Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BEYAZ YAKALI PSİKOPATLAR

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1994 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bugün, İstanbul’daki bir restoranın çocuk oyun alanı kimyasal saldırının hedefi oldu. 3 yaşındaki Y.K.’nın yüzünün büyük bölümü yandı, bir gözünü kaybetti.

İstanbul Ataşehir’de yaşayan Avukat Işıl G. ile Doktor Cenk K., geçtiğimiz Cumartesi akşamı, 3 yaşındaki oğulları Y.K.’yı da yanlarına alarak akşam yemeğine gittiler. Bir süre önce boşanan ikili oğullarını, İstanbul’da birçok şubesi bulunan lüks restoranın birinci katındaki çocuk Oyun Alanına bıraktı. Kendileri ise ikinci kata çıktı.

***

Ancak ilerleyen saatlerde kimliği belirsiz 35-40 yaşlarında bir erkek restorana girerek, birinci kata çıktı. Çocuk oyun alanına girmek isteyen saldırgana, görevli kadın engel oldu. Kadının arkasını döndüğü sırada hızla içeri dalan adam, yanında getirdiği kimyasal maddeyi çocukların üzerine fırlattı. Ardından da sırra kadem bastı.

***

BİR GÖZÜNÜ KAYBETTİ

Saldırıda yüzüne kimyasal madde isabet eden Y.K. hemen hastaneye kaldırıldı. İlk müdahalesinin ardından Kartal eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Ünitesi'ne sevk edilen küçük çocuğun sağ gözünü kaybettiği ortaya çıktı.

Kimyasal madde isabet eden ve kıyafetleri ile ayakkabılarında yanıklar oluşan E. E. ile B. Ö. isimli çocuklar ise tedavilerinin ardından taburcu edilmiş.


Bu şahsın, çocuğun teyzesinin kocası olduğu anlaşıldı. Ne kadar masum hâli var değil mi?

Kezzaplı saldırgan teyzenin eşi çıktı

İKİ AMELİYAT GEÇİRDİ

Olayı anlatan Y.’nin teyzesi Seçil A., “Kimseyle husumetimiz yok. Kim olduğunu bilmediğimiz biri oyun alanına gidip elindeki maddeyi fırlatmış. Yeğenimin hayati tehlikesi yok, ancak sağ gözü fonksiyonlarını kaybetti. Yüzünün büyük bir bölümü yanık. İki ameliyat geçirdi” demişler feryat figan ederek.... Yeğeninin estetik operasyon da geçireceğini kaydeden teyze Seçil A., şöyle devam etmiş: “Sanırım birkaç ameliyat geçirecek. Ömür boyu bu olayı hatırlatacak yüzünde bir iz ile yaşayacak”...

***

KAMERALAR BAKIMDAYMIŞ

Cumartesi akşamlarının en yoğun saatler olduğunu söyleyen restoran yetkilisi Galip Okutucu da şunları söyledi: “Oyun salonunda görevli arkadaşımız yaralanan çocuk ağlayınca yüzünü yıkayıp ilgilenmiş. Sonra dadısı gelip çocuğu öyle görünce apar topar götürmüş. O gün restoranımızda kameralar aktif halde değildi. Çünkü yenileme aşamasındaydık”.

Ataşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, şimdi her yerde 1.60 boylarında olan 35-40 yaşlarındaki saldırganı arıyormuş.

***

Korkunç, değil mi?

Hem de kameralar bakımdayken, ne garip tesadüf!

Beni pek çok kanaldan ve gazeteden aradılar; hepsine de şunu söyledim: Bunu yapan bir Antisosyal Kişilik Bozukluğu vakası, genel anlamda bir Psikopattır!

***

Bunlar çok yakışıklı ve aldatıcı olabilirler, size veya çocuğunuza nazikçe ve gülümseyerek de yaklaşabilirler.

Antisosyal kişilik bozukluğu veya diğer adıyla sosyopati, psikopati ile alâkalı bir bozukluktur (düzensizliktir).

Bir sosyopatı, bir psikopattan ayıran özellik, altta yatan patolojidir, yani semptom farklılığıdır.

Psikopati, sosyopatiye göre daha ağır bir bozukluk olup, sosyopatide görülen semptomlara ilâveten özellikle ahlâka aykırı davranışlar ihtiva eder.

Sosyopatiye sosyal çevrenin sebep olduğu düşünülmektedir. Antisosyal Kişilik Bozukluğuna (ASKB) sahip olan insanlar, halk arasında yaygın olarak “sosyopat” olarak adlandırılırlar. ASKB, bir kişilik bozukluğudur; bir akıl hastalığı değildir.

Sosyopati, Antisosyal Kişilik Bozukluğu olarak isimlendirilen psikiyatrik hastalığın gayri resmî adıdır. Antisosyal Kişilik Bozukluğu, aklî bir bozukluk olup, Amerikan Psikiyatri Derneği’nin Teşhis ve İstatistik Rehberinde şöyle tarif edilmektedir: “Teşhis için temel özellik, çocukluk veya ilk ergenlik çağında başlayıp yetişkinlik çağında da devam eden, diğer insanların hakları ile ilgili daimî bir umursamazlık ve ihlâl seyridir


HitlerAlman bile değildi (Polonya doğumluydu) ve Sınırda Kişilik Bozukluğu ile Antisosyallik arasında gidip gelirken, sonunda tamamen Paranoid Psikoz içine girmişti! Polonya'ya girdiğinde. zamanında kendisini kabul etmedikleri için, Güzel Sanatlar Fakültesini top ateşiyle yerle bir etmişti. Sonunda nereye gitti bilinmez, Metresi Eva Braun da kayboldu, bilinmez, bütün yakı nerededir bil yakınlarıyla beraber, üzerine tonlarca benzin döktürttü ve bütün yakınlarıyla beraber, üzerine tonlarca benzin döktürerek intihar etti!

Stalin: Yüz binlerce kişiyi katlettirdi. Biseksüeldi ve bilhassa küçük kızlara düşkündü. Yani Pedofilikti.


İyi de, bu kişilerin cezai ehliyetleri de tamdır!

16 yaşından önce yakalanırsa Davranım Bozukluğu denir.

Hastalığın temel özellikleri olarak sayılan hususlar, hilekârlık ve manipülasyondur (etrafını çok iyi gözükerek kandırma ve yalan söyleyerek kandırma).

Bu sebeple, teşhisi koyarken, muayene edilen ferdin haricindeki kaynaklardan malzeme (delil) toplamak zaruridir. Ayrıca kişi, 18 veya daha büyük yaşta olmasına ilâveten belgelenmiş 15 yaş öncesi davranış bozukluğu hikâyesine (tarihçesine) de sahip olmalıdır.

***

Antisosyal Kişilik bozukluğunun Kıstasları:

Spitzer, Endicott ve Robbins (1978) tarafından geliştirilmiş bulunan kıstaslardan alınmıştır.

DSM-IV’ün geliştirilmesi esnasında araştırma verilerine aşırı derecede önem verildiği, fakat empati yokluğu, sathî câzibe ve kendi kıymetini yapay olarak şişirme, çok parlak ve baştan çıkarıcı davranma gibi daha geleneksel psikopatik özelliklere yeterince önem verilmediği yollu bir endişe vardı. Fakat yazarlar tarafından yürütülen saha çalışmasının ön verileri, Hare ve diğerleri (1992) tarafından geliştirilen Psikopati Kontrol Listesinden alınan bazı psikopati özelliklerinin güvenilir bir şekilde ölçülmelerinin zor olduğunu göstermiş, bu sebeple de teşhis kriterlerine dâhil edilmemişlerdir. Merhametsizlik bir örnektir. Bunlar daha bebekken hayvanlara işkence eder, ergenlikte de çeteler kurarak insanlara, mekânlara… saldırırlar.

***

Antisosyal şahıs, suçluluk veya merhamet duygusu izhar edebilir yahut özürler ve akla uygun hâle getirmeler (rasyonalizasyon) beyan edebilir. Fakat bizzat suç teşkil eden fiillerin tarihçesi, çok az merhamet veya suçluluk duygusu izlenimi verir.

Teşhis için, aşağıdakilerden en az üçünün bir şahısta toplanması gerekir.

-Mükerreren olarak gözaltına alınmayı gerektiren fiilleri işlemek suretiyle belirlenmiş, hukuka uygun davranışları tespit eden sosyal kurallara uymamak,

-Çok sık yalan söylemek, takma isimler kullanmak veya şahsî menfaat yahut zevk için diğer insanları kandırmak fiilleri ile belirlenen hilekârlık,

-Fevrîlik (âni tepki gösterme: itkisellik) veya ileriyi (geleceği) plânlayamamak,

-Mükerrer fizikî dövüşmeler ve saldırılar ile belirlenen sinirlilik ve saldırganlık,

-Kendisinin veya başkalarının emniyetine yönelik ihmali (tedbirsizlik) umursamazlık,

-Tutarlı iş davranışını devam ettirme (aynı işte uzun süre çalışma) veya malî mükellefiyetlerini ifada mükerrer başarısızlık tarafından belirlenen daimî sorumsuzluk,

-Başka bir kimseye zarar verme, kötü davranma veya malını çalma hususunda umursamaz olmak yahut bu fiilleri akla uygun hâle getirmek için, eylemi yapan kişi tarafından belirlenen merhametsizlik.

Antisosyal Davranış, sadece “Şizofreni” nöbeti veya “Manik Epizot” esnasında meydana gelen türden olmamalıdır.

Cinsiyet Farklılıkları

DSM–IV’ün, Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından 1994 yılında yapılan baskısına göre, ABD’de Antisosyal Kişilik Bozukluğu teşhisi, yaklaşık olarak bütün erkeklerin % 3’üne ve kadınların %1’ine konmuştur.

Antisosyal Kişilik Bozukluğu olan şahısların ortak özelliklerinin bir kısmı şunlardır:

-Yalan söyleme veya hırsızlık yapmada ısrar,

-Ceza adaleti sistemi ile mükerrer problemler yaşama,

-Diğer şahısların haklarını veya sınırlarını (mülkî, fizikî, cinsî, hissî, hukukî) ihlâl etme eğilimi,

-Alkol veya uyuşturucu madde suiistimali,

-Saldırganca, sıklıkla şiddetli davranış; kavgaya karışma eğilimi,

-Daimî olarak endişe, sinirlilik ve moral bozukluğu hissetme (disfori).

***

Daha basitçe anlatmak isterim: Yasaların suç, ahlâkın ayıp, dinlerin günah olarak tanımladığı her şeyi yapabilir böylesine şiddetli sosyopatlar!

ABD’de, önceki kıstaslara, yani DSM-III-R kıstaslarını kullanan Millî Hastalık Süreçleri Çalışmasında (The National Comorbidity Survey) tarafından elde edilen bulgular, erkeklerin % 5,8’i, kadınların ise % 1,2’sinin bu bozukluğun hayat boyu devam etme riskine sahip olduklarını göstermektedir. Yukarıda belirtildiği üzere, DSM–IV’e göre, Antisosyal Kişilik Bozukluğu teşhisi, yaklaşık olarak bütün erkeklerin % 3’üne ve tüm kadınların % 1’ine konulmuştur.

***

Hapishanelerde, bu oranın %75’e kadar yüksek olabileceği tahmin edilmektedir. Klinik ortamlardaki yaygınlık tahminleri, örneklenen nüfusun hâkim özelliklerine bağlı olarak, %3 ile %30 arasında değişmektedir.

Hastalığın yaygınlığı, pek çok şiddetli fâilleri ihtiva eden hapishane insanları gibi seçilmiş nüfuslarda daha da yüksektir. Benzer şekilde, ASKB’nun yaygınlığı, alkol veya diğer uyuşturucu madde suiistimali tedavi programlarındaki hastalar arasında, genel nüfusta olandan daha yüksektir. Bu da, ASKB ile alkol veya diğer uyuşturucu madde suiistimali arasında bir bağlantı ve bağlılık olduğunu göstermektedir. David Korten tarafından yürütülen bir araştırma, bu özelliklerin, mühim şirketlerin tepe yöneticileri arasında yüksek oranda olduğunu göstermektedir.

***

Antisosyal Kişilik Bozukluğu, madde suiistimali hastalığı hâriç olmak üzere, bütün DSM–IV Eksen I hastalıkları ile negatif korelasyona sahiptir.

***

Antisosyal Kişilik Bozukluğu, en kuvvetli korelasyona, Gözden Ge4çirilmiş Psikopati Kontrol Listesi ile ölçülen psikopati ile sahiptir. DSM–IV–TR’de sunulduğu üzere, Amerikan Psikiyatri Derneğinin resmî duruşuna (tavrına) göre, “psikopati” ve “sosyopati”, antisosyal kişilik bozukluğunun fersude (modası geçmiş) eş anlamlılarıdır. Dünya Sağlık Örgütü de, ICD–10’da psikopati, sosyopati, antisosyal kişilik, asosyal kişilik ve amoral kişilik kavramlarını “sosyal olmayan kişilik bozukluğu” (dissocial personality disorder) kavramının eş anlamlıları olarak kullanmak suretiyle benzer bir tavır sergilemektedir.

***

Nasıl Kuşkulanabiliriz?

Her ne kadar, Antisosyal Kişilik bozukluğu 18 yaşından önce resmen teşhis edilemese de, bu hastalığın, MacDonald Üçlüsü olarak bilinen üç işaretçisi, bazı çocuklarda bulunabilir.

Bunlar: Normalden uzun bir süre devam eden yatak ıslatma, hayvanlara eziyet ve piromani, dipsomani gibi kontrol dışına çıkıp kendini kaybetmedir

Bu belirtilerisergileyen çocukların ne kadarının büyüyünce Antisosyal Kişilik Bozukluğu geliştirecekleri bilinmemektedir. Fakat bu belirtiler, teşhis konulmuş yetişkinlerin hayat hikâyelerinde sıklıkla bulunmaktadır.

Kaç sayıda çocuğun, bu semptomlara sahip olduğu hâlde Antisosyal Kişilik Bozukluğu geliştirmediği bilinmediği için, tahminî değer (diğer bir ifadeyle, bu semptomların gelecekteki Antisosyal Kişilik Bozukluğunu tahmindeki faydası) net değildir. Bu üç özellik, Akıl Hastalıkları IV–TR Teşhis ve İstatistik Rehberi’nde (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders IV-TR) “davranış bozukluğu” ismi altında yer almaktadır.

***

Antisosyal Kişilik Bozukluğunun belirtilerini sergileyen bir çocuğa, başlarda ya “davranış bozukluğu” ya da “Karşı gelme- Karşıt Olma Bozukluğu(oppositional defiant disorder) teşhisi konulabilir. Fakat bu çocukların tamamının yetişkinliklerinde Antisosyal Kişilik Bozukluğu geliştirecekleri söylenemez.

***

Sebepleri

ASKB’nun sebepleri bilinmemektedir. Biyolojik ve genetik faktörlerin rol oynayabileceği sanılmaktadır. Fakat hastalık ile biyolojik faktörler arasındaki istatistiksel ilgileşim zayıftır, bu da pek çok uzmanı aksi yönde bir kanaate yöneltmiştir.

Antisosyal ebeveyne sahip olma gibi ailevî bir hikâye, hastalığı geliştirme bahtsızlığını arttırmaktadır. Mayo Kliniği’nin web sitesine göre, çocukluktaki ev (yuva), okul ve sosyal çevredeki (meselâ mahalledeki) bir takım çevre faktörleri de katkı yapabilir. Meselâ aşırı cezalandırıcı bir ev veya okul ortamı gibi...

***

Robins (1966-67), Antisosyal Kişilik Bozukluğuna sahip olan bireylerin babalarında, diğer kişilerin babalarına kıyasla, daha fazla sosyopatik özellikler ve alkolizm vakası bulmuştur.

Böyle bir ailede, diğer ailelere kıyasen, erkeklerin daha fazla Antisosyal Kişilik Bozukluğu vakasına sahip olduklarını, kadınların ise daha fazla Somatizasyon Bozukluğu sergileme eğiliminde olduklarını bulmuştur.

Evrimsel açıdan da, Bowlby (1944), Antisosyal Kişilik Bozukluğu ile hayatın ilk beş yılındaki ana mahrumiyeti arasında bir bağlantı görmüştür.

***

Zaten, Evrimsel açıdan erkekler Antisosyal, kadınlar da Histriyoniktir ama bu o kişinin işlevselliğini, toplumsal uyumunu, pek çok alanda etrafla sorunlar yaşamasını ama bunları da yutturmayı bilmesini dikkate alırsak, yani adaptasyonu bozuyorsa, o zaman tehlikelidir. Çoğu da ceza almadan ve teşhis konmadan aramızda yaşarlar. Trait (eğilim, çizgi) ve state (davranışın kendisi) ve Nurtür (kültür) bu işi belirler.

***

Glueck ve Glueck (1968), bu kişilik bozukluğunu geliştiren çocukların analarının tutarlı disiplin uygulamama ve şefkat göstermeme eğiliminde olduklarının işaretlerini ve alkolizm ve fevriliğe yönelik anormal bir eğilim bildirmiştir. Bu faktörlerin tamamı, tutarlı yapıya ve davranış sınırlarına sahip istikrarlı ve fonksiyonel bir ev oluşturma hususundaki başarısızlığa katkıda bulunmaktadır.Evlât edinme konusundaki araştırmalar, hem genetik katkıların ve hem de çevre katkılarının hastalığın gelişmesindeki rolünü desteklemektedir.

 

***

İkizler hakkındaki araştırmalar da, yetişkinlerdeki antisosyal davranışın genetik olarak intikal edebilirliği hususuna işaret etmektedirler ve genetik faktörlerin yetişkinlerde antisosyal çocuklar veya ergenlerden daha önemli olduğunu göstermişlerdir. Zira bu son kategori araştırmalara göre, Antisosyal çocuklar veya ergenlerde, paylaşılan çevre faktörleri daha önemlidir (Lyons ve diğer, 1995).

Bütün bunlar bir tarafa…

Bilimsel kıstaslar böyle de!

Empati yapalım ve düşünelim.  

Birisi sizin 3 yaşındaki çocuğunuzun suratına kezzap atsa ve bir gözünün kör olmasına yol açsa, ne yapardınız? Sakince oturup polisin ve sağlık ekiplerinin gelmesini ne dereceye kadar bekleyebilirdiniz?

***

Ya, maazallah, bir de ırzına geçseydi?

Veya bir bankacı gibi gelip sizi dolandırsaydı.

Bir politikacı olarak çok büyük vaatlerde bulunup tutmasaydı ve zimmetine para geçirse veya halka zulüm uygulasaydı?

Bankacı olarak, herkesi dolandırdıktan sonra kaçsaydı?

Acaba kolluk kuvvetlerini mi beklerdiniz, yoksa içinizdeki canavar uyanıp, “kısasa kısas”  diyerek, kendiniz mi intikam alırdınız?

Her tarafımız “hemşerim gettolarıyla” dolu; kimin ne olduğu belli mi?

Lütfen http://www.akdenizgocder.org/raporlar/bilgiuniversitesi_gocarastirmaraporu.pdf yazısını da indirip okuyun. Etnik terör de bunu arttırıyor.

Bunun belli bir şlaç tedavisi de yoktur. Duygudurum Dengeleyicileri, antipsikotikler, antikonvülsan maddeler verilebilir de, alırlar mı?

Hele cinsel bir saldırıda da bulunsaydı, şu hâlâ tartışılan Kimyasal Kastrasyonun (yüksek dozda erkeklik hormonunu ortadan kaldıran iğneler yapmak) uygulanmasını iter miydiniz?

ABD’de ise, hiç gözünün yaşına bakmıyor, idam ediyorlar bunları…

Sağlık ve esenlik dileğiyle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 28 Ekim 2015 Çarşamba

 
0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Hakan Özlen Cumartesi, 31 Ekim 2015

    Dolandırılan Profesörler

    Kerem Hocam,

    Birkaç yıldır bazı kişilere telefon edip, "Hesabınız terör örgütü tarafından ele geçirilmek üzere. Hemen bütün paranızı çekip bize verin, biz onu şurada saklayacağız. Dediğimizi yapmazsanız terör örgütüne yardım ve yataklıktan cezaevine gireceksiniz" diyerek insanları kandırıyorlar.

    Prof. Canan Karatay, bir dekan, Sadun Aksüt gibi kişiler bu tuzağa düştü. En son, çok fazla sayıda hukuk kitabı yazmış ceza hukuku profesörü Erdener Yurtcan bu dolandırıcılara 4.5 milyon TL teslim etti!

    Bu kadar yaşını başını almış, hayat tecrübesi olan, hattâ profesör olmuş insanlar, dahası sayısız dâvâlar görmüş, 200'e yakın kitap yazmış, insan sarrafı olması gereken bir hukuk uzmanı nasıl böyle kandırılıyor? Dolandırıcılar hukuku, bilgisayar ve telefon sistemlerini, banka sistemini ve Psikoloji'yi çok iyi bilen bir ekiple, bu konularda eğitimli kişilerle çalışıyor olsalar gerek. Bu konuda da bir yazı klavyeye almayı düşünür müsünüz?

    Saygılar ve sevgiler...

    MKD: İlk fırsatta Hakan Bey

    Bilmukabdele saygım ve sevgimle

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 24 Eylül 2017