Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BİR TÜRKÜMÜZ ve TÜRK'ÜMÜZ DAHA YOK MU?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2557 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

30 senedir fiilen ayrılıkçı Kürt terörüyle uğraşıyoruz. Bu işin kökleri ise 300 sene öncesine kadar uzanıyor. Batı, yâni şimdiki ismiyle AB ve ABD bizi tarihimiz boyunca Kürt ve Ermeni kartıyla vurmuştur. O zamanlar zafer süngünün ucunda idi, şimdi ise mertlik filân kalmadı. Dünyayı Evanjelist ABD ve WASP ile işbirliği yapan Siyonizm işgâl ediyor.

Nasıl mı?

Bir arkadaşım şu mesajı yollamış: Yakın zamanda seyrettiğim bir belgeselde bir Evanjelist misyonerin -çocuk râhibeliği denildiğinde ilk akla gelen isimmiş- faâliyetleri anlatılmakta.

Yanına oturttuğu yıkanmış beyinli çocuğa küresel ısınma hakkında ne düşündüğünü soruyor. Çocuk, ısınmanın sadece 0.6 derece olduğunu ve bunun hiçbir önemi olmadığını, küresel ısınmanın siyasî sebeplerle ortaya atılmış bir safsata olduğunu söylüyor. Onu onaylayan râhibe şunları söylüyor: Küresel ısınma gibi şeyler zâten önemli değildir. Çünkü biz bu dünyadan göçüp gideceğiz. İsa bizi buradan kurtaracak. Yapmamız gereken dünyanın tüm nimetlerinden sonuna kadar yararlanmaktır.

Bu süper râhibe, Filistin'deki Araplar'ı eleştiriyor ve onların küçük çocukları şuurlu şekilde eğittiklerini, ellerine bombalar ve tüfekler verdiklerini ifâde ediyor.

Sûret-i Hakk'tan gibi gözükürken ne dese beğenirsiniz?

Benim çocuklarımın da Filistin'dekiler gibi şuûrlu ve heyecanlı olmasını istiyorum!

Bir kız çocuğunun aynanın karşısında dans ettiğini görüyoruz. Dinlediği müzik "Christian Heavy Metal" ve "Christiyan Hard Rock".

Diyor ki: Britney Spears dinleyemem çünkü o sâdece erkeklerden ve kızlardan bahsediyor. Ben ise Tanrı'dan ve Hristiyanlık'tan bahseden müzikleri dinlemek istiyorum".

Yalnız, burada dikkatimizi çeken durum şu: Çocuğun aslında Hristiyanlık filân umurunda değil. Zâten Hristiyanlığın ne demek olduğunu ne kadar biliyor ki? Çocuk, her çocuk gibi kendini ifâde etme biçimi olarak diğerlerinden kendisini ayıracak ve özel birisi yapacak bir tarz benimsemeye çalışıyor. İşte burada çocukları cezbedebilecek her türlü ortamı yaratma

konusunda uzmanlaşmış süper rahibemiz devreye giriyor. Ve öyle bir Hristiyan tipi sergileniyor ki, son derece "cool?. Havalı olarak nitelendirilen rap, hip hop gibi tarzlar bu Evanjelist tiplemesi yanında solda sıfır kalıyor. At Kitab-ı Mukaddes'i yere, uzan çimenlere, vereceğin vaaz için birkaç cümle düşün. Heyecanlısın ama vaaz öncesi toplu olarak icra edilen danslar ve içinde bol bol "İsa", "kan", "savaş" geçen şarkılarla coştuğunda havaya girersin, merak etme. Seni çeken kameraya nasıl Tanrı ile konuştuğunu göster, ağla, bağır. (Gerçekten de ideolojilerini çocuklara yaymak için hazırladıkları bu şuurlu sosyal eğlence ortamı midemi bulandırdı.)

Çok eğlendik ama artık biraz da şarkı söylemeyi bırakıp bir şeyler öğrenelim: Okullarda size öğretilen tüm o "protoplazma" saçmalıklarına inanıyor musunuz? (çocuk kahkahaları). Hükûmetimizin de istediği gibi yaratılışçılığı ve akıllı tasarım görüşünü okullarda öğretmeliyiz. İyi baktığımızda yaratılışçılığın her şeyi açıkladığını görüyoruz.

Galileo, İsa için bilimi bırakmakla çok doğru yapmıştır.

Harry Potter büyücü olduğu için İsa'nın düşmanıdır. Eğer kutsal kitapta ondan söz edilseydi, bir şeytan olarak söz edilirdi. (Bu anti-Harry Potter akımının ne kadar da "cool" olduğunu söylememe gerek yok. Zâten o dört-göz veledi hiç sevmemiştim. Kahrolsun Harry Potter!)

Tanrı'nın ordusunda sahtekârlara yer olmadığını belirten râhibemiz, burada İsa için dua eden ama diğer arkadaşları ile birlikteyken küfürlü konuşan çocukları yıkanarak temizlemeye davet ediyor. Bu temizliğin ne kadar da cezp edici ve eğlendirici olduğunu fark ediyorum. Ben orada sahtekâr ve küfürbaz olmasam bile bu şova katılmak isterdim şahsen. Çünkü râhibemizin elindeki o pet şişeye uzanarak ıslanan ellere eşlik eden ağlayış ve çığlıklar, bu ritüeli reddedilmesi zor hâle getiriyor.

O masanın üzerinde duran fincanlar ve o pala bıyıklı adamın elindeki çekiç de neyin nesi? Ne olacak, şimdi de Hristiyanlığa gerçek değerini kazandırmış olan hükümetimize karşı tavır almış olanları çekiçle ezme zamanı! Acele etmeyin, herkese yetecek kadar fincan var. Kırın!

Bu savaş anlamına geliyor! Bu savaşta var mısınız?

Eveeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeet!

Savaştığımız alanların birisi de kürtaj konusu. Kürtajın yasaklanması için var gücünüzle çalışacağınıza yemin ediyor musunuz? Fakat yemininizden dönmeyeceksiniz!

(Bu çocuklara "anahtar nesil" adını veriyorlar çünkü onlar İsa'nın gelişini göreceklermiş. Peki çocukların bu erken deneyimleri ve İsa'yı görecek olan anahtar nesil olma beklentisi gerçekleşmediğinde bir travma yaratmaz mı? İlerleyen yaşlarda sorgulayarak bu görüşlerden kendilerini kurtarsalar bile, çocuk yaşta özümsetilen bu ideolojilerin yaratacağı travmalar hayat boyu peşlerini bırakacak mı?)

Bu belgesel bana Evanjelist âileler hakkında çok şey öğretti. Bu meşrû (?) grup, bana hayatımda gördüğüm en tehlikeli manzaraları ve zihniyeti gösterdi. O eğlenceli çocuk kamplarında tabiatın yok edilişinin haklılığı öğretiliyor. Tüm insanlığın başına belâ olmak adına çocuklara yemin ettiriliyor. Ve çocuklar da, kendi sokaklarında gezen insanlara sataşarak (vaaz vererek) işe başlıyorlar.

Bakın el-âlem çocuklarının beynini kendi emperyalist amaçları için nasıl da yıkayabiliyor. Dünya perişan oluyormuş, arılar ortadan kayboluyormuş, kutuplar eriyormuş, Afrika'nın üçte biri AIDS'liymiş. Umurlarında değil, daha doğrusu dünyanın derin hâkimleri bunları zâten plânlı yapıyorlar da, beyinlerini yıkadıkları nesillerin umurlarında olmamasını temin ediyorlar.

Peki, ya biz? Daha son 3 günde 9 şehit verdik. Ama hâlâ bir Güneydoğu türkümüz dahi yok! Çanakkale destânının türküsü var ama bu hâince saldırının türküsü yok! Ortaklaşa şuurumuzu kaybettik. Kuvâ-i Milliye ruhu artık gerçekten de ruh oldu, uçup gitti. Reflekslerimizi kaybettik. Sistematik olarak duyarsızlaştırıldık. Yirmi milyonu açlık, bir o kadarı da sefâlet sınırının altındaki memlekette ne millî bağlılık kalır ne de tesânüt. AKP (pek çok kişi bunun açılımı olarak "Arap Kürt Partisi" diyor) ve "ben Gürcü'yüm, karım da Arap, Türkiyeli'yiz" diyen başı milletle alenen alay ediyorlar. Kürt menşeli İçişleri Bakanı'nın, aleyhinde verilen gensoru karşısındaki beyanları "dalga geçme" boyutunda. Beğenmezseniz ananızı alıp gidersiniz.

Bakın Çanakkale Türküsü'ne:


Çanakkale Türküsü
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah
Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
Al kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir dolu testi
Anneler babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah
Çanakkale'den çıktım yan basa basa
Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde sıra söğütler
Altında yatıyor aslan yiğitler
Of gençliğim eyvah
Çanakkale'den çıktım başım selâmet
Anafarta'ya varmadan koptu kıyâmet
Of gençliğim eyvah...

"Barzani alenen tehdit ediyor" diyorlar.

Ne tehdidi yâhu, bu Kürt Yahudisi önümüzdeki aylar içerisinde yapacaklarını ifşâ ediyor! Dün Taksim'de katliam için kullanılacakken son anda ele geçirilen patlayıcıların bir sonrakileri ele geç(e)meyecek ve terör bütün Türkiye'yi saracak. Geçen gün karakolun önündeki polisi bıçaklayanlar bir alâmet uyaranla (sign stimulus) ânında sokaklara dökülecekler. Muhtelif provaları başarıyla(!) yapılmadı mı zâten?

Bu arada, "Barzani'nin Kürt Yahudisi olması da nereden çıktı" diyenler dahi var; aşağıda internetten kopyalayıp pastaladığım bilgi belki haberdarlık ve farkındalığı arttıracaktır:
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2886 Barzani âilesi Yahudi çıktı.

Hürriyet 18 Şubat 2003 Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan UCLA öğretim üyesi Prof. Yona Sabar, yazdığı kitapta bu iddiaları doğruladı. Hürriyet'ten Sefa Kaplan'ın haberine göre Tarihçi Ahmet Uçar da, Osmanlı arşivlerinde, Sallum Barzani adlı bir hahamın önce Selânik'e, arkasından da Kudüs'e sürgün edildiğine dâir bir belge yayımladı. Bilindiği gibi, Molla Mustafa Barzani ile oğlu Mesut Barzani, İsrail'le kurduğu iyi ilişkilerle tanınıyor ve İsrail öteden beri Irak Kürtleri'nin bağımsızlığını destekliyor. 1982 yılında Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan 'The Folk Literature of the Kurdistani Jews: An Anthology (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji) başlıklı kitap, başlangıçta sıradan bir antropolojik çalışma muamelesi gördü. Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan ve Los Angeles'teki Kaliforniya Üniversitesi'nde (UCLA) görev yapan Prof. Yona Sabar tarafından kaleme alınan kitap, büyük çoğunluğu Kuzey Irak'ta yaşayan Kürt Yahudileri'nin hayatına ışık tutuyordu. Ancak, Prof. Yona Sabar'ın kitabında daha ilginç bilgiler de vardı. Bunlardan en önemlisi de Barzani âilesi ile ilgiliydi. Prof. Sabar'ın verdiği bilgiye göre, 16. ve 17. yüzyılda bölgede yaşayan âilelerin en ünlülerinden biri Barzani âilesiydi ve bu aileye mensup hahamların kurduğu Yahudi eğitim kurumları büyük bir itibara sahipti. Öyle ki, başta Mısır olmak üzere Ortadoğu'nun muhtelif ülkelerinden buraya öğrenci akını oluyordu. Hâttâ, Haham Nathanel Barzani, bölgede nâdiren görülen zenginlikte bir kütüphâneye de sâhipti ve kitapların büyük çoğunluğu da elyazmasıydı. Bu kitaplar, yine haham olan oğlu Samuel Barzani'ye miras kalacaktı. İşin daha da çarpıcı yanı, Amerikan reformcu Yahudileri tarafından tam bir yüzyıl sonra kabûl edilecek olan ilk kadın haham da Samuel Barzani'nin kızıydı ve ismi de Asenath Barzani'ydi.

BİR TEK ÂİLE VAR

İnternet aracılığıyla konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Prof. Yona Sabar, Yahudi Barzani âilesinin kurucusunun 16. yüzyılda yaşayan Haham Samuel Barzani olduğunu belirterek, âilenin sonraki yüzyıllarda Musul, Kerkük ve Erbil yöresinde etkili olduğunu söyledi. Ancak, Barzani ismini taşıyan herkesi Kürt Yahudisi olarak görmenin doğru olmadığını savunan Prof. Yona Sabar, Barzan doğumluların bu isimle çağrıldığını söyledi. Ancak, tarihçi Ahmet Uçar, Osmanlı arşivlerinde bölgede bir tek Barzani âilesi bulunduğuna dâir kayıtların yer aldığını hatırlatarak, günümüz Barzanileri'nin atalarının Yahudi olduğundan şüphe duyulamayacağını ifâde etti. Ahmet Uçar, Prof. Sabar'ın, Barzaniler'in ne zaman Müslüman olduklarına ilişkin detaylara girmediğini de savundu. Ahmet Uçar'ın yine Osmanlı arşivinde bulduğu bir başka belge ise 1856 yılında Sallum Barzani isimli bir hahamın, Musul'dan Selânik'e, oradan da Hahambaşılığın özel ricası ile Kudüs'e sürgün edildiğini gösteriyor. Uçar'ın ifâdesine göre, 'Kudüs'e Yahudi iskânı ile tereddütler olduğu için, Hariciye Nezâreti'nin de görüşü alınarak 29 Şubat 1856'da Hahambaşı'nca verilen dilekçe Osmanlı hükûmetince 11 Nisan'da görüşülerek uygun bulunmuş ve Sallum Barzani 20 Nisan 1861'de bir irâde ile Kudüs'e sürülmüştü.' Uçar, Tarih ve Düşünce Dergisi'nde konu ile ilgili olarak yazdığı yazıda şöyle devam ediyor: 'Mustafa Barzani'nin yıllar sonra kurduğu ilişkiler, hahamlarla Sallum Barzani âilesi arasındaki ilişkilerin yıllarca sürdüğünü göstermektedir. Molla Mustafa Barzani, 1950'den beri sık sık ziyaret ettiği İsrail'de her zaman Kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuşan bir Yahudi hahamın evinde kalmaktadır: Haham David Gabay.'

Âilede pek çok ünlü haham var. Siz Yahudi Kürtler konusu ile ne zaman ilgilenmeye başladınız?

Batılı seyyahların Kürtçe konuşan Yahudiler'den söz edildiğini görüyorsunuz. Ben bunu okuyunca, Başbakanlık Arşivi'nde, bölgedeki yerleşime ilişkin araştırmalar yaptım ama uzunca bir süre bununla ilgili herhangi bir varaka bulamadım. A. Medyalı isimli birisinin yazdığı 'Kürt Yahudiler' isimli bir kitaba rastladım. Faik Bulut'un 'Filistin Rüyası' isimli kitabında da İsrail'de Kürtçe konuşan Yahudiler'in bir organizasyonundan bahsediliyordu. Araştırmalarım sonucunda, Kuzey Irak'tan İsrail'e göçler yaşandığını tesbit ettim. Bugün İsrail'de geniş bir Kürtçe konuşan Yahudiler topluluğu mevcut.

Peki ya Barzani Âilesi?

Barzani âilesi ile ilgili ilk iddiaları da Amerika'da yaşayan ve kendisi Kürtçe konuşan bir Yahudi olmakla kalmayıp bu konuda uzman olan Prof. Yona Sabar'ın bir kitabında rastladım. Prof. Sabar, Barzani âilesinden gelen hahamların bölgede dinî çalışmalar yaptıklarını söylüyordu. Bunun üzerine ben Barzani âilesinin kökenlerini araştırmaya başladım.

Ne buldunuz?

Bir defa bölgede Barzani adıyla bilinen tek bir âile var. Bu âile, Kuzey Irak'taki Barzan köyünde yaşıyor. Osmanlı Arşivi'nde çalışırken, bu âile ilgili bir belge buldum. Bu belgede, 1855/56 yılında bu köyün mensuplarından Sallum Barzani adlı bir hahamın önce İstanbul'a, arkasından Selânik'e sürgün edildiği belirtiliyor.

Başka bir belge veya delil var mı elinizde?

Molla Mustafa Barzani, ilk kez 1967 yılında İsrail'e gidiyor. Kendisini kabûl eden İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan'a, hediye olarak bir 'Kürt hançeri' ile birlikte, Kerkük petrol rafinelerinin plânlarını da getiriyor. Mart 1969'da yapılan bir operasyonda da Barzani-Mossad işbirliğiyle Kerkük rafinerileri bombalanıyor ve çalışamaz hâle getiriliyor.

Barzani aşiretinin Yahudi kökenli olduğunun anlaşılması, bölgeye ve tarihe bakışımızda değişikliklere sebep olabilir mi?

Olmaz mı? Tevrat'ta 'Vaadedilmiş Ülke' olarak Nil'le Fırat arasının işâret edildiğine dâir yorumlar vardır. Ayrıca, Barzani âilesi sürekli Mehdi çıkartmaktadır. Yahudilik'te de Mehdilik çok önemlidir. Ama bir yanlış anlaşılma olmasın. Ben bütün Kürtler Yahudi'dir filan demiyorum. Türkiye'de en az yirmi beş ilâ otuz milyon Kürt var. Misenformasyonla beyinleri afyonlanmış akademisyen dostlarım bile şaşırıyorlar "yâhu, en fazla on ilâ on iki milyon değil miydiler" diye! Değil arkadaş. Değil! Gâyet şuurlu ve plânlı bir şekilde nüfuslarını arttırıyorlar ve Türkiye'yi işgâl ediyorlar. Bunu söyleyince de hemen "faşist" diye itham ediliyorsun, "Kürt düşmanı" diye hedef gösteriliyorsun. Yâni Türk'ten iyi sözle bahsetmek faşistlik, Kürt istilâsına şirinlik yapmak ise goşistlik, entellik, sosyalistlik veya liberallik oluyor. Kürtler'in nüfuslarının plânlı, programlı ve destekli olarak arttırıldığı, Türkler'inkinin ise aynı şekilde azaltıldığını söylemek sâdece sarih bir bilimsel tesbittir. Bunu bir Fransız veya Hotantolu da yapabilir /ki, Hotantolu'yu bilmem de, Fransız'ın ellerini kovuşturarak yaptığı kesin; ilk Kürt Enstitüsü ta 300 sene önce orada açılmıştır. Ama kendini Türk hisseden, Türk'ü ve Türklüğü seven bir bilim adamı söylediğinde ânında faşist ilân ediliyor! Rahmetli pederim de bundan 60 sene önce aynı şeye dikkat çektiğinde "kafatasçı? diye mimlenmişti (ne ironik bir tecellidir ki, son zamanlarda ulusalcılığından yanına varılmayan ve Atatürk'ü "solcu" ilân eden [Engin Ardıç geçenlerde bununla iyi dalgasını geçmiş] Cumhuriyet Gazetesi patlatmıştı bu haberi). Buna mukabil, adı da soyadı da uyduruk olan Alparslan Türkeş ve ekibi "asrî medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak? düsturlu Türk milliyetçiliğinin canına okudular.Bu Türklüğün def edilmesi hâdisesi sâdece memleketimizde değil, her yerde cereyan etmekte. Çin'de yüz milyonlarca Türk asimile edildi ve edilmekte. Eski Sovyet Bloğu'nda da öyle. Ayakta kalmayı başaran Azerîler ise sanki başka milletmiş gibi beyinler yıkanıyor.Amaç tarihten Türk'ü ve Türklüğü silmektir. Çünkü Araplar zâten kucaklarındadır; Vahabîlik sâyesinde İslâm Dünyası'nın canına okumuşlardır. Acem'e şimdilik diş geçirememektedirler ama tarihin en önemli yarımadasının ve yeraltı zenginliklerinin üzerinde, muhteşem bir İstiklâl Harbi'nden sonra yerleşmiş Türkler ve onların bütün akrabaları Derin Dünya Devleti'nin bir numaralı hedefidir.Aklıma esti, birkaç gün önce devletin el koyduğu Sabah gazetesinin Günaydın ekine bakıyorum:

Barzani, Kürtler'in her ulus gibi devlet kurma haklarının olduğunu savunarak, şimdiki şartlarda devlet kurmanın uygun olmadığını ancak bunun 10/15 yıl sonra mümkün olabileceğini öne sürmüş. İbrahim Tatlıses emlâk yatırımlarına hız vermiş. Seyrantepe'de 350 bin YTL'ye arsa almış, buraya lüks bir rezidans yapacakmış ve ismi de İbo-El Makdum olacakmışJ. Sarıyer'de de 1 milyon YTL'ye aldığı deniz manzaralı arsaya restoran yaptırmak için kolları sıvamış! Napolyon veya Atatürk gibi (bunu ister mi bilmem) de bir asilce poz vermiş:

Bu Urfalı, mağarada doğmuş garibanın önlenemez yükselişini bermutat hayret, ahmaklık ve salaklıkla gene müşahede ediyor ve küçük dilimi bilmem kaçıncı derecedir yutuyorum!

Divamız(!) Bülent Ersoy'un fiyatları 7 ilâ 35 bin YTL arasında değişen Vertu marka cep telefonlarından 6 ayrı renkte kolleksiyonu varmış (fotoğrafta çember içerisinde pek güzel tebârüz ettirilmiş).

Klârnetçi Hüsnü Şenlendirici ile yaşadığı aşk gündeme gelen Deniz Seki'nin gözleri dolmuş, çünkü Şenlendirici karısını şenlendirmeyi tercih etmiş.

Derin Mermerci iyi sunuculuk yapmış, Mehmet Germiyanlıgil maâlesef bu gün gündemde değil; istirahattedir.

Annesi, Seren Serengil'e ateş püskürüyormuş.

Derkeeeeen, o ne!

Karşımda değerli dostum Celâl Şengör bütün şirinliğiyle duruyor (3. sayfada):

Çocuklara 'Oku, baban gibi eşek olma' mesajı verilmeli!

Şengör, Murat Birsel'in sunacağı 'Türk Mucit'te kendisi gibi jürilik yapacak isimlerden bir tek Betûl Mardin'i tanıdığını; Hulusi Dereci ve Özlem Yalım'ın ise ne iş yaptıklarını bilmediğini söyledi.

Yakında geleceğin mucitlerini seçecek bir yarışmamız da olacak! 'Türk Mucit' adlı yarışmanın jürilerinden Prof. Dr. Celal Şengör medyanın ve politikacıların çocuklara kötü örnek olduğundan dertli: TV'lerde cehalet özendiriliyor.. Prof. Dr. Celal Şengör Türkiye'nin sayılı bilim adamlarından biri. Londra Jeoloji Cemiyeti tarafından 'Başkanlık Ödülü'ne layık görülmüş.TÜBİTAK Bilim Ödülü kazanmış. 2000 yılında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk olmuş.

MUCİT AVINA ÇIKACAK

İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü'nde öğretim üyesi olan Şengör, yakında NTV ekranlarında yayınlanacak 'Türk Mucit' adlı yarışma programında jüri üyeliği yapacak. İşte geleceğin mucit adaylarının icatlarını değerlendirecek olan Şengör'den televizyon ve bilim dünyasına ilişkin ilginç yorumlar...

* 'Türk Mucit' nasıl bir program? Türkiye'deki yaratıcılığı ortaya çıkaracak bir program olmasını diliyorum.

* Tarihte neden Türk mucit yok? Bu doğru değil! İcadın, mutlaka teknolojik olması gerekmez. İcat, olmayan bir şeyi ortaya koymaktır. Kurtuluş Savaşı bu anlamda başlı başına bir icattır mesela. Kimsenin aklına gelmezdi öyle bir şey yapmak. Ben icat denince her konudaki yaratıcılığı anlıyorum.

CÂHİLLER KÜTLESİ OLDUK

* Yarışmada da yaratıcılığa mı bakacaksınız? Evet. Kişinin yaratıcılığına ve yarattığı şeyden ne beklediğine bakacağım.

* Umutlu musunuz peki? Büyük buluşlar çıkacak mı ortaya? Çok sayıda yenilik çıkacağına eminim de ne kadar faydalı olacağını bilmiyorum. Faydalı bir şey yapabilmek için toplumun ve bilimin ihtiyaçlarını bilmek lazım. Türk toplumu son 20 yılda bir câhiller kütlesi oldu.

* Neden biz bu kadar câhilleştik? Eğitim iyice dibe vurdu. 60'lı 70'li yıllarda da eğitim iyi değildi ama dünyayla mukayese edilebilecek düzeydeydi. Artık feci bir durumda. Mektebe gitmek vakit kaybı şu anda.

* Zorunlu ilköğretim artık 8 yıla çıktı ama... İsterseniz 12 sene yapın. İçinde ne verdiğiniz mühim. Çocuklara, eğitimin gereksiz olduğu izlenimi veriliyor okulda da, evde de.

* Siz deprem konusunda yetkin bir isimsiniz. Bu konuda halkı bilinçlendirmek için TV yöneticileri yeterince duyarlı davranıyor mu sizce? Hayır. Ben TV yöneticisi olsaydım bilim temelli programlar yapardım. Halk buna aç. Önüne geleni çıkardılar TV'ye. Konunun uzmanı mı değil mi bakmıyorlar. Medyamız çok câhil.

HALK DEĞİL MEDYA APTAL

* Ama çok ciddi programlara da halk fazla rağbet etmiyor... Katılmıyorum. Halk zannettiğiniz kadar aptal değil. Medya kendi aptallığını yansıtıyor halka.

* Toplumdaki kültürel yozlaşma olası İstanbul depreminden daha tehlikeli diyebilir miyiz peki? Bilgi kirlenmesinden çok rahatsızım. Medyada hacılar hocalar çıkıyor, halka yanlış bilgi aktarıyorlar. Bu çok tehlikeli. Magazin dünyanın her yerinde var. Ben halktan bilgi saklanmasına karşıyım. Siz koymazsanız, haberi internetten okuyacak. Bunların faydası da oluyor. İnsanlar ibret alıyor bunlardan.

* Tam tersine kötü örnek olduğunu düşünenler de var ama... Benim çocuğum izlediğinde, 'Ben bu adamlara benzemeyeceğim' diyor. Ama size de katılıyorum. Bu ülkede Başbakan 'Ananı al git' diyorsa, çocuk niye yapmasın bunu. Bunlar gösterilmemeli. Başbakan Yardımcısı 'Maldiv Adaları nerdeydi?' diyor. Çocuklar da, bu adam coğrafya okumadan Bakan olmuş, biz de oluruz diye düşünüyor. Toplum içerisindeki deprem çok büyük. Bu deprem TV'lerde eleştirilmeli. Çocuklara, 'Oku, baban gibi eşek olma' mesajı verilmeli.

"No comment" deyip devam ediyorum.Emekli resim öğretmeni olan Sema Türkel, yoga ve reiki yaparak MS'i yenmiş.

Uf, sıkıldım!

BİTEN TÜRKİYE, GİDEN KKTC, GELEN KÜRDİYE

Prof. Dr. Erdal Işık ve Ekibi'nin Girne'de düzenlediği Gazi Psikiyatri Günleri'nden yeni döndüm. İlk eşim oralı olduğu ve 20 sene evli kaldığımız için, Kuzey Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin nasıl Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne dönüştüğünü, sonra da nasıl Batı'ya peşkeş çekildiğini çok iyi bilirim. İstisnalar hâricinde, ta o zaman bile, yerli halkın ciddi bir kısmı Türkler'i ve Türkiye'yi sevmezdi. Sanki anaların ırzlarına geçen, bebelerini şişleyen, genç kızların memelerini kesen, delikanlıların penislerini koparıp ağızlarına tıkıştırarak inlete inlete öldüren Rum katliamı olmamış gibi davranırlardı. Son beş senedir gitmemiştim (geçen seneki Gazi Mağusa kongresi hâriç, onda da halkın içine karışmamıştım), bu sefer Neslim'le dolaştık. Niazi's'de muhteşem kebaplarımızı yedik. Sonra biraz etrafa baktık. Maâlesef korktuğum ama hiç de şaşmadığım olmuştu. Kıbrıslılar'ın hemen tamamı yabancılaşmış durumda ve hâfızalarını kaybetmişler. Rum pasaportu alan alana! Beraber kardeş kardeş yaşayacaklarına ciddi ciddi inanıyorlar. Kıbrıs mücahidinin sesi BRT, Rum'un borazanı hâline getirilmiş ve Genel Müdür Hüseyin Gürşan'ın, tabii ki Başbakan Talât'ın emirleriyle, yayınlattığı "Duvarımız? belgeselinde Türk askeri müstevlî ve mütecâviz olarak gösterilmiş. Zâten epeydir Türk Bayrağı da kaldırılmış ekrandan. 

AKP'nin de cansiperâne(!) destekleriyle, KKTC kayıp gitmiş durumda, gerisi lâf-ı güzaf.

Aynı sinir bozucu yabancılaşma ve aymazlık, lâkaydî maâlesef başta entel dantel takımı olmak üzere, hemen bütün halkımızı sarmış vaziyette.

Ama bakın, uçağa binmeden önce sohbet ettiğimiz cici bir psikiyatri asistanından neler duyuyoruz. Kendisi Irak Türkmen'i ve boşanmış olduğu eski kocası Kürt'müş.

"Kerkük'teki akrabalarımız için en büyük dileğimiz öldürülmüş olmaları! Zâten 74 yaşındaki teyzeme oğlunun öldürüldüğünü de söyleyemiyoruz. Haber alamıyoruz kimselerden. Eskiden ayrı gayrı görmezdik ama artık fikirlerim değişti. Yakında aynı şeyler burada da olacaktır ama kimseler anlayamıyor!

Yâni, biz istediğimiz kadar kardeşlik ve sevgi nutukları atalım, Kürtler bilenmiş ve biletilmiş olarak aleyhimize düşünüyor, aleyhimize davranıyor ve aleyhimize çoğalıyorlar. Her tarafı kuşatıyorlar; asimile filân olmuyorlar ama bizi asimile ediyorlar, ettiriliyorlar. Bal gibi kullanıldıklarını da farkındalar ama sanıyorlar ki AB ve ABD bir gün çekiliverdiğinde ayakta kalırlar. Hâlbuki, geriye sâdece iki kayıp kavim ve kanlı destanları kalır!

Asker hangi cephede, kiminle başa çıkacağını şaşırmış, bunalmış durumda. Bir yandan memleket satışta, din bezirgânlığı almış başını gidiyor, öte yandan Rum da, Yunanistan da, Ermenistan da, diğerleri de aporttalar.

Türk'ün bir türküye ihtiyacı var. Onun arketiplerini uyandıracak, imagosunu canlandıracak bir türküye.

  Leylim ley, neredesin? 

Mehmet Kerem Doksat - İstanbul - 09 Nisan 2007 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    baysungurozan Cumartesi, 02 Şubat 2013

    Filmin sonu nasıl olacak?

    O günlerin hengamesi ile bu günlere geldik ,bu işin sonu ne olacak hocam. ( ne olacağını görüyorum, malum da,ne yapalım gözler açık seyrediyoruz). Büyük bir savaşın çıkması için aşama aşama hummaalı bir faaliyet yürütülüyor gibi geliyor, inşallah yanılıyorumdur, bunu temenni ediyorum ama tekrar tekrar bakıyorum pek öyle görünmüyor maalesef. Melhame - i kübra'ya hoş geliyoruz galiba, deli gibi bu işe çalışan büyük başların boynuzlarına sağlık ne diyelim şimdi, o günden bugünlere bakınca görülüyor ki siz yazdınız anlattınız,dile getirdikleriniz hep gerçekleşti, bize de seyretmek düşüyor, memleket sel önünde kütük gibi, olaylar ülkeyi sürüklüyor, yönetmek için ortada bulunan insanlar ülkenin kaptanlığını yapacaklarına eloğlunun kotardığı işlerde paldır küldür oldu bittiye gelip bu işlerin içinde birtakım şeyler ile debelenip duruyorlar... İşte, ülkenin hâli, gelinen sonuç ortada, finâl nasıl olacak eyvah diyerek bekliyoruz, hepimize hayırlı olsun; yazdınız söylediniz aynı film hala oynuyor üstelik devam filmleri daha büyük hâsılat yapıyor, bu acayip faaliyetlerin inatla bir savaş çıkarmak için yapılan zorlamalar olduğunu anlamak için Einstein zekâsı, Hz. Muhammed'in nübüvvet makamına mı sâhip olmak lâzım
    Her şey ortada, hâttâ kafamıza vuruyorlar, ne olacak bu işin sonu (biliyorum da ne yapalım elden bir şey gelmiyor), ne diyeyim kaleminize klavyenize sağlık hiç olmazsa doğruları dile getiren az sayıda bilim adamlarından birisiniz,ellerinizden öperim sağ olun hocam.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 19 Ağustos 2017