgesinden 31'ini etkileyen depremde 1006 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Yer sarsıntısı, Nepal’e komşu ülkelerden Hindistan’ın başkenti Delhi ve Bangladeş’in başkenti Dakka’da da hissedilmiş.

Ben Yeni Delhi’yi gördüm: İnsanlar sokakta doğar ve ölürler ve İnek onlar için âdeta tanrı, bir tabudur.

Yamyamlar ve Krallar kitabında bunlar çok güzel anlatılır.

Domuz İslâm’da haramdır çünkü Ortadoğu’daki domuzlar pistir, kendi kakalarını yerler ve trişinöz taşırlar

Hâlbuki Kuzey Avrupa’da bacon diye çok lezzetle yenmek üzere satılır.

Parası olana İstanbul’da da mevcut…

***

Hindistan’da binaların yıkılması sonucu en az 5 kişinin öldüğünü haberlerde mevcut.

Çin’e bağlı Tibet’te de düşen kayaların bir kişinin ölümüne yol açtığı bildirildi.

Nepal’de, Namche Bazar Kenti çevresini vuran depremin merkezinin başkent Katmandu’nun 83 kilometre Doğusunda, Çin sınırı yakınındaki bir kırsal alanda olduğu anlatıldı.

ABD Jeolojik Araştırma Kurumu depremin 18,5 kilometre derinlikte meydana geldiğini duyurdu.

İstanbul’u iki büyük depremin beklediğini söyleyen bilim adamları, her an kırılma yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.

İstanbul kıyılarına 8 Km açıktaki Adalar fayında 250 yıllık enerji birikti, her an kırılma yaşanabilir Alarm Boğaziçi, İTÜ ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden bilim insanları Marmara Denizi’ndeki fayları incelemiş.

Kuzey Anadolu Fayı’nın Adalar kolunda 7 büyüklüğünde bir deprem bekleniyor. 100 yıldır sessiz olan Tekirdağ-Şarköy-Çanakkale hattındaki fay da 6’lık deprem için alarm veriyor.

EN BÜYÜK TEHLİKE ADALAR HATTINDA

Bilim adamlarının 20 yıllık fay ölçümlerine göre en yıkıcı deprem İstanbul’un 8 kilometre açığındaki Adalar kolu üzerinde ve en az 7 büyüklüğünde olacak deniyor.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nden Prof. Dr. Semih Ergintav, İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi’nden Doç. Dr. Ziyadin Çakır ve Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden Doç. Dr. Uğur Doğan’ın yaptığı araştırma, İstanbulluları bekleyen tehlikeyi gözler önüne serdi:

Üç uzmanın yaklaşık 25 yıldır izlediği 100’ün üstünde istasyonun bulunduğu MAGNET (Marmara Bölgesi Sürekli GPS Gözlem Ağı) sayesinde faylar üzerindeki gerilmeler doğrudan gözlendi. Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara Denizi içinde kalan her bir fayı kol boyunca analiz edildi. Bulgular en sıcak noktanın İstanbul kıyılarından 8 Km açıktaki Adalar kolu olduğunu gösterdi.

Son depremin 250 yıl önce (1776’da 7 büyüklüğünde) yaşandığı fayda yıllık 10-15 mm. dolayında deformasyon biriktiği tespit edildi. Yaklaşık 3 metrelik deformasyon birikiminin, büyüklüğü 7 veya üzeri şiddette bir depreme neden olmasının kaçınılmaz olduğu belirtildi. Uzmanlar şanslıysak biriken bu gerilmenin birden fazla depremle ortadan kalkmasının mümkün olduğunu söyledi.

BİR İYİ BİR KÖTÜ HABER”

Araştırmayı yapan ekipten Prof. Dr. Semih Ergintav “en tehlikeli nokta Çınarcık’ın İzmit Körfezi ile başlayan tarafıyla çukurluğun bittiği Küçükçekmece açıkları arasında sonlanan yer. Çınarcık Çukurluğu tek bir fay özelliği de gösterebilir veya da birçok küçük fay da kırılabilir. İstanbul’a bir iyi bir de kötü haberimiz var diyoruz.

Normalde bin sene hiç deprem olmadığı için her an kırılabilir denen Çınarcık Çukurluğu sonrasındaki yerin (Orta Marmara Fayı) gerilme artışı göstermeme ihtimali var.

Bu iyi haber…

Ancak, Çınarcık Çukurluğu İstanbul’a daha yakın, bu da kötü haber.

Çınarlık Çukurluğundan geçen birden fazla fayın üzerinde gerilme artışı var. 8 Km. uzaklıkta bir fay, İstanbul’da binaları, kötü bölgeleri çok fazla etkiler” demiş.

***

TEKİRDAĞ VE BATISI DA ALARM VERİYOR

Artık TEKEL pek kalmadı ama hâlâ Tekirdağ Rakısının damıtılmışı çok lezzetlidir.

Araştırmadaki bir diğer tehlikeli bölge ise yıllık 20 mm. yamulma birikimi olan ve yaklaşık 100 yıldır önemli bir depremin yaşanmadığı Tekirdağ ve Batısındaki Şarköy’den Çanakkale’ye doğru uzanan Ganos bölgesiymiş.

En güzel şarap ve rakı imalatının yapıldığı bölgeler bunlar…

Bölgedeki birikimin 2 metrelik bir atıma neden olabilecek 7 şiddetinin üzerinde büyüklükte bir depremi üretebilecek potansiyelde olduğu tespit edilmiş.

Adalar’ın Batısından Tekirdağ’a kadar uzanan ve deprem tehlikesi en yüksek olarak tanımlanan bölgede sürpriz bir şekilde anlamlı bir deformasyon birikimine rastlanmadı. Ancak sismolojik çalışmalar bu kısımda baskın olan davranışın krip hareketi (hareket ettiği için enerji boşaltan fay) olduğu ve bu bölgenin Marmara’da en az deprem tehlikesi içeren bölge olduğu görüldü.

MARMARA DENİZİYLE İLGİLİ BÜTÜN YAYINLAR ÇÜRÜMÜŞTÜR

Öte yandan konuyla ilgili açıklama yapan İstanbul Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği'nden Prof. Dr. Şener Üşümezsoy farklı iddialarda bulunmuş: “Marmara Denizi’yle ilgili tüm yayınlar çürümüştür. 1999’dan sonra 180 km’lik fay bir seferde kırılacak 7.8-8.1’lik deprem olacak dendi. Yeşilköy’den Gaziköy’e kadar olan 10 km’lik fay kırılabilir, 7.5 şiddetinde deprem olacak tezleri de çürüdü. Yaklaşık 50 km. uzunluğundaki Çınarcık Çukurluğu’ndaki büyük deprem 1894’te 7.4 büyüklüğünde oldu ve gerginliğini boşalttı. Yeni bir deprem için en az 250 yıl gerekir. Ama aynı kırılma Körfez’de 6 metrelik atım yaptı. Onun için bu fayda hiç bir stres yok. 1912’de kırılan diğer fay (Tekirdağ-Ganos fayı) yeniden kırılma için çok uzun süre bekleyecektir. Orta sırtta Arminjo’nun 50 km. dediği, bence yaklaşık 30 Km.’lik fay da 6.5’tan yukarı deprem yapmaz” demiş.

İşte, mütedeyyin bir insan için bunlar İlâhî ikazlardır, benim için ise mânidar tesadüflerdir ama bu âlemde her şeyin bir anlamı olduğunu, hiçbir şeyin boşuna vuku bulmadığına inanırım.

***

Benim en çok güvendiğim bilim adamı Celâl Şengör’dür ve ne demişti hatırlayalım: “Bu deprem olduğunda, Türkiye Cumhuriyeti fiilen biter”.

Benim mütevâzı bloğum, internetteki hosting ücretini ödediğim sürece ayakta kalır ama ölüm kapıyı çaldığında bir süre sonra siber-alanda kaybolur.

Mesela bugün Birgül Annemiz ve Siyavuş Arkanabim” komadalar.

Kuzinim Işıl Yücesoy’u, aradım çok üzüldü.

***

Siyasete hepimiz şuradan veya bulaşmak zaruretindeyiz, mecbur olmasak da.

Zeki Alasya Öte Âleme göç ettiğinde haber olur ama sıradan birisi gittiğinde gazete köşesinde kalır.


Cüneyt Bey'in dil sürçmesi de ilginçmiş! 

Ama eğer bu seçimlerde hayırlı bir sonuç çıkmazsa, hele “aman kokup bulaşmayayım” diyerek rey kullanılmazsa…

Deprem de olursa –ki olacak…

Ayakta ne kalacak?

Orta Anadolu’da bir Küçük Türkistan, esir alınmış Türklük ve perişan olmuş bir vatan.

Daha önceki makalelerimde bölünme planlarından dem vurmuştum, gene de yazacağım.

Ama öldüğüm zaman bile Cumhuriyetin temel ilkelerine sâdık kalacağım.

Bu arada, program bitmeden yazımı bitireceğim: Malumu ilâma devam.

Bugün Kürtçe TV var, daha ne istiyorsunuz?

Allah selâmet versin…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 13.05.2015

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017