Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BİLİM VE SAFSATA HAKKINDA

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3929 kez okundu
  • 4 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Siirt’in Evren Mahallesi’nde eşi, çocuğu ve annesiyle birlikte oturan işsiz Zeki Toprak, bugüne kadar 4 ayrı mahalleye taşınmasına rağmen her gittiği evde doğaüstü güçler tarafından yangın çıkarıldığını ileri sürdü.

Zeki Toprak, önceleri yangınların elektrik kontağından çıktığını sandıklarını belirterek, “yangınlar artınca Tedaş’a haber verdim. Gelip baktılar, yangınların elektrik kontağından çıktığı yönünde hiçbir ize rastlanmadı. Yangın çıktığı yeri temizledik eşyalarımızı yerleştirdik. Ertesi gün aynı yerde yine yangın çıktı” dedi.


Zeki Toprak, “hayırsever vatandaşlar bizi arayıp derdimize çâre bulmak ve yardım etmek istediklerini belirtiyor. Telefonlara yetişemez oldum. Ayrıca, birçok televizyon kanalı da canlı yayın programlarına çıkarmak istiyor. İnşallah bu yardımlar gerçekleşir” dedi.

Öte yandan onlarca kişi ve kuruluş temsilcisi de Müftü Faruk Arvas'ı arayarak aileye yardımcı olmak istediklerini iletti; o da “yurdun birçok yerinden kişiler beni arayıp aileye ulaşmak istediklerini belirtiyorlar. Bunlar arasında Almanya Frankfurt’ta yaşayan psikiyatri uzmanı bir Türk doktor da var. O da gelip bu aileye yardımcı olacağını söyledi” diye konuştu.

Yangınların yanı sıra evdeki eşyanın belli aralıklarla anlaşılmaz bir şekilde dağıtılıp saçıldığını da ileri süren Zeki Toprak, yanan eşyasını göstererek yardım istedi.


Bir de korkunç yüz çıkmış, ben başka şeye benzettim ama yazmam!

Toprak Ailesi’nin fertleri, evde ateş yakamadıklarını söyleyince sıcak yemek yardımı yapılmaya başlandı.

Âilenin 5. sınıfta okuyan kızları Melek’in kullandığı mont, kitap ve okulda oturduğu sıranın örtüsünün de sınıfta yandığı ileri sürülmüştü. Olayın medyaya yansımasının ardından Siirt Müftüsü Faruk Arvas, Kur’ân’da cin diye bir varlığın bulunduğunun altını çizerek, yangınların “cinlerin işi olabileceğini” ima etmişti.

Siirt Vâlisi Ahmet Aydın, âilenin 4 çocuğunun bulunduğunu, ikisinin okula gittiğini ve sadece bunlardan birinin okulunda olayların gerçekleştiğini belirterek, “bunun neden olduğu açıklanamıyor. Meselâ çocuğun okulda âniden kitapları yanıyor. Bunu çözümlemek mümkün değil. Biz vâlilik olarak maddî anlamda elimizden geleni yapıyoruz. Siirt Üniversitesi’nden hocalar ilgileniyor, rektör takip ediyor. Müftülükten hocalar ise cin olabileceğini söylüyor. Fiziksel olarak bunu açıklamak mümkün değil. Şimdi aile İstanbul’dan bir hocanın numarasını bulmuş. Bu hoca daha önce böyle bir şey yaşayan bir ailenin sorununu çözmüş. ‘Bizi ona gönderin’ dediler, şimdi onları İstanbul’a göndereceğiz. Biz de çâresiziz ve maddî olarak arkalarındayız” dedi.


Siirt Âile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü Aydın Sayın da, olayın kendilerine 3-4 ay önce intikal ettiğini, inceleme için gittiklerinde de evde yangına şahit olduklarını aktardı. “Yangın çıkan odada o ânda kimse yoktu” diyen Sayın, kendilerinin de korktuğunu kaydetti. Sayın, müftünün “cin olabilir” açıklamalarını hatırlatarak, “ev sâhibi Zeki Toprak, bana daha önce Irak’tan hoca getirterek okuttuklarını ve o dönem yangınların biraz azaldığını fakat sonra yeniden arttığını aktardı. Biz ekonomik olarak yardımda bulunuyoruz ama bu olay bana ekonomik değil gibi geliyor” dedi.

Metafizik Uzmanı(!) Gökhan Hani, bunun parapsikolojide “pyrokinesis (pirokinezi)” adı verilen yetenek olabileceğini söyledi: Kişinin bilinçsiz şekilde düşünce gücü enerjisiyle ateş oluşturması durumu olarak tanımlanan Pyrokinesis’in doğuştan gelen, kontrol altına alınabilir bir yetenek olduğunu söyledi ve ekledi: Bu kişilerin enerji gücünün arada duvar bulunsa da bulunmasa da 30 metrelik bir alan içerisinde etkili olur, yaşananların cinlerle ilgisi yoktur.

İmajinasyon (Hayâl Kurma demek) adını verdiğimiz tedavi yöntemi ile kişiye antitez olarak yapılan su telkini ile bu yetenek kontrol altına alınabilir” diye konuştu. Bu “uzmanı” internette araştırdım, esas sitesi virüslü zâten; gerisi ise tamamen alçak irtifada dalgalı uçuş

Psikiyatrlar ise olayın “Piromani” diye bilinen davranış bozukluğu ile açıklanabileceğini söylüyorlar. Prof. Dr. Sedat Özkan, olayın kendisinde ilk olarak özellikle çocukluk döneminde görülen davranış bozukluğu ‘Piromani’yi’ aklına getirdiğini belirterek, “Piromani’de kişi kastî veya belirli bir amaca yönelik olmadan yangın çıkartabiliyor. Burada esas olan şu: Kişi belli bir somut amaç veya bir hedef veya çıkar olmadan tam bilinçli değil, yarı bilinçli bir şekilde yangın çıkartıyor” dedi.

Bir bakıyoruz ki NP Hospital’ın Psikiyatri Profesörü Nevzat Tarhan, beyin dalgalarına ve neurofeedback bir yöntemiyle küçük kızın beyin dalgalarını inceleyip, bir nev’î epilepsi nöbeti olduğunu iddia ettiği bu durumu ölçüp biçtikten sonra adına da pirokinezi dedi ve hastânelerine yatırıldığı takdirde bedavadan teşhis ve tedavi edeceğini söyleyebildi! 5 dakika önce Habertürk’te seyrettim. Bu neurofeedback denen yöntemin bilimselliği bilimselliği nâkıstır (sıfırın altındadır)!

***

Videolara bakalım:

***

Şimdi ben konuşayım

Arson denen bir suç vardır.

Türkçesi kundaklama veya kundakçılık olup; kötü amaçlarla herhangi bir malı, binayı veya araziyi ateşe vermek demektir. Kundakçılık, kasıtlı ve kötü amaçlı olması yönüyle kazara meydana gelen yangınlardan  ayrılır ve pek çok ülkenin yasalarına göre suçtur. Genellikle en ağır cezalar, can kaybı ile sonuçlanan olaylarda verilir.

Kundakçılık kavramı Türkçe'ye, Rumca bez anlamındaki kundak kelimesinden türeyen, “yağlı bez ile tutuşturmak” anlamındaki “kundak sokmak” deyimi yoluyla girmiştir.

Pipomani ise bir İmpuls (İtki) Denetim Bozukluğu olup, psikiyatrik bir hastalıktır. Nâdiren tek başına görülebileceği gibi, refakat eden Kişilik Bozuklukları, Bipolar Bozukluk, Şizofreni, Dissosiyatif Bozukluklar gibi pek çok hastalık da olabilir. Prof. Dr. Sedat Özkan’ın târifi doğru yâni.

Kendiliğinden Alev Alma fenomeni de tamamen bilimseldir. Hemen izah edeyim: Bununla akraba olan Alev Alma (Combustion) denen şey de bir oksidanla bir yanıcı maddenin temâsı sonucu oluşur. Oksidanın çok güçlü, yanıcının çok zayıf olması gibi pek çok faktör rol oynar.

Polat Tower Residence’da yaşanan yangını hatırlayınız

İyi bakımı yapılmayan ve rutubet oranı özenle korunmayan kütüphânelerde saklanan evrak yâhut kitaplarda zamanla görülen sararma da bir nev’î yavaş yanmadır. Ortamdaki bir kıvılcım, bir ısı artışı hâttâ sürtünme eşik sınırı aşarak da tutuşmaya yol açabilir. Bakteriyel fermantasyon, ortamda kritik metan gazı seviyesinin aşılması gibi pek çok sebep de vardır.

Muayene etmedim ama böyle çok vak’a gördüğüm için, Melek’in ve büyün âilenin çok iyi psikiyatrik muayenesiyle, muhtemeldir ki bir “Âile Boyu Paylaşılmış Psikoz” (Folie à Famille) da söz konusu.


Bu kıza dikkat!

Yâni, bu âilenin tek ihtiyacı kaliteli bir psikiyatrik yardım. Cinci, hacı, hoca filân değil!

Siirt Müftüsü Faruk Arvas’a da iki çift sözüm var: Cin, Arapça’da ne olduğu beş duyuyla duyumsanamayan ama bir güce ve esere yol açan her türlü bilinemeyen güç için kullanılır: Bir katedrali inşa eden işçiler, suya karışmış ama çıplak gözle görülemeyen mikroplar, radyasyon gibi sonsuz şey… Hepsi cindir ama ontolojik mânâda cin’e inanıp inanmamak tamamen kişisel bir tercihtir.


Cin, meselâ...

Bu aziz milleti bid’at ve bilim dışı saçmalıklardan kurtaralım, gündem yaratacağız diye bilinçleri bulandırmayalım!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25 Aralık 2012 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Baysungurozan Salı, 25 Aralık 2012

    güleyim mi üzüleyim mi bilemedim

    Sevgili hocam; bu cinler de ne kadar kundakçı oluyor :) aman bismillah :) Allah aşkına bu olayların sizinde izah ettiğiniz gibi epey sayıda ve çok iyi bilinen ''nesnel'' ve insan kaynaklı sebebleri varken olayı ''cin'' denilen ve çok geniş kapsamlı bir kelimeyle açıklamak akılsızlık zâten,kelime anlamı beş duyu ile algılanmayan ve etki ortaya çıkaran her şey, mor ötesi ışınım meselâ veya sizin dediğiniz gibi mikroplar meselâveya ben bir yere saklansam ve kendimi kamufle etsem, bir ormanlık arazide otlar ve dallarla kendimi örtsem ve ezkaza fark edilmeyecek hale gelsem, o durumum itibârı ile onca cüssemle (ormanda kamufle olmaya çalışmış hâlimin ayı olarak algılanabilme ihtimâli de düşük değil :) ben bile cin oldum işte :D Yâni neresinden konuşalım, bunlar saçmanın da saçması...
    Ne diyelim hocam, isteyen istediğine insansın da, evrende bizim algılayamadığımız bilinmeyen canlılar belki var da,ama,Allah aşkına biz insanların dünyâsı adına fizik kanunları denilen mekanizmalarla çalışıyor, biz nesnel varlıklarız, hâli ile dünyâmız da böyle...
    Dışarıda ne olduğu belli olmayan ''cin'' aramak nedir yâni, ne diyelim gülelim mi üzülelim mi, bunlar tehlikedir, insanları câhilliğe itiyor, büyüsel düşüncelere yönlendiriyorlar. Bunlar maksatlı, insanlar uyuşsun ki, ağa babalar işini... Pis kokular var, bu uyuşturma işlerinin kimlerin bütün dünyâda kimin elinden çıktığını hepimiz biliyoruz; cinler var hocam malumu ilâm ediyorum, onlarda örtülüler ama aslında kabak gibi ortadalar eserleri ile Derin Dünyânın baronları onlar, bizim gibi iki ayaklılar ama çok ''cin''ler hem de nasıl... Derin stratejiler bunlar,biz de ''cin''lenmiş paranoyaklarız işte canım...
    Sevsinler her şey ortada iken hâlâ böyle diyen muhteşem beyinlileri... Bize düşen uyanık olmak hapları yutmamak ve sizin gibi hakiki bilim adamlarının insanları aydınlatmasıdır insanlık borcu olan, hepimiz yapabildiğimiz kadar, Tanrı'ya inanıyorum onun da bizim çözemeyeceğimiz bir plânı vardır, dünyânın gidişatı hiç iyi değil, bu derinler çok azıttılar, fazla azıtan eceline gider. Öyle olacak ama farkında değiller hazretler, o kadar kibirliler ki çünkü... Kendileri batarken dünyâyı da batıracaklar benim üzüldüğüm bu, yoksa onlar zâten âkıbetlerine koşuyorlar, iş kendileri ile kalsa ne hâlleri varsa müstahaktır görsünler...
    Hâlimiz harap hocam, ülkemize bakınca, Dünyâ'ya bakınca vaziyet fena... Ne diyelim Akıl ve vicdan yolumuzu aydınlatsın, sevgi ve saygılarımla iyi akşamlar...

  • Misafir
    Ozgur Salı, 25 Aralık 2012

    spontaneous combustion

    Sayın Hocam,

    Öncelikle çok teşekkür ederim. Memnun oldum bu konuya değinmenize. Yazınızı okudum, ardından da başladım utanmaya.. Önceki yazınınıza eklediğim okuyucu yorumunda, bu olayı da referans gösterdiğim için. Yine de teşbihte hata olmazsa, ben de affınıza sığınıyorum, tek arzum insandan insana aktarılan vakalar da, insanın tabiatı gereği (psikoz durumu, dar idrak yeteneği, bilinçsiz dürüstsüzlüğü veya bilinçli yalancılığı), koşulsuz inanmanın neredeyse imkânsız olduğuydu.

    Kur'ândaki cin açıklamanıza da bayıldım.

    Zamanında BBC'de izlediğim "spontaneous combustion" konulu bir belgesel yapımı hatırladım. İngiltere'nin istatistiksel olarak bâzı noktalarında cereyan etmiş, insanı ilk duyduğunda hayrete düşüren, konunun mistik sayılabilecek ayrıntılarını ilgi çekici bir şekilde sunan ama bilimsel açıklamalara değişik uzman ve kaynaklardan yer veren, yâni bizimkilerin yapamadığı şekilde bir habercilik örneğidir kanımca.

    http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/158853.stm

    Ve tekrar utandım, hadi onlar bulandırıyor, e bu bilincin sâhibi biziz, adam olalım da bulandırtmayalım, sevgili hocalarımıza bilinçleri bulandıranlara karsı fazladan mesai yaptırmak zorunda bırakmayalım. Tekrar teşekkürler...

    Sevgiyle...

    MKD: Bilmukabele, saygılar...

  • Misafir
    Kaan Özsayıner Çarşamba, 26 Aralık 2012

    Bilim dışı kaynaklar

    Hocam bu mesajımı yayına vermek yada vermemek konusunda alacağınız karara saygım var. Hatta vermezseniz sevinirim çünkü size özel olduğunu düşünüyorum. Ancak yanıtınızı yada olayın doğrusunu merak ediyorum. Yıllar önce muhterem pederiniz rahatsızlandığında sizde uzak doğuda manevi şifacıların kapısını çaldınız. Hatta sizin kendi el kameranızla görüntüleri kaydettiniz. Gördüklerinize bilimsel bir izah getiremediğiniz için ilahiyat fakültesinden bu konuda açıklama istediniz onlarda "cinler" yardımı ile bu durumun olabileceğini sizlere iletti.

    Bu bilginin ne kadarı doğru, ne kadarı abartı ne kadarı safsata bilmiyorum ama görüntüyü izleyenlerden biri benim arkadaşımdı ve konuyu aynen bana böyle anlattı.

    Asla ama gerçekten asla yadsımıyorum, konu can olduğunda insan bilimsel nesnelliğini bir kenara koyup alternatif konulara eğilebiliyor insan. Kuantum fiziğinin temel fiizik mekaniğini yerle bir eden "belirsizlik" ilkesi, bazı bilim dışı durumları zaman zaman bilimin konusu haline getirdiğini biliyoruz. Akıl yürütme yöntemi ile belirlenen yasalar bazen eşeğin kulağına su kaçırma şeklini de alabiliyor. Dogmatik inançlara hareket alanı açılıyor, onlarda bu alanı saçmalama lehinde kullanmaktan kendilerini alamıyorlar.
    Demem o ki, şu an eleştirdiğiniz durumun benzerini yıllar önce sizde yaşamadınız mı? Filipinlerde yaşadıklarınızı, gördüklerini kaleme alacağınızı söylemiştiniz yıllar önce (5-6 yıl) Hala merakla ve sabırsızlıkla beklemekteyim. Bu gün yazdığınız konuya paralel bir durum değil miydi gördükleriniz..Olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra konuya çok daha nesnel yaklaşabileceğinizi düşünüyorum. Bir taraftan da düşünüyorum, sizin mesleki yaşamda ki çalışmalarınızın bu denli tarihle, mitoloji ile, dinler ile, dil ile hatta Jung'un "evrensel bilinç altı" kavramı ile zenginleşmesinde yaşadığınız deneyimlerin rolü olmuş mudur?

    Not: Atık yazarken gerçekten her kelimeme azami özen göstermeye çalışıyorum. Keza, babacan bir ağabey, sevecen bir dost ile aksi bir ihtiyar arasında gidip geldiğini düşündüğüm tavrınızdan dolayı, kendime çok dikkatli yazmayı salık verdim. Ben sizi her daim babacan bir ağabey, kurtlar sofrasında bir arslan, küçük dünyada büyük izler bırakmış fikir ve düşünce adamı olarak görüyorum.

    Sevgi ve Saygılarımla...

    MKD: Benimle ilgili şahsî değerlendirmelerinize diyebileceğim bir şey yok.

    Rahmetli Peder'le Filipinler'e gidip döndükten sonra İlâhiyat Fakültesi'nde konferans verdi, doğru. Ama izah arayışıyla değil, bilgi vermek içindi ve "diplomalı ulemâdan" cin filân diyen çıkmıştır mutlaka. Bence seçtiği yer hatalıydı ama anlatamadım o zamanlar. Hâttâ video çekimlerinde birkaç yerde "şifâcı râhibenin" memsi, birinde de bir "şifâ bulanın" penisinin ucu gözüktüğü için itiraz eden softalar çıktı. Bu gördüklerimizle ilgili bir şeyler yazacağım ama zamanı değil çünkü ilim tamamen safsataya mağlûp olmuş, vaziyette.

    Bu arada, Jung'un "Ortaklaşa Bilinçdışı: Collective Unconscious" hâricinde bir sözü yoktur.

    Selâmlar...

  • Misafir
    Ali Aydın Salı, 01 Ocak 2013

    AKIL.

    Aklın, Sokrates'ten bu yana hurâfeye karşı açtıgı savaş henüz kazanılmış değildir.

    Isaac Asimov

    Neden soruların cevapları bilinmeyenlerde aranır? Neden insan zihni kendisinin açıklamakta yetersiz kaldığı durumlarda bilinmeyenlere meyleder? Neden bilimsellik bu kadar yakınken bu kadar uzak? Neden medya denen aygıt (sosyali - antisosyaliyle) insanları metafizik-paranormal olaylara bilinçli bir şekilde yönlendirir?

    Mevzûmuz nedir?

    Foton kuşağına girmişiz, Haktan âbimiz, âlimimiz kelâm etti ya! O zaman foton bombardımanı ilk Siirt'i ateşe vermiş olmasın ;):p

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 23 Ekim 2017