Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ANI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1264 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Cerrahpaşa’da asistandım ve sanırım son senemdi; çok koşuşturup bir yandan evde hasta baktığım, sonra Boğaz Vapurunu yakalayıp, A10 otobüsünü yakalardım. Adana’da aldığım Maverick çoktan çürümüştü.

Tek başınayım ve tek nöbetçiyim. Herkes uyuyordu ve kafam karışıktı. Acil Servise de tek başıma gidiyordum.

Bütün psikiyatri servisinde sorunlu hastalar vardı ve aklım da evdeydi bir yandan…

***

Bir Kronik Obstrüktif Akciğer Hastası (KOAH) hayata döndürmek için Yaşam Desteği Ünitesini de hemşirelerin yardımıyla kullanmışım.

Kızım hafif bir soğuk algınlığı geçirmekte, ne de olsa Kış Mevsimi. Atipik Depresyonluların hepsinde de, tıpkı ayıların kış uykusu gibi kötüleşme mevcut. Özellikle psikotik özellikli olanlar aşırı uyumakta, birkaç Şizofreni Hastası ise hiç uyumamış ve hallüsinasyon (varsanı) görüp Tanrı olduklarını söylüyor. O zamanlar böyle vakaların hepsine aynı teşhisi koyardık: Paranoid şizofreni. Sonradan hepsinin Psikotik Özellikli Bipolar Bozukluk olduğunu anladık. Henüz DSM ülkede popüler değildi. ICD ise hemen hiç bilinmiyordu.

***

Alt katta ise, yataklı psikiyatri kliniğimiz vardı. Orada yatmakta olan hastalarımızdan bir tanesi Ayhan Hoca'mızın çok sevdiği bir arkadaşının oğlu olan mütedeyyin, genç bir adamdı. Birden, hemşire tuhaf bir şeyler olduğuna dair bana haber verdi. 

***

Ne olduğunu tam anlamak için alt kattaki serviste hastamızın yanına indiğimde, bir baktım ki Hayrünnisa Hoca ve Merhum Kocası başında durmuş, avuçları okşuyorlar; “tamam, tamam, geçer” diyorlar, ne yapacağımı şaşırmıştım. Hastamızın hanımı da o tarihte gebeydi ve endişeli bir şekilde yanında duruyordu.

Hemen Nörolojiyi aradım ve dâhilî ambulansla hastayı oraya naklettiler. Ben de koşarak yokuş aşağı inip, ikinci kata merdivenlerden çıktım.

***

Nörolojideki nöbetçi personel ve hekimler de şaşkındı. Orada da Beyin Damar Hastalığı olan, Huntington Demansı bulunan birçok hasta yatmaktaydı. Hemen herkes böyle bir hocaya müdahale etmekten çekiniyordu…

O saatte laboratuar da kapalıydı.

***

İkinci kattaki odada üşüşmüştü herkes. Hemşirelerim de elleri ayaklarına dolaşmıştı. Ayhan Hoca’yı aradık. Arabasına atladığı gibi geldi ve hastanın yanağından sertçe okşadı. “Bunu bana babası emanet etti, elimde büyüdü” diye muhabbete başladı ve ilave etti: “Daha profesör olacak”.

Şey, Hocam daha iyi bilirsiniz tabii ki de, durumu Temporal Epilepsi Statusuna (durmak bilmeyen nöbet) uymuyor mu?” diye sordum.

Hastanın her iki kolu ve başı sola dönüyor ve titriyordu. Birkaç kere de kustu. Çok şaşırmıştım çünkü Alkol kokuyordu nefesi…

 

***

Meğer bir hemşire, kapağı açık şekildeki Metil Alkol şişesini masada unutmuş.

Hastamızın nöbetleri ise hep aynıymış: Şuuru kapanır, ayağa kalkar ilk gördüğü şeyden su içer ve akabinde de küfredermiş. O da su zannederek, alkolü dikmiş kafaya! Allah’tan başka bir şey olmamış çünkü kör olabilirdi, hattâ ölebilirdi. Çünkü Metil Alkol çok zehirli bir maddedir.

***

Neyse, iş geldi damardan Diazem (Diazem Ampul 10 mg) yapmaya ama bir türlü bulamıyoruz. Ayhan Hoca “yap şunu kalçadan” deyince, kerhen de olsa ve biraz endişeyle, kendi ellerimle enjektörü sapladım ve 10mg enjekte ettim.

Hasta hemen uyudu ve herkes yerine döndü.

Ben de asistan odasında tavşan uykusuyla öylesine kaldım.

***

Ertesi gün bir baktım ki hastamız çok iyi ve herkese uğrayıp teşekkür ediyor ama hiçbir şey hatırlamıyor.

Birkaç muzip asistanla beraber “Allah içirdi” diye gülüştük.

***

Dindar, mütedeyyin veya her ne ise…

Böyle insanların fenomenolojik açıdan Temporo-Limbik Sistem ve Amigdala dediğimiz bölgelerinin aşırı çalışmasına dair önemli bir gözlemim olmuştu.

***

 

Hâlâ aradığım az sayıda Cerrahpaşalı kaldı. Onların başında da Prof. Dr. Musa Tosun yer alır.

Mine, Reha ve diğer pek çok meslekdaşımla da dostluğumuz sürmekte…

Saygım ve Sevgimle

Mehmet Kerem Doksat

Tarabya - 19 Eylül 2015 - Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017