Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BÂTIL İTİKATLAR

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 575 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

 

Bilimsel veya mantıkî bir temele dayanmıyor ama her ülkede bâtıl itikatlar vardır.

 

Gerçekliği bir temele dayalı olmayan, ispat edilemeyen ama yüklenen anlamı gerçekmiş gibi kabullenilen inançlara bâtıl itikatlar diyoruz  

***

Fransa’da 13 sayısı uğursuzdur, kökeni Templiyer Şövalyelerine dayanır ve

pek çok otelde 13. Kat veya 13 numaralı oda bulunmaz.  

***

İtalya’da 17 uğursuz kabul edilir. Bütün ülkelerde kötü şans getirdiğine

inanılan kara kedi, İngiltere’de kısmet olarak kabul ediliyor. Sadece ülkemizde

değil, Avrupa, Afrika, Uzak Doğu, hatta Amerika’da bile ilginç bâtıl itikatlar

var.

***

Belki de ortak olan tek bâtıl itikat, hapşırana “çok yaşa” denmesi. Aslında tek

Tanrı inancının olduğu Şamanizm’den kalmadır ve ömrü de uzatmaz. Eski bir

inançtan doğmuş bu temennidir. Hapşırma sırasında ruh ile beden arasındaki

bağlantının saniyede koptuğuna inanan eski insanlar, bu dileğin yeniden

birleşmeye çağrı olduğuna inanmıştır. O zamanlardan bu yana hapşırana farklı

dillerde ama aynı niyetle “çok yaşa” deniyor.  

***

Özellikle ülkemiz, bâtıl itikat konusunda hayli zengin. Gece tırnak ve saç kesilmez Türkiye’de; aslında karanlıkta parmağınız kanayabilir de ondan…

 ***

İngiltere'de de, bazı evlerde ülkemizde de evlere nazarlık, at nalı asılır. Çamaşır ve bulaşık suyunu sokağa dökmek hayır getirmez.

***

Ayna kırılması uğursuzluk demektir. Bıçak, makas gibi kesici aletlerin, elden verilmesi de sakıncalıdır ülkemiz insanına göre.

*** 

Pek az duyulmuş olanlar da var elbette:

 ***

Bartın ve civarında, çocuklar sümüklü olmasın diye gebelere kelle, paça, balık yedirilmez. Çocukların güzel olması için hamileler dolunaya baktırılır.

***

Çekilen veya çıkan dişler atılmaz, duvar kovuğunda saklanır yahut dama atılır; böylece çocuğun daha uzun boylu olacağı sanılır. Hâlbuki bu âdetle çocuğun büyüme ve gelişmesi arasında bir bağlantı yoktur.

***

Fal baktırmak, büyü yaptırmak, nazara inanmak da bâtıl itikatlar arasında sayılabilir. Bazı falcılar inanılmayacak kadar doğru şeyleri söylerler. Ben Diyarbakır’da askerken bir cahil kadıncağız falıma bakmış ve “dünya çapında bir bilim adamı olacağımı, Amerika’ya gideceğimi ve çok şöhret kazanacağımı, keza tek bir kız evlâdımın olacağını” söylemişti. Bence bu insanların telepati yapma yeteneği var çünkü olacakları söyleyemiyorlar ama beyninizden okuduklarını size anlatıyorlar.

***

Feodal kökenli bir bâtıl itikat da ilk gece sonunda kanlı çarşaf beklenmesidir. Oysa pek çok bakirenin himenleri (kızlık zarları) yarım ay tarzında olduğu için kızlık bozulsa dahi duhule müsaittir.

***

Bâtıl itikatla sağlıklı inanç arasındaki farkı anlamak ise aklıselimle düşünüp, safsatayla doğru ve geçerli olanın farkını anlamaktan geçiyor.

 ***

Çocukların, iki büyük arasında yerde bırakılmayıp kucağa alınması da özenle uyulan itikatlardan biri; aslında çocuk 1.5-2 yaşından itibaren kendi odasında uyumalıdır ve ayakta sallanmaması daha doğrudur.

***

Anadolu’da araba önüne tavşan çıkması uğursuzluk sayılır. Buğdaydan yapılı başak demetinin asıldığı bir evde yangın çıkmaz.

 ***

Bu yüzden Anadolu’nun hemen her evinde başak demeti asılıdır.

 ***

Akşam öten horozun uğursuzluk habercisi olduğuna inanılır.

 ***

Akşam hava karardıktan sonra komşuya ateş ve tuz verilmez, bu tür alışverişler akşam ezanından önce tamamlanır.

***

Elazığ´da yeni gelin, kapıdan girerken eşiğe konulan kaşığa basıp kırarsa eve bolluk geleceğine inanılır. Bu ayin, hâlâ uygulanıyor.

*** 

Gerdek gecesinde kız tarafının tatlı şerbet yapıp geline içirmesi istenir. İki bayram arası düğün yapılmaması, özellikle Muş, Kars ve Erzurum’da daha da önemlidir. Hâlbuki ne dinen, ne de mantıken böyle bir şeye gerek vardır.

***

Rize’de Cuma akşamı sarımsak yemek iyi değildir. Yeni alınan ayakkabıların da Çarşamba günü giyildiğinde çabuk eskiyeceğine inanılır, bu yüzden bir sonraki gün giyilmesi istenir.

***

Tekirdağ´da Hıdırellez günü, ele sabun sürülmemesi geleneğinin ardında insanın sabun gibi eriyip zayıflayacağı inancı var. O gün uyumamak da âdettir, çünkü uyanık olmak yıl boyunca iş yapmaya, bereket katmaya işarettir.

***

Kara kedi, İngilizlere göre şans demektir. “Aramıza kara kedi girdi” sözleri bu inançtan kalmadır.

***

İngilizler kapı girişine at nalı asarlar. Ancak nalın yukarıya bakması gerekir. Aşağıya bakması kötü şans anlamına gelir.

***

Ayın ilk gününde ilk olarak “Beyaz tavşanlar, beyaz tavşanlar, beyaz tavşanlar” demenin şans ve kısmet getireceğine inanılır.

***

Sonbaharda düşen yaprakları yakalamak şans getirir. Bu inanç yüzünden sonbahar mevsiminde rüzgârlı İngiltere sokaklarında ve parklarında yaprak peşinde koşan insanları görmek olağandır.

 ***

Haşlanmış yumurtayı yedikten sonra kaşığı boş kabuğun içinden geçirmek gerekir ki Şeytan dışarı çıksın. Ben hiç Şeytan görmedim ve ontolojik açıdan da varlığı tartışmalıdır.

***

Nikâhta üzerinde bulunması için geline bir yeni, bir eski, bir de mavi eşya verilir. Bu semboller geleneklerine bağlılığını, geleceğe umudunu ve ‘an’da mutluluğu simgelemektedir.

***

Aynı kibritle üç kişinin birden sigarası yakılırsa, genç olanın öleceğine inanılır ve bu kurala çok dikkat edilir. Böyle bir şey olmuşsa da, ancak bebahtsızlık olarak yorumlanır.

***

Açık olsa da duvara dayalı olsa da merdiven altından geçmiyor Fransızlar. Bu inanç iki nedene dayanmakta: Açık-kapalı merdiven üçgen biçimindedir. Üçgen, Doğu ve Batı inanç sistemlerinde kutsallığı simgeler. Bu üçgene giren kişinin, o kutsallığı bozduğuna inanılır.

***

Ayrıca, açık merdiven idam sehpasını çağrıştırıyor. Bu yüzden altından geçilmesinin felâketi getireceği düşünülüyor.

***

13 sayısı bütün Avrupa’da uğursuz kabul ediliyor. Otellerde bile 13’üncü kat, 13 numaralı oda, 13 numaralı masa bulunmayabiliyor.

 ***

13 sayısına yüklenen olumsuz anlam, 13 havariden birinin (Pavlus'un) Hazreti İsa’ya ihanet ettiği hikâyesine dayanır. Hemen bütün dünyada 13 sayısı ölümle özdeş tutulur. Pavlus yarı Romalı yarı pagan bir adamdı ve kadınların erkeklerin kaburga kemiğinden yaratıldığı efsanesi de o günlere dayanır. 

 

***

13 sayısının değil, 17’nin uğursuzluk getirdiğine inanılır. 17 kişi bir sofraya oturmaz, 17 kişi bir mekânda aynı anda bulunmaz.

***

Siyah kedi gördüğünde saçını çekmenin kötü enerjiyi dağıtacağına inanılır. Hâlbuki kediler, hele Van kedisiyse, çok oyuncu ve şakacıdırlar.

***

 

Ayna kırıldığında 7 senenin uğursuz olacağını düşünürler. Bu da muhtemelen Kazıklı Voyvoda’nın Vampirizm efsanesinden kaynaklanır; hâlbuki vampir diye bir şey yoktur. Buna mukabil, Almanya’da ve onlara öykünen bazı barlarda birbirlerinin kanını içen cinsel sapkınlar Türkiye’de de mevcut. Zaten artık moren filmlerdeki vampirler aynada görülüyor ve sarımsak kokusundan da korkmuyorlar.

***

İtalyanlar, önemli besin kaynakları olduğu için yağ ve tuzu israf etmezler. Aksi hâlde kıtlık yaşanacağına, bereketin tükeneceğine inanırlar.

***

Yatağın üzerine şapka koymamak önemli bir inançtır: Ölüm haberi geleceğine delâlet eder. Şişeden bardaklara içecek servisi yapıldığında bardak dolmadan içecek biterse o kişinin evleneceğine işaret kabul edilir.

***

Pilava kaşık dikmek psikodinamik açıdan fallusa tekabül eder ama aslında evlilik çağı gelen genç kızın evlenmek istediğinin simgesidir.

***

4 rakamı ölüm (shi) kelimesiyle aynı olduğu için uğursuzluk olarak kabul edilir. Bu yüzden 4 parçadan oluşan hediye verilmez, bazı otel ve hastanelerin oda numaralarında atlanır. Hâlbuki bunun hiçbir mantıklı dayanağı yoktur.

***

Pirince çubuk batırmak iyi değildir. Sadece cenaze törenlerinde hazırlanan sofradaki pirince çubuklar batırılır.

***

Nordik ülkelerde Kuzey’e bakarak uykuya yatmaktan kesinlikle kaçınırlar. Çünkü oralarda ölüler, Kuzey’e doğru yatırılır.

***

Arabalı bir kişi, cenaze arabası onu geçerse başparmağını saklayarak ölümünü geciktirdiğini düşünür. Keşke doğru olsaydı da herkes çok uzun yaşasaydı.

***

İtalyanlar yemekten hemen sonra yatınca bir ineğe dönüşeceklerine inanırlar, bu yüzden dikkatli hareket ederler. Evrimsel açıdan zaten imkânsızdır.

***

Bir şey unuttuklarında eve dönmek Ruslara göre uğursuzluk getirir. Yine de unuttuklarını almak için eve gelir, çıkarken aynaya bakarlarsa uğursuzluğu temizlemiş olurlar. Aslında aynaya bakmak kendini gözden geçirmek amacıyla yapılıyorsa iyi bir itikattır; yok kişi durmadan aynaya bakıp birtakım dua benzeri şeyleri sürekli olarak tekrarlıyorsa buna verbijerasyon denir, şizofreni hastalarında rastlanabilir.

***

Ev, iş, araba anahtarı kullandıktan hemen sonra çantaya veya cebe konmalıdır. Çünkü anahtarın yere düşmesi kötü talih demektir. Eğer yere düşerse alınca iki-üç kere vururlar, uğursuzluk yerini şansa bırakır.

***

El ele yürüyen iki kişinin arasından başkasının geçmesi kavga habercisidir. Hâlbuki kavgayla bu bağlılık ifadesinin hiçbir alâkası yoktur.

***

Islık çalmanın, kişinin evindeki bereketi yok edeceğine inanılır.

Şans için, iki elinin işaret ve orta parmağını üst üste getirmek inanç hareketidir.

***

Evde şemsiye açılması bereketin kapanacağına işaret ederken, kapıdan çıkınca açılması zenginleşmeyi temsil eder.

***

13 sayısı Amerikalılar için de uğursuzdur. Hele bir de ayın 13. Günü Cuma’ya denk gelirse çok temkinli olurlar, gerekmedikçe sokağa bile çıkmazlar.

***

Etrafa tuz dökmek uğursuzluktur. Dökerseniz tuzu sol omzunuza dökmelisiniz ki uğursuzluk kalksın, şans kapıları açılsın.

***

Genetik bir bozukluk nedeniyle beyaz saç ve ten rengine sahip olan ‘albino’lar, bazı Afrika ülkelerinde tepki çekiyor. Albinoların büyü gücüne sâhip olduğuna inanılıyor. Hâlbuki bu bir genetik defekttir ve insanlarda da, maymunlarda da rastlanır.

***

Bıçak hediye etmek, sevginin ve iyi niyetin sona ermesini temsil eder. Bıçaklar masaya çapraz konmaz, uğursuzluktur.

***

Yemekte masadan yere bıçak düşerse erkek, çatal düşerse kadın, kaşık düşerse çocuk misafir beklenir.

***

Kulağını çekip masaya üç kere vurunca arzu ettiğinin olacağına inanan çoktur. Hâlbuki böyle bir şeyin yaptırım gücü yoktur.

 ***

Eğer bu davranış çok artarsa Obsesif Kompulsif Bozukluk başlamış demektir. En iyi ilacı gece 75 ila 150 mg klorimipramin (Anafranil’dir). Bu ilaç Majör Depresyon’a da çok iyi gelir ama FDA sadece OKB için endikasyon vermiştir.

 ***

Bütün kadınlarımızın “Dünya Kadınlar Günü” kutlu olsun.

 

Akılla, bilimle ve hikmetle kalın.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 08 Mart 2017 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 20 Ağustos 2017