Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

Arap Kardeşliği Uğruna Kendi Halkını İncitmek

Bugünkü AKŞAM'da Sayın Mehmet Kenan Kaya (This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.) muhteşem bir yazı klavyeye almış. Altına imzamı atarak web mekânıma koyuyorum.

***

Bir parti, kendi tabanına hoş görünmek için birtakım hamleler yapabilir, yerli yerinde duran taşları oynatabilir, bundan prim sağlayabilir ama... Bir ülkeyi yöneten, bu yüzden de "devlet adamı sorumluluğu taşıması gereken kişiler, o ülkenin binlerce yılda oluşturduğu "kültürü yok sayamaz. O kültürü var eden insanları, o kültürle var olan insanları aşağılayamaz.

Jenadriye Festivali hazırlıkları sürdüğünden beri şunu düşünüyorum: Bir devlet, onu yönetenler tarafından neden bu kadar incitilir?

Ve bu şuûrsuzluk neden bu kadar "sessiz" karşılanır?

Aslında festivale ilişkin "gelişmeler" son bir aydır bölük pörçük yazılıyor, "seri rezâlet" günü gününe aktarılıyor ama... Gâliba hepsi bir arada anlatılmayınca "Arap kardeşliği'nin" ağır faturası yeterince anlaşılmıyor.

Şimdi durum şu: Ben bu satırları yazarken, AKP'nin "vitrin bakanı ile onun kıymetli bürokratları, Suudi Arabistan'daki erkek festivali Jenadriye'nin açılışını yapıyordu.

"Erkek festivali" ifâdesini çiğ bulanlar için: Jenadriye, Suudi Arabistan'ın Riyad kentinde düzenlenen ve sâdece Arap ülkelerinin katıldığı geleneksel bir etkinlik... Olay Suudi Arabistan'da geçtiği için de "erkek erkeğe yapılıyor. Türkiye de bu yılkinin onur konuğu...

Ama "onur konuğu" lâfın gelişi tabii...

Çünkü ortada "onuruyla" temsil edilebilen bir ülke yok.

Olsa olsa Arap dostlarının sansür isteklerini sektirmeden kabûl eden ve Türkiye'yi "hiç olmadığı ve "hiçbir zaman olmayacağı gibi gösteren yenik bir zihniyet var.

Yenilmeye neden bu kadar teşne oldukları da ayrı mes'ele tabii...

Takip edemeyenler için anlatayım:

Riyad'a Türkiye'den 120 kişilik bir hey'et gitti ve bu heyete bir tek kadın alınmadı. Çünkü Suudiler, "onur konuğu" Türkiye'ye kendileri gibi "kadınsız" bir medeniyet muamelesi yaptılar. Harem-selâmlığa bile tahammül edemediler...

Aynı gerekçeyle festivale götürülen Devlet Halk Dansları Topluluğu da -yine Suudiler'in tâlimatı doğrultusunda- sâdece erkek dansçılardan seçildi. Erkek erkeğe dans edemeyecekleri için de koca topluluğun repertuarı değiştirilip "erkeksi" bir koreografi yapıldı.

Riyad'daki Türk Büyükelçiliği'nde gösterilmesi plânlanan Türk filmleri, gerekçesi açıklanmadan programdan çıkarıldı. Ve Suudiler, Türk hükûmetinin seçtiği 8 filmin 7'sini sansürledi. AKP'nin sosyal demokrat muhafazakâr bakan'ı da bu sansüre bir tek sözcükle bile itiraz etmedi.

Yâni... Cannes'dan Altın Ayı Ödülü ile dönen 'Duvara Karşı', uluslararası festivallerde 30'dan fazla ödül kazanan 'Uzak', sinemada izlenme rekoru kıran 'Eşkıya', Kurtlar Vâdisi Irak', Hezarfen Çelebi'nin kuş gibi uçma düşlerini anlatan 'İstanbul Kanatlarımın Altında', 'Her Şey Çok Güzel Olacak' ve 'Temmuzda' yok sayıldı. Merak edenler için: Suudiler, 'Babam ve Oğlum'un gösterilmesinde bir sakınca görmedi!

Şimdi gâliba bâzı şeyleri açık açık konuşmak gerek: Bir parti, kendi tabanına hoş görünmek için birtakım hamleler yapabilir, yerli yerinde duran taşları oynatabilir, bundan prim sağlayabilir ve bütün bunlar da "siyasetin kuralları" içinde anlaşılabilir ama... Bir ülkeyi yöneten, bu yüzden de "devlet adamı" sorumluluğu taşıması gereken kişiler, o ülkenin binlerce yılda oluşturduğu "kültürü yok sayamaz. O kültürü var eden insanları, o kültürle var olan insanları, yani kendi halkını aşağılayamaz.

'Duvara Karşı', 'Uzak' rüştünü dünyânın en önemli festivallerinde, en önemli sinema adamlarının oylarıyla ispatladı. Suudiler'in 'sakıncalı' bulduğu 'Eşkıya'yı' 1 milyondan fazla kişi izledi. O filmin yönetmeni, bu ülkeye 'Muhsin Bey' gibi 10 yılda klâsikleşebilen bir başyapıt armağan etti.

Suudiler'in resmî evrak ayaklarıyla oyalayıp vize vermediği Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu ülkenin yetiştirdiği en önemli tarihçilerden biri... Ve biz ona Osmanlı'nın en büyük mirası Topkapı Sarayı'nı emanet ettik.

Bütün bunların gerici bir Arap festivali uğruna yok saymak da kimsenin haddi değil?

O hâlde, şimdi iktidarın, en çok da Sayın Ertuğrul Günay'ın yanıtlaması gereken bir soru ortada:

Ne işiniz var orada?

***

ECYAD'I YIKTINIZ ELİNİZE SAĞLIK FOTOĞRAFI MI?

FESTİVALDE yaşanan en tuhaf şeyi Ankara muhabirimiz Volkan Yanardağ yakaladı ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın, Veliaht Prens Sultan Bin Abdülaziz'e havadan çekilmiş panoramik bir Mekke fotoğrafı hediye ettiğini yazdı.

Gâliba bu hediye Prens'i bile şaşırttı. Ama "Prens nezâketi'nden" olsa gerek!, Günay'a "Bakan hazretleri, Türkiye'den getirecek bir şey bulamadınız mı? Lokum, şiş kebap, baklava stoklarınız da mı tükendi? Mekke'yi havadan görmek istesem, jetime binerim demedi".

İşin acıklı yanı ise, Günay'ın hediye ettiği fotoğrafta Osmanlı'nın Arabistan'daki son tarihî eseri olan ve Suudiler tarafından çatır çatır yıkılan Ecyad Kalesi'nin yerine dikilen Zem Zem Tower adlı ucûbenin de yer almasıydı.

Bakan, mâdem tereciye tere satmak istedi, keşke İstanbul'da biraz arşiv tarayıp Ecyad Kalesi'nin bir fotoğrafını bulsa ve Prens'e onu armağan etseydi. Yıkmaktan utanmadınız, belki bakmaya utanırsınız diye...

*** 

İktibastır...

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 9 Mart 2008

GÜLLÜK GÜLİSTANLIK TÜRKİYEM
AYTUNÇ ALTINDAL'IN İLGİNÇ YORUMLARI

Related Posts

 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil