Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BUGÜN BOŞ DURACAKTIM, OLMADI...

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3146 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Eren Erdem

Aydınlık gazetesi yazarı Eren Erdem yumurtlamış (Ra’nın yumurtalarını kastediyorum):

“Eski pagan kültüründe RAB-İN-A, Rabbi reddederim manasına gelir. Arapçada rabia, dört demektir. Dört ve dördüncü. Ortadoğu sembolizminde, çok eskilere dayanan Rabia işareti, pagan geleneğinde kullanılmıştır. Yaratılışın 4 enerjisinin (açık olan 4 parmak) düşmüş enerjiye (kapalı başparmak) biât edişini sembolize eden bu harekete "Car i-yek" de denir. Car i, dört köleyi simgelerken, "yek" esir edene işaret eder. Tavla oyuunu oynayanlar bu kavramı bilirler. Car'i-yek, 4-1 zarının karşılığıdır. Arapçadaki "cariye kelimesi" buradan gelir. Tek sahibe hizmet eden köle (cariye), bu kavramın anlamıdır. Lakin bu sembolü eski "Sümer tabletlerinde ki karanlık ruhlarda görebilirsiniz. Asurlardan Sümerlere kadar, karanlık ruhları temsil eden, savaşılması gereken ruhları simgeleyen heykellerde ki hemen hemen bütün '"el figürlerinde" bu işaret vardır.

Masonlarda, 4 parmağın açık bırakılması ve başparmağın içe doğru bükülmesi ile birlikte, elin kâlb hizasında “ceketi başparmakla, açık parmaklar arasına" almak sûreti ile bu hareket yapılır. Mason tokalaşmalarında, 4 parmak dik iken, başparmak kıvrık ve içe doğrudur. Tamamen "Rabia işareti şeklindedir". Hâttâ bir mason, karşısındaki kişinin mason olduğunu bu özel iletişim yöntemi sayesinde anlar. Başparmak, karşıdaki kişinin başparmağı ile işaret parmağı arasındaki deriyi sıkıyor ise, kişinin mason olduğu kanısına varılır. Paganlar ayinlerinde bu işareti kullanırlar. Ünlü Sümeroloğumuz Muazzez İlmiye Çığ’ın ilgili Sümer heykellerinde bu tür sembollerin varlığı hususunda bizleri daha derinlikli bilgiye sâhip kılmasını önemli buluyorum...


Vay be, artık Birâderunu tanıciiim, 21 senedir kimse öğretmedi.

Bu sembolün "masonik" olması, meydana çıkanları mason kılmaz. Benim şahsi kanaatim, kapitalist modernite çağında sembollerin güçlü bir iletişim aracı olduğudur. Yâni esasen, geniş kitleleri kuşatan her sembol, büyük bir iletişim aracıdır. Bir mesajı, semboller ile verebilirsiniz. Bu nedenle "eşi Nasa'da" çalışan Mursi'nin, küresel lordlara çaktığı bir selâm olarak görebileceğimiz türden bir sembolün yaygınlaştırdığını görüyoruz. Her ne kadar "Mısır'da yaşanan askerî  darbeye karşı isek, bu darbe öncesinde, kadınların suratına kezzap döken muhafazakâr saplantılarını din sayarak, insanlara müdahale eden ihvancı şizofreniye de karşıyız". Bu anlamda, karşıtlığımızın en temel nedenlerinin başında da îhvan'ın küresel lordlara olan yakınlığı gelmektedir.

Bir süredir "dış mihrak" edebiyatıyla bezenen cümleler kuran muhafazakâr halk yığınları, ekseriyetle, ADL ödüllü, Yahudi üstün cesaret madalyalı "muktedirin" emperyalizmle olan bağına nedense hiç dokunamıyor. Nedeni belli. Daha önce de söylemiştim, rant kokusu almadan 300 metre yol yürümezler. Ramazan ayı içerisinde 719 Şii’nin ölümüyle sonuçlanan Irak'ta ki ElKaide terör saldırılarında ölen Esma'lardan hiç bahsedilmiyor. Elbette, Mısır'da şehid olanlardan bahsedilmeli. Ama ikiyüzlülük, İrak'ta şehid olandan, Sivas'ta yakılandan bahsetmemektir. Öyle ya, insanları; demokratlar ve darbeciler diye ikiye ayırmışlar. İnsanlar, demokrat ve darbeci diye ikiye ayrılmazlar. Ezenler ve ezilenler diye ikiye ayrılırlar. Eğer kategorizasyonu doğru zeminde yapmazsanız, bir zulme itiraz edeyim derken; başka bir zulmün ortağı olursunuz.

Sembollerin dünyasına değinmemin nedeni, bir sembol ya da işaretten yola çıkarak "bâzı komplo teorisyenleri gibi" bir kitleyi itham etmek değildir. Yapılan işaretin mânâsını sorgulamaksızın yapan, okuduğu metnin iç anlamını düşünmeksizin okuyan aklı eleştirmektir. Bu eleştiriyi yaptığımızda da "darbeci" oluyoruz. En sonunda darbeli matkap dükkânı açacağım.

***

Erenciğim, yanılıyorsun.

Bizler birbirimizi tanımak için çak çak yapıp, akabinde de üç takla attıktan sonra dudak dudağa öpüşürüz.

İçip içip kafayı buluruz.

 

Akabinde de grup yapıp iyice azar ve keçi kesip İsa’nın Adına diye nâra atarak şarap niyetine vampirlik yaparız.

Neyse, locadaki hâzırunun sayısına göre bâzen beş on keçi gelir.

Eh, şef garson ve diğer elemanlar için de birkaç adet gerekir.

Bu sebeple Agartha’da, Orta Asya Türkistan’ında, İsrail’de ve gizli sır olduğu için yazamayacağım çok stratejik bölgelerde GOK (genetiğiyle Oynanmış Keçi) yetiştiririz. Bunları mason olmayan yerse zürriyeti kurur, os lacrimalereri o kadar isyan eder ki, kahırdan kanser olup hüngür hüngür ağlar.

EUM'dan ki bunlar Nemfis Riti'nden. Biz sâdece kanını içeriz. Sapıtık herifler!

 

 

Gördün mü Şeytanlığı!

Sonunda da hep beraber Oburiks Dansı ile arş-ı âlâya varırız.

O, zamanının En Büyük Üstâdıydı!

Bunun en hakiki gerçek videosunu önümüzdeki günlerde Youtube’a yükleyeceğim vallahi!

Sen bırak bu ileri, git sek sek oyna ama dikkat et, yerdeki karolar dahi masonların işidir.

Yanlış yere basarsan maazallah şeyin (aklın) darbe alır, zihin oyunlarına başlarsın.

Yanardöner fırıldak gözlü kameramana dikkat!

Bu da nereden çıktı Yâ Hû?

Pardon, bu bir tabip!

 

 

Bunlar da Youtube’dan, hepsi yalan, iftira!

Hele bu:

Uğur Bey, daha önce nerelerdeydiniz?

And Finally…

 

Celâl de orada!

Haydi, şöyle bir gevşeyelim Mansur Kardeşimle

USD 2 TL oldu, şükürler olsun!

Silâhımı evde bırakacağım, klavyeyi hani.

Bir de Akdeniz Üniversitesi ekibinin nakil heyecanı düşündürüyor beni...

Vikiliksçi Amerikan eri de trans-gender çıktı.

Bizim seksist TPD n'apcek şimdi?

Neyse...

Teşekkürler Kardeşim.

    Lâ Mevcûde İllâllah.

       Haydi eyvallah!

          Ben yıkım dönüşümüne gidiyorum…

MKD – Tarabya – 23 Ağustos 2013 Cuma

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Mehmet Tezel Pazar, 25 Ağustos 2013

    Devletlümüzün son halleri

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017