Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ARABESK

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3154 kez okundu
  • 4 yorum
  • Yazdır

Kültür (culture: hars) kelimesinin köklerine indiğinizde, Lâtince "cultura"yı yakalarsınız. Bu hem "ziraatte bitkilerin yetiştirilme usûllerini" anlatan hem de "bilgi ve hayat tarzı birikimi" anlamına gelen bir kelimedir.

Bu, müzik filân değildir!

Hâlâ da tıpta bu anlamıyla kullanılır malûm: Bakteri veya virüs kültürleri gibi. Homo sapiens sapiens'in tekâmülü (evrimi) süresince, gezgin-avlayıcı (avcı-toplayıcı) topluluklardan yerleşik ve ziraatle uğraşan câmialara geçişin seyahatini çağrıştırır.

Atalarımızda yerleşik düzenle beraber güneşin doğuşu ve batışı, mehtabın dönüşümleri, mevsimlerin seyri gibi konularla ilk bilim-öncesi ilgilenişler filizlenmiş, bu vesileyle de politeizmden monoteizme sürecek dinî öğretiler seyahati başlamıştır.

Kültün kültüre istihâlesi kolay iş bir değildir; kendi arketiplerini imâl ederek, asırlar hâttâ yüz bin seneler zarfında teşekkül eder bir kültür.

Doğal ayıklanma ve yok olup gitme sürecine mağlup olmayan kültürler, kendi iç evrimlerini sürdürebilen ve negantropi yapabilenlerdir.

Bu süreç içerisinde de Darwiniyen değil, Lamarckiyen adaptasyonlar tâyin edici rol oynar: Rüzgârı geri estiremezsen, yelkenini ona göre ayarlamalısındır.

Gazali'nin içtihad kapısını kapatmasıyla tükenişe geçen İslâm dünyâsında yer alıp da, Doğu ile Batı arasında mevzilenmiş tek ülke Türkiye'dir ve Gâzi'nin inkılâplarıyla kültürel bir sıçrama yaparak, hayâlî bir karadeliğe girip öbür uçtan çıkmıştır.

Arap'ın devesinden inip Garb'ın trenine binme seyahati sırasında kantarın topuzu bâzen kaçmıştır.

Senelerce hâlis Türk-Osmanlı mûsikîsi yasaklanınca, türkülerin ''kesmediği'' kasabalı ve şehirli câmianın arayışlarına Arap şarkılarına yazılan Türkçe sözlerle uydurulan bir kült hâkim olmuş, kapıdan kovulan Arabizm, bacadan ve sui generis sehven girmiştir.

Batı'da haysiyetli bir müzik tarzı olan "Arabesque" bizde anominin, yozlaşmanın, kayboluşun hüznüdür.

Hüzün on senelerdir yapılan hatalar ve basiretsizlikler zinciri sonucunda varoşları doldurdu, azınlıkta mevzilenerek çoğunluğa tahvil oldu.

Müstevlî ve habis bir kültürel ''mem'' hâlini aldı. Seçim sistemi azınlığın çoğunluğa rağmen iktidara gelmesine müsaade ettiği için, şimdi de muktedir oldu.

Müslüm Baba vefat etti, Allah rahmet eylesin de... Bu memlekete ne kattı?

Hiç, jiletçi, façacı dejenere antisosyallere babalık yapmıştı!

Cenazesinde ağaçlara tırmanan hominidler çok üzgündüler.

Bu arada, Orhan Baba da hemen ortaya çıktı, kendine sahada yer kaptı!

Onun hominidleri de çok perişandılar.

Fazıl Say'ın çocukça ama samimi öfkesini hatırlıyorum ve artık "haksızmış" diyemiyorum.

   Ya evrimleşecek, sevineceğiz ya da devrilecek, gene on sene kaybedeceğiz.

      Allah sonumuzu hayreylesin!

Mehmet Kerem DOKSAT

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Özgür Pazartesi, 11 Mart 2013

    ?

    Hocam, Orhan Gencebay'ın yukarda paylaştığınız videosunun altına "Bu müzik filan değildir" yazmışsınız. Sizce bir melodiyi müziğe dönüştüren şey nedir? Bu parçayı müzik olmaktan çıkaran sözleri midir? Arabeski avrupada haysiyetli kılan nedir peki, kullanılan sözler mi?
    Bunun haricinde; anomi, yozlaşma ve kayboluşun hüznünü yaşayan insanların duygularını müzikal olarak ifade etme şekli bu ise, bu doğal süreci nasıl yadsıyabiliriz? Bizdeki arabesk ile ispanyol flamenko ifade biçimi olarak benzemiyor mu?
    Özetle benim anlamaya çalıştığım, hepsi notalardan teşekkül melodilerin bazısını müzik, bazısını "müzik değil" yapan nedir?
    Saygılar...

    MKD: Buna lâyıkıyla cevap vermek için ayrıca bir makale yazmam icap eder Şimdilik şu kadarını ifâde edeyim: Batı'da da yaygın olarak kullanılan koma sesler, bilhassa Bach'tan sonra tam ve yarım seslere göre düzeltilmiş ve diyatonik majör, minör gamlar ve çokseslilik gelişmiştir. Türk-Osmanlı Musikîsi'nde ise tam bir sesin dokuzda birini teşkil eden koma sesler kullanılmaya devam edilerek başka ve muhteşem bir paradigma gelişmiştir. Bu "Arabesk" denen ucûbede ise bu her iki sistem iç içe kullanılarak, hassas kulakları perişan eden bir absürdite ortaya çıkmıştır. İlk dönem Flâmenkocular, gitarın telini sol elle gererek koma ses kullanırlardı ve basit ama güzeldi. Ara nesildekiler aynen bizdeki Arabeskleşmeyi yaşadılar ve yaşattılar. Onlar da terbiyeli kulakları perişan eder. Saygımla...

  • Misafir
    Özgür Pazartesi, 11 Mart 2013

    makale

    Hocam, her iki sistemin iç içe kullanılması müziğin yapısındaki matematiğe aykırı bir durum mu yaratmaktadır? Ortaya çıkan sentezin hassas kulakları perişan ettiğini söylemişsiniz. Bu durum o kulakların belli bir müzikal yapıya, belli bir nota sistematiğine alışık olmasıyla mı ilgilidir; yoksa o müziğin objektif mânâda kötü olmasından mı kaynaklanır?

    Gerçekten ilginç bir konu. Aslında arabesk sevenleri hominid olarak nitelemeniz daha da ilginç kılıyor konuyu. Çünkü; durumu, insanın evrimsel gelişimiyle ilişkilendirecek kadar önem arz eden bir noktaya çekiyorsunuz. Meselâ benim müzik türleri arasında belli bir tercihim yok. Kulağıma hoş gelen her tür müziği dinliyorum. Metallica'dan Bach'a, Paco'dan Freddie Mercury'e, Neşet Ertaş'tan Sezen Aksu'ya ve enstrümantal olan parçalara kadar çok geniş bir yelpazem var. Benim de kafama takılmıştır zaman zaman; acaba sadece belli bir müzik türünü sevenlerle benim farkım nedir? Bu konuda beni eksik kılan bir şey mi var? Gusto fakiri miyim?
    Bu konu çok enteresan bir konu. Keşke bir makale yazsanız hocam konuyla ilgili.
    Saygılarımla....

    MKD: Eğitiminizin yetersiz olduğu belli. Mozart'la ilgili makaleme bakınız lûtfen. Bâzı şeyler doğuştan birer "hediye" gibi getirilir. Buna natür denir ama nurtür ve kültürle beslenmezse güdük kalır ve inkişaf edemez.

    Saygımla...

  • Misafir
    Özgür Salı, 12 Mart 2013

    Natür

    Hocam, kişi belli bir müzik kabiliyetiyle doğuyor. Herkeste çok hassas bir kulak olamaz. Nurtürel ve kültürel anlamda da yetişilen çevre itibariyle farklılıklar söz konusu. Neticede kişi belli bir müzik zevkine sahip oluyor. Sonra kimisi klasik müziği bir işkence olarak değerlendirirken, kimisi başka bir tür için benzer yorum yapıyor. İmdi, burada objektif olarak değerlendirme yapabilmek için elimizdeki a priori bilgi nedir? Yoksa müzik zevki, kulak alışkanlığından ibaret sübjektif bir olgu mu?
    Saygı ve sevgiler...

    MKD: Bu sorularınıza yeterince cevap verebilmiş olduğumu düşünüyorum Sayın Ö.

  • Misafir
    Özgür Cuma, 15 Mart 2013

    Zevk

    Hocam, müzik bir keyif ve zevk meselesi değil midir? Bu açıdan da sübjektif bir değerlendirmenin konusu olması gerekmez mi?
    "de gustibus non est disputandum"
    Zevk ve keyfin alanına giren konularda tartışılamamasının nedeni, tartma işleminin niceliksel bir eylem olmasıdır. Oysa ki; zevk ve keyif nitelikle ilgilidir ve ölçülemez. Kişinin dinlediği melodiden aldığı keyfi ölçemeyeceğimize göre, müziğin kalitesinin de sübjektif yanından bahsedebiliriz. Bu açıdan, müziğin matematiksel yapısıyla ilişkili objektif doğasına rağmen, kişiye verdiği hazzın, de facto olarak daha önemli olduğu kanaâtindeyim.
    Siz ne dersiniz hocam, zevkler ve renkler tartışılabilir mi?
    Saygılarımla

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 28 May 2018