Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ANAM BENİM

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2327 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Amasya'da Giriftzen Âsım Bey'in yarı Çerkez, güzel mi güzel son karısından dünyaya gelmiş. Babası Hakk'a teslim olduktan kısa süre sonra annesi de göçmüş ebediyete. Ablası Nimet (Arkan) Hanım toplamış bütün kardeşleri, onlara analık edip İstanbul'a göçmelerini sağlamış ama iki erkek kardeşiyle trende Amasya'dan İstanbul'a giderken üç gün boyunca gözünü kırpmamış henüz 10 yaşındaki Neclâ. Hâlâ babasının girift çaldığı parmaklarını ve onun kucağına uzanışını hatırlıyor; hâttâ geçerken giriftin nağmelerini işiten koyunların durup dinlediklerini de hatırlıyor...

Hepsi çok meşakkat çekmiş hayatta.

Bin bir güçlükle ama şerefle, haysiyetle bütün âile okumuş ve herkes bir şeyler olmuş. Musa Süreyya Bey konservatuvar kurmuş (çoktan vefat etti), Rebiî Bey şimdi ortalarda olmayan bir bankanın reklâm müdürü (şimdilerde o da, oğlu Lemi de çok hasta), Âsım Bey ressam ve müzisyen (taş gibi maşallah), Selâhattin Bey musikîşinas (Işıl Yücesoy'un babası, ALS'den kaybettik epey önce), besteci ve konservatuar hocası, Muazzez (Kurdoğlu) Hanım (tiyatro ve sinema san'atçısı) vs.

Fatma Neclâ Yücesoy ise Çamlıca Kız Lisesi'nde okumuş leylî meccani olarak ve hep sınıf birincisi... Okulunun voleybol takımı kaptanı. "Atlet komple" olarak 5000 metre üzeri hâriç atletizmin her dalında yarışmış ve hep rekor kırmış, hiç ikinci olmamış (mübalâğa yok vallahi de billâhi de). Hârp seneleri olduğu için beynelmilel müsabakalara iştirak edememiş. Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı Kaptanlığı da cabası. Hastalandığında, dertlendiğinde yeterince ilgi görememiş; kim gösterecekti ki?

Sonra hep gönlünde olan tıbbiyeye intisap etmiş ama kör olası parasızlık. Kitaplar, yol ve daha birçok masârif, bütçesi kaldıramamış. Gözyaşları içerisinde hukuk fakültesine geçmiş. Tam orada bir şeyler yapacakken zatülcenp (plörazi) kapıyı çalmış, preventoryumda geçen aylar ve tedaviler.

Sonunda Sümerbank'ta memure olarak hayata atılmış; tahsil yapma lüksü kaçmış bir kere. Orada da hep başarılı, terfiler üst üste.

O aralar babası Rum mezâliminden kaçmış ve erken yaşta göçmüş olan ve gene parasızlıktan dolayı son senesine geldiği tıbbiyeyi imtihanlarına giremediği üç ders sebebiyle  bir türlü bitiremeyip üç kız kardeşine bakmaya çalışan, elinde çantasıyla ilaç mümessilliği yapan yakışıklı ve hitabeti güçlü Recep Doksat'la âşık olmuşlar birbirlerine. Bir gayret tıbbiyeyi bitirmiş Recep Bey. O arada Mehmet Kerem dünyâya gelmiş, Üst Göztepe'deki müstakil evde yaşamışlar. Âilece tren köprüsünden bakıp çufçufları seyredip dumanını solumak en büyük hazları olmuş. Recep Bey fahrî asistanlık yaparken, Mehmet Kerem'in süt parasını kazanabilmek için gazetelerde sıhhat bilgileri köşelerinde yazmış. Arada küsüp ayrılmışlar, sonra barışıp tekrar bir araya gelmişler, arada tekrar küsüp ayrılmışlar sonra gene barışıp tekrar bir araya gelmişler. Bütün bunlarda hep dimdik ayakta durmuş Fatma Neclâ Hanım ve emekli de olmuş.

Seneler geçmiş, tek veletleri olan Kerem'i en iyi okullarda okutmuşlar, sonunda o da tıbbiyeye girmiş ve psikiyatr olmaya karar vermiş. Tamgün yasası çıktığında Recep Bey "ben kaçak et kesemem" deyip basmış istifayı, Adana'dan dönmüşler İstanbul'daki kürkçü dükkânına.

Kerem'in ihtisasının sonuna doğru Recep Bey akciğer kanserinden veledinin kolları arasında vefat etmiş. Fatma Neclâ Doksat Hanım gene dimdik durmuş ayakta. Bu arada sık sık "hastalanıp ameliyatlar yaptırma" marazı iyice yerleşmiş; Munchausen sendromu denen maraz. Tipik olarak, çocuklukta hastalandığında ilgi ve şefkat eksikliği çekenlerin ileride gayrı şuûrî olarak kendilerini hasta pozisyonuna sokup müdahaleler yaptırmaları hâli. 75 yaşındayken ve 2. kattaki evine günde dört beş kere rahat rahat çıkabilirken oğlunu da kandırıp, aynı seansta iki dizine birden protez taktırtmış Neclâ Hanım, ameliyat sonrası beyin kan deveranı bozulunca Parkinson tablosu ve hafif derecede bunama yerleşmiş; üstelik protezler de tutmadığı için ancak yardımla yürüyebilir olmuş. Bu arada Kerem'in yirmi senelik izdivacının nihâyet bulmasına üzülmüş, Neslim'le tekrar dünyâ evine girdiğinde ise çok sevinmiş. Torunu Ayşe Cânan'ı da çok sevmiş.

Gene de vakur ve başı dik, biraz da dik başlı hayatı boyunca olduğu gibi. Ama hep sevilmiş, dostları olmuş. Geçen seneye kadar Çamlıca Kız Lisesi'nden hayatta kalan sınıf arkadaşlarıyla buluşmaya devam etmiş.

Üç sene evvel sol memesinde kanser zuhur etmiş. Ameliyattan sonra "merak etmeyin, bundan ölmezsiniz" denmiş. Mes'ûd olmuş.

Üç senenin hitamında bu sefer de sağ memede çıkmış habis hastalık. Hemen ameliyat ama netice pek güzel değil. Lenfler, hâttâ damar çevresi tutulmuş. Genel durumu müsaade etmediği için radyo- ve kemo-terapi yapamamışlar çok gerekmesine rağmen. Takibe alınmış(!). Yaş 85.

Geçen ayki tomografisinde akciğerde metastaz bulunmuş! Bunu kendisine söylememişler. O da işitmek istememiş zâten; tetkiklere âdeta zorla gider ve "ne gerek var ki" der olmuş. Gene de yüzü gülmekte, morali iyi, notlar alıyor titrek elleriyle.

***

Saat 15:54, birazdan ellerini öpmeğe gideceğiz. Sabırsızlıkla, çocuklar gibi şen bekliyor bizi, Anneler Günü ya. Ellerini öpüp ihtimamla sarılacağım, seneye tekrar olur diye dua ederek. Salı da kardiyologa götüreceğiz; yeni bir ilâç varmış, ömrü uzatıyormuş ama kâlbin sağlam olması lâzımmış. Anam hiç oralı ve istekli değil, ısrar etmesem gitmeyecek. Zamanında en ufak şey için doktora koşan bu kadın, şimdi gönülsüz.

Geçen ay, o da sâdece bir kere, "sıkıldım artık" dedi buruk bir gülümsemeyle ve ilâve etti: "zâten artık gelip giden de çok azaldı, yeter be evlâdım". Tutuldum, "saçmalama" filân diyerek saçmaladım.

Sarılacağım ona, öpeceğim pembe ellerini, o da gene dualar edecek.

Sonra Neslim'le Farklı Bir Gece'ye gideceğiz.

Anam benim, sen de gidince yapayalnızlığımı daha da idrak edeceğim. Ama senden de, pederimden de bir şey öğrendim: Başım dimdik duracağım, biraz da dik başlı ama kimseye aman dilemeksizin, gideceğim gidebileceğim kadar.

Hem, belki bu ilâç iyi gelir, Allah'tan başka kim bilebilir ki?

Anam benim, seni çooook seviyorum.

Mehmet Kerem Doksat , İstinye , 11 Mayıs 2008 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 17 Aralık 2017