Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ATEŞ BACAYI SARIYOR, PEKİ HÜKÛMET NE YAPIYOR?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2569 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Vatanın milletiyle beraber bölünmesine doğru adım adım ilerlenirken ve bütün üniversitelerde, hâttâ liselerde, ortaokullarda çok kötü şeyler cereyan ederken, hükûmetimiz ne yapıyor?

Bu ısrarla âkil dedikleri, belki de bunda hata etmedikleri (malûm, âkil “yiyici” demekti, “âkıl” ise akıllı) kişilere karşı Türk Milleti’nin verdiği tepkileri hiç dikkate almaksızın, bütün yandaş medyada güllük gülistanlık bir ülke manzarası sergileniyor.

Yâni, hükûmet, başını kuma gömmüş devekuşu gibi davranıyor!

Başka vahim ama hiçbir yerde yazılıp çizilmeyen birkaç haberi ileteyim: İstanbul’un pek de öyle varoşlarında olmayan ama düşük sosyoekonomik gruptan ailelerin çocuklarının gittiği (üstelik bunlar Kürt de değil) ilk ve orta tedrisat okulunda yazılı ödev veren öğretmenler şikâyet ediliyor ve haklarında da soruşturma açılıyor. Resim öğretmeni (yakın aile dostumuzdur) hakkında da çocukları baskı ile resim yapmaya zorladığı için kovuşturma yapılıyor.

Peki, amaç ne?

Resim yapmak günah ve tefekkür etmek de bu devirde en istenmeyen şey ya, onları engellemek.

Çünkü câhil kalan insanlar çok kolay bi’at eder, resim çizmeyen insanın hayâl gücü çöker, müziği olmayanın beyni güdükleşir.

Dikkat edin, ne kadar zevksiz, seviyesiz ve bir şeye benzemeyen nota yığını varsa, her gün de onlar dinletiliyor, seyrettiliyor. Aklıma Asteriks kitaplarındaki Ozan Kakofoniks geliyor; iyi niyetli, saf ve iddialı ama yeteneksiz ve câhil, berbat sesi yüzünden şarkı söylediğinde ineklerin sütten kesildiği komik karakter…


Hani Emrullah Efendi’nin (1859-1914) meşhur lâfı vardır ya: “Şu mektepler olmasa, maarifi ne güzel idare ederdim”, işte öyle bir şey. Bu arada, aman yanlış anlaşılmasın, büyük bir mütefekkir, âlim ve memleket sevdâlısı olan Emrullah Efendi’ye göre devletin en önemli görevlerinden birisi ilmi himâye etmekti. İlim yukarıdan başlardı. Önce elit bir kadro yetiştirmeli, onlar ilkokul ve ortaokul öğretmenlerini, onlar da çocukları ve gençleri eğitmeliydi. Cennetteki tûba ağacının da kökü yukarda olduğu için “Tûba Ağacı Nazariyesi” olarak anılan bu görüş, İttihat ve Terakki Fırkası’nın ideoloğu olan Ziya Gökalp’ı da etkilemiş ve partinin eğitim politikasının önemli bir ilkesi olmuştur. Emrullah Efendi hemen her toplantıda uyuklar, uyumadığı zamanlarda da hâlâ hatırlanan şakalar yapardı. Meselâ, şimdilerde ciddi anlamda söylendiğini zannettiğimiz bu cümleyi tamamen mizah gücünün bir ispatı olarak sarf etmişti. İşte, bu iktidarın yaptıklarının mükemmel bir hicvi, tâ o zamanlardan kalma...

Düşünmeyen, daha da ötesi tefekkür etmeyen (fikir yürütmeyen), tefelsüsten uzak (felsefî düşünce), müziğini kaybetmiş, koyundan evrimleşmiş güruhlar yaratmak yolunda adı adım ilerliyorlar.

Hâlbuki fazla şeye gerek yok, “van minüt” şovları çoktan geride kaldı. İsrail’deki bilim adamlarının arı gibi çalışmalarını örnek alsalar çok rahatlarlar: İsrailli bilim adamları, genetikleriyle oynayarak, sâdece 50 gün yaşayan, tek misyonu döllemek olan arılar yaratmışlar. Bu sâyede muhtelif narenciyeyi döllemek için işlerini görüyor, akabinde de rûhlarını teslim ediyorlar. Çoğu kimse farkında değil, bizim köylümüz de ithâl yoluyla gelen bu arılara muhtaç çünkü bizdeki şartlarda yetiştirilen narenciye mahsulünün hem kalitesi düşük, hem de çok ilâç kullanmak zorunda kalındığı için tabiat kirleniyor.

Hep yazdığım gibi, hiçbir doğru dürüst plânları veya programları yok. Durmadan hata yapıyorlar ama mehteran takımı gibi iki ileri bir geri adım atarken, vahim bir şekilde zarar veriyorlar Türkiye Cumhuriyeti’ne, milletin (Türk Milleti) devlete olan güvenini sarsıp kaosu arttırıyorlar.

Eh, zâten ABD’nin de istediği bu değil mi?

Aynen öyle…

Merak eden için hemencecik bir örnek vereyim:Irak’ta neden resmî lisan olarak İngilizce kullanılıyor dersiniz?

   Emperyalizm ortada kol geziyor ama…

      Bu Aziz Millet de gittikçe uyanıyor!

         Hiç ama hiç ümidinizi kaybetmeyin.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 13 Nisan 2013 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017