Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ BAŞKANLIĞI - CAN DÜNDAR'IN PENCERESİNDEN GÖRDÜĞÜ MUSTAFA KEMÂL ATATÜRK: "MUSTAFA FİLMİ HAKKINDA BÂZI TESBİTLER

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3239 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

Büyük medyada nedense bunları yakalamak pek güç.

Bakın, Mustafa için Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı film hakkında ne kadar somut ve sarih tenkitlerde bulunmuş.

Teşekkürler Ekmelciğim.

***

"Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir. Günümüzün en önemli kitle iletişim aracı olan televizyonlarla en üst düzeyde reklâmı yapılan bir sinema filmi, halkın bu konulara uzak kesiminin gözünde tarih yazmak işlevini görmektedir. Bu etkinliği dolayısıyla belgesel olduğu iddiasındaki çalışmaların gerçeklere sâdık kalması gereklidir. Bunun için de Atatürk Araştırma Merkezleri, İnkılâp Tarihi Enstitüleri gibi arşiv ve bilgi bakımından zengin müesseselerin uzmanlığından yararlanmak gerekir. Söz konusu çalışmada bu temel eksik çok net biçimde ortadadır.

Film yapmak, belgesel hazırlamak bir san'attır. Ancak tarih konusunda film yapmak için önce ele aldığımız dönemi, olayları, fikirleri ve insanlarıyla iyi anlamamız gerekir. Tarihî bir belgeyi veya belgedeki bir ifâdeyi konu bütünlüğü ve derinliğine dikkat etmeksizin nakledersek gerçeği istemeden de olsa çarpıtmış oluruz. 57 yıllık ömrüne 4 savaş, bir devlet kurma ve asırlardır devam eden anlayışları değiştiren İnkılâplar sığdırmış bir asker, devlet, millet ve siyaset adamının sâdece bir yönünü doğru anlatmak mümkün değildir. Zira her yönü bir diğerini tamamlayarak bütünü oluşturan özellikleri ve bunların neticesi olan davranışların bir kısmını vermeyi hedeflemek, eksik bilgi vermeyi, yanlış anlatmayı ve neticesinde yanlış anlaşılmayı peşinen kabûl etmek demektir. Konu büyük Türk milletinin dâhi evlâdı olunca bu durum kabûl edilebilir bir şey olmaktan çıkar.

Akademik bir müessesenin idarecileri konumundaki akademisyenler olarak bu son derece hayatî konuda şimdiye kadar yeterli ve gerekli çalışmaların ortaya konmamış olması eksikliğini kabûl etmek durumundayız. Ancak tarihçi olmayan birinin kendi penceresinden gördüğü Atatürk'ün film yapılmış kompozisyonuna itiraz etmek yerine ondan çok daha iyisini yaparak cevap vermenin bizlerin konumuna daha uygun düştüğü kanaatindeyiz. Atatürk Araştırma Merkezi olarak bu konudaki eksiği gidermek için üzerimize düşen görevin bilincindeyiz. Bu görevi yerine getirmeye yönelik hazırlıklarımızın devam etmekte olduğunu kamuoyunun bilgisine sunarız.

Bununla birlikte, Mustafa Filmi'nde iddia edildiği üzere İnsan Atatürk'ün gerek ele alınışındaki yöntem bakımından, gerekse bilgi bakımından eleştirilecek yönlerine bâzı örnekler verilebilir.

İnsan Atatürk anlatıldı iddiası: 57 yıllık ömründe 4 savaşta ordular yönetmiş, yeni bir devlet kurup asırların yerleştirdiği alışkanlıkları değiştirmiş bir devlet adamının hayatının her yönü birbiri içine geçmiştir. Sâdece bir yönünü alarak anlatmak mümkün değildir. Aynı anlayışla tamamen ters istikamette birçok filmler yapılabilecek kadar örneklerin mevcut olduğu unutulmamalıdır. Filmde yer alan pek çok ifâdenin arka plânı ve sonrası verilmediği için yanıltıcı değerlendirmelere yol açıldığı açıktır. Film süresinin kısalığı mazeret gösterilmekle birlikte aynı konuda tam tersine yorumlar yapılacak örneklerin verilmemesi tercihin yönüne işaret etmektedir.

Atatürk gökten yere indirildi iddiası: Atatürk, milletine miras bıraktığı ilmin ışığında objektif bir şekilde ülkemiz üniversitelerinin tarih bölümlerinde gençlere anlatılmaktadır. Yakın tarih konuları işlenirken tarih yapanların unvanı, görevi ve işlevi ne olursa olsun önce insan olduğu ilk ders olarak verilmekte, elde edilen bilginin eleştirel değerlendirmeden sonra kabul edilmesi bir esas olarak anlatılmaktadır. Diğer taraftan, Türk kültüründe İslâm öncesinde ve sonrasında ruhların ölmediği ancak "uçmağa vardığına inanılır. Milletine ve memleketine büyük hizmetler etmiş birinin ruhu kötü ruhlar gibi yerin altına uçmayacağına göre, gökte farz edilmesi son derece tabii görülmelidir. Bununla birlikte, Atatürk'ün yeri seviyesi son derece yüksek olan Türk milletinin kalbindedir.

Hilâfet'in kaldırılması, medreselerin kapatılması gibi köklü düzenlemelerin çocukluğunda yediği bir tokadın intikamını almak şeklinde sembolize edilmeye çalışılması: Osmanlı son dönem fikir hayatındaki tartışmalardan ve Atatürk'ün o ortamda yetişmiş olmasından habersiz olunduğunu düşündürmüştür. Eğer o tokadı yemeseydi bu düzenlemeyi yapmayacak mıydı? Türk İnkılâbı'nın son derece önemli bir hamlesinin böylesi zayıf bir temel ile sembolize edilmesi en azından yapılan işin değerini ortadan kaldırmaya yönelik bir denemedir.

Kürtler'e özerklik verileceği iddiası: Filmde Millî Mücadele sürecinin millî devlete gidişi göz ardı edilerek kaynağı net olmayan iddialar dile getirilmekte, Atatürk'ün İzmit Basın Toplantısı sırasında "Anayasa'da bu konuda hüküm olduğunu söylediği aktarılmaktadır. 1921 Anayasası'nda idarî birimler (vilâyet ve nâhiyeler) için ılımlı idarî adem-i merkeziyet olarak tanımlanabilecek bir durum öngörülmüştür. Bu düzenleme ülkenin geneline yönelik olup herhangi bir ile veya bölgeye özgü değildir. Ancak, devletin jeopolitik konumu ve bölge üzerindeki dış tehditler dolayısıyla 1924 anayasasında daha merkeziyetçi bir idarî yapı kabûl edilmiştir. Diğer taraftan günümüz siyasî tartışmalarına girilmesi ideolojik değilse izlenmeyi artırma gayreti olarak değerlendirilebilir.

İslâm Dini hakkındaki ifâdeler: Medenî Bilgiler kitabında Âfet İnan'ın metne dâhil etmediği ifâdeler öne çıkarılarak, Atatürk İslâm karşıtı gibi gösterilmiştir. Atatürk'ün millî mücadele sürecinde İslâm dinine dair sözleri ve Cumhuriyet döneminde dinin daha iyi anlaşılmasına yönelik icraatları -Kurân-ı Kerîm tefsiri, Sahih-i Buhari tercümesi gibi- dikkate alındığında Âfet İnan'ın bu notları neden kitaba almadığı da anlaşılır. Bu durum Tarih kurumunun sansürü olmaktan çok, Atatürk'ün son ânına kadar yanında olan birinin tercihi olarak bu gün bu konuda konuşacakların da dikkate alması gereken bir husustur.

Çete reisi olmak istemesi: Atatürk'ün, dönemin dış politikasında dünya çapında başarılı kabûl edilen Balkan Antantı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Sadabad Paktı ve Hatay'ın Türkiye'ye katılım sürecinin barış ortamında gerçekleştirilmesi gibi icraatlarına değinilmeksizin, Hatay mes'elesinde işin nereye kadar gidebileceğini îma eden bir cümlesiyle maceraperest, çeteci görüntüsüne sokulması insafsızlıktır. Atatürk, Türkiye'nin devlet olarak Fransa ile savaş durumuna gelmesi ihtimâline karşı gayri resmî çete olgusuna dahi başvurulabileceğini dile getirmiştir.

Atatürk'ün Sofrası ve içki mes'elesi: Bilinçli bir biçimde abartılmıştır. Evet, Atatürk içkiyi sevmektedir ve sofrasında içki içilmiştir. Ancak, sofradaki konukların özenle seçilerek kültürel ve sosyal mes'elelerin tartışıldığı bir akademik ortama dönüştürüldüğü de bilinmektedir. Atatürk'ün sofrasında yer alan pek çok kişinin anılarında yer verdiği bu gerçeğin yok sayılmasını anlamak mümkün değildir. Atatürk'ün Türk tarihinde dönüm noktası oluşturan inkılâplarına imkân tanıyan aydın ve entellektüel yanına hiç değinilmeden içki, sigara, kadın düşkünü, korkak olduğu işlenmesi filmi hazırlayanların tercihini ortaya koymaktadır.

Son zamanlarında yalnız olması: Filmde ısrarla vurgulanmaktadır. Ancak, bu iddia filmin içinde yer alan ifâdelerle çelişkilidir. Atatürk'ün İstiklâl Savaşı'nı ve inkılâpları halk ile beraber yaptığı dünyaca bilinen bir hakikat olmasına karşın yalnız yaşayıp yalnız öldüğü vurgusu dikkat çekicidir. Filmde hastalığı sırasında yanında olanlar sayılıp bâzılarının onu iyileştirmek için çalışmaları, bâzılarının da ona bir şey olursa yaşamak istemedikleri anlatılmasına karşın, yalnızlığına vurgu yapılması mânidardır. Bir devlet başkanının üstelik de hasta ise isteyen herkes ile her saat ve dakika görüşmesini beklemek mümkün müdür? Koma hâli dışında devlet işleri ile ilgilendiği Hatay mes'elesini bu aşamada çözdüğünü biliyoruz. Yalnızlıktan kasıt Lâtife Hanım ile evliliğinden çocuğunun olmaması ise bu eksikliği manevî evlatlar edinerek giderdiği de bilinmektedir. Son dönemdeki görüntülerinde manevî çocukları Sabiha ve Ülkü ile yoğun şekilde ilgilendiği görülmektedir.

Vahdettin ile görüşmesi: Atatürk'ün İstanbul'dan ayrılmadan önce Padişah Vahdettin ile yaptığı görüşme onun Fâlih Rıfkı'ya anlattıklarından verilmiştir. Ancak, Haziran 1919 boyunca Atatürk'ün askerlikten istifasına kadar giden süreçte ortaya çıkan Padişah ve hükûmetin olumsuz tavrı yok sayılmakla izleyici yanıltılmıştır. Ordu müfettişi sıfatıyla gidişi üçlü kararname iledir. Ancak gittikten sonra yaşananlar padişah ve hükûmetin yayınladığı tamim ve sonrasında şeyhülislâmlık fetvası ile ortaya çıkan duruma değinilmemiştir.

Atatürk'ün Sofya günleri: Atatürk'ün insanî yönünü vermek iddiasıyla Sofya sosyetesine girme çabaları anlatılmaktadır. Ancak, askerî ataşe sıfatıyla buradan gönderdiği siyasî, askerî ve diplomatik gelişmeleri değerlendiren ayrıntılı raporlarına hiç değinilmemiştir. Bu raporlar Sofya Askerî Ataşesi Mustafa Kemâl'in Raporları 1913/1914 adı altında Genelkurmay - ATASE Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Diktatörlük iddiası: Filmde doğrudan doğruya bu tâbir kullanılmamıştır. Ancak, dış basından hareketle bu yakıştırma yapılmıştır. Kaldı ki basının her yazdığının doğru olduğu gibi bir gerçek yoktur. Batı basınında kendisine diktatör dendiği söylendikten sonraki cümlede "ağzından çıkan her söz kanundu ibâresi yönetmenin de aynı kanaâti taşıdığını göstermektedir. Çevresinde yer alan bâzı kişilerin sırf ona yaranmak üzere "kraldan çok kralcı tavırlar aldıkları bilinmektedir. Ancak, ağzından çıkan her söz kanun olsaydı, Meclis kürsüsünden yapılmasını istediği pek çok şeyin gerçekleşmiş olması gerekirdi. Bir örnek olarak Atatürk'ün 1927-1937 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açış konuşmalarında ısrarla üzerinde durduğu "ülkenin imarı ve sağlam temeli saydığı, çiftçinin topraklandırılması mes'elesinin -toprak kanununun- çıkarılması gerekirdi. Damadı Metin Toker'in "ağzından çıkan her söz kanundu dediği İsmet İnönü'nün bile düşündükleri gibi bir kanunu TBMM'den çıkaramamış oldukları unutulmaktadır.

Bir saatini dolduracak işinin bile olmaması: Filmde otuzlu yıllar anlatılırken geçen bu ifâde ömrü savaş meydanlarında, cephede ve mecliste mücadeleler içinde geçen, ülke içinde bir yerde beş yıl dâimî ikamet etme imkânı bulamayan bir liderin sözüdür. Meşguliyetinin önceye nispeten azaldığına işaret için kinâyeli bir sözü hakikat gibi sunuluyor. Eğer öyle olsaydı, bu sürede hükûmetin tereddüdüne rağmen gerçekleştirdiği Balkan Antantı, Montrö Boğazlar sözleşmesi, Sadabad Paktı ve Hatay'ın Anavatana katılış sürecini dışarıdan gelen birilerinin yaptığını düşünmemiz gerekecektir. Bu noktada filmde "Makedonya'dan hemşerileri gelmiş, Dolmabahçe'de toplanmışlar, Atatürk de tesadüfen gidip eğlencelerine katılmış gibi gösterilen kısma da işaret etmek gerekmektedir. Bu sürecin hazırlayıcısı olarak Sovyetler Birliği'nin Bulgaristan üzerinden muhalefetine rağmen Balkan Paktı'nı gerçekleştirdiği hakikati yok sayılmaktadır. Projenin sâhibi olarak orada olmasından tabii ne olabilirdi ki?

İsmet İnönü ile ilişkileri: Atatürk'ün yıllardır başbakanlığını yapan yakın çalışma arkadaşı İsmet İnönü'yü görevden alması da münferit bir olay olarak aktarılmıştır. Atatürk'ün bu kararının arka plânını oluşturan dış politikada konusundaki fikrî anlaşmazlıklarına hiç değinilmeden birden bire aklına geliveren bir iş olarak verilmesi son derece yanlış bir imaj yaratmaktadır. Bunu takiben Âsım Us'un hâtıra notlarında belirttiği, dostluğun devam ettiğini gösteren karşılıklı not yazışmalarının verilmesi ilginçtir. Burada, birdenbire parlayıp en yakın dostunu görevden alan ve arkasından hemen normâle dönen dengesiz biri yorumu da yapılabilir. Kızgınlığının kalıcı olmadığı yorumu da mümkündür. Bu ayrılığın arka plânı verilmiş olsa davranışın sebebi anlaşılmış olurdu.

Korkaklık ile hassasiyetin karıştırılması: Atatürk, savaşı başvurulabilecek en son çâre olarak gören, bütün yollar denenmeden girişilen savaşı cinayet sayan bir devlet adamıdır. Atatürk elbette insandır, hem de kendisini karşılayanların yoluna kurban ettikleri hayvanların kanına bakamayacak kadar hassas bir insandır. Diğer yanda ise savaşlarda askerine gerektiğinde ölmeye emredecek kadar basiretli ve cesur olan Atatürk, cepheden gelen telgrafları karargâhındaki harita üzerinde değerlendirip savaş hattındaki askerin doğru yönlendirilmesini sağlayan bir komutandır. Filmde karargâhın penceresinden gördüğü bir toz bulutunu düşman sanarak korktuğu îma edilmiştir. Savaşı yöneten komutanın düşmanın burnunun ucuna kadar gelmesinden habersiz olup korkuya kapılmış göstermekte bir iyi niyet görmek mümkün müdür?

Bilgi Yanlışı Örnekleri

Ankara'nın başkent oluşu: Cumhuriyet'in ilânından sonra gösterilmiştir.

Büyük Taarruz: Plânında Kartaca Kralı Anibal'den esinlendiği iddiası Atatürk'ün yaptıklarını Batı kültür ve kaynaklarına dayandırma gayreti ve zorlamasıdır. Günün gazetelerinde kerpeten taktiği olarak târif edilen uygulama geleneksel Türk savaş usûlü olan hilâl veya turan taktiğidir. Bu çerçevede harekâtın Kuzey'den değil, Güney'den yapıldığı da dikkatten kaçmıştır.

Tekâlif-i Milliye Emirleri: Sakarya savaşından hemen önce çıkarılan bu emirler Büyük Taarruzun anlatımının içine yerleştirilmiştir.

Atatürk Sakarya Savaşı'na üniforma ile gitti gösteriliyor. Sivil gitmiştir.

Denizli'nin işgali: İşgal edilmiş olarak gösterilen bu şehrimizin bir iki ilçesinin düşman tehdidine mâruz kalması üzerine millî kuvvetler oluşturulmuştur. Bütün olarak işgâle uğramadığı bilinmektedir.

Conkbayırı Muharebeleri'nin tarihi 28 Temmuz olarak verilmiş, 10 Ağustos olmalıdır.

Okuryazar oranı %10 olarak verilmiş. Kadınlarda bu oran çok düşüktür. Erkekler için ise %6 civarındadır. Ancak, Birinci Dünyâ Savaşı'ndaki kayıpları dikkate alınırsa kabûl edilebilir bir rakamdır.

Osmanlı Devleti'nin ömrü bâzen 600 yıl bazen 700 yıl olarak verilmiştir.

Küçük yaşlarda ölen kardeşinin deniz kenarındaki mezarının çakallar tarafından açılması konu edilmekte ve bunun Atatürk'ün düşünce dünyasını çok etkilediği anlatılmaktadır. Türk kültür tarihinin hiçbir döneminde deniz kenarında mezar yapma âdetinin olmadığı unutulmuş görünmektedir.

Sonuç olarak: Yönetmenin çabasını Atatürk'ü anlatma gayreti olarak takdir etsek de yöntemi dolayısıyla filmin yanlış anlama, çarpıtma ve kitlelerin gözündeki Atatürk imajını haksız bir şekilde tahrip etme işlevi görmekten kurtulamadığını belirtmemiz gerekmektedir.

***

Hûlki Cevizoğlu (HC) ve Can Dündar'ın (CD), Turgut Özal (TÖ) tarafından özel eğitim için gönderildiklerini mekâna yazdığım için "ne yâni, n'olmuş, CD homo muymuş gibilerinden bâzı zekice(!) mesajlar geliyor.

Mekânın okunulurluğu arttıkça, kendimce "zâten okuyan az sayıda dostum hemen anlar" anlayışımı değiştirmem gerektiğini fark ediyorum.

Ağabeyi Arap Kardeşliği Örgütü üyesi, kendisi Kürt asıllı olan ve ABG'nin en büyük hizmetçisi olan TÖ'ın seçtiği kişiler bunlar.

Nasıl ki Pamukçuk da Amerika'da Yahudiler'in kontrolündeki bir merkezde yazarlık eğitimi alıp, arkadan biz Türkler'in Ermeniler'i ve Kürtler'i kâtlettiğimizi söyleyip Nobel'i kapıverdi, bunlar da aynı şekilde "iş görüyorlar.

HC "iyi polisi oynuyor ama Bahaî olup olmadığına net cevap veremiyor. "Değilim dese, bağlar; "öyleyim dese, erken ve kendisini bitirir.

Olsa ne mi olur?

Fethullah Gülen hakkındaki çok ciddi iddiaları ve buna açıkça "değilim" diyemeyişini hatırlayın. Bu kişinin ve cemaâtinin ABG'nin Türkiye'yi içeriden kuşatmasının piyonları olduklarını, Ergenekon rezaletinin de Soros'un klâsik taktiği olarak bunlar tarafından tezgâhlandığını biliyor musunuz?

Yes, it is a book.

HC sürekli olarak tasavvuf ehline saldırıyor, Popüler Bilim diye dergiler çıkarıyor, çalakalem yazıyor da yazıyor, Atatürk'ü hiç dilinden düşürmüyor; suratındaki mutat müstehzî ifâdesiyle programlarına çıkardıklarını "hizaya sokuyor. Aradaki paralelliği hâlâ mı göremiyorsunuz?

CD ise yanardöner; parayı bastırana istenen filmi çekiyor.

The Altan Brothers ise alenen Cumhuriyet düşmanlığı yapıyor.

Ha, bir de Murat Belge var ki (o da arkaik arkadaşım Hâlit Kakınç'ınBilgi Üniversitesi'nde "hoca"), Zsa Zsa Gabor'dan kalma kuyruk acısıyla Türklere ve Türklüğe alenen sövüyor. Bugünkü Akşam'daki röportajı okuyun, göreceksiniz.

Özetleyelim:

Türk Lirası'ndan Atatürk resimleri kaldırılmaya başlandı
     Atatürk resimli pullar tedavülden kaldırılıyor, filâteli dükkânlarına kalıyor
           HC, onun adını kullanarak manevî değerlerimizi çaktırmadan baltalayıp duruyor
                 CD gibileri ise, ağlamaklı suratlı, buğulu sesli "başyapıtları" ile Atatürk'ü unutturmak
                       ve Dentaş'ın daha hayattayken uğradığı ihâneti, 80 sene gecikmeli gerçekleştirmek ve
                             hepimizi afyonlamak için gâyet şuurlu olarak "gereğini" yapıyorlar.

Umarım anlaşılmıştır.

Arz ederim!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 02 Aralık 2008 Salı

Güncelleme (03.12.2008): CD'ın "eşikaltı uyaran vererek bilinçdışını etkileyecek beyin yıkaması"suçunun delili olarak  http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3684.0 okuyunuz; hiç şaşırmayacaksınız. MKD.

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 20 Şubat 2018