Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BİR ŞİRKET NASIL KURULMALIDIR?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2211 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

Bir şirket/Holding nasıl olmalıdır diye düşündüm ve paylaşmaya karar verdim.

Dilerim beğenirsiniz…

Patron (CEO)

Narsisist, karizmatik, kitleleri hipnotize edebilen birisi… Temsil ve temessül yeteneği tam olmalı. Tercihen da en alttan yükselip, bütün olup bitenlere vakıf bulunmalı...

Bütün davetlere, resepsiyonlara ve sair organizasyonlara iştirak etmeli. Geniş bir kültür birikimi olmalı! Bienalleri hiç kaçırmamalı ve hayır, hasenat işlerini öncelikle ele almalı.

Vatanına, milletine ve öz-değerlerine bağlı olmalı, hâddini aşmamalı.


Gereken ne kadar sosyal, dinsel ve benzeri câmiaya üye olmalı. Cemaatlerden uzak durmalı. Hâdlerini aşanların "temizlendiğine" dair pek çok örnek vardır tarihte (Kennedy suikastı gibi).

Belli bir iş yapmaktan ziyade, orada burada dolaşıp, kendilerini göstermelidirler.

Her telefona çıkmazlar ama daime bir kırmızı hatları olur.

Sekreterlerini amaçları ve görev tanımları dışında suistimal etmezler.

Her tarafa bol bol seyahat edebilecek ve kötü alışkanlılardan, alkol veya benzeri şeylere müptelâ, sefih yâhut kendilerini rezil edecek skandallara karışmamış olmaları gerekir.

Ölümsüzlük hezeyanları bulunmamalıdır.

Stephen Hawking'in her ağzından çıkan şeyi mutlak Hakikat sanmaması şarttır. 


Sekreter(ler)

Histriyonik, orta derecede baştan çıkarıcı ama herkesin derdini dinleyip, fazlalıkları eleyen yapıda olmalı... Patronun boğulmasına izin vermemeli! Öyle ikide başları ağrımamalı, âdet düzensizliğine bağlı sorunlarını işlerine yansıtmamalı (kadınlar müreccahtır).

Orta Derecede Yönetici(ler)

Obsesif, titiz, ayrıntılarda boğulmayan ama işi gücü de birbirine karıştırmayan kişiler olmalı.

Ar-Ge Kısmı

Paranoid, şizoid, hâttâ şizotipal kişilikte, hür bir şekilde uçup, en saçma şeyleri akıl eden evsafta olmalı... Şizofrenler, Aspergerliler de burada istihdam edilebilir.

Rakiplerin en saçma sapan veya hâince stratejilerine karşı hep a, b, c, d... plânları olmalıdır. 

Güvenlik Departmanı

Paranoid, paranoyak, hâttâ şizofren olabilir. Ar-Ge ile pek farkı yoktur. Çok gerekiyorsa cinayet dahi işleyebilecek sosyopatlar yer alabilir ama patronun onları iyi frenlemesi gerekir. Her türlü dövüş ve self-defence numaralarını çok iyi bilmeleri gerekir. Yabancı uyruklu olanlar tercih edilmeli, icabında pasaportlarını alıp kaçıvermeleri tercih sebebidir.



Şimdiki TBMM dizilişi

PR Departmanı

Atılgan, sosyabl, sosyal, her türlü mecrayı en iyi şekilde kullanabilen kişiler olmalı...

Müşteri temsilcilerinin de -tıpkı patron gibi- karizmaları olması, adaptif davranabilmeleri pek mühimdir.

Şikâyet Kısmı

Pasif-agresif, mırın kırın eden, rakipleri çileden çıkartıp, delirten ama sonunda da işlerin yoluna girmesini sağlayan yapı... Şizoidler, durgun ve orta derecede zekâ özürlüler bu işe en uygun olanlardır.

Sürekli olarak mazeret yaratan, başı ağrıyan, orası burası tutulan, romatizması veya başka bir özrü bulunan ve kendini değil de karşısındakini övüp, akabinde de "buyurun geçin" diyebilen kişilik...

Çok üstün zekâlı olsalar dahi, hep salağı oynayarak, herkesi püskürtmeliler.

Pazarlama Departmanı

Zamanı ve ortamı iki koklayan, nabza göre şerbet verebilen ama işi abartıp, cinsel veya sosyal fantezilerine yenik düşmeyen eşhâs...

Hukuk Departmanı

En az iki veya daha fazla lisan bilen, vergi ve sair konularda en rasyonel şekilde haklarını savunabilen ama etik ve moral sınırların zorlayıp da, herkesi strese sokan tipler olmamalı...

Hinlik Departmanı

Rakipler nasıl kazık atılır, ne gibi zaafları vardır, hangi tapelere ulaşılabilir, kulaklarına veya kafalarına Kurşun mu dökülmeli mevzularını derinden derine deşer, kaşır, kanırtır; Bâzen de acıtır, kanatır.

C'est la vie.

Basit hesaplar veya küskünlükler sebebiyle başkalarını harcamak, onlara çamur atmak veya yasaklanmış reklâm tekniklerini kullanmak bunların aslî vazifesidir.


Bakın, bu çok ibretlik...


Rahmetli de çok iyi bilirdi her şeyi...

Atatürk, mason olmuş olsa ne olur, olmasa ne olur?

Merhum Ulu Önder acaba gabi miydi ki bu kadar aymaz olsun.

Merak edenler HKMBL veya ÖMBL'den sorabilirler.

İlber Hoca, Murat Bardakçı gibi tarihçi-gazeteciler de cevap verebilir.

Ulu Önder sıtmaya bağlı sirozdan vefat etmişti, rakı ve leblebiden değil!

Mim Kemal Öke de ona kinin vermişti. Ben Adana'da geçirdim bu malaria (kötü -kokulu- hava) denen illeti; trombositleri dahi parçalar. Altı ayda ancak ayağa kalkabilmiştim...

O zamanlar Adana'daydım, Faruk Bey isminde bir dekanımız vardı. Koşmaktan haz duyarı pek fazla. Sonra bir gün kalbi yarılıp vefat etmişti. Hiç unutamam.

İyi bir yönetici olduğunu söylemem pek müşkül. Bir Oftalmoloji Doçenti göğsünü oracıkta açıp masaj yapmıştı ama bir daha uyanamadı geri dönüşü olmayan istirahatinden...

Ulaştırma Departmanı

İşine bağlı, sâdık, hafif bipolar özellikler gösteren ve hızlı adaptasyon kurabilen, geniş muhiti olan, patronunu tanrı değil de, dost olarak görebilen, aynı masada da oturan ama hâddini bilmezlik etmeyen kişiler çok iyi şoför olurlar. Tabii, kendilerinin rallici olmadıklarını da unutmamaları şarttır, yoksa kaza yaparlar.

Tıpkı Schumacher gibi...

Yoksa herkes perişan olur...

Kazadan kurtulsa dahi, beyin ölümüne yol açabilir bu şoförler...

Geniş muhitleri olmalı ve dostça yaklaşımla her zaman, her yere gazlayıp gidebilecek, telefonunuza derhâl cevap verecek ve sâdık, güvenilir kişiler olmalıdırlar. Bir holdingde binlercesi olabilir ama en ehliyetli ve becerikli olanı makamının hakkını verebilir. Diğerlerini de zekice yönetir.

Bu ehliyetlerini icap ettiğinde yurt içinde, gerektiğinde de bütün dünyada  kullanabilmeleri, yakın dövüş tekniklerden haberdar olmaları, ne zaman gaza, hangi vakit frene basmalarının ayarını iyi bilen kişilerdir bunlar. Zeki, pratik ve her türü ulaşım aracını akıl dolu şekilde kullanabilmelidirler.

Bakarsınız bir gün uzayda da kolonileşmek gerekir -ki muhtemelen başlamıştır, uzay gemisini de çok iyi kullanabilmelidirler.

Tıpkı Captain Kirk gibi...

Işık hızının aşılamayacağını kim bilebilir ki...

ASANSÖR KULLANANLAR

Mutlaka orta ilâ hafif derecede zekâ özürlü olan, fazla düşünmeden bütün mesaisini geçiren, ona buna dalaşmayan, çok sabırlı olan kişiler... Aspergerliler, diğer otistik spektrum hastaları, ufak tefek uyanıklıklarla arada stop veya start düğmesine basarak insanları oyalamayı becerenler tam uygun vasıftadır.


Bu en hafifi...

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017