Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BİR DÂHİ DAHA ÇEKİP GİTTİ: KURTULUŞ TÜRKGÜVEN

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3439 kez okundu
  • 3 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Yaş 18, Adana'da Baraj Yolu'nda 6.5 Durak'taki Divan Apartmanı'nda ikamet ediyoruz (Adana'da Baraj Yolu'nda seneler zarfında o kadar yerleşim arttı ki, ¼ duraklar dahi teşekkül etti). Babam, Çukurova Tıb Fakültesi'nin Psikiyatri Kliniği'ni kurmuş, bir alay mücadele içinde çırpınıyor. Divan Apartmanı da Fakülte'nin öğretim üyelerinin lojmanı olarak komple tutulmuş.

Biz yedinci kattayız, en üst kat ve çatı da yok.

O zamanlar 70 kiloyum çünkü Taekwon do'daki sıkletim bu. Günlerim fakülte, dojoda antrenman yapmak ve klâsik gitar çalmakla geçiyor. Çoğu akşamı tavanda antrenman yaptıktan sonra güneşi meditasyonla batırıp, gitarımı elime alıp etüd yaparak kapatıyorum.

Karşımız açık ve başka şehirlerden gelecek dostlara "Baraj Yolu'nu bulun, birkaç kilometre gidin, soldaki yedi katlı modern bina bizimki" diye târif ediyoruz. O zamanlar öyle çünkü.

Sonra, Baraj Yolu'ndaki ikinci büyük (bizimkinin iki misli) apartmanı tutup da tam karşımıza dikiyorlar! İyi mi? İyi, iyi, anlatacağım.

Sür'atle doluyor bina ve epey farklı sosyokültürel temellerden karşı komşularımızla yüz yüze bakar oluyoruz. Beşinci kattaki bir fıstıkla hafiften kesişiyoruz, arada da bizim apartmanın yanındaki bahçeli büyük evdeki güzel kıza bakıyorum. O belli ki asil bir âileden, birkaç kaçamak bakışma hâricinde gözlerini kaçırıyor. Ben de en müthiş silâhımı kullanıyorum; klâsik gitarımı alıp elime balkona çıkıyorum ve saatlerce çalıyorum. O da saatlerce bahçede oturuyor ama bir nazar bile etmiyor.

Karşı apartmanın bize göre solundaki bloktaki birinci kata yeni birileri taşınıyor. Sarışın, hafif çilli güzel bir karısı olan ben civar bir genç adam. Bir gün gene balkonda döktürürken, karşıdan çok kaliteli bir mukabele geliyor; şaşkınlıkla eğilip bakıyorum, elinde gitarıyla tipik bir Adanalı sevimliliğiyle bana bakıyor o yakışıklı, cin gibi adam. Birkaç saat apartmandan apartmana atışıyoruz (kimse de vurmuyor yâhut küfretmiyor).

Ertesi gün zıplıyorum aşağı, elimde gitar. "Merhaba, ben Kerem Doksat" diyorum, ânında sarılıp öpüşüyoruz, benden dört yaş büyük dâhi gitarist ise "ben de Kurtuluş Türkgüven" diyor. Karısı da çok şirin, hemen çaylar ve tabii ki, gitar.

 

Saatlerce emprovizasyon (irticâlen çalma, şimdilerde doğaçlama diyorlar) yapıyoruz. Kurtuluş aslında bir Rock ustası ama klâsik tekniği olmasa da, bir duyduğunu Rock usûlüyle bana iâde ediveriyor. Onun Rock nağmelerine de ben klâsik atıflarla mukabele ediyorum.

Öyle başlayan dostluğumuz hep sürüyor. Önce Adana'da büyük bir adam oluyor Kurtuluş. Benim Adana tarihinin ilk klâsik gitar resitalini verdiğim (tıbbiye dördüncü sınıftayken) senelerde Sular semtindeki gazinoda artık bir Kurtuluş efsânesi esiyor.

Her şeyi çalabiliyor Kurtuluş ama gene biz bize takılırken "en büyük keyif seninle geçirdiğim saatlerde be kardaş" diyor, gözlerimiz doluyor. Adama Bach çalıyorum, bana Jimi Hendrixvâri bir yorumla iâde ediyor!

İstanbul'dan bir grup arkadaşım geliyor, hepsi de şimdiki moda lâfla Beyaz Türk ve Rock delisi, çoğu Boğaziçi'nde okuyor, bir kısmı Amerika'da. Toplayıp Kurtuluş'un çalıştığı gazinoya götürüyorum. Yanına gidip kısaca grubu tanıtıyorum.

Hâlâ unutamam o geceyi! Coştukça coşuyor ve coşturuyor Kurtuluş; Jimi Hendrix'ten, Cream'den (o zamanlar Eric Clapton tek başına değil), Beatles'ten. hepimizi uçuruyor. Sonradan gülerek anlatmıştı, o gece patrondan azıcık fırça yemiş hiç Arabesk çalmadığı için!

Hep gülerdi, güleçti Kurtuluş. Hep de seviyeliydi. Çok da gururluydu, asla kimseye ezdirmezdi kendini. Mozart gibi hani...

Bir gün elinde gitarıyla Ankara'ya konservatuvar sınavlarına katıldı ama torpili yoktu... Gene de gülümsüyordu.

Adana'ya sığmadı, İstanbul'a taştı.

O arada benim mecburî hizmetim filân derken, irtibatımız koptu. Bir gün Boğaz'da arabayla dolanırken bir bakıyorum, sâhildeki bir mekânda KURTULUŞ diye yazıyor, şipşirin yüzü de afişlerde. Sürpriz yapıyorum, yer ayırtıp gazinoyu "basıyorum." Özellikle en önde değil, bir arkada ve karanlıkça bir yerde mevzîleniyoruz (şimdilerde konuşlanıyoruz diyorlar).

Çıkıyor sahneye, önce biraz "light" takılıyor, popüler şarkılar söylüyor (sesi de çok güzeldi ve üç oktavı rahatça zorlardı). Bir peçeteye "Johann Sebastian Bach'tan Bourree'yi rica ediyorum, saygılarımla" diye yazıp garsonla yolluyorum. Daha nispeten saat erken (gece 23 civarı) ve henüz yarısı filân dolu salonun. Önce peçeteye bir bakıyor, sonra çalmayı kesip bir daha bakıyor. Garsonu tembihlemişim nerede oturduğumu ve kim olduğumu söylememesi için.

"Heeey, Kerem, neredesin" diye sevinçle haykırıyor.

Fırlıyorum yerimden, hasretle sarılıp öpüşüyoruz. Rock yorumla bana ânında çalıyor Bourree'yi, sonra da klâsik gitarı elime veriyor (sahneye üç gitarla çıkmıştı; biri elektro, biri akustik, biri de klâsik). Joaquin Rodrigo'nun meşhur Concerto de Aranjuez'inin Adagio'sunu beraber çalıyoruz; cadenza'da tamamen susup klâsik kültürünün güzelliğini sergiliyor (Xsuefei Yang'ın güzel ama heyecandan bir kısmını eksik çaldığı güzel bir yorumu http://www.dailymotion.com/video/xmha3_concerto-de-aranjuez-xuefei-yang_music adresinden, seyredebilirsiniz; unuttuğu kısmı ise bu büyük bestekârın kendisinden ve Pepe Romero'dan http://www.dailymotion.com/video/xob9z_aranjuez-joaquim-rodrigo-pepe-romer_life adresinden gözyaşlarıyla temâşâ edebilirsiniz). Ona kalsa devam edeceğiz ama ben tekrar yanacıklarından öpüp oturuyorum. O kadar keyifle çalıyor ki, sabaha karşı zor ayrılıyoruz.

Benim ihtisasım, askerliğim filân derken gene kopuyoruz cismânî mânâda ama hep ben onu, o da beni biliyor, hissediyoruz. Şöhretinin doruğundayken biraz unutuluyor; patronların patronajından hiçbir zaman hazzetmediği hür ruhu bâzı soytarılık taleplerine karşı çıkmış işittiğime göre.

Sezen Aksu'nun Keskin Bıçak şarkısıyla tekrar bir çıkış yapıyor. Görüşemiyoruz bir türlü.

Bugün gazetede bir bakıyorum ki Hürriyet'in 7. Sayfasında sol altta küçük bir haber hâlinde yer almış: Bir süredir mücadele ettiği pankreas kanserine mağlûp olup, bu çile âleminden o da göç etmiş.

Yâhu, ne güzel adamdın, ne büyük san'atkârdın be Kurtuluş.

Batı'da doğsaydın dünyâ çapında olurdun, biliyorum çünkü seninle yaşadım musıkîyi. Seni Carlos Santana'ya benzetenlere de gülerim; olsa olsa o sana benzer çünkü senin müzik dağarcığın onda yok ama onunki sende Allah'ına kadar vardı be kardaş! (Adana'daki o komşu güzel kızın da düğününe dâvet edilmiştik, geçen sene kız kardeşiyle karşılaştık ve sohbet ettik. Vefat etmiş kocası, iki çocuğuyla dul kalmış ve meğer bende de gönlü varmışmış).

İki kere gittiğin konservatuvar sınavlarından "torpilsizlik" sebebiyle eli boş döndüğünü de çok sonra öğrendim ama sen asla anlatmadın bana.

2014, 6 Şubat, saat 14 civarı... Biraz bilardo, sonra azıcık Ta kwean do. Belki de tıngırdatirim altı telliyi.

Bir de o hep gülümseyen güzel yüzünü unutmam, unutamam. 

Özledim be gardaş.

Senin gibi "sahici" adamlar kalmadı hiç. Herkes hep aynı şeyleri çalıyor.

Sarı Kanarya'dan şutlanan elin psikopatı reklâmlarda gofret yalıyor, sonra da Gülben'de Suriyeli Çocuk labalibosu falan filân.

Hani eğer okusaydın Ruhumuzdaki Fırtınaları, bir jeam session veya Blues attırıverir, beni de derhâl ağlatıverirdin.

Sahi, ben Gülben'i, Yeşim'i ve daha nicesini tanıyordum yahu; kaç kere çağırdılar, gelip gittiler... Emeğim var.

Acaba bir arayıp sorsam, ne derler?

Hey Peder Bey, Tanju, Bobby, tavla ve muhabbete musikî de geldi, haberiniz ola!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 05 Temmuz 2009 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Ufuk Çarşamba, 14 Ağustos 2013

    Kurtuluş

    sayın hocam ... büyük keyif aldım paylaştığınız anılarınızdan, Kurtuluş hayranı ve bir adanalı olarak bayıldım yazınıza .
    sevgi ve saygılarımla.

    MKD Buruk bir sevinçle...
    Bilmukabele efendim.

  • Misafir
    mrt Çarşamba, 11 Aralık 2013

    çok güzel

    Kurtuluş ve sizin aranızda oturmuş ikinizi dinliyormuş gibi bir hisse kapıldım yazınızı okurken. Kurtuluş' la olan bu anınızı paylaştığınız için teşekkürler.

    MKD :D

  • Misafir
    Cenk Karasu Cumartesi, 22 Şubat 2014

    Vefa

    Okurken çok duygulandım üstadım. Rahmetli Kurtuluş abi ile tanışırdık. Muhteşem bir insandı. Sizin gibi vefalı insanlar çok az kaldı üstadım. Saygılar

    MKD: :(

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017