Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

Arap Kardeşliği Uğruna Kendi Halkını İncitmek

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2487 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bugünkü AKŞAM'da Sayın Mehmet Kenan Kaya ( Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ) muhteşem bir yazı klavyeye almış. Altına imzamı atarak web mekânıma koyuyorum.

***

Bir parti, kendi tabanına hoş görünmek için birtakım hamleler yapabilir, yerli yerinde duran taşları oynatabilir, bundan prim sağlayabilir ama... Bir ülkeyi yöneten, bu yüzden de "devlet adamı" sorumluluğu taşıması gereken kişiler, o ülkenin binlerce yılda oluşturduğu "kültürü" yok sayamaz. O kültürü var eden insanları, o kültürle var olan insanları aşağılayamaz.

Jenadriye Festivali hazırlıkları sürdüğünden beri şunu düşünüyorum: Bir devlet, onu yönetenler tarafından neden bu kadar incitilir?

Ve bu şuûrsuzluk neden bu kadar "sessiz" karşılanır?

Zemzem Tower!

Aslında festivale ilişkin "gelişmeler" son bir aydır bölük pörçük yazılıyor, "seri rezâlet" günü gününe aktarılıyor ama... Gâliba hepsi bir arada anlatılmayınca "Arap kardeşliği'nin" ağır faturası yeterince anlaşılmıyor.

Şimdi durum şu: Ben bu satırları yazarken, AKP'nin "vitrin bakanı" ile onun kıymetli bürokratları, Suudi Arabistan'daki erkek festivali Jenadriye'nin açılışını yapıyordu.

"Erkek festivali ifâdesini çiğ bulanlar için: Jenadriye, Suudi Arabistan'ın Riyad kentinde düzenlenen ve sâdece Arap ülkelerinin katıldığı geleneksel bir etkinlik... Olay Suudi Arabistan'da geçtiği için de "erkek erkeğe" yapılıyor. Türkiye de bu yılkinin onur konuğu...

Ama "onur konuğu" lâfın gelişi tabii...

Çünkü ortada "onuruyla temsil edilebilen bir ülke" yok.

Olsa olsa Arap dostlarının sansür isteklerini sektirmeden kabûl eden ve Türkiye'yi "hiç olmadığı" ve "hiçbir zaman olmayacağı" gibi gösteren yenik bir zihniyet var.

Yenilmeye neden bu kadar teşne oldukları da ayrı mes'ele tabii...

Takip edemeyenler için anlatayım:

Riyad'a Türkiye'den 120 kişilik bir hey'et gitti ve bu hey'ete bir tek kadın alınmadı. Çünkü Suudiler, "onur konuğu" Türkiye'ye kendileri gibi "kadınsız" bir medeniyet muamelesi yaptılar. Harem-selâmlığa bile tahammül edemediler...

Aynı gerekçeyle festivale götürülen Devlet Halk Dansları Topluluğu da -yine Suudiler'in tâlimatı doğrultusunda- sâdece erkek dansçılardan seçildi. Erkek erkeğe dans edemeyecekleri için de koca topluluğun repertuarı değiştirilip "erkeksi bir koreografi yapıldı.

Riyad'daki Türk Büyükelçiliği'nde gösterilmesi plânlanan Türk filmleri, gerekçesi açıklanmadan programdan çıkarıldı. Ve Suudiler, Türk hükûmetinin seçtiği 8 filmin 7'sini sansürledi. AKP'nin sosyaldemokratmuhafazakârbakan'ı da bu sansüre bir tek sözcükle bile itiraz etmedi.

Yâni... Cannes'dan Altın Ayı Ödülü ile dönen 'Duvara Karşı', uluslararası festivallerde 30'dan fazla ödül kazanan 'Uzak', sinemada izlenme rekoru kıran 'Eşkıya', Kurtlar Vâdisi Irak', Hezarfen Çelebi'nin kuş gibi uçma düşlerini anlatan 'İstanbul Kanatlarımın Altında', 'Her Şey Çok Güzel Olacak' ve 'Temmuzda' yok sayıldı. Merak edenler için: Suudiler, 'Babam ve Oğlum'un gösterilmesinde bir sakınca görmedi!

Şimdi gâliba bâzı şeyleri açık açık konuşmak gerek: Bir parti, kendi tabanına hoş görünmek için birtakım hamleler yapabilir, yerli yerinde duran taşları oynatabilir, bundan prim sağlayabilir ve bütün bunlar da "siyasetin kuralları içinde anlaşılabilir ama... Bir ülkeyi yöneten, bu yüzden de "devlet adamı sorumluluğu taşıması gereken kişiler, o ülkenin binlerce yılda oluşturduğu "kültürü yok sayamaz. O kültürü var eden insanları, o kültürle var olan insanları, yani kendi halkını aşağılayamaz.

'Duvara Karşı', 'Uzak' rüştünü dünyânın en önemli festivallerinde, en önemli sinema adamlarının oylarıyla ispatladı. Suudiler'in 'sakıncalı' bulduğu 'Eşkıya'yı 1 milyondan fazla kişi izledi. O filmin yönetmeni, bu ülkeye 'Muhsin Bey' gibi 10 yılda klâsikleşebilen bir başyapıt armağan etti.

Suudiler'in resmî evrak ayaklarıyla oyalayıp vize vermediği Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu ülkenin yetiştirdiği en önemli tarihçilerden biri... Ve biz ona Osmanlı'nın en büyük mirası Topkapı Sarayı'nı emanet ettik.

Bütün bunların gerici bir Arap festivali uğruna yok saymak da kimsenin hâddi değil?

O hâlde, şimdi iktidarın, en çok da Sayın Ertuğrul Günay'ın yanıtlaması gereken bir soru ortada:

Ne işiniz var orada?

***

ECYAD'I YIKTINIZ ELİNİZE SAĞLIK FOTOĞRAFI MI?

FESTİVALDE yaşanan en tuhaf şeyi Ankara muhabirimiz Volkan Yanardağ yakaladı ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın, Veliaht Prens Sultan Bin Abdülaziz'e havadan çekilmiş panoramik bir Mekke fotoğrafı hediye ettiğini yazdı.

Gâliba bu hediye Prens'i bile şaşırttı. Ama "Prens nezâketi'nden" olsa gerek!, Günay'a "Bakan hazretleri, Türkiye'den getirecek bir şey bulamadınız mı? Lokum, şiş kebap, baklava stoklarınız da mı tükendi? Mekke'yi havadan görmek istesem, jetime binerim" demedi.

İşin acıklı yanı ise, Günay'ın hediye ettiği fotoğrafta Osmanlı'nın Arabistan'daki son tarihî eseri olan ve Suudiler tarafından çatır çatır yıkılan Ecyad Kalesi'nin yerine dikilen Zem Zem Tower adlı ucûbenin de yer almasıydı.

Bakan, mâdem tereciye tere satmak istedi, keşke İstanbul'da biraz arşiv tarayıp Ecyad Kalesi'nin bir fotoğrafını bulsa ve Prens'e onu armağan etseydi. Yıkmaktan utanmadınız, belki bakmaya utanırsınız diye...

***

Elçiye zevâl olmaz...

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 9 Mart 2008

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Kadir Pazar, 20 Temmuz 2014

    Zem zem Tower

    Yazanın beynine, eline sağlık. Allah razı olsun bizim duygularımızı ne de güzel dile getirmiş.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cuma, 15 Aralık 2017