Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ÂRAFTAKİ BİR SAN'ATÇI: HASAN CİHAT ÖRTER

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 4528 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

Sevgili okuyucular, öncelikle bu satırları tamamen kendisinin talebi ve müsaadesiyle yazdığımı bilmenizi istiyorum. Kimin mi? Başlıktaki ismin, yâni Hasan Cihat Örter'in. Aşağıdaki e-mektubu (elektronik posta mesajını) bana yolladı; ben de ona kaç zaman önce yazmaya söz verdiğim yazımı klavyeye alıyorum. Kendisini görmemişseniz, aşağıdaki fotoğraflarından cemâli ve cevheri hakkında intibâlarınız oluşur sanırım:

Önce hiçbir noktasına dokunmadan e-mektubu sunuyorum (benim yorumlarımla karışmaması için onunkileri maviye boyuyorum ve ne imlâsıyla, ne de lisanıyla oynadım):

KÜLTÜREL VE MÜZİKAL AYDINLANMA ÇAĞRISI
''KÜLTÜR'' ve ''SANAT'' FESTİVALLERİNDE NE YAPILMAK İSTENİYOR....!

Siz değerli ''GÖNÜL DOSTLARIMI'' ''KÜLTÜR'' ve ''SANAT'' festivallerinde bizlere sunulan popüler kültür ve popüler müziğe hayır demeye çağırıyorum.. Müziği sadece eğlenceden ibaret kabul eden, sanat etkinliği adı altında popüler kültür ikona''larını, gerçek sanat ve bu toprağın müziği yerine içi boşaltılmış sanat ve kültür festivallerini bize sunan dostlarımızı eleştirmeye çağırıyorum. Ülkemizdeki medya ve müzik yozlaşmasının getirdiği yeni ve yabancı değerlerle halkımız "gerçek değerlerini, sanatını, kültürünü, sanatçılarını, kendi gerçeklerini? tanı(ya)mamaktadır. Kendisine her sunulanı "sanatçı? olarak algılamaktadır.Oysaki sanatçı sıfatının arkasında rezillikler, ahlaksızlıklar ve edepsizlikler teşvik edilmekte ve bizlere örnek olarak sunulmaktadır.Böyle bir ortamda estetik zevkimiz, kültürümüz , değerlerimiz bize yabancı ve uzak değer yargılarıyla değiştirilmektedir.Kendi tarihini kültürünü bilmeyen, değerlerinden kopuk, dilinin, kültürünün, değerlerinin farkında olmayan bir gençlik yetişmektedir. Küreselleşen günümüz dünyasında kültürler ve medeniyetler birbirlerinden etkilenmekte hakim kültür ve medeniyetler diğerlerini tahakkümü altına almaktadır. Avrupa Birliğine girme çabamız( ki bence bunun mücadelesi verilmelidir) kültürel bütünlüğümüzü kazanmadığımız kültürel aydınlanmamızı gerçekleştirmediğimiz sürece bizim için bir hüsranla sonuçlanacaktır. İstanbul''un ''2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti'' seçildiği bu günlerde kendi kültürel değerlerinin daha iyi tanıtıldığı ve anlatıldığı bir Türkiye''mizde ''Dünya Kültür Başkenti'' olmaya aday, yüzlerce ilin ve ilçemizin kendi değerlerine sahip çıkmasını ve bunları uygun platformlarda dile getirmesini önemsiyorum. Siz değerleri inisiyatif sahibi dostlarımdan bilimde, sanatta, kültürde, şiirde, edebiyatta, hatta, ebruda, resimde, mimaride, kendi değerlerimizin festival ve etkinliklerde öncüllenmesini, sadece eğlenceden ibaret popüler kültür ikona''larına prim verilmemesini canı gönülden istirham ediyorum. Ülkemizde yaşanan müzikal yozlaşmaya kültürel dejenerasyona karşı kültür ve sanata gönül verenlerin, bilim adamlarının, inisiyatif sahibi siyasilerimizin, eğitim ve öğretim görevlilerimizin, ve ülkemizin aydınlık yarınlarını emanet edeceğimiz ve bir dip dalga gibi gelen büyük bir umutla beklediğim üniversite gençliğimizin, hatta sorumluluk hissi duyan herkesin Türkiye'de yaşanan bu gerçeğe karşı ''müzikal ve kültürel aydınlanma'' mücadelemde yanımda olmaya davet ediyorum. ''Sanatçı toplumun dilidir''... tüm sanatçı dostlarımı toplumun dili olmaya davet ediyorum. Yanlışlıklar karşısında üstümüze düşen sorumlulukların bilincinde olmamız gerektiğine ve doğrular için halkımız adına mücadele vermemiz gerektiğine inanıyorum. Bize ''gerçek sanatçı'' payesini veren halkımıza karşı birikimlerimizin paylaşılmasının ''Sırça köşklerde kabuğuna çekilmekle'' olmayacağını hatırlatmak istiyorum. Allahaısmarladık, Hoşça kal, dostça kal, Eyvallah, Güle Güle, yerine bye bye diyenler çav çav diyenler sizi rahatsız ediyorsa, Tarhananın yerini hamburgerin çizburgerin alması canınızı sıkıyorsa, tele volelerin, gelin kaynanaların, biri bizi gözetliyorların, pop starların bu ülkenin kültür değerleriyle örtüşmediğini düşünüyorsanız aynı mücadeleyi yapıyoruz demektir. Kendi kültürümüzden uzaklaştığımızda kendimiz olmaktan çıkıyoruz. Bir milleti millet yapan kültürüdür, medeniyetidir, sanatı ve dilidir. Konfüçyüs diyor ki ;?bir milletin dilini bana verin size ayrı bir medeniyet yaratayım?.Toplumdaki bozulma önce dilde başlıyor. Sokaklardaki yabancı isimler dolaşmaya başladığınızda sizde Londra''ymışsınız hissi uyandıracak. Benim genç kardeşim bir tişört gıymış- muhtemelen anlamını bilmiyor /çünkü bilse küfür içerikli yazılı tişörtüyle dolaşmayacak. güler misiniz ağlar mısınız? Dünyanın 100 e yakın ülkesinde konserler vermiş, sanatıyla ülkesini temsil etmiş, 2000 e yakın beste 200 e yakın belgesel ve film müziği, 21 albüm yapıp 9 kitap yazmış, 20 ye yakın enstrümanı virtüözite derecesinde çalan, Sony İnternational ve EMI gibi dünyanın saygın firmalarına yaptığı albümlerle ilk Türk sanatçısı olarak girmiş bir kardeşiniz olarak beraberce yapabileceğimiz çok şeyin olduğu inancındayım.

Hasan Cihat Örter
Besteci, Gitarist,Aranjör,Yazar
Uluslar arası Müzik Sanatçısı

www.hasancihatorter.net

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Şimdi de yukarıdaki web mekânındaki mesajı aynen kopyalayıp pastalıyorum (gene ne imlâsıyla, ne de lisanıyla oynadım):

HASAN CİHAT ÖRTER (Composer, Guitarist, Arranger) 

ULUSLARARASI MÜZIK SANATCISI 

24 Ekim 1958 yılında İstanbul'da doğdu. Çok küçük yaşlarda harika çocuk olarak piyano ve keman ile tanişarak müziğe basladi. Daha sonra 5 yaşında klasik gitar ile tanışti ve ilk ciddi derslerini 7 yaşında Prof. Antonio Doumesitch'den aldı ve bu derslere 5 yıl devam etti. Bu arada Jazz gitar ile de ilgilenmeye başladı ve 12 yaşında küçük orkestralarda çalarak profesyonel oldu.

Üsküdar Musiki Cemiyeti'nde Emin Ongan'ın Türk Müziği Derslerine katıldı, makam ve nazariyat dersleri aldı (1970-1972). Bağlama üstadı Şemsi Yastıman ile Türk Halk Müziği araştırmasına yönelik çalismalar yaptı ve bağlama üzerine sentezler geliştirdi. Lise eğitiminden sonra Boston Üniversitesi Berklee Müzik Akademisi''nden burs kazanarak Amerika'ya gitti "New Talend Of Succes" (1976 - 1979) Buradaki Kompozisyon ve Armoni derslerini tamamladıktan sonra dört yıllık okulu iki yılda üstün derece ile bitirdi ve Okulun isteğiyle Prof. Gordon Delamont''un ögrencisi olarak Belçika Kraliyet akademisi Liege Konservatuarı''nda Yüksek kompozisyon dersleri aldı (1979-1980) burada Türk müziği üzerine master ve doktorasini yaptı. (Türk müziği çok sesli denemeler.) Tezleri kitap olarak sunuldu. Istanbul Teknik Üniversitesi Ve Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarları Rektörlüklerince; TÜRK MÜZIĞİNE HİZMET ETMIŞ ÖNCÜ BÜYÜKLERİMİZ ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLMÜŞTÜR. 

Ülkesine vatani vazife dolayısıyla döndü ve daha sonra burada Büyük orkestra çalısmaları ve stüdyo çalısmalarında bulundu. (Festival, Eurovision Orkestralari). Bu arada reklam, belgesel film ve tiyatro müzikleri yapmaya başladi. 1989 yılında kurulan Kent Orkestrası''na kadrolu sanatçı olarak girdi ve 8 yıllık hizmetten sonra kendi isteği ile ayrıldı (1998). 

1994 yılında Dr. Ahmet Kurtaran'ın ricası üzerine Modern Folk Üçlüsüne girdi, orada gitar çalıp vokal müziği yaptı ve bu grubun aranjörlüğünü üstlendi. 1995 yılında da Amerika da Uluslararası Houston Jazz Festivali''ne bu grup ile katıldı. Harbiye Açık Hava Konseri ve (MFÜ. 1996) Ayni Grup ile 7 Şehirde Konserlere katıldı. Aynı yıl Uluslararası Akbank Jazz Festivali''nde grubuyla çaldı (1995 Ak sanat Kültür Merkezi). 

Kıbrıs 1. Girne Altın Zeytin yarışmasında Beste ve Şarkıcılık dalında 1. oldu. ve 1993 yılında ilk albümü olan ANADOLU EZGİLERİ KLASİK GİTARA ADAPTASYON'u çıkardı (Kent Plak -EMI). Bu albüm INSPIRATION serisinden bütün dünyada satılmaya başladı ve Sanatçı, dünyanın en büyük plak firmalarından E.M.I Klasik kataloguna girdi ve ALTIN PLAK aldı. Bu kompozisyonları daha sonra araştırmalar ve denemeler halinde kitap olarak çıkardı. (Hayatım Gitarım ve Müziğim 1995 Pan Yayıncılık). Bu kompozisyonların tamamı 2000''e yakındır. Daha sonra tüm dünya kadınlarına ve çalışan kadınlara adadığı KADIN''IN SENFONİLERİ albümünü yaptı. (Kent Plak 1995). 1996 yılında MODERN FOLK ÜÇLÜSÜ İSTANBUL ŞARKILARI albümünü yaptı. (Yapı Kredi Kültür Hizmetleri) . 1997 yılının sonunda RE-FORMATION (TÜRK MÜZIĞİ SAZ ESERLERİ NEW-AGE) albümünü yaptı. 1997''nin sonunda bu albümün Landon Southern Cross stüdyolarından re-mixi çıktı. 6.Albüm, (INSPIRATION RE-MIX). Sony Music European Catalogue''a girdi. USA Bill board dergisi Hasan Cihat Örter' i albümleri 30 ülkede satılan ilk Türk Sanatçısı ilan etti. Türk Jazzında birinci sıraya koydu (1998). 1999'da, MEKTUP FİLMİ SAUND TRACK (1998 RAKS), RE-FORMATION 2 (ANADOLU ESİNTİLERİ NEW-AGE/Sony Music) albümleri bütün dünyada satışa sunuldu.

AŞK VE HÜZÜN (Ezgi Medya-2002). GİTARIN SESSİZ ÇIĞLIĞI (Genç Müzik 2003), (öğrencisi Yavuz ÇETİN'in anısına), İKİ DERVİŞİN AŞK YARASI (Seyhan Müzik 2004), İSTANBUL''DA MODERN OYUN HAVALARI (Seyhan Müzik 2004) albümlerini yaptı. Bütün dünyada sevgi barış ve hoşgörünün hakim olması temennisiyle yaptığı, DÜNYANIN GÖZYAŞLARI ''EMI'' den ÜSTAD mahla'sıyla (2004) çıktı. En çok sevilen eserlerinden oluşan KLASİKLER 1-2-3 ve Şimdiye kadar yaptığım 18 albüm ve 2000 e yakın bestemin içinde en muhteşem olanı diye nitelediği the humanity: Symphony Of Kabe And Hicret'' albümü sanatçının kendi firmasından çıktı. 2005 yılı sonunda sözlerini Akın Ok''un yazdığı 13 eserden oluşan SENDEN YANAYIM (Artvizyon) albümünü ile dinleyicilerinin karşısına çıktı. 2006''da perdesiz gitar eserlerinin yer aldığı FRETLESS SONGS albümü ve HERKES GİTAR ÇALABİLİR adlı 2 vcd ve 1 kitapçıktan oluşan görsel eğitim seti sanatseverlerle buluştu. 

"Bizim Sazımız - Bizim Cazımız, Ne Var ? Ne Yok ?" TRT programına orkestrasıyla canlı müzik yaparak katıldı. Sürgündeki Devlet, Menderes, Kızıl Güneş, Sultan Galiyev, DÜNDEN BUGÜNE (TGRT), KIBRIS BELGESELİ (SHOW TV), KIBRIS BELGESELİ SOUND-TRACK CLIP, CUMHURİYET BELGESELİ, OSMANLI''NIN DOĞUSU (TRT 2), FATİH VE FETİH (TRT 1), DOĞDUĞUM TOPRAKLAR (TRT), SON TANIKLAR (TRT), SUMMER UNIVERSITY 2003-ISTANBUL TANITIM MÜZIKLERİ (42 ÜLKE-72 ŞEHİR)... gibi 200''e yakın belgesele özgün ve jenerik müzikleri yaptı. Cemal Reşit Rey Gençlik Festivali, Uluslararası Gitar Festivali (C.R.R. Ocak 2001, 2002, 2003, 2004, 2005) İstanbul Müzik Şenliği, 1995 Akbank Jazz Festivali gibi birçok uluslararası festivalde çaldı.

TRT 2''de MÜZİK VE BİZ adlı programı hazırlayıp sundu. Program 4 yıl sürdü. Aynı zamanda STV'' de 3 yıl canlı olarak benzeri daha önce yapılmamış "GECEYİ ÖRTEN MÜZİK" programını yaptı. Amcası Rembetiko uzmanı Erol ÖRTER (Buzuki Erol) ile BUZUKI EROL-EROL ÖRTER adı altında piyasaya sunulan kitabın hazırlanmasına katkıda bulundu ve rebet şarkılarını aranje etti, notasyonladı. Sanatçı yapmış olduğu sanatsal çalışmalarla 3000 e yakın ödül almıştır.

İKİ SATIRLIK ŞİİRLER (Birun Yayinevi-2000), SANATÇI (Bemol Müzik 2002), SAZ ESERLERİ (Bemol Müzik 2003), MÜZİKLE TEDAVİ VE ARAŞTIRMALAR (Bemol Müzik 2003), ANADOLU'DAN KLASİK GİTAR ÇEŞİTLEMELERİ (VCD'li) (bemol muzik 2004), doktara tezi olan MÜZİK ve TERAPİ (CD''li) (Mephisto, 2005) Hasan Cihat Örter ' in önemli kitaplarıdır.

Ayrıca sanatçının TCDD DEVLET DEMIR YOLLARI BESTESİ, TRAFİK CANAVARI İLE MÜCADELE DERNEĞİ BESTESİ, POLİS KOLEJİ MARŞI, ELAZIĞ 8. KOLORDU MARŞI, BEŞIKTAŞ SPOR KLUBÜ MARŞI, ÜSKÜDAR BESTESİ, ÜMRANİYE BESTESİ, TC 80. YIL MARSI, ÖZTÜKLER MARŞI, ORDU GİTAR FESTİVALİ BERTESİ, ORDU İLİ BESTESİ, ŞİLE BESTESİ gibi marş besteleri de vardır.

Bandırma Belediye başkanlığınca "FAHRİ HEMŞEHRİLİK BERATI" verilmiştir. Yine Türkiye''de ilk defa "FAHRİ AVUKATLIK BELGESİ" alan sanatçıdır. Belge Ordu baro başkanı Sn. Av. Kenan Çebi ve Ordu Barosunca kendisine sunulmuş, Ordu valisi Sn. Kemal Yazıcıoğlu tarafından avukatlık cüppesi giydirilmiştir (2005).

Sanatçımızın adı yaşarken sokağa verilmiştir. Oturduğu Üsküdar Salacaktaki "ISKELE ARKASI SOKAK" adı değiştirilerek, "BESTEKAR HASAN CİHAT ÖRTER SOKAĞI" olmuştur. (Üsküdar Belediye Meclisinin 4. Seçim Dönemi 5. Seçim Yılı 1. Olağan Toplantılarının 25.06.2003 günü 7. Birleşimince okunarak komisyondan geldiği şekli ile kabülüne oybirliği ile karar verilmiştir.)(İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin, 4. Seçim Dönemi, 5. Toplantı Yılı, Temmuz Olağan Toplantılarının 01 Ağustos 2003 tarihli 9. birleşiminde okunarak; Raporun aynen ve Oybirliği ile kabulü kararlastırılmıştır. Ali Müfit GÜRTUNA, Büyükşehir Belediye Başkanı.)

Sanatçı A.B.D., Rusya, Hollanda, Belçika, İngiltere, Fransa, Yugoslavya, İspanya, İtalya, Almanya, Hindistan, Azerbaycan, Afganistan, Japonya, Çin, Hindistan ve Kıbrıs gibi pek çok ülkede konserler vermiştir.

Bestelerinin aranjörlüğünü de kendisinin yaptığı sanatcımız aynı zamanda eserlerindeki bütün enstrumanların icracısıdır. Ülkemizde daha çok gitarist olarak bilinen Üstad Hasan Cihat Örter bütün enstrumanları virtiözite derecesinde çalabilmektedir.

Halen çalışmalarını Üsküdar salacakta müzeye çevrilen ve aynı zamanda home studio olan evinde yürütmektedir. Üstad Hasan Cihat ÖRTER Yurtdışı ve yurtiçi konserlerinden vakit buldukça; ülkemizdeki müzikal yozlaşmaya, magazinel medyaya, tele-voleye, kültürel dejenerasyona karşı "Müzik ve Aydınlanama" seminerleri vermektedir..

***

Görüldüğü üzere, bu virtüözün ciddi bir lisan virtüözüne ihtiyacı var!

Hasan''ın konserine gittik bir ay kadar önce karım Neslim''le beraber. Altunizâde Belediyesi''nin Sanat Merkezi''nde protokolde yerimiz ayrılmıştı karımla bana. Giriş ücretsizdi. Kendisini hep televizyonda seyretmiştim, tanışıp ahbap da olmuştuk ama ilk defa sahnede, canlı kanlı seyredecektim ve Allah için, epey heyecanlıydım.

Önce mekân şaşırttı bizi. Havasız ve sıcaktı, arada çalıştırılan küçük klimalar salondaki kalabalığın hava kirliliğini bertaraf etmekte yetersizdi. Sonra da dinleyiciler şaşırttı. Kadınların hemen hepsinin tesettüre uygun giyinmiş olduklarını, erkeklerin de aynı tâifeden olduğunu fark ettik. Önlere doğru düşe kalka gittik ve yerimize otururken ilginç kıyafetli, diğerlerinden farklı bir hanımefendi "hoş geldiniz hocam" diye kollarını açarak bana doğru geldi ve yanaklarımdan bus eyledi; "ben artık Reiki üstâdıyım Allah''ın izniyle" dedi ve bizi yerimize oturttu. Vallahi patlıcan oturtması gibi de olduk. Neslim şık bir dizüstü etek giymişti, ben de "casual sport" takılmıştım; felâket sırıtıyorduk yâni! Önce, televizyonlarda dinlediğim müziğin dinleyicisi bu insanlar mıydı, sonra da bu kadar sıcak ve havasız bir ortamda nasıl gitar çalınır, nasıl teller akort tutardı (meselâ John Williams 21 C°'den soğuk, 24 C°'den sıcak ısıda konser vermez)! Neyse, bekleyip görecektik. Gâliba iman gücüyle bunları aşacaktı.

Programda belirtilenden epey sonra sahneye çıktı Hasan. Nev-i şahsına münhasır kıyafeti ve duruşuyla sahnede devleşti ve alkışlara "Eyvallah" diyerek ve derviş selâmıyla mukabele etti. Parmaklarında sanırım gümüş yüzükler vardı. Tecessüsüm her an daha da artıyordu; ne olmaktaydı, ne olacaktı!


Önce uzun bir "intro" yaptı. Kendisinden sürekli olarak "Fakir Üstâd" diye bahsediyordu. Yâni kastettiği (tabii ki şuûröncesi olarak) biraz paraya ihtiyacı olduğu mu diye düşünmedim değil. Hangi mantıkla bir insan kendisini mânevî mânâda hem "fakir" hem de "üstâd" olarak görür diye düşünmenin âlemi hiç yok bu arada. Hasan Cihat düşünüyor işte; herkes de kabûllenmiş ki çılgıncasına alkışlıyorlar.

Daha sonra aldı gitarı eline. Belli teknikleri çok iyi, özellikle kalından inceye çok hızla çıkıyor, akorlara çok hâkim. Tonaliteye de öyle, pek az hatalı akorunu işittim konser boyunca. Fakat Hasan' ın çaldığı gitarın adı yok! Flâmenko desen değil, klâsik desen hiç değil, caz desen değil, folk ise zâten değil de değil. Sağ eli sol eline göre oldukça zayıf ve sesin rengini çok zorluyor. Gereksiz pizzicatolar, bâzen de çok sert apuoyandolarla basıyor tellere. Gitarı tepesine çıkarıp bakmadan yaptığı legadolarda ise sol eli müthiş.

Bu arada, salona girmek çıkmak serbest; ayakta kalan ve muhtemelen çoğu üniversite talebesi olan gençleri sahnede yerlere çöktürüyor Hasan ve hem sürekli kendini överek, hem de bol konuşarak gitarına devam ediyor. Bu memlekette değerinin bilinmediğini ve bütün Batı âlemi kendisine hayranken, popülist medyanın kendisinin hakkını vermediğini söylüyor ve türbanlı, kotlu dinleyiciler çılgınca alkışlıyorlar; "peki bu ne? diye aklımdan geçmiyor değil.

Elektroniğin verdiği imkânları sonuna kadar kullanıyor. Klâsik müziğe alışkın kulaklarım zaman zaman uğulduyor ve sıkılıyorum. Aynı temalar elektronik oyunlarla sürekli olarak tekrarlanıyor. Zâten bestelerinin çoğu birbirine benziyor, sanki tema ve varyasyonlar gibi, belki de öyle bir tarzı kendisi uygun görüyor. Arada klâsik tarzdaki birkaç bestesi gerçekten çok güzel, büyük keyifle dinliyoruz.

Sonra bir Klâsik Türk Musıkîsi üstâdı salonu teşrif ediyor; programı müsait olmamasına rağmen Hasan'ı kırmamış ve gelmiş, hemen akabinde de şehirlerarası seyahate çıkacakmış. Hasan "ben Flâmenko''yla size refakat edeyim, siz de güzelim sesinizle bir gazel okuyun üstâdım" diyor. O da kırmıyor. Üstâdın (Türk Musikîsi'ninki olanı) sesi de, üslûbu da, yorumu da muhteşem ve dakikalar geçtikçe coşuyor, şahlanıyor ve. Hasan gitarıyla eşlik etmeye başlıyor; son senelerde çok moda olan Flâmenkocu ile İlâhîci-Gazelhan atışmalarına özeniyor belli ki. Ama olmuyor, çünkü Hasan Flâmenko çalamıyor. Çaldığı Flâmenko'dan mülhem ama asla o olmayan bir şey. Zâten, Doğan Canku ve Pepe Romero da dâhil, İspanyol Çingenesi olmadan lâyıkıyla Flâmenko çalınabileceğini düşünmüyorum. Meselâ Doğan Canku'nun tekniği çok iyi, enstrümanına son derecede hâkim ve sâdece gitarı virtüözite seviyesinde çalıyor (bunda bile şahsî bir iddiası yok) ama asla bir Montoya, Sabicas veya Paco de Lucia değil; olamaz da! Bağrı yanık ozan olmadan saz öyle sâhici çalınabilir mi? Bu da onun gibi bir şey.

Bu arada, Paco'nun yorumundan Rodrigo'nun ünlü Aranjuez konçertosunu dinlediğinizde, eğer klâsikçi olarak kulak kabarttıysanız isyan edersiniz ama özgün bir yorum meraklısı yâhut Flâmenkocuysanız "helâl olsun" dersiniz. Aklıma takılıyor, medyanın her plânda mahvetmekte olduğu müzik dünyamızın kurbanı olmamakta sebatkâr bir şekilde kararlı iki üstâdın daha web mekânlarını ziyaret ediyorum: Doğan Canku ve Fatih Erkoç.

Doğan Canku'nun web mekânı oldukça mütevâzı: http://www.dogancanku.com ile girince gene hiç dokunmadan kopyalayıp pastaladığım şu yazı çıkıyor:

Doğan Canku'nun cemâli ve cevheri hakkında intıbâlarınız oluşur diye gene onun web mekânından bâzı resimlerini pastalıyorum (bu arada, Hasan Cihat ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafını en azından ben göremedim):

Doğan Canku1947 yılında Kütahya'nın Tavşanlı kazasında doğdu. Henüz konuşmayı dahi bilmediği 2,5 yaşında EY DÜN DAN adlı ilk bestesini yaptı. İlk müzik nosyonlarını amatör bir müzikolog olan babası Şeref Canku'dan aldı.

1958 de Ankara Devlet Konservatuarı''nı kazanarak 6 yıl viyolonsel ve piyano eğitimi gördü.

1964 yılında Klasik Gitar ile tanışan Canku, bu enstrümana büyük bir tutkuyla bağlandı.

O yıllarda gerek bu enstrümanın Konservatuarda eğitiminin olmaması, gerek yasakların getirdiği baskı, Doğan Canku''nun eğitimini yarım bırakmasına neden oldu.

Bundan sonra Canku''nun profesyonel hayatı başlamış oldu. Çok kısa sürede Flamenco Gitar çalmayı öğrenip ülkenin en iyi gitaristleri arasına adını yazdırdı. Bir çok profesyonel şarkıcıya eşlik ederek onların repertuarlarına önemli ölçüde katkıda bulundu.

1967 de Ankara Radyosu'nda açılan bir sınavı kazanarak Klasik Türk Müziği teorisi ve pratiği üzerinde eğitim gördü.

1969 yılında Selami Karaibrahimgil ve Ahmet Kurtaran ile birlikte Modern Folk Üçlüsü adındaki topluluğunu kurdu. Türk Halk Müziğini ve Klasik Türk Müziğini modernize ederek çok seslendirdi ve 15 yıl boyunca yurt içinde ve dışında yüzlerce konser, TV ve radyo programları yaptı. Yaklaşık 45 ülkede Türkiye''yi defalarca temsil etti.

1974 yılında Hacettepe Üniversitesi Müzik ve Güzel Sanatlar Bölümü''nde müzik direktörlüğü ve araştırma görevlisi olarak çalıştı.

1980 yılında İstanbul'a yerleşerek profesyonel müzik hayatına tek başına devam etti. M.F.Ü. ile yaptığı bir çok 45''lik ve 5 adet LP''nin yanı sıra, kendi adına bir adet LP ve üç adet CD çıkardı.

MFÜ ile çıkarttığı albümler: (MFÜ, Konser - MFÜ, 40 Yıl Sonra - Takalar - MFÜ, Çocuklarımız İçin - MFÜ, Pop - MFÜ, Bir Doğru Nota Öyküsü, Yapı Kredi Yayınları - Çocuk Şarkıları, İş Bank. Kül. Yay.)

Solo Albümleri: ( DOĞAN CANKU, "LP" 1 Numara Plakçılık - KÖÇEKÇELER, "CD" Kent Plakçılık - SONSUZA DEK, AYRILIK, "CD" ADA Müzik - DOĞA-N''IN UYANIŞI, "CD" ADA Müzik )

1990 yılından itibaren profesyonel müzik hayatına sadece konser, söyleşi ve kaset - CD çalışmalarıyla devam eden sanatçı, 1993 yılında kendi adını taşıyan bir müzik dershanesi açtı. Halen bu müzik dershanesinde geniş bir kadro ile eğitim veren Canku''nun en büyük arzusu ve hedefi özel bir konservatuar açarak, daha geniş kitlelere hitap edebilmektir.

Doğan Canku'nun hayatı boyunca ilgi duyduğu, araştırdığı ve bizzat deneyimlediği diğer bir konu da Metafiziktir. Henüz 4 - 5 yaşlarında deneyimlediği ve ne olduğunu anlayamadığı doğaüstü olaylar, 16 yaşından itibaren onun metafiziğe yönelmesine neden oldu. Uzun yıllar Hatha Yoga, Konsantrasyon ve Kontamplasyon Meditasyonu üzerinde çalışmalar yaptı. 1986 yılında Maharishi Mahesh Yogi'nin öğretisi olan Transandantal Meditasyon''nu ve 1990 yılında TM Sidhi tekniklerini öğrendi.

1975 yıllarında Uzak Doğu savaş sanatlarına da ilgi duyan ve bir süre Taek-won-do, Kung-Fu gibi dövüş teknikleri üzerinde çalışan Canku, ileriki yıllarda ülkenin en iyi Aikido ustalarından, İhsan Özgün''den ( 5. Dan ) bu sanatın inceliklerini öğrenmeye başladı. Siyah Kuşak 1. Dan sahibi olduktan sonra ustası İhsan Özgün'ün adına açılan aikido okulunun da kurucuları arasında yer aldı.

Vejeteryan usulü yemek pişirmekten, botanik ve el sanatlarına kadar bir çok hobisi de bulunan Canku'nun yayınlanmış üç de kitabı bulunmaktadır.

Bu kitaplardan bir tanesi, şiirleri ve metafizik deneyimlerini konu alan EY DÜN DAN, diğer iki tanesi de müzik eserlerinden oluşan nota kitaplarıdır.

Merak edip, gene pek çok enstrümanı çok iyi çalan ve hem Türk Musıkîsi''ne hem de Batı Müziği''ne gerçekten vâkıf olan diğer san'atçının, Fatih Erkoç'un web mekânına bakıyorum: http://www.fatiherkoconline.com adresinden aynen pastalıyorum:

FATİH ERKOÇ Biyografi

7 Nisan 1953''te İstanbul-Fatih'te dünyaya gelen Fatih Erkoç'un ilk defa enstrümanlarla tanışması babası değerli ud sanatçılarımızdan Hasan Erkoç'un üç yaşında kendisine bir keman hediye etmesiyle olur.

Fatih Erkoç, ilk öğrenimini tamamladıktan sonra müziğe olan ilgisi nedeniyle 1965 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı'na girer. Burada 7 yıl boyunca trombon, piyano ve kontrbas eğitimi alır ama mezun olmadan o dönemin en gözde orkestralarından İstanbul Gelişim Orkestrası ile çalışmaya başlar, 1971'de birlikte "Nihayet" adlı bir albüm çıkarırlar, kısa bir dönem trombon sanatçısı olarak İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nda çalışır. Ardından askerlik döneminde Ankara'da artık aramızda olmayan değerli caz davulcusu Erol Pekcan'ın orkestrası ile konserler verir, bir çok radyo ve televizyon programına konuk olur. Daha sonraki 11 yılını Norveç''de geçiren Erkoç, İskandibluea''daki çeşitli orkestralarda; trombon, flüt, gitar, bas gitar, keman, saksofon, trompet ve ud gibi enstrümanlarıyla yer almıştır.

1986 yılında Türkiye''ye döndükten sonra Kuşadası'nda, 1. Altın Güvercin Şarkı Yarışması'nda söz, müzik, düzenleme ve yorumu kendisine ait olan "Yol Verin A Dostlar" şarkısıyla birinci olur. 1987 yılında ise aynı ismi verdiği albümünü çıkaran müzisyen, 1989'da yine söz, müzik, düzenleme ve yorumu kendine ait olan "Sen ve Ben" adlı şarkısıyla bir kez daha birincilik ödülünü alır.

6 yıl tromboncu ve solist olarak TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası ile bir çok caz konseri gerçekleştiren, radyo ve televizyon programlarına katılan müzisyen, ayrıca İtalya, Fransa, Finlandiya, Hollanda ve Amerika'da caz festivallerine de katılır. Tabii bu yoğun temposu içinde müzik yarışmalarını da ihmal etmez. Hem kendi, hem de başka bestecilerin eserleriyle bir çok kez Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye Finalleri'nde yarışır. Malezya'da 1989'da yapılan bir pop müziği şarkı yarışmasında yine sözü, müziği, düzenlemesi ve yorumu kendine ait olan; "Korku"; adlı şarkıyla Türkiye'yi temsil eder.

Stüdyo çalışmalarına uzun bir süre ara veren Fatih Erkoç, 1999 yılı sonunda sonunda kendi adını taşıyan ve şarkılardan prodüksiyonuna kadar kendi imzasını taşıyan albümüyle geri döndü. Arada geçen uzun dönemde birçok önemli konserler gerçekleştiren ve Türk TV'leri arasında nitelikli müzik performans programı anlamında belki de tek örneklerden biri sayılabilecek "Yankılar" programına imzasını atan Erkoç, uzun bir çalışma döneminin ardından 2005 tarihli yeni albümü "BEKLENEN" ile kendisini özleyen hayranlarıyla buluşuyor. Fatih Erkoç şu günlerde ayrıca geçmişte yarım bıraktığı eğitimini tamamlayarak yoğun günler geçiriyor ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarından mezun olmaya hazırlanıyor.

Fatih Erkoç''un da cemâli ve celâlini keşfedebilmeniz için birkaç fotoğrafı aşağıda:


NEDEN ÂRAFTA HASAN CİHAT ÖRTER

Hasan öncelikle çok sıra dışı bir şahsiyete sâhip. Mübalâğalı ve insanı rahatsız edercesine övünen tavrının altında derin bir öfke seziyorum. Olağanüstü bu dâhiye belli ki birileri sırt çevirmiş ve onlara hiddetle sayıp döküyor.

İyi de, Doğan Canku ve Fatih Erkoç da öyle! Yâni her gün bir yenisinin pırtıklandığı (bunu ben uydurdum) sözüm ona san''atçılar, insanın beynini sulandıran pop starlar filân sürekli lânse edilirken, bu insanlar sessiz sâkin bir şekilde işlerini yapıyorlar ve pekâlâ da şöhretlerini koruyorlar. Üstelik formasyonları da çok benziyor hayat hikâyelerine bakıldığında. Onlar da ilâhileri, folk şarkılarını, özgün bestelerini icra ediyorlar ve çok kaliteli, asla züppe değil ama elit dinleyicileri var. Kalite ve seviyelerinden asla tâviz vermiyorlar, efendiliklerini bozmuyorlar.

Hasan'ın sıra dışı şahsiyetinin de getirdiği başka sıra dışı falsoları var, esas sorun burada. Bir ilâh, bir yıldız olmak isteyip sürekli mübalâğa ediyor. Sahnede enstrüman parçalıyor, kendi kulvarındaki herkese tepeden bakıyor ve çok fazla, hem de çok çok fazla konuşuyor. Bu da onu itici yapıyor. Ben arkadaşlığını çok seviyorum ama sahnede başarısız Hasan, maâlesef! Meselâ, konserin ikinci yarısında anons ediyor: "Bana özellikle genç dostlarım, kardeşlerim sordular üstâd, neden hiç klâsik çalmadın diye, fakir üstâd onun da en âlâsını yapar, haydi bismillâh" gibilerinden bir şeyler söyleyip beni çok ümitlendiriyor. Ama daha üçüncü dakikada Lobos ve Albeniz''in kemikleri sızlamaya başlıyor. Ne eserleri doğru çalıyor, ne de tekniği, gitara basışı, dokunuşu doğru. Leyenda'ya (Asturias) aklınca Flâmenko doğaçlamalar katıyor ama akorlar bile hatalı çıkıyor.

Sözünü ettiği bütün albümleri konser çıkışında satın alıp sabrımın yettiği yere kadar dinledim. Hicret ve Kâbe Senfonisi elektronik oyunlar ve zikir efektleriyle dolu, o seyirci grubunu bu sebeple hayran bırakacak ama gerçek bir musikîşinası rahatsız edip "bu da ne yâhu" dedirtecek bir zorlama. Müzikal bir değeri yok ama dinine fazlaca düşkün olup sayıları her gün artan kitlelere dayanmasını çok kolaylaştıracak bir popülizm!

Diyeceksiniz ki "bunun ne mahzuru var"; doğru, yok. Ama benim tanıdığım Hasan Cihat Örter bu soyunduğu rolün adamı değil, hem de hiç değil. Bana sen bunları nereden bilip bu kadar ahkâm kesiyorsun diyebilecekler için kısa bilgi: 11 yaşımdan beri klâsik gitar çalıyorum, dört kere resitâl verdim; Giriftzen Âsım Bey''in torunuyum ve 3 küsur sene Adana Musıkî Cemiyeti'ne devam ettim, korist olarak konserlere çıktım. Her iki kültüre de, paradigmaya da vukuf derecesinde âşinayım yâni.

Hasancığım, dost acıyı söyler. Bana yaz dedin yazdım. Bu hâlle cennete garanti biletin yok çünkü bu sen değilsin; cehenneme gidemeyecek kadar da kıymetli ve büyük bir adamsın. Ebediyen Âraf'ta kalmamanı Allah'tan niyaz ve senden de dostun olarak rica ediyorum.

Bu yazıyı kendisine e-postayla yolladım. Maâlesef de beklediğim tepkiyi aldım. Önce müziği bırakacağını söyledi, sonra "CD'lerimi ve kitaplarımı at, konserlerime de gelme" dedi, akabinde beni kendisini kıskanmakla suçladı, nihâyetinde "gel de seni tedavi edeyim müzikle dost" diye mesaj yolladı ve aynı amaçla aradı!

Bu arada...

Yaklaşık 5 senedir ne gitar çaldığım var ne de Türk Musıkîsi söylediğim. İnşallah bu gazla başlarım ama ben zâten asla dâhi san'atçı değildim ki.

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 21 Şubat 2018