Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BOKS BİR SPOR MUDUR?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 6619 kez okundu
  • 3 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Müslüman olmadan önceki ismi Cassius Marcellus Clay Jr olan Muhammed Ali, 17 Haziran 1942'de Kentucky Louisville’de dünyâya geldi ve hepimiz onu çok sevdik.


Hayatı boyunca hiçbir sokak kavgasına karışmamakla iftihar ederdi.

Vietnam Hârbi’ne gitmeyi reddeden “tüm zamanların en büyük boksörünün” aldığı darbeler sebebiyle yakalandığı Parkinson Hastalığından dolayı düştüğü hâle bir bakın...


Maalesef “punch drunk dementia” (sarhoş olup kavgalara karışan ve kafa travmalarına mâruz kalanlarda görülen bunama) veya “dementia pugilistica” (Lâtince boksör bunaması) denen bu tabloda ciddi bir bunama da söz konusudur. Kronik boksör ensefalopatisi, travmatik boksörün ensefalopatisi, boksör demansı (bunaması), boksa bağlı kronik travmatik beyin hasarı filân gibi isimler de konmuş. Bütün profesyonel boksörlerin %15 ilâ %20’sinde görülüyor ve boksa başladıktan 12 ilâ 16 sene sonra ilk belirtileri ortaya çıkıyor.

Bence Ali'nin en son çıktığı ve kazandığı boks maçında da ilk belirtiler vardı ama ya kimse farkında değildi, ya da büyük rant döndüğü için adamcağızı bile bile dövüştürdüler. Vahşi Kapitalizm ve merhametsizlik, Homo economicuslar her yerde...

 

Boks, şu hâliyle, bir spor mudur yoksa vahşet mi?

Süblimasyon desen değil.

Bu, olsa olsa vahşettir.

İngilizcesi yeterli olanlar http://en.wikipedia.org/wiki/Boxing adresine, olmayanlar http://tr.wikipedia.org/wiki/Boks adresine tıklasınlar.

Benim Taekwon do’yu bırakmama sebep olan şey de, illâki beni dövmek için kasksız ve korumasız olarak kulüpte maça dâvet eden, daha doğrusu meydan okuyan siyah kuşaklı, Türkiye 2.’si bir arkadaşımın (ben kırmızı siyah kuşağı yeni almıştım) beni küçümseyip verdiği bir açıkta attığım tuit chagui tekmesiyle suratının darmadağın olmasıydı.

Şimdi olimpiyatlarda hep koruyucu şeyler kullanılıyor da, kolay kolay sakatlanmaya rastlanmıyor.

Ha, o arkadaşıma ne mi oldu?

Hayatı karardı çünkü tek kariyer hedefi bu sporda yükselmekti.

Ben ise adam dövmeyi öğrenmek için değil, spor yapmak için ve aktif meditasyon amacıyla gidiyordum o salona. Bıraktım, bilimsel kariyerime devam ettim.

Kim kaybetti? İkimiz de ama benim için stepne olan, onun için tek yaşama amacıydı.

En hazini de, Taekwon do’nun felsefesini özümseyememiş bu arkadaşımızın benzerlerinin çok arttığını görmem!

Adam dövmek için spor yapılmaz; spor kişinin kendini aşması için bir araçtır sâdece. Doping olayları, şikeler vs. sporun rûhuna aykırıdır.

Spor Psikolojisiyle ilgili bir şeyler de yazacağım ama ta Pederim'den kalma ve değerlerinden, önemlerinden hiçbir şey kaybetmemiş olan kitapları, dün 2013’ü beraberce karşıladığımız sevgili komşum Zeki Başaran’a ödünç verdim. Aynı yaşlardayız ama o hâlâ faâl bir “çok yönlü sporcu” ve 2. Dan Taekwon docu.

O da tuğla, tahta kırma tekniklerinden hazzetmiyor tıpkı benim gibi; çünkü bunlar sonucunda elleriniz perişan oluyor. Saf adale dolu candan bir adam.


Hangi amaçla bu tür Doğu Savunma Dövüşlerine başlayacak olursanız olsun, asla rakibinizi küçümsemeyin.

Bize danışanlara bu sporları tavsiye ediyoruz çünkü “Üçüncü Dalga Psikoterapiler” diye anılan Kabûllenme ve Anlaşma Terapisi, Davranışsal Aktivasyon, Bilişsel Davranışsal Analiz Terapisi, Diyalektik Davranışsal Terapi, Meta-bilişsel Psikoterapi, Farkındalık (Ayrımsama)-Temelli Bilişsel Psikoterapi ve Şema Terapisi kadar etkilidir; hiç kuşkunuz olmasın.

Daha epey psikoterapi dalgaları gelecektir ama bu sonuncularla beraber Psikanaliz absürditesinden uzaklaşılarak daha bilimsel, daha etkili ve insan rûhaniyetine (spirituality) yer veren, daha meditatif ve bütüncül (holistic) yaklaşımlar gündeme gelmekte…

Buna mukabil, hayatımda kimseye boksu tavsiye etmedim. Doğrudur, olimpiyatlarda kask filân takıyorlar ama hâlâ boksa başlarken antrenörün ilk işi tık diye teknik bir yumrukla müstakbel boksörün burun kemiğini kırmaktır. Çünkü nasıl olsa kırılacaktır, “bilinçli” olarak kırılsın bâri!

Almayayım, almayın…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 01 Ocak 2013 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    İrem B Çarşamba, 02 Ocak 2013

    Özünden düşünmek ve merkezinden yaşamak

    Farklı sebeplerle de olsa tekvandoyu kırmızı kuşakta bırakan bir başka kişi olarak spor konusunda yazdıklarınıza kesinlikle katılıyorum. Hatta online aile terapisti ile ilgilenen kişilerle yaptığım 15 dakikalık değerlendirme görüşmesinde spor konusunu rutin olarak gündeme getiriyorum. Beraber çalışırken spora başlayan çok danışanım var. Sizinle ve okuyucularınızla paylaşmak istediğim 2 bağlantı var. Birisi beynimiz ve hayatımızla ilgili 10'ar dakikalık 7 bölümden oluşan Dr. Amen'ın sunumu. Beni gerçekten çok etkilemiştir. Bu sunuumu izleyip sigara ve içkiyi bırakan danışanlarım ve dostlarım oldu.

    Diğeri İ Dergisi'ne kapak olan söyleşim. Aileden topluma uzanan bizi şekillendirirken Muhammed Ali'leştiren, veya boks gibi bir sporu farkına bile varmadan destekler hale getiren baskılara rağmen özümüzden yaşamaktan söz ediyorum :
    Spos psikolojisi ile ilgili yazılarınızı keyifle okuyacağımdan eminim, bekliyorum.

    MKD: Buraya bilim dışı reklâmları koymuyorum. Saygılar...

  • Misafir
    Hakan Özlen Çarşamba, 02 Ocak 2013

    Boks Önemlidir

    Yazınıza yüzde 99 katılıyorum. Ben de bir karma dövüş sanatıyla uğraşıyorum ve psikolojimi çok olumlu etkiliyor. Katılmadığım nokta ise şu: Boks, etkili olmak bakımından, küçümsenemeyecek bir dövüş dalıdır. Benim de aralarında bulunduğum bâzı insanlar, sporu sâdece ruhsal faydaları için değil, kendini tehlikelerden korumak için de öğrenir. Özellikle, içinde bulunduğumuz karışık dönemde herkese, kendilerini korumak için bazı dövüş teknikleri öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Boks teknikleri de kendini korumada çok etkilidir.
    Bence kendini korumak için dövüş san'atlarıyla uğraşan bir insan boks tekniklerini öğrenmeli, fakat kafa travmasına uğramamak için, müsabaka yapmamalıdır. O teknikleri, boşlukta uygulayarak ve kum torbasıyla çalışarak pekiştirmelidir.

  • Misafir
    Dr Cavit Meclisi Salı, 08 Ocak 2013

    Ben olsam yaparmıydım?

    Nereden baktığınıza ve hangi tanımı kullandığınıza bağlı. Cartesian bakış açısı ile (düşnüyorum, öyleyse varım) beyne zarar gelmemesi olacak iş değil tabii. Spor fiziksel efor, beceri ve rekabetin olduğu şey. Egzersiz kas-iskelet sisteminin belirli özelliklerini (hız, esneklik, kuvvet, güç, vs) daha iyiye götürmek amacıyla yapılan planlanmış hareket. Fiziksel aktivite çok sayıda eklem ve kasın kalp-akciğer sistemi ile çalışması. Profesyonel sporun sağlıkla yakından uzaktan ilgisi yok; böye bir amacı da yok zaten. Efor ve beceri gerektiren aktivitelere rekabet eklerseniz, birde seyirci topluyorsa yeni bir spor dalımız olacak demektir. Efor, beceri ve rekabeti üst düzeyde sergileyebilen kişilerin çok büyük bir kısmi buna yatkınlığı var. Zaten profesyonel sporda başarının kitap tanımı gereği en az %75'i genetiktir. Bu genler, hepimizde çeşitli ve özgün olan yeteneklerdir aslında. Ders almakla Beethoven ya da Picaso olunamayacağı gibi, Ali ya da Bruce Lee de olunmaz. Burada aslında, sınır ve korku kavrayışınızın ne olduğu ve sınırlarla ne yapmak istediğiniz çok önemli: sınırlar kişi için kabullenilmesi gereken, aşılması gereken mi yoksa olmaması gereken şeyler mi? Korkuların üstüne gitmekten mi yoksa neredeyse korukuların olmadığı bir hayat mı yaşarsınız? Sınırların ötesinde yolculuk yaparken, sporcuların bir kısmi bildiklerimizi yeniden tanımlar, Ali ve Jordan gibi. Bir kısmi yeni bir dil yaratır, Lee gibi. Bunlar biz sıradan canlıların düşündüğü ve uğraştığı konular değil. Ancak, bu olağan dışı kişilerin yoculukları sırasında kullandıkları tanımlar bizim hayatlarıma ışık tutar. Tabii ki, psikiyatri dahil, bir çok normal tanımlama sistemini referans alırsak yanlış çünkü normların dışında. Zaten, neredeyse düzenli spor yapmak DSM-V'e göre bağımlılık. Ancak, her şeyde olduğu gibi, seçim yapma ve vaz geçme komponentleri var bu işin de. Çok zaman ayırmadan sporcu olamazsınız. Ama kitap okumaya da çok zaman ayırmalıyız. Sakatlanmadan sporculuk olmaz. Ama uykusuz kalmadan da hekimlik olmaz (telomerlere etkisi ile sağlığımız bozuluyor). Her sporcu yaşam tarzının kendisine yaşattığı ihtişam için gerekli bedeli isteyerek öder. Biz sağlığı koruyan ve bu konuda kararları veren kişiler olarak ne yapabiliriz? Futbol maçlarının seyricisiz oynatılması için kampanya başlatalım; çünkü, seyircilerin öldüğü çok vaki. Boks ve dövüş sanatlarının yasaklanmasını isteyebiliriz; çünkü aklı başında insanlar dövüşmez.....

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 20 Kasım 2017