Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

Bir Cümlede 4 Hata: Nobelli Yazarımız!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2957 kez okundu
  • 1 yorum
  • Yazdır

Adana Seyhan'da düzenlenen bir konferansta konuşma yapan Prof. Dr. İlber Ortaylı, NOBEL ödüllü Orhan Pamuk için ilginç bir tesbitte bulundu. Ortaylı, bir dinleyicinin Pamuk'la ilgili sorusu üzerine şunları söyledi.

Kaleme aldığı bir eserde şöyle bir ifâde geçiyor: "İmam ikindi namazı saatinde caminin balkonuna çıkarak ikindi ezanını okudu." Bu toplumun gerçeklerini, inançlarını bilen her insan bilir ki, bir kere namazın saati olmaz, vakti olur. Saat ayrı, vakit ayrı bir kavramdır. Câmilerde balkon yoktur, minârenin şerefesi vardır. Ezanı da imam okumaz, müezzin okur, o da şerefeye çıkmaz, içeriden okur. Bu örnekle de sâbittir ki kişiler kendi içinden çıktıkları toplumu bilmeden bir şeyler yapmaya çalıştıklarında doğru şeyler yapmazlar, yapamazlar."

İlber Ortaylı'nın söyledikleri sâdece bir cümle için! Bir de bu hayırlı vatan evlâdı numûnesinin "Türkler bir milyon Ermeni'yi, otuz bin Kürt'ü öldürmüşlerdir" vecizesini ağzını burnunu yamultarak söyleyişini hatırlayın...


Helâl olsun benim Pamukçuğuma, yakışır ona her güzellik. Yakında Eskimolar'ın buzdolaplarını nasıl kullandıklarından bahseden yeni bir romanı da çıkıyormuş. Bu sefer de, Con Ahmet'in devr-i dâim makinesini "Erke Dönengeç" diye yeniden icat eden mütekâit paşalarımızla beraber OSCAR vereceklermiş.

Yâhu, ben bir Türk milliyetçisiyim ama hakikaten son 300 senedir neden doğru dürüst bir adam yetiştiremedik (kendim de dâhil) diye sürekli hayıflanıyorum.

Sevgili dostum Prof. Dr. Celâl Şengör de bundan hep müştekîdir bu durumdan. Celâl bir fenomen adam, bir dâhi! Bir niyet etse, psikiyatriyi de benden iyi öğrenecek. Dünyâ, Rus ve Amerikan Bilimler Akademisi şeref üyesi, en çok site edilmiş jeolog, bir bilim filozofu, hâttâ bir bilimperest! Bu adam gibi adam "99 Soruda İstanbul Depremi" diye demir leblebi kıvamında, çok iyi anlaşılır, çok net, sebil niyetine bir kitap yazıyor. Satışı neredeyse İstanbul'da bile nâkıs!

"Da Vinçi Şifresi", "Marduk Ne Zaman Çarpacak" gibilerinde ucûbelere pek düşkün İstanbullularımız bu kitabı alıp okumuyorlar. Ama özene bezene yetiştirilip milletine sövdürüldükten sonra Nobel'le fitillenen Pamuk ağabeyimizin kitaplarını, zerre kadar anlamayarak, okuma yarışına girdiler! Bütün kitaplarını aldım, ilk 30-40 sayfadan sonrasında kalbim, dimağım ve rûhum daraldığı için pes edip bıraktım. Rahmetli Kışlalı sebat eyleyip okumuş, ta o zamandan "Oyun Maskesiz Olsun" diye yazmıştı. Durduk yerde Atatürk'e, Türklük'e sövülüyordu Pamukçuğun kitabında. Hürriyet gazetesinde yarın yayınlanacak röportajında "birkaç altınlı güreşçi gibiyim ama kıskanıyorlar, çekemiyorlar" filân diyecekmiş Pamukçuk. Ata sporumuz güreşe bulaşmasa bâri yâhu! Bir şey değil, bir sonraki yapıtında "pehlivan rakibinin burnunu yere bastırıp tuş etti" filân der diye endişeleniyorum.

Esasen, biz millet olarak okumuyoruz; istisnâlar kâideyi bozmaz tabii ki. O k u m u y o r u z! Ne kadar saçma sapan televizyon ahmaklığı, danışıklı dövüşü, beyin uyuşturma dizisi varsa seyrediyoruz ama okunası şeyleri okumuyoruz.

Buna mukabil, milletine söven, olmamış soykırımı yeren, harsına ihanet eden herkes acayip makbûl. Atatürk'e sövmek, Türkiyeli olmak, Kürtler'e yağ çekmek, Ermeniler'e acımak sizi derhâl şöhret yapıyor. Hele Süryani, Pontus ve bilmem ne soykırımı da yaptığımızı anlatır, bize söverseniz, sizden büyüğü yok. Üstelik bu tür kitapları da biz Türkler en çok okur, kendimizi ayıplarız. Kendimizi aşağılamak, kendimizi ikinci sınıf görmek mazokizmi damarlarımıza işlemiştir. Koyu milliyetçi ve Ülkücü kesimi ise zâten ta baştan kızarlar farklılıklara ve okumazlar.

Komünistlerimiz sağcıları okumaz, solcularımız liberalleri okumaz, sağcılarımız hiçbir şey okumaz!
   Okumaya okumaya canımıza okunacak ama farkında olan yok!
      Tıbbiyedeyken pamukçuğun tedavisi öğretilmişti de, unuttum. Şimdi ne yapmalı acaba?

Mehmet Kerem Doksat - 22 Kasım 2006 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Kaan Özsayıner Cuma, 01 Şubat 2013

    Orhan Pamukyan ile Tanışıklığım Ortaokulda Başladı

    Sn. Hocam Orhan Pamukyan'ın kitapları ile ortaokulun sonunda tanıştım. Geçen iki üç yılda klasikleri hatmettiğim için Orhan Pamuk bana Yaşar Kemal'den de daha kötü bir romancı izlenimi vermişti. Şimdi 32 yaşındayım artık fikirlerim değişti daha serinkanlı bakabiliyorum durumlara. Pamukyan'ın kitapları yalnız dilbilgisi hataları, anlatım bozuklukları yada olayları çarpıtması ile ilgili değil kanaatimce roman yazarının olmazsa olmaz yeteneklerinden "öyküleştirme" yönünden de üniversitelerde nasıl yapılmaması gerektiği ile ilgili okutulması gereken başucu eserleridir.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 26 May 2018