Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

CİNSEL KİMLİK BOZUKLUĞU

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 594 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

 

CİNSEL KİMLİK BOZUKLUĞU

 

 

 

Sevgili Mekâncılar,

 

Cinsel kimlik bozukluğu, kişinin cinsiyetinin farkında olması, bedenini ve benliğini belli bir cinsiyet içinde idrak etmesi, duygu ve davranışlarının da buna uygun olmasıdır.

 

Kısacası, kişinin kendisini kadın veya erkek olarak kabul etmesidir. Kişinin kız veya erkek olarak doğması, cinsel kimliğini kazanması için yeterli değildir. Çocuk, kız ve erkeğin beden yapılarının ve cinsel hormonlarının farklı olması gibi doğuştan getirdiği cinsel donanımlarıyla kendi cinsiyetine özgü davranış ve tutumları geliştirmeye başlar.

 

Doğumumuzda anatomik, genetik ve biyolojik özelliklerimizle belirlenen cinsiyetimize "biyolojik cinsiyet" denmektedir.

 

Bir insanın çocuğun kız veya erkek olduğu görünüşünden anlaşılabilir hâle gelir.

 

İki yaşındaki bir kız veya erkek çocuk, yalnızca görünüşünden değil, oynadığı oyunlarından, seçtiği oyuncaklara kadar genel olarak bütün davranışlarından açıkça ayırt edilebilir. İki buçuk üç yaşına doğru da çocuğun kendisi kız yahut erkek olduğunun idrakine varacağı çok özel bir dönem yaşanır.

 

Kişi 3 yaşlarındayken “ben kızım” veya “ben erkeğim" duygusu yani “cinsel kimliği” oluşmaya başlar. Fallik dönem adını verdiğimiz 3-6 yaş arası olan bu dönemde cinsel kimliğin temeli atılır ve bu temel üzerine ergenlikte cinsel kimliğe son şekli verilir.

 

İnsanların büyük bir kısmının cinsel kimliği biyolojik cinsiyetleri ile uyumlu olmasına rağmen bazı kişiler kendilerini biyolojik cinsiyetlerine değil karşı cinsiyete ait hissedebilirler.

Kişinin cinsel kimliği ile biyolojik cinsiyetinin örtüşmediği bu duruma “transseksüalite” denir.

 

Yani kişinin yaşadığı ve dışa vurduğu cinsel kimliğiyle birincil veya ikincil cinsel özellikleri arasında belirgin bir uyuşmazlık varsa, bu uyuşmazlığa yol açan cinsel özelliklerinden kurtulmayı çok istiyorsa, diğer cinsin cinsel özelliklerini çok istiyorsa, diğer cinsten olmayı çok arzuluyorsa, diğer cinsten gibiymiş gibi davranılmayı çok talep ediyorsa, diğer cinselliğe özgü duygularının ve tepkilerinin olduğuna çok inanıyorsa ve bu durumda klinik açıdan belirgin bir sıkıntı yaşıyorsa veya bu durum toplumsal, işle ilgili işlevsellikte veya önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşme gösteriyorsa, transseksüalite teşhisi konulabilir

 

CİNSEL KİMLİĞİN OTURMASI

Cinsel kimlik gelişim süreci, karşı cinsiyetteki ebeveynden ayrışarak hemcins olan ebeveynle özdeşleşme ve onu benimseme ile devam eder. Cinsel kimlik duygusu çocuğa 3-6 yaş civarında yerleşir. Bu yaştan sonra da toplum ve aile çocuğun cinsel kimlik idrakini geliştirir ve güçlendirir.

Ergenlik döneminin sonunda ikincil cinsiyet özelliklerinin de belirginleşmesiyle cinsel kimliğin gelişiminin tamamlandığı varsayılır.

Ancak ergenliğin bitiş yaşı bazen 20’li yaşları bulabilir.

CİNSEL KİMLİK BOZUKLUĞU VE EŞCİNSELLİK

Cinsel kimlik bozukluğu "transseksüalite" olarak da adlandırılır. Transseksüalitenin, eşcinsel yönelim olan eşcinsellikle ile karıştırılmasının nedeni toplumsal önyargılar ve bu kişilerin hâl ve tavır giyim kuşamlarının benzer olması olabilir. Ancak eşcinsellik ve transseksüalite birbirinden çok farklı kavramlardır.

 

Eşcinsel yönelimi olan kişi cinsel olarak kendi cinsiyetindeki kişilerden etkilenir ama cinsel kimliği biyolojik cinsiyetiyle uyumludur, yani transseksüalitede olduğu gibi kişi yanlış bedende doğduğunu düşünmez ve mevcut cinsiyetini değiştirmek istemez.

 

Kadın bedine hapis olmuş bir erkek ruhu taşıma” (kadın transeksüalitesi) veya "erkek bedenine hapis olmuş bir kadın ruhu taşıma" (erkek transsesksüalitesi) şeklinde ifade edilen cinsel kimlik bozukluğunun ilk belirtileri genellikle ergenlikten önce başlar.

 

Cinsellik keyifsizliği için “yaşanabilecek en büyük mutsuzluk” denir.

 

 Çocuklarda şu belirtiler görülür: (1) diğer cinsiyette olma isteğini veya ısrarını yineleyici bir biçimde dile getirme (2) erkek çocukların kadınsı; kız çocuklarında erkeksi giysiler giyme konusunda ısrar etmesi. (3) Oyunlarda sürekli olarak karşı cinsin rollerini oynamayı tercih etme (Jean giyme, Erkek Fatma gibi davranma veya sürekli olarak diğer cinsiyette olma fantezileri kurma (4) karşı cinsin oyunlarına ve eğlencelerine katılma konusunda yoğun bir istek duyma (5) özellikle karşı cinsten oyun arkadaşları seçme...

 

Cinsel kimlik bozukluğu, bazı kişilerde belirtilerini ergenlikle birlikte göstermeye başlayabilir. Bu kişilerdeki belirtiler; karşı cinsiyete özgü duygularının ve tepkilerinin olduğuna ilişkin inanç taşıma, karşı cinsiyette olma isteğini dile getirme, karşı cinsiyetteymiş gibi yaşamayı isteme, cinsiyetine ilişkin sürekli bir rahatsızlık duyma veya cinsiyetinin gerektirdiği cinsel rol için uygun olmadığını hissetme şeklindedir.

 

DOĞUŞTAN GELEN BİR DURUM MU?

 

Cinsel Kimlik Bozukluğunun herhangi bir fizyolojik nedene bağlı olduğunu gösteren bilimsel veri yoktur ama genel kanaat psikolojik, biyolojik, genetik, ailevi, sosyal ve kültürel faktörlerin etkileşiminden kaynaklandığıdır.

 

Uzun senelerdir yaptığım terapi çalışmaları klinik tecrübe olarak; ebeveynlerin kız çocuk sahibi olmayı “çok” isterken erkek çocuk sahip olmaları veya ölen bir erkek çocuktan sonra tekrar gebe kalan kadının ve eşinin bu döneminde ölen erkek çocuklarının yeniden doğacağına “çok” inanması gibi psikolojik faktörler transseksüalitenin doğum öncesi bir süreçte ebeveynlerin beklentisiyle başladığını gösteriyor.

 

Çünkü cinsel kimliğin öğeleri, fizyolojik cinsiyet özellikleriyle birlikte doğuştan belirlenir. Ancak bunlar cinsel kimliğin cinsiyetle uyumlu şekilde gelişmesi için yeterli değildir.

 

Bu sebeplerle cinsel kimlik gelişimi, önce ailenin etkisi, sonra da toplumun ve kültürün kişiye kadın veya erkek olarak atfettiği özelliklerin etkisiyle psikolojik bir süreç olarak tamamlanır.

 

Cinsel kimliğin gelişiminde çocuk anne ve babasının yanı sıra, çevresindeki, abla, teyze, hala, ağabey, dayı, amca gibi örneklerden de etkilenir. Çocuk, aynı cinsten arkadaşlarının olumlu yahut olumsuz özelliklerini de benimser ve kendi cinsel kimliğini arkadaşlarınınkiyle karşılaştırır.

 

Ailede gelişmeye başlayan cinsel kimlik, toplumsal olarak pekişerek olgunlaşır.

 

Sonuç olarak bazı bireyler transseksüel, bazıları eşcinsel olarak doğmaktadır, bu ne bir seçim ne de ebeveynlerinin bilerek yaptıkları bir hatadır, sadece bir farklılıktır. Bir yönelim farklılığıdır. Onarım terapileri bir fayda getirmez.

 

ANNE BABANIN CİNSEL KİMLİK OLUŞUMUNDAKİ ROLÜ

 

Cinsel kimliğin gelişimini, çocukluk çağındaki ilk özdeşim ve benimsemeler ve model alma deneyimleri büyük ölçüde etkiler ve biçimlendirir.

 

Çocuk, erkek ve kız davranışlarını, anne ve babasını model alarak ve onlarla özdeşim ve benimseme kurarak öğrenir. Bu, taklit etmekten daha derinlere inen psikolojik bir süreçtir.

 

Çocuk, delikanlı (ergen) veya genç annesinin veya babasının özelliklerini ve davranışlarını içine alarak onunla özdeşleşir ve benimser.

 

Kız çocuk ile annesi, erkek çocuk ile babası arasındaki ilişki yakın ve olumlu ise bu da kolay ve sorunsuz olur. Böylece çocuğun cinsel kimliği cinsiyetine uygun olarak gelişir. Ancak çocuğun hayatında hemcinsi olan ebeveynin olmadığı durumlarda, uygun özdeşim ve model alma örneğinin bulunmayışı sebebiyle cinsel kimlik gelişiminde aksamalar olabilir.

 

Cinsel kimlik gelişimini olumsuz etkileyen faktörlerden biri de anne ve babanın kişisel özellikleridir. Örneğin, babanın güçsüz ve silik biri olması erkek çocuğun onunla özdeşim ve benimsene kurmasını zorlaştırabilir veya efemine özellikleri olmayan, sert ve baskın biri olan anne kız çocuk için benzer bir zorluk yaratır. Anne dominantsa kızı bundan etkilenebilir.

 

Erkek çocukların kız, kız çocukların da erkek gibi yetiştirilmesi cinsel kimliğin gelişmesindeki önemli faktörlerden bir başkasıdır.

 

Ancak Cinsel Kimlik Karmaşası ile Cinsel Kimlik Bozukluğunu birbirine karıştırmamak gerekir.

 

Her cinsel kimlik bozukluğunun temelinde cinsel kimlik karmaşası vardır ama her cinsel kimlik karmaşası cinsel kimlik bozukluğuna yol açmaz.

 

NASIL DAVRANILMALI?

 

Çocukta cinsel kimlik karmaşasına dair belirtiler gösteren davranışların fark edilmesi durumunda, kesinlikle çocuğun azarlanmaması, aşağılanmaması ve bu davranışların cezalandırılmaması gereklidir çünkü cezalandırma pekiştirtici olabilir.

 

Ancak bu davranışların görmezden gelinmesi de onaylama anlamına gelebileceğinden, çocuğun karşı cinse özgü davranışlarının yerine, kendi cinsiyetine özgü davranışları tercih etmesi gerektiğinin uygun bir şekilde anlatılması ve kendi cinsine yönelik olan oyunlarla dolaylı bir yönlendirme yapılması doğru olur.

 

Çocuk erkekse babasıyla, kızsa annesiyle daha çok vakit geçirmesi sağlanmalı, kendi cinsiyetine uygun faaliyetlerde bulunması teşvik edilmeli ve cinsiyetine özgü olumlu davranışları ödüllendirilmelidir.

 

Bütün bunlara rağmen cinsel kimlik karmaşasına devam ediyorsa, bu karmaşanın gelecekte cinsel kimlik bozukluğuna dönüşmemesi için, bu alanda uzmanlaşmış bir terapistten veya psikiyatrdan yardım alınması gerekir.

 

ÇÜNKÜ

 

“Trans kimliğe sahip çocuk” ifadesi doğru bir tanımlama değildir. “Kimlik” ve “çocuk” aynı anda olmaz, kimlik ergenliğin bir ürünüdür ve yetişkinliğe geçiş vizesidir, yani “trans kimliğe sahip çocuk” olamaz, ebeveynleriyle sağlıklı ilişkiler kuramadığı veya çeşitli travmalar yaşadığı için “cinsel kimlik karmaşası yaşayan bir çocuk” tanımı doğrudur.

 

“Cinsel kimlik karmaşası”, “cinsel kimlik bozukluğu” ve “transseksüalite kimliği” çocukluktan yetişkinliğe uzanan ve daha çocuk doğmadan önce anne babanın zihnindeki çocuğa ait cinsiyet tasarımlarıyla başlayan bir yelpaze olarak görülmelidir.

 

Her cinsel kimlik karmaşası yaşayan kişi gelecekte transseksüel kimliğe sahip olmaz, çocukluktaki çoğu cinsel kimlik karmaşası uygun tutum ve destekle son bulabilir.

 

Biyolojik cinsiyet”, “cinsel kimlik”, “cinsel yönelim” ve “toplumsal cinsiyet rolleri” birbirini takip eden süreçlerdir ve aile travmalarıyla, çoğun ihmal ve işgal edilmesiyle bu süreçler bozulabilir, bir cinsel kimlik karmaşası ortaya çıkabilir ama çocuklukta travmalar son bulursa, ihmal ve işgal sonlandırılabilirse, ebeveynler hatalarını telafi edebilirse ve konun uzmanları tarafından cinsel kimlik karmaşası sağlıklı bir şekilde ele alınabilirse, süreç kaldığı yerden sağlıklı işleyebilir ve “cinsel kimlik karmaşası” cinsel kimlik bozukluğuna dönüşmeyebilir.

 

Ayrıca “transfobi” transseksüellerden nefret etmek, onlara şiddet uygulamak ve şiddet uygulanmasını destelemek anlamına gelir. Transseksüalite ve gelişimi hakkında LGBT örgütlerinin savunduklarını çürüten bir fikir beyan etmek o konuda “fobi” olmaz.

 

DSM-V’TE CİNSEL KİMLİĞİNDEN YAKINMA (HOŞNUT OLMAMA)...

 

Bireyin biyolojik cinsiyetinden farklı bir cinsiyet kimliği olması, kendini farklı bir cinsiyette idrak etmesi, görünüm ve davranışıyla belirlenen toplumsal cinsiyet özelliklerini bu doğrultuda şekillendirmekte ısrar etmesi DSM (Mental Bozuklukların Teşhis ve Sayımsal El Kitabı - Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı)’de “cinsel kimlik bozukluğu” başlığı altında değerlendirilmekteydi.

 

Biyolojik cinsiyet özelliklerinin, hayatın erken döneminde temelinin atılması ve cinsel kimlik karmaşasının son bulabilmesi için ailenin ve çocuğun destek alması ilk aşamada tek geçerli yaklaşımdır.

 

Eşcinsellikten farklı olarak, cinsel kimlik bozukluğunun teşhis sınıflandırmalarına girmiş olması, psikolojik destek sağlanabilmesine hizmet etmiştir. DSM’nin güncellenme çalışmalarının başlangıcından itibaren, bu alanda çalışan meslek örgütleri ve LGBT örgütleri, bu teşhis kategorisinin de sınıflandırmadan çıkarılmasını istemişlerdir.

 

Temel gerekçeleri ise bu durumun, toplum içinde damgalanmaya neden olmasıdır. Ancak bu yaklaşım cinsel kimlik karmaşası ve cinsel kimlik bozukluğunun birbirine karıştırılmasından dolayı doğru değildir. Bu nedenle DSM-V hazırlanması sürecinde, teşhisinin sınıflandırma dışında bırakılması benimsenmemiştir.

 

Ancak, “bilimsel olmayan” yoğun baskılar sonucunda “bozukluk” kelimesi çıkarılarak, “cinsiyet kimliği uyumsuzluğu”, “uyuşmazlığı” veya “örtüşmemesi” ifadesi seçilmiştir.

 

Sözde daha az hastalık çağrışımı yapsa da, LGBT örgütlerine göre kişinin cinsiyet kimliğinin sorunlu olduğu ve değiştirilmesi gerektiğini çağrıştırdığı için, son gözden geçirmede “cinsiyet kimliği disforisi” olarak tanımlanması teklif edilmiştir.

 

Sonuç olarak DSM-V “Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama)” başlığı altında, (1) Çocuklarda Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama)’yı, (2) Gençlerde ve Erişkinlerde Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama)’yı, (3) Tanımlanmış Diğer Bir Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama) Durumu’nuve Tanımlanmamış Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama) Durumu’nu da olarak 4 farklı kategoride cinsel kimlik bozukluğunu yeniden tanımlamıştır.

 

Ayrıca, daha önceki DSM’lerden farklı olarak, cinsel kimlik bozukluğunu cinsel işlev bozuklukları ve cinsel sapmalardam ayrı bir bölümde değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

 

Sonuç olarak, cinsiyet kimliği ile ilgili tanımlamalarda, bireyin en az damgalanmasına neden olacak şekilde değişiklikler yapılmaya çalışılırken, çocukluktaki cinsel kimlik karmaşasının uzmanlar tarafından sonlandırılmaya çalışması da engellenmemelidir.

 

Psikiyatri ve cinsel sağlık bilimi cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği yelpazesinin kimi bileşenlerini yaftalayıcı, kimlik özellikleri arasında toplumda var olan hiyerarşi ve ayrımcılığı pekiştiren konumundan uzaklaşırken, cinsel kimlik karmaşası yaşayan çocuklara, ergenlere, erişkinlere ve ailelerine destek de olmalıdır.

 

Çünkü aksi bir dayatmanın psikiyatrik söylem ve günlük uygulamalara yansıtılmasıyla toplumsal karşılık bulması mümkün değildir.

 

TÜRKİYE’DE CİNSEL KİMLİK SORUNU

 

Zihinsel hastalıklar için teşhis ölçütlerini içeren ve Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan DSM-V’e göre cinsel kimlik bozukluğu “Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama)” olarak tanımlanır. Fakat bu resmî teşhisin kullanılmasının nedeni bireyleri damgalamak veya bu kişilerin medenî haklarının azaltılmasına izin vermek değil, kişilerin iyileşme ümidi, sağlık sigortası kapsamına girme, gelecekte daha etkili tedaviler için araştırmalarda rehber olma gibi önemli yararlar sağlamaya çalışılmasıdır.

 

Cinsel Kimlik Bozukluğu biyolojik, hormonal, fiziksel bir hastalık olmadığı gibi bir sapkınlık da değildir. Tarihî olarak bütün dönemlerde çeşitli toplumsal kurallar nedeniyle farklı özellikleri olan azınlık grupları normalden sapma gösterdikleri, yani aslında sadece farklı oldukları için sapık veya sapkın olarak nitelenmişlerdir.

 

Ancak ne yazık ki cinsel kimlik bozukluğu çok yanlış bir şekilde toplumda sapkınlık gibi görülmektedir. Bu sebeple de transseksüeller toplumdan dışlanmaktadır. Transseksüellerin yakınları bu bozukluğun değiştirilebilir bir durum veya iyileşebilir bir hastalık olduğunu düşünerek gerçekçi olmayan beklentilerle tedavi arayışına girmektedir ama cinsel kimlik bozukluğunun toplumun kabul ettiği veya beklediği tarzda bir tedavisi yoktur.

 

Cinsel kimlik bozukluğu teşhisine varıldıktan sonra tedavi yaklaşımı 3 evreden oluşmaktadır.

 

Bunlar, (1) arzu edilen cinsiyette gerçek hayat deneyimleri, (2) arzu edilen cinsiyete ait hormonların kullanılması: Östrojen, testosteron (kişinin cinsel kimliğine bağlı) ve (3) cinsel organlarla diğer cinsiyet karakterlerini değiştirmeye yönelik cerrahi girişimler olarak sıralanabilir.

 

NE YAPMALI?

 

Kendini doğduğu bedende değil de karşı cinste hayal eden kişinin alacağı tepkilerden çok kişinin ruhsal durumu önemlidir. Kişi, kendi hayatını hangi cinsiyetle sürdürmek istediğine yetişkin olduktan sonra kendisi karar verir ama doğru kararı verebilmek ve verdiği karardan pişman olmamak için de mutlaka cinsel kimlik bozukluklarıyla çalışan bir terapistten psikolojik destek almalıdır.

 

CİNSİYET DEĞİŞTİRME

 

Transseksüalite oldukça nadir görülür. Cinsiyet değiştirme operasyonları geri dönüşü olmayan operasyonlar olduğu için, psikiyatri hekimi ve cinsel terapist gözetiminde uzun süreli bir takipten sonra yapılır.

 

Transseksüellerin hepsi cinsiyet değiştirmeyi ister ama çok azı bu amacına ulaşır; cinsiyet değiştirme ameliyatları içlerindeki huzursuzluğa çoğu zaman çare olmaz. Çünkü insanın ruhu ile bedeni arasındaki çatışma çok derindir, ağırdır ve bu çatışmanın verdiği huzursuzluk cinsiyet değiştirme ameliyatlarıyla çoğu zaman son bulmaz.

 

Transseksüel düşüncelerin bir ruhsal bozukluk sonucu mu oluştuğu yoksa sağlıklı bir ruh hâli içinde mi verildiğinin tespit edilmesi önemlidir.

 

Çünkü Sınırda Kişilik Organizasyonu gibi bazı psikiyatrik sorunlar kimi zaman cinsel kimlikle ilgili idrak ve düşünce sistemini bozabilmektedir.

 

Cinsiyet değiştirmeyen transseksüeller cinsel kimlikleriyle uyumsuz bir hayata intibak edemiyorlar.

 

Cinsel kimlik bozukluğunun temelinde yer alan ruhsal sorunlar kişinin bütün ilişkilerini olumsuz etkiliyor.

 

Toplum tarafından dışlanmaları benlik saygılarında azalmaya yol açıyor. Madde kullanımı, kaygı ve depresyon belirtileri, özellikle ergenlerde intihar fikirleri ve girişimleri çok görülebiliyor.

 

Hem transseksüeller hem de onların aileleri çok zor süreçlerden geçerler, bu nedenle alanında uzman cinsel terapistlerden profesyonel destek almaları gerekir. Ebeveynlerin çoğunda Depresyon görülür.

 

Ben böyle durumlarda fluoksetin’i (Prozac) tercih ediyorum.

 

Bu destek ile transseksüeller cinsel kimlikleri ve hayat şartları arasında ruhsal dengelerini sağlamayı ve korumayı başarabilirler.

 

Hastalık olmayan bir durum tedavi edilemez ama danışanın yeni hayat tarzına adaptasyonu için gereke ilaçlar ve/veya duygudurum dengeleyicileri verilir.

 

Hollanda gibi ülkelerde bu insanlar evlenebiliyor. Homofobiye ne gerek var?

 

Sağlık, denge ve huzur içinde kalın.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 03 Nisan 2017 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cuma, 20 Ekim 2017