Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ÇEKİNGEN İNSANLAR

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2461 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bâzı insanlar dünyaya korkmak, çekinmek, incinmemek için gelirler.

Şimdi bunlardan birkaç örnek vermek istiyorum (isim ve soyadları tamamen tesadüfîdir):

Ayşe, 28 yaşında ve aşırı mahcup bir genç kadın.

Bana geldiğinde henüz evli değildi.

İstenen bir çocuk idi, Ahmet ve Fatma'nın kızı olarak dünyaya gelmişti.

Aşırı mütevâzı ve ürkek huyundan dolayı hep dikkat çekiyordu.

Klinik muayenesinde göz temâsından kaçındığı mesafeli olduğu dikkat çekiyordu.

Zekâsı gayet parlaktı ve 126 IQ ile âdeta "ben çok zekiyim" dercesine gülümsüyordu.

Cep telefonundaki adres ve numara adedini saymasını istediğimde, bunun yüzlerce olduğunu fark etti ve bu da ona çok iyi geldi...

Hûri gibi bir kadındı.

Rorscahch ve MMPI testlerinde sâdece kuvvetli nörotik belirtiler, ebeveyne aşırı itaat ve sıkıntılı bir tablo çıkmıştı.

Entellektüalizasyon, reaksiyon formasyonel ve bastırma gibi üst düzey, Nörotik Ego Savunmaları kullandığı dikkatimi çekmişti.

Çok hoş bir kadındı ve henüz evlenmemişti.

Annesi ve babası da çok baskın ve ürkütücü kişilerdi.

Onların muhtelif baskılarına da asla  "hayır" diyememişti.

Zâten en büyük sorunu da, hiçbir zaman "hayır" diyememekti.

Sevimli, ürkek ve hekime de, her ne sorarsa sorsun, "hayır" diyemeyen bir profil ortaya çıkıyordu.

Anne ve babasının zoruyla gidip iki sene tahammül etmek zorunda kaldığı psikanalisti de, bir gün, divanda konuşurken, adamın mışıl mışıl uyuduğunu fark edince, ancak refüze edebilmişti.

Ürkek adımlarla salonu terk edip WC'ye gittikten sonra, aynı derecede ürkek bir şekilde divana uzanıp, hafifçe öksürerek varoluşunu ve mevcudiyetini ancak hissettirebilmişti.

Bu gözleminden dolayı da üzülmüştü çünkü onca parayı ve emeği neden beyhude harcadıklarını bir türlü anlayamamıştı.

Zâten, okuduğu kitaplardan birkaçında (buna benim Psikanaliz Yanılgısı müsveddem de dâhil), bu tedavinin aslında bir işe yaramadığını anlamış ve bu kadar emeğin, paranın nasıl heba edildiğini kavrayamamıştı.

İçi de çok sıkılıyordu ve sık sık etrafına ne yapacağını soruyordu.

Çok saf ve temiz olduğu için olacak, kim ne derse, onu yapıyordu.

Hipnoza da aşırı yatkındı ve daha ilk seansta derin transa girdi.

Altın anahtarı da verip, üç kere "defol defol defol" dedirterek, sıkıntılarını kovdurmak için doğrudan telkin verdiğimde de hiç karşı koyamadı, daha doğrusu koymadı.

Gene de daha tek seansta bütün sıkıntıları gitmemişti tabii.

Ben de transı derinleştirmek için üç kere ona kadar sayıp, daha da derinleşmesini sağladım uykusunun.

Kıt'a Avrupa'sında çok kullanılsa da, aslında daha ziyade ABG'de çok yaygın olarak kullanıldığının farkındaydı.

Köken olarak İzmirli idi ve orayı da çok seviyordu.

Başörtüsü, burka gibi giysiler orada yoktu ve Uğur Dündar da Çeşme'den bir villa satın almıştı.

TV'de de, özellikle HALK TV'de, hemen her zaman onu seyreder ve dedin derin düşünürdü; "bu memleketin hâli ne olacak" diye kendi kendine sorardı.

Acaba bu ülke bölünür mü diye de takıyordu kafaya... 

Sonra da "her neyse" diye geçirdi kafasından ve kendine şunu sordu: "o, bu, şu bu memleketi terk ederse, biz ne yapacağız? Ege Özerk Cumhuriyeti mi gündeme gelecek? 

Bunu düşününce de, herkesin hür olduğu, lâik ve demokratik bir ülkede yaşamanın, kendisi için dahi en doğru yol olacağını anladı gene mahcubiyet hissetti...

Rahatladı ve hayatını tekrar gözden geçirdi.

"Yaşamamın anlamı ne ki" diye kendini sorguladı.

İntihar etmeyi asla düşünmeyeceğini fark etti ve "en azından bu kötü fikre kapılmam" dedi.

Eh, ben de zâten kendisine bilişsel-davranışçı bir yaklaşımla bunları telkin ediyor ve ısrarlı davranıyordum.

Eklektik bir ruh kazanan terapiler sürmeye devam edecekti; nitekim öyle de oldu...

Zamanla "hayır" önce "havet", sonra "hayır" oldu.

Eh, bundan iyisi de can sağlığıydı.

Hayır diyebilmenin faziletli ve iffet koruyucu yüzünü gördü, rahatladı...

"En iyi hizmet muyenenânede veriliyor" diye düşündü ve rahatladı, benimle olan ilişkisi biât değildi.

Tedavi sürdürüldükçe içgörüsü (Osm. nufûz-u nazar) arttı ve kendini çok daha iyi hisseder oldu.

"Neden ben" sualine "neden ben olmayayım ki" diyebilir hâle geldi.

Kendisinin herkesten yüzde 51 daha önemli olduğu, artık bencillik çağında yaşadığımızı anlatınca da kolayca kabullendi.

Artık eskisine göre çok daha girişken ve keyifliydi,

Facebook sayfamı da güncelleyip, daha fazla insana ulaşmalıyım diye düşündü -ki, en sağlıklısı da buydu. Tweetleri de arttırmalıydı.

Bütün bu süreç zarfında asla kendini bana bırakmadı ve terapiye de ısrarla devam etti.

Zamanla kendini aşmaya ve düzelmeye başladı.

Başka türlü de olmazdı ki...

Zaman her şeyin en iyi ilâcıydı ve öyle de olmaya başladı...


Bizim mekânın şimdiki hâli...

Hastanın terapisi sürmekte ve hâlen belli bir sıkıntısı da yok.

Pek de iyi idi, bundan sonra da öyle kalacak zâten...

Kendisi de hâlen çok iyi...

Sonra bir baktım ki, bekleme salonunda, elleri ve her yeri küçük olan kızla karşılaşmışlar!

Kıza da nihayet bir teşhis konmuştu: Turner Senderom!


Zor bir durumdu ve alay ediyorlardı.

Bu tablonun tedavisi de yoktu ki...

Nitekim, kendisini evlendirdiklerinde en büyük travmayı yaşayacaktı. 

Ailesi kendisini zorla evlendirecek ve ortalık kan gölüne döndüğünde, hem de akrabası tarafından âdeta ırzına geçirilmişcesine yaşadığı travmayı asla unutmayacaktı!


Buna da mı dayanacaktı, yalnızlığa ve bunca sıkıntıya?

Bu ülke bölünmezdi, bu da bir şekilde olmakta federal bir dekompansasyona gidiyordu.




Bu memlekette irtica olamazdı!

Mürteciler mi saracaktı her tarafı?

Kapkara mı olacaktı memleket?

Ona Atatürk'ü hatırlattığımda rahatladı ve dostlukları da arttı...


İşte ABG buydu...

Bizi mi yeneceklerdi yâni!

"Rahatla" dedim, basit bir ameliyatla çözümü bulacaksın.

Sonra da mutluluğa uçacaksın.

Sağlıkla kal...

Mehmet Kerem Doksat - Zor Zamanlar - 27.09.2014

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017