Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BUNDAN SONRASI KONFEDERASYON FİLÂN DEĞİL, AYRI DEVLET OLUP, BÜYÜK KÜRDİSTAN’A İLHAKTIR!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2886 kez okundu
  • 2 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bu makale çok kısa olacak,

Milliyetçi Hareketsizlik Partisi’nin Başkanı Devlet’e, Irak (Kürt) Devleti vize vermedi!


Ekte birkaç enformatif video, buyurun:

 

A benim Milliyetçi Hareketsizlik Partisi’nin Başkanı Devlet, bugüne kadar AKP ve ABG’nin söylediklerini harfi harfine uygulayıp, milleti Türk-İslâm Sentezi batağına çekip, Atatürk sevgini ve ilkelerini unutturmaktan başka ne iş yaptınız?


Siz neciydiniz Merhum?

İçinizde gerçekten de millî duygular varsa, acaba gece rahat uyuyabilecek misiniz?

   Eğer bir öte âlem varsa, AT oralarda rahat ediyor mudur?

      Hepsi bu bugünlük!

         Sevgim ve saygımla…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 15 Ağustos 2012 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Mustafa Terziahmetoğlu Çarşamba, 15 Ağustos 2012

    AÇ KAPIYI BEN GELDİM, SEFA GELDİN HOŞ GELDİN.

    Vallahi Sayın Doksat,”kafatasçı faşist” diyenlere karşılık olarak söylenebilecek çok söz vardır ama benim tercihim” bir lâfa bakarım lâf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye?” yanadır.

    Bâzen sizin gibi entelektüel, aydın kişilere sitem ediyorum.

    Niye sitem ediyorum?

    Toplum kaderini tâyin eden faâliyetlerden biri olan siyasette aktif rol üstlenmemeniz, boş kalan alanın yozlaşmış entellektüel geçinen soytarılar tarafından doldurulmasına yol açmış ve bilimin topluma getirdiği dinamizm berhava edilerek statik bir yapı oluşmuştur. Zira bilim düşünsel devrimler demektir. Devrim dinamizm demektir. Düşünsel devrimlerde bilimsel devrimleri ve buluşları beraberinde getirir. Bu bilimin her dalı için geçerlidir. Meydana gelen statik yapıda dinamizmi sevmeyen ve takip edemeyen metafizik öğretilerin egemenliğine girmiştir. Batı’da Rönesans olgusu düşünsel devrimin kapısını aralamış, içeri dolan taze hava bilimsel devrimlerin ve buluşların filizlenmesi ve hasat vermesini tetiklemiş, hızlandırmıştır. Bu süreç Aydınlanma süreci ile devam etmiş, gerek toplumsal gerekse siyasi ve ekonomik alanlarda pozitif yönde değişimler doğurmuştur. Rousseau’dan tutunuz, Voltaire, Montesquie gibi düşünürler toplum ve siyasi yapının yol haritalarını çizmeye çalışmışlardır. Siyasi yapının içinde yer alan aktörler bu düşünürlerden etkilenmişler, diyalekt yeni arayışlar ve buluşlara ivme vermiştir. Locke, Mises ve Marx gibileri sistemler üretme gayretleri içinde olmuşlardır. Bu yapıda güzel bir tempo tutturan bilim nefesi kesilen metafizik öğretilere fark atmış ve ipi göğüsleyen bilim olmuştur. Bilimin liderliği ise toplumun refah çıtasının yükselmesine sebep olmuştur. Tabii ki burada Batı’nın kolonileştirme veya sömürgecilik misyonlarının katkısı da vardır.

    Teokratik bir monarşi olan imparatorluğumuz döneminde metafizik öğretilerin etkisinde kalınarak Batı’nın tersi bir tempo hâkim olduğundan beklenen âkıbet kaçınılmaz sonuç olmuştur. Son zamanlarda bu durumu müşahede eden entelektüellerimizin çabaları da yetersiz kalmış, monarşik yapının baskısı altında kalan ve imkânları kısıtlı olan bu ekip metafizik öğretilerin etkisinde kaldığı gibi, hem de Batı’nın etkisinde kalarak teokratik monarşi ile akıl arasında bir uzlaşma zemini yaratmaya çalışmışlar, dolayısıyla ne Musa’ya ne de İsa’ya yaranabilmişlerdir.

    Yâni Osmanlı zamanındaki entelektüellerin tamamlayamadığı süreci Cumhuriyet döneminde rol alan entelektüellerin tamamlaması gerekirdi diye bir sitem içinde oluyorum.

    Tabii bu sitem konusunda hâddimi aşmış olabilirim, zannederim bu da yaşadığımız şu günlerde duyduğum derin yeisten ileri gelebilir.

    Şimdi size bir örnek sunacağım. Bana tarafsız bir bilim adamı olarak bu örnekte benim hatalarımı veya doğrularımı ve muhatabımın hatalarını veya doğrularını analiz etmenizi rica edeceğim. Zira sizin yapacağınız kısa bir analiz yukarıda bahsedilen bütün kişi ve kuruluşların çözüm üretme yeteneklerini yansıtacaktır. Bu da terörün çözümü veya çözümsüzlüğü olacaktır.

    MHP milletvekili Sayın Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu sayfasında şu paylaşımı yaptı:

    “Bugün içinde bulunduğumuz durum, TV8'de anlattıklarımdan da vahim bir hal almış görünüyor. Terör İzmir'e kadar gelmiş. Fakat en üzücü tarafı, bunun böyle olduğunu başta Sn. Başbakan olmak üzere hükûmet mensuplarının da görmesine rağmen, karizmayı çizdirmemek uğruna, ülkeyi içinden çıkılmaz bir duruma doğru sürüklüyor olmaları. Ama bunu da normâl karşılamak gerekiyor. Zira milli değerleri olmayan hükûmetin sözcüsünün "bir kaç Mehmet öldü diye meclisi toplayamayız" şeklindeki ifâdesi, teröre karşı hâlen tavırlarını çok açık şekilde ortaya koyuyor. Bunlarla ne terör biter, ne de ülke bu beladan kurtularak düze çıkabilir. Yarın Kadir gecesi. Cenâb-ı Allah'tan bunlara akıl vermesini niyaz ediyorum. Verilen aklı kullanıp ülke yararını gözetmezlerse Allah müstahaklarını versin demeden öte birşey söyleyemiyorum. Herşey iyi niyete, dolayısıyla bu beladan kurtulup kurtulmamayı istemeye bağlı. Unutulmasın ki, niyetlerinde samimi olanlar, dosdoğru yoldadırlar”.

    Ben aynen iktibas ettim. Tashih beni ilgilendirmiyor.

    Şimdi burada sunacağım yorumlar insanların aklına başka düşünceler getirmesin. Benim böyle düşüncelere ihtiyacım yok. Ben sokaktaki hamalım ve böyle olmaktan da gocunmam.

    “Mustafa Terziahmetoğlu: Bu ne yaman çelişkidir. Bir taraf hükûmet sözcüsünün söylemini eleştiriyor, ki eleştirdiğin zaman bu Meclis toplansın demektir, diğer taraftan Sayın Bahçeli Meclis toplantı önerisini terörü sulandırmak olarak niteleyip toplantının gereksizliğini iddia ediyor. Eğer Sayın Bahçeli'nin ifadesi geçerliyse hükümet sözcüsünün ifâdesini eleştirmeye gerek yok. Eleştirirseniz paradoksa düşersiniz”.

    “Yusuf Halaçoğlu Mustafa Terziahmetoğlu. Biraz sakin kafayla düşünür ve önyargılı olmazsanız, Meclis toplantısı sonucunda birşey çıkmayacağını da bilirsiniz. Gerçekten bir iş yapacaksa, bu işi hükumet yapacaktır. Sn. Bahçeli açık ve net olarak terör konusunda hükûmetin alacağı her tedbiri destekleyeceğini ilan etti. Meclis toplanınca ne yapacak sence. Kanun tasarısı yok, teklif yok, öyle toplanıp bunlar da gündeme gelemeyeceğine göre ne konuşulacak. Orada alınacak tedbirleri BDP hemen PKKya aktarır mı aktarmaz mı? Yazık yaaa"...

    “Mustafa Terziahmetoğlu: Asıl siz önyargılı düşünüyorsunuz Sayın Halaçoğlu. Sayın Bahçeli'nin terör konusunda iktidarı desteklediğini ifâde ediyorsunuz. Zâten hangi konuda desteklemiyorsunuz ki? Siz CHP'nin önerilerini bilmeden, sâdece kendi önyargınızla birşey çıkmayacağını söylüyorsunuz. Terör konusunda iktidarın alacağı tedbirleri bilmeden ona destek vermeniz bir önyargı değil mi? Bilmediğiniz uygulamalar hakkında iktidara destek veriyorsunuz, beri tarafta yine bilmediğiniz, tahmin ettiğiniz bir önerge için ana muhalefete destek vermiyorsunuz. Siz çözüm değil, çözümsüzlük üretiyorsunuz. Kendinizi saklıyorsunuz. Tıpkı Apo'nun idam kararında olduğu gibi. Hep çelişkiler veya paradokslar. Yalpalamalarla iktidar dümen suyundan ayrılmayıp yol kat etme misyonu. Siz gâliba iktidar treninde kaçak yolcularsınız. Esasen ben sizden bir bilim adamı olarak, şu anda bir Millî Mutabakat Cephesi oluşturma gayretleri içinde olarak muhalefette işbirliği içinde olarak iktidarı daha çok sıkıştırmanızı beklerdim. Dolayısıyla ufukta terör belasının berhava edilemeyeceğini gösteren bulutlar var”.

    “Mustafa Terziahmetoğlu: İktidar sizlere terör konusunda alacağı tedbirler için bir rapor verdi de o yüzden mi destekliyorsunuz? Böyle bir rapor olmadığına göre, bilmediğiniz tedbirler için iktidarı desteklemek bir önyargı eseri değil mi?

    Ya bu tedbirleri içinde federasyon, özerklik gibi çözümler varsa?

    Ya bu tedbirler içinde Anayasa değiştirilemez hükümlerinin değiştirilerek Türk milleti kavramının berhava edilmesi varsa?

    Ya bu tedbirler içinde Kuzey Suriye, Irak ve İran Kürtleriyle bir federasyon oluşmasına imkân tanıyacak tedbirler varsa?

    Bunları bilmeden iktidara destek vereceksiniz ama diğer tarafta yine önyargı ile yaklaştığınız ana muhalefete destek vermeyeceksiniz. Bu biraz tavşana kaç, tazıya tut politikasına benziyor.

    Belki CHP çok önemli bir çözüm getirecek.

    Dinlediniz mi CHP'yi?

    Ben burada siyasi bir partinin elemanı olarak konuşmuyorum. CHP misyonunu da tasvip etmiyorum, sizlerin misyonunu da.

    Bu terör belasını her nasıl çözecekseniz çözünüz, zira sizler çözüm için bu makamlara yetkili kılındınız.

    Şikâyet ve bahane üretmek için değil"...

    Son yorum 14.08 saat 14.12'de.

    Bâzen tefekkür ederken kendime soruyorum;”yâhu, ben de bir gariplik, bir yanlışlık mı var, lâfı kıçından mı anlıyorum? Sen boş ver bu işleri, köşene çekil, hayatını yaşa" diyorum.

    Yâni koordinat tutturamıyorum yahu…

    Esasen başka bir konuya temâs edecektim ama zararı yok.

    Küçük bir paragrafı “anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az" diyerek iktibas edelim.

    “14 Haziran 1934 tarih ve 2510 sayılı Mecburi İskân Yasası:

    1- Türk ırkından olmayanlar, hükümetten yardım istemeseler bile hükûmetin göstereceği yerde yurt tutmağa ve hükûmetin izni olmadıkça buralarda kalmağa mecburdurlar." (Madde7)
    2- Ana dili Türkçe olmayanlardan toplu olmak üzere yeniden köy ve mahalle, işçi ve sanatçı kümesi kurulması veya bu gibi kimselerin bir köyü, bir mahalleyi, bir işi veya bir sanatı kendi soydaşlarına inhisar ettirmeleri yasaktır." (Madde 11)
    3- Türk ırkından olmayanların serpiştirme suretiyle köylere ve ayrı mahalle veya küme teşkil etmeyecek şekilde kasaba veya şehirlere iskânları mecburdur." (Madde 13)

    Kaynak: http://www.izafet.com/ulu-onder-mustafa-kemal-ataturk/440423-ataturk-ve-iskan-kanunu.html#ixzz23eAF55pp

    Yâni bu ülkede birileri dil, kültür, din ve millî kimlik gibi birlikteliği ve âidiyet değerlerini tesis etmek için çok çalışmışlar.

    Kimin milliyetçi olduğu çok net anlaşılıyor.

    Bu gayretleri gösteremeyenler vize alamazlar, hâttâ Diyarbakır’a gitmek için vize almak mecburiyetinde kalırlar.

    Adama sormazlar mı hani Kürtlerle bir sorunumuz yoktur diyordun diye?

    Bahçeli: Türkiye’de Kürt sorunu yoktur.
    http://www.etikhaber.com/content/view/116802/28/

    Bahçeli, inşallah vize alamayınca Türkiye’de Kürt sorunu olduğunu anlamıştır.

    CHP ile çay bile içmeyiz diyen Bahçeli’ye Kürtler çay bile ikram etmiyorlar.

    S…….

    MKD: Sayın MT, ben de hepsi ABG patentli bu partilere girmedim, HEPAR'a dâhil oldum.

    Televizyonlara ve medyaya çıkma yasağı konmuş durumdayım, ne yapacağım? Elime tüfek ve tabanca alıp katliam mı yapayım, Ramboculuk kurlarına mı gideyim?

    Ne "önerirsiniz"?

  • Misafir
    Hikmet Bukan Pazar, 19 Ağustos 2012

    BEN HEPAR (OSMAN PAMUKOĞLU)DİYORUM

    Bir sürü lâf kalabalığına gerek yoktur. Sn. Osman Pamukoğlu dağlarda bizzat savaşmış, canını dişine takmış yaşayan bir efsânedir ve ülkemiz için Allah'ın gönderdiği bir şanstır. Aldığı general emekli maaşıyla rahatça yaşamayı seçmemiş, ülkesi için hâlâ savaşmaktadır. Halkımız bu şansı ya kullanacak ya da Yugoslavya gibi parçalanacaktır...

    Bu kahramana destek olmak (bence) her vatanseverin görevidir (bana göre ibâdettir).

    Tüm Atatürkçüler, milliyetçiler, ulusalcılar, lâikler, gerçek Müslümanlar bu kahramana destek olmalıdır..

    Bu çok kutsal bir görevdir..

    Ben HEPAR diyorum...

    Saygılarımla..

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017