Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

DEPRESYON ve MANİ HAKKINDA İPUÇLARI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3383 kez okundu
  • 2 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

-Her Çökkünlük Hissi illaki Depresyon Hastalığı mıdır?

Hayır!

Özellikle Komplike Olmamış (ağır seyretmeyen) Yas Reaksiyonları, herkesin zaman zaman yaşayabileceği hüzün, kriz dönemlerinde yaşanan ufak tefek keyifsizlikler bir Majör Depresyon Bozukluğu değildir. Bu teşhisin konulabilmesi için, belirtilerin kişinin hayat kalitesini ve işlevselliğini bozması gerekir. Hemen ilaç vermek gerekmez veya geçici olarak Passiflora veya antihistaminikler (hidroksizin: Atarax) verilebilir. Kısa süreli benzodiyazepinler de (alprazolam: Xanax, Ativan: lorazepam) denenebilir ama ufak dozda ve iki haftayı geçmeksizin.

xanax nedir ile ilgili görsel sonucu

Kocası ölünce çok ağlayan ve önceden hiçbir psikiyatrik sorunu olamayan bir kadına hemen Majör Depresyon teşhisi koymayınız; yasını (matemini) yaşasın ki, o kayıpla yaşayabilir hâle gelsin. Krize Müdahele ve destekleyişi yaklaşım işe yarayabilir.


 

***

-Demoralizasyonla Depresyonun farkları nelerdir?

Moral bozukluğu, bıkkınlık ve motivasyon (güdü) kaybı pek çok kişi tarafından yaşanır: Maddi sıkıntılar, mesleki kaygılar, sosyal rol veya statü kayıpları, ailevi sorunlar… Bunlar normal, sağlıklı insanlarda da, zaten Depresyonu olanlarda ortaya çıkabilir. Krize Müdahale, Bilişsel Yaklaşım veya Kısa Dinamik Terapi, Hipnoz işe yarayabilir.

 

Demoralizasyon her türlü psikiyatrik ve bedensel hastalıkta, yoğun stres altında görülebilir ve bir teşhis değildir. Destekleyici yaklaşınız.

***

-Psikotik (Delilik Belirtileri Gösteren) Özellikli Depresyon nedir?

Bunlarda hezeyanlar (sanrılar), hallüsinasyonlar (varsanılar), paranoid belirtiler (takip edilme, fenalık yapılma, düşünce çalınması veya sokulması, düşüncelerinin radyodan veya televizyondan yayınlanması, kafasının içinde kendisini eleştiren veya kulağıyla işittiği sesler duyması, ellerinin ve kollarının kendisinin değilmiş gibi olması-yabancılaşma, deja vous - jamais vous hâlleri)… görülür (Schneider Belirtileri). Şizofreniyle karıştırılabilir. Antipsikotik ve antidepresanlar beraber verilir. Eğer Tiroid Hormonu eksikliği varsa, bu da eklenir (genellikle T3: l-Thyroxine preparatları). Güçlendirmede Lityum eklenebilir (plazma düzeyi takibi şarttır). Lityum (Eskalith, Lithonate, Lithotabs, Cibalith-S, Lithuril, Quilonorm Ret.) Bipolar 1 bozukluğun kısa dönem ve koruyucu tedavisinde en sık kullanılan ilaçtır. %70-80 hastada Bipolar I Bozukluğun kısa dönem tedavisi ve profilaksisinde (idame, koruma) kullanılmaktadır. Manik ve depresif hecmelerin her ikisi de yalnızca Lityum tedavisine cevap verebilir. Terapötik (tedavi edici) konsantrasyonunda Lityum tedavisine cevap alınması en az 3 hafta gerektirmesine rağmen, neredeyse Manik hastaların %80’i Lityum tedavisine cevap vermektedir. FDA tarafından onaylanmamasına rağmen, Lityum, Bipolar I Bozukluğun depresyonunda etkilidir.

***

 

-Lityum ile Koruma tedavisi

Bipolar I hastalarda Manik ve Depresif Hecmelerin sıklığını, şiddetini ve süresini belirgin şekilde azaltmaktadır. Bipolar I Bozukluğun depresyon ve Manik Hecmesinin ikincisinden sonra Lityum koruma tedavisi başlanmalıdır. Ergenlerde, aile öyküsünde Bipolar I hastalık bulunanlarda, yüksek intihar riski olanlarda, ilk atağı Manik Hecme olanlarda, kötü destek faktörü olanlarda, ilk Hecmeye neden olabilecek presipitan (arttırıcı, kötüleştirici) faktörü olmayanlarda, 30 yaş ve üstü hastalarda, ilk hecmesi hızlı başlayanlarda ve erkek hastalarda birinci hecmeden sonra Lityum tedavisi başlanmalıdır. Lityum bulunamadığı zamanlar İsoptin S 240 (Verapamil) de epey işe yarar (eş-tanılı Hipertansiyona da iyi gelir).

Eğer tek başına lityum tedavisi yetersiz kalırsa kilinisyen karbamazepin (Tegretol), Valproat (Depakene), Depakin (valproat +valproik asid) veya Okskarbazepin (Trileptal), şişman hastalarda ise topiramat (Topamax) ile destek tedaviyi düşünmelidir. Bu sonuncuda kan düzeyi takibi gerekmez ve 600 ila 1200 mg arasında verilebilir.

***

Şizoaffektif Bozukluğun (Bipolar Tip) tedavisinde Lityumun kesinlikle yeri vardır. Majör depresif hecmede (epizodda) Lityumun birincil endikasyonu, hasta tek başına antidepresan tedaviye cevap vermediğinde, tedaviye eklenmesi şeklindedir. Birçok çalışma antidepresan tedaviye cevap vermeyen hastaların %50’sinin Lityuma cevap verdiğini belirtmektedir.

***

Şizofrenik hastalarda antipsikotik tedaviye Lityum eklendiğinde bulguların 1/5 – 1/2’si azalmaktadır. Bazı şizofrenik hastaların aralıklı saldırgan patlamalarını da Lityum tedavisi ile azaltılabilir.

Lityum şizofrenik hastalarda, hapishane mahkûmlarında, zekâ geriliği olan hastalarda, saldırgan patlamaların tedavisinde kullanılır. Kafa travması ve epilepsiye bağlı saldırganlıklarda lityumun başarısı düşüktür. Saldırganlığın tedavisinde kullanılan diğer ilaçlar antikovülsanlar, beta-adrenerjik reseptör antagonistleri (propranolol: Dideral: bölünmüş dozda 300 mg/güne kadar ama astıma ve bradikardiye dikkat) ve antipsikotiklerdir. Lityum tedavisinin en yaygın yan etkileri mide rahatsızlığı, kilo alımı, tremor (titreme), yorgunluk ve hafif bilişsel işlevlerde bozukluktur. Kilo alımı lityumun karbohidrat mekanizması üstünde az bilinen etkisi sonucu oluşmaktadır. Kilo alımı lityumun neden olduğu ödem sonucu da olabilir. Lityum alan hastalarda şiddetli tremor geliştiği zaman, lityum zehirlenmesi ihtimali düşünülmelidir. Lityum kullanımı disfori, spontanite (kendiliğindenlik) yokluğu, tepki zamanının uzaması ve hafızanın bozulmasına sebep olabilir.

***

Lityumun böbrekteki en yaygın yan etkileri ikincil polidipsi (aşırı su içme) ile birlikte poliüridir (sık idrara çıkma). Poliüri, antidiüretik hormonun etkilerinin Lityum tarafından antagonize edilmesi ile oluşur, böylece böbrekteki distal tübüllerden sıvı emilimi düşer. Lityumun çok nadir görülen ancak en ciddi yan etkisi glomerülonefrit, interstisyel nefrit (böbrek hastalıkları) ve böbrek yetmezliğine sebep olabilmesidir.

Lityum, tiroid işlevlerinin dolaşımdaki tiroid hormonlarının konsantrasyonlarını etkileyerek selim (benign) ve geçici bir şekilde azaltarak etkiler. Guatr (bezin büyümesi) (%5), selim reversibl ekzoftalmus (gözlerin dışarı doğru çıkması) ve hipotiroidi (hastaların %7-9’u) lityum tedavisinde görülebilir.

 

 

***

 Eğer hipotiroidizm gelişirse Levotiroxine (Synthroid; L-Thyroxine vs.) tedavisine başlanmalıdır. Lityum tedavisi altındaki kişilerde TSH düzeyleri her 6 veya 12 ayda bir bakılmalıdır.

***

Lityumun kardiyak etkileri, hipokaleminin (Potasyum azalması) EKG’deki (elektrokardiogram) etkilerine benzer ve hücreler-arası potasyumun lityum iyonu ile yer değiştirmesine bağlıdır. EKG’deki en yaygın değişiklik T dalgasının düzleşmesi veya tersine dönmesidir. Değişiklikler zararsızdır ve Lityum vücuttan atıldıktan sonra ortadan kalkar. Lityumun sinüs nodundaki pace-makeri baskılaması nedeniyle lityum tedavisi bayılma epizodları ile sonuçlanan, sinüs disritmine neden olur. Bu nedenle Hasta Sinüs Sendromu olan kişilerde Lityum tedavisi uygulanmamalıdır.

***

Lityum tedavisinde doza bağlı olarak çeşitli deri yan etkileri görülmektedir. En sık görülen etkileri akneiform (apseler), foliküler ve makülopapüler döküntüler, pretibial ülserasyonlar ve psöriazisin (Sedef Hastalığı) kötüleşmesidir.

deride apse ile ilgili görsel sonucu

 

Lityum zehirlenmesinin erken belirti ve bulguları tremor, dizartri (peltek konuşma) ve ataksi iken geç belirtileri şuur bozukluğu, kaslarda fasikülasyonlar, miyoklonus, sara nöbetleri ve komadır. Lityum düzeyi ne kadar yüksek ve bu yükseklik ne kadar uzun sürerse bulguların kötülüğü o kadar yüksektir. Lityum zehirlenmesi kalıcı nöronal hasar ve ölüme neden olabileceği için acil müdahale gerektiren bir durumdur. Tedavide lityumun kesilmesi ve dehidratasyonun (susuz kalmanın) önlenmesi esastır. Ciddi durumlarda lityumun vücuttan atılması için hemodiyaliz etkili olabilir.

***

Lityum yaşlılar için güvenilir ve etkili bir ilaçtır. Gebe kadınlarda eski çalışmalar ilk üç ayda lityuma maruz kalmış yeni-doğan bebeklerin %10’unun majör konjenital anomaliler (doğuştan gelen anormallikler) gösterdiğini belirtmişlerdir. En sık malformasyon kardiyak sistemde olmakta ve triküspid kapağın Ebstein Anomalisiydi. Doğumdan hemen önce lityum kesilmelidir ve doğumdan sonra postpartum duygudurum bozuklukları riski oluşmaya başladığı süre içinde ve annenin bebeği emzirme isteği doğrultusunda tekrar başlanmalıdır. Emziren annelere lityum verilmemelidir. Bebeklerde Lityum zehirlenmesi belirtileri, letarji, siyanoz, anormal refleksler ve bazen de hepatomegalidir (karaciğer büyümesi). Gene de, 40 senelik meslek hayatımda, Lityum kullanırken gebe kalan ve sağlıklı çocuk doğuran pek çok hasta gördüm. Valproatta da folik asid eklenmesi nöral tüp defektlerini genellikle önler.

***

Hafif Parkinsonizm, ataksi ve dizartri (bu son iki bulgu genellikle Lityum zehirlenmesinin belirtileridir) gibi nadir rastlanan nörolojik yan etkiler de olabilir. Lityum alan hastalarda EKT uygulaması gerektiğinde, iki tedavinin bir arada kullanılmasıyla oluşabilecek Deliryum riskini azaltmak amacıyla, EKT başlamadan 2 gün önce lityum kesilmelidir. Lityum tek değerli bir iyondur, karbonat tuzu şeklinde hızlı etkili ve yavaş salımlı (sloe-release) ağızdan verilebilen preparatları vardır.

Plazma konsantrasyonları Akut Mani tedavisi için 0.6 – 1.2 mEq/L’dir. Yüksek Lityum düzeyleri yüksek zehirlenme riski taşıdığı için genellikle 1.5 mEq/L üstü lityum düzeylerini aşmamak gerekmektedir. Fazla sodyum alımı (örneğin diyetteki âni değişiklikler) lityum düzeyini düşürebilir. Bu ilacı kullanırken Tiazid grubu diüretikler (idrar söktürücüler) çok dikkatle kullanılmalı veya hiç yazılmamalıdır çünkü serum seviyesini aşırı yükseltebilir. Tersine çok düşük sodyum (örneğin fad diyetler) da lityum düzeyini zehirli düzeylere kadar arttırabilir. Yaşlılarda ise 0.2 – 0.4 mEq/L bile yeterli olur.

***

-Duygudurumla Uyumlu Olan Psikotik Özellikli Majör Depresyon

Bunlar kolay tanınır. Hem nihilistik hezeyanlar (iç organlarının çürümesi, çoktan ölmüş olmak), hem de duygudurumla uyumla hallüsinasyonlar (varsanılar) söz konusudur.

 ***

70’ini çoktan geride bırakmış, emekli bir nöro-psikiyatr iç organlarının çürüdüğünü, beyninin aktığını söylüyordu. Bir yandan da gülümsemekteydi. Böylesine ağır Psikotik Depresyonu olan hastalarda böyle "paraffektif" gülümsemeler yahut sırıtmalar görülebilir. Bu da acemi bir psikiyatrı aldatabilir. Pek çok arkadaşı evine gidip fluoksetin (Prozac) 1x1 gibi böylesine ağır bir hasta için etkisiz kalacak ilaçlar vermişti; hepsi arkadaşı ve akranıydı, muhtemelen yakıştıramıyor yahut sorumluluk almak istemiyorlardı. Çağırıldığımda dikkatle muayene ettim ve derhal hastane yatışı ve EKT tavsiye ettim. Hasta tabii ki kabul etmedi ama aile bir gün muayenehaneme gelip teslim oldular. “Ben kaçarım, hepsi tanır” dediği özel hastanede 3. EKT’den sonra açıldı, 8.’de hiçbir şeyi kalmamıştı. Taburcu ettikten sonra da birkaç sene takip ettim. Sonra vizitleri kestik. Evvelki sene bana anılarını yazdığı kitabını yolladı. Çok iyiymiş.

***

-Depresyonla Psikotik özellikli Duygudurum Bozukluğu arasında ne farklar vardır?

İç organlarının çürümesi, çoktan ölmüş olmak gibi nihilistik hezeyanlar mevcutsa, bu, Duygurumla Uyumludur. Aşırı keyiflilik, öfori, grandiyözite, megalomani, Allah veya Peygamber olma hezeyanları Duygudurumla Uyumsuzdur. Bunlarda Bipolar Bozukluk düşünülmelidir. Tedaviye antipsikotik ve/veya Duygudurum Dengeleyicisi eklenir.

***

-Sentrifügal ve Sentripetal Düşünce nedir?

Özellikle Ağır Depresyonu olan hastalar, dünyadaki bütün kötülüklerin kendilerinden etrafa yayıldığını düşünebilirler; tıpkı santrifüj etkisi gibi. Paranoid hastalar ise, tam aksine, her kötülüğün kendilerine geldiğini düşünebilirler; tıpkı sentripetal etki gibi.

***

-Şizofreniyle Ayrımı nasıl yapılır?

Çok iyi öykü (anamnez) almak ve laboratuvar tetkikleri yaptırmak, görüntülemeden kaçınmamak icap eder. EEG, qEEG, MR, CT, fMRI ve nöropsikolojik testler de yaptırılmalıdır. Hipofrontalite (alın lobunun az çalışması) ve nörolojik muayenede Silik Nörolojik Bulgular (Babinsky, palomomental, avuçla kavrama vs.) aranmalıdır. Bunlarda hezeyanlar (sanrılar), hallüsinasyonlar (varsanılar), paranoid belirtiler (takip edilme, fenalık yapılma, düşünce çalınması veya sokulması, düşüncelerinin radyodan veya televizyondan yayınlanması, kafasının içinde kendisini eleştiren veya kulağıyla işittiği sesler duyması, ellerinin ve kollarının kendisinin değilmiş gibi olması-yabancılaşma, deja vous - jamais vous hâlleri)… görülür (Schneider Belirtileri) görülür. Avolüsyon (irade kaybı).


***

Apati (durgunluk), asosyalleşme, anhedoni (hayattan zevk alamama), Şizofrenide negatif belirtiler dendiğinde çoğu zaman şizofreni hastalığına negatif tesir eden belirtiler olarak anlaşılır, ancak bu negatif belirtileri tam olarak anlatan bir açıklama değildir. Şizofrenide negatif belirtiler, hastalığın pozitif ve kognitif (bilişsel) belirti kümeleri ile birlikte üç ana semptom kümesinden birini oluşturur. Negatif belirtiler, pozitif belirtiler olarak adlandırılan hezeyan ve hallüsinasyonlar kadar belirgin ve acil tedavi gerektirmezler ancak çok daha süreğendirler ve hayat kalitesinde belirgin azalma yapma potansiyelleri çok daha fazladır.

***

Genel anlamda, Şizofreni Hastası olmayan bir kişide var olan, ancak şizofreni hastalarının giderek kaybettikleri bazı özellikler olmalarından dolayı negatif belirtiler olarak adlandırılırlar. Yüz ifadesinde donuklaşma, bakışların donuklaşması, monoton ve duygudan yoksun bir konuşma biçimi, hayata ve diğer insanlara karşı olan ilgide azalma ve kendiliğinden konuşma ve iş yapabilme kudretinde gerileme belirtileri kapsar.

Şizofreni Hastalarının yaklaşık %25’inde Defisit-Eksiklik Sendromu denen ve ağır negatif belirtilerle seyreden bir tablo gözlenir. Şizofreni hastalarının yalnız yaşamakta zorlanmaları, iş bulma ve istikrarlı bir şekilde devam etme konusunda problem yaşamaları gibi önemli kayıplar, negatif belirtilerle ilgilidir. Bir kısım hastada ise klasik olarak Basit Şizofreni (Simple Deteriorating Disorder) denen, baştan negatif belirtilerle giden tabloya rastlanabilir. Tedaviye cevabı düşüktür.

***

Black ve Boffelli`nin Basit Tip Şizofreni için önerdikleri kriterler: A. Aşağıdaki belirtilerin dört veya da daha fazlasının varlığı: 1) Belirgin toplumsal izolasyon veya çekilme, 2) Rol işlevlerinde belirgin bozulma (örn. Öğrenci, işçi veya ev hanımı olarak) 3) Belirgin tuhaf davranış (örn. çöp toplama, toplulukta kendi kendine konuşma, yemek saklama gibi) 4) Kişisel hijyen ve giyim kuşamda belirgin bozukluk 5) Künt veya da uygunsuz duygulanım 6) Konu dışı, anlaşılmaz, açıkça ayrıntılı veya çevresel konuşma veya konuşma yoksulluğu veya konuşma içeriğinde yoksulluk 7) Davranışı etkileyen ve kültürel normlara uymayan tuhaf inançlar veya büyüsel düşünme (örn. gaipten haber vermeye, telepatiye, altıncı hisse, başkalarının kendi hissettiklerini hissedebileceğine inanma, batıl inançlılık, aşırı değer verilen düşünceler, referansiyel fikirler gibi) 8) Tuhaf algısal deneyimler (örn. tekrarayan yanılsamalar, olmayan bir kişi veya gücün varlığını hissetmek) 9) Belirgin ilgi, enerji ve dürtü eksikliği B. Bulguların en az 6 ay sürmesi C. Bozukluğun seyri sırasında iş, sosyal ilişkiler ve kendine bakım gibi alanlardaki işlevselliğin bozukluk başlamadan önceki düzeyden belirgin olarak daha düşük olması (veya başlangıç çocuklukta veya ergenlikte ise sosyal gelişimin beklenilen düzeyine ulaşamama) D. Bozukluğun seyri boyunca şizofreninin A tanı ölçütlerini karşılamaması E. Şizoaffektif Bozukluk ve Duygudurum Bozukluklarýnýn dışlanmış olması F. Şizotipal kişilik bozukluğunun dışlanmış olması (örn. iş, toplumsal ilişkiler ve kendine bakım gibi alanlarda işlevselliğin en üst düzeye göre belirgin olarak bozulmuş olduğuna dair delillerin mevcudiyeti) gerekmektedir. G. Bozukluğun başlaması veya sürmesini sağlayan organik bir etmenin varlığı söz konusu değildir. H. Otistik bozukluk öyküsü bulunmamaktadır.

Gene de, Rezidüel Şizofreni ile bunun ayrımı güçtür. Rezidüel vakalarda, önceden alevli, aktif bir Psikotik Dönem geçmiş olması şartı aranır.

 

Böyle bir hastayı, ta Adana’dayken tetkike götürüyordum ve başına bir şey gelmesin diye de sımsıkı elinden tutuyordum. Bir ara “Doktor Bey, merak etmeyin, bir yere kaçmam” deyince mahcup oldum ve beraber yürüyerek laboratuvara gittik. O gencecik kızın soluk simasını ve donuk bakışlarını hiç unutmam... 

***

Klozapin (uzun süre kan sayımı yapılmalıdır), risperidon, olanzapin, aripiprazol gibi yeni bazı ilaçlar, negatif belirtiler konusunda ispat edilmiş düzelmelere yol açmakla birlikte, bu etki çoğu zaman yeterli gelmez. Pozitif belirtiler ilaç tedavisiyle kolaylıkla düzeltilebildiği ancak negatif belirtilere ilaçların etkisi kısıtlı olduğundan, bu anlamdaki düzelme ancak yavaş ve uzun vadede, mutlaka psikososyal rehabilitasyon ve psiko-eğitim denen özel bir psikoterapi türünün de tedaviye destek olarak sürece katılmasıyla sağlanabilir.

***

Negatif belirtiler ile bilişsel belirtiler arasındaki sınır her zaman net olarak çizilemez. Hastanın konuşmayı istemediği için mi (negatif belirti) yoksa konuşmak istediği halde doğru kelimeleri bulamadığı için mi (bilişsel belirti) konuşamadığı incelikli bir psikiyatrik muayeneyi gerektirir.

***

-Şizoaffektif Bozukluk nedir?

Şizofrenisi olan bir hastada hezeyanlar (sanrılar), hallüsinasyonlar (varsanılar), paranoid belirtiler (takip edilme, fenalık yapılma, düşünce çalınması veya sokulması, düşüncelerinin radyodan veya televizyondan yayınlanması, kafasının içinde kendisini eleştiren veya kulağıyla işittiği sesler duyması, ellerinin ve kollarının kendisinin değilmiş gibi olması-yabancılaşma, deja vous - jamais vous hâlleri)… görülür (Schneider Belirtileri); 2 hafta süreyle saf Duygudurum Bozukluğu belirtilerinin bulunması (Mani veya Depresyon). Saptanması çok zordur…

***

-Psikoz Sonrası Depresyon nedir?

Psikoz (delilik) geçtikten sonra ortaya çıkan tablodur. Post-Psikotik Depresyon da denir. Hem delilik hem de çökkünlük bir aradadır. Tedavide antidepresanlar ve antipsikotikler verilir. EKT düşünülebilir. Dopamin faaliyeti artışına bağlı Aşırı Duyarlılık Psikozları da görülebilir. Bunlarda antidopaminerjik (bu nöro-ileticinin işlevini azaltan) piribedil (Akinetin), Sormodren (bornaptin) eklenebilir (antikolinerjikler).

***

-Kısa Psikotik Atak mı, Kısa Psikotik Depresyon mu?

Bunun temel özelliği bir ayı geçmeyen, ancak bir günden de az olmayan hallüsinasyon (sanrı), varsanı (hezeyan), dezorganize (darmadağınık) konuşma ve davranış gibi psikotik belirtilerin varlığıdır. Bu belirtiler duygudurum bozukluğu, şizofreni, tıbbi duruma veya madde kullanıma bağlı psikotik durumlarla ilişkili olmamalıdır.

Bu bozukluğun esas olarak psikolojik kökenli olduğu kabul edilir. Sosyal ve biyolojik etkenler katkıda bulunuyor olabilir. Vakaların önemli bir bölümünde kişilik bozukluğuna rastlanır. Gerçek kısa psikotik bozukluğun nadir olduğu, hastaların büyük kısmının takip sonucunda şizofreni teşhisi aldığı bilinmektedir.

Hastalığın iyileşmesinde stres etkeninden uzaklaştırmak özellikle önem taşır. Bazen sadece ortam değişikliği bile yeterli olabilecekken, bazı olgularda başa çıkma mekanizmalarının ele alındığı uzun süreli psikoterapi gerekebilir.

***

-Bouffée Délirante nedir? 

Kültüre bağımlı bir delilik olup, daha çok Batı Afrika’da ve Haiti’de görülür. Görme hallüsinasyonları  (varsanı) ve paranoya (hastalıklı şüphe) ile karakterizedir. Fransa’da 1886’da Magnan tarafından tanımlanmıştır. ABD ve bizdeki Kısa Psikotik Bozukluk karşılığıdır. Eskiden bunun Dopamin Beta Hidroksilaz enzimi eksikliğinden kaynaklandığı düşünülürdü.

***

-Deliryumla Depresyon karışır mı?

Çok karışır. Akut Mani bazen Deliryumla (konfüzyon: amentia) başlar… Haloperidol ve risperidon gibi ilaçlar verilir. Katatoni de mevcutsa hastaneye yatırıp EKT (elektroşok) ile veya kalçadan nöroleptik (haloperidol, klorpromazin, zuklopentiksol, genellikle biperiden’le [Akineton] karıştırarak) + ağızdan antidepresan + nazogastrik tüple (mideye burundan sokulan lastik hortum) besleyerek tedavi edilmelidir.

 

Merhum Reyhan Songar, geçirdiği ve âdeta ölüp dirildiği kardiyomiyotomi ameliyatından sonra afazi ve deliryuma girmişti. Ağzından 30 damla Norodol ile şuuru düzeldi; ayrıca bir psikologumuz da konuşma terapisi yaptı ve sonradan tamamen düzeldi. Ayhan Hoca'nın vefatından sonra da epey sağlıklı yaşadı.

***

-Bunaklarda (Demans Vakalarında) Depresyon nasıl seyreder?

Alzheimer ve fronto-temporal bunaması olanlarda başlardan memantin (Alzant vs.) 10 mg günde 4 kereye kadar ve diğer beyin besleyiciler (kolin esteraz inhibitörleri; msl. Donezepil: Aricept 5 mg akşamüstü) verilir (eskiden son safhaya kadar beklenirdi). 80-300 mg Aspirin (mideye zarar vermeyen kaplı haplar eklenebilir. Mide – bağırsak sorunu mevcutsa, Fulcet 40 mg gibi asid pompası engelleyicileri eklenir. Omeprazol (Losec), Lansoprazol (Aprazol), Esomeprazol (Nexium), Pantoprazol (Panref), Rabeprazol (Rabecid) de verilebilir. Ranitidin (Ranitab) de olabilir ama simetidin’de Deliryum riski olur.  Simetidin pek çok Batı ülkesinde tezgâh üstünden serbestçe satılmaktadır; geliştirilen ilk H2 reseptör antagonistidir. Karaciğerde yıkıma uğrar ve varfarin, diyazepam, imipramin, fenitoin, karbamazepin, kinidin gibi pek çok ilaçla olumsuz etkileşime girebilir. Memelerde büyüme, sperm satısında da azalma da uzun süreli kullanımda görülebilir. Ranitidin (Ranitab) buna göre 5-10 misli daha güçlüdür ve simetidin’deki sorunlara yol açmaz. Famotidin (Famodin) hepsinden daha etkilidir ve güvenilir bir ilaçtır. Nizatidin (Axid 300 mg Cap.) ise en güvenilir olanıdır.

***

Günümüzde Asid Pompası İnhibitörleri icat edildikten sonra, bunlar daha az kullanılır olmuştur: Omeprazol (Losec vs.), Lansoprazol (Aprazol vs.), Pantoprazol (Panref vs.), Rabeprazol (Rabecid vs.). Bunlara tahammül iyidir ve kısa dönemde yan etkileri pek azdır. Baş ağrısı, ishal, karın ağrısı, bitkinlik hissi, baş dönmesi; nadiren de döküntü, kaşıntı, kabızlık, uzun süreli kullanımda B12 vitamini azalmasına yol açabilirler.

Uzun süreli kullanımda, bütün mide asidini azaltan ilaçların, sinsi bir kanser gelişimini gizleyebileceği unutulmamalıdır. Gerekirse gastroskopi yaptırılmalıdır.

***

-Huntington Demansında

Koruyucu tedavi yapılır, özel bir tedavi yoktur (genetik bir hastalık olup, 1993’de tanımlanmıştır; otozomal dominant seyreder). Kore, irade dışı hareketler, seğirmeler, yozlaşma ve ölümle seyreder.

Bu hastalarda zamanla mideye hortum takarak (nazogastrik sonda) beslemek gerekir.

 

Cerrahpaşa’da asistanken vaka tartışmasına çıkarılan böyle bir hastada Depresyon teşhisi konacakken itiraz etmiş, koreiform hareketlerine dikkat çekerek, kromozom anomalisi aranmasını talep etmiştim. İlgili hoca oralı olmadı ama zaten hasta 1 sene sonra vefat etti.

***

-Geri Zekâlılarda (40-50 altı IQ) Depresyon nasıl seyreder?

Bunlar genellikle dertlerini anlatamazlar. Gıda reddi, mutizm (konuşmama), raptus (âniden hamle yapma) ile anlaşılabilir. Hafif vakalarda ağızdan ilaçlar solüsyon şeklinde verilir. Çok şiddetliyse hastane tedavisi gerekebilir. Fluoksetin (Prozac, Fulsac vs.) veya diğer solüsyon/damla formu olan ilaçlar verilmesi tercih edilir. Düşük doz antipsikotikler (aripiprazol, risperidon) de sıvı formunda eklenebilir.

***

-Doğum Sonrası Depresyonlarında nelere dikkat edilmelidir?

Çoğunda aslında Bipolar Bozukluk vardır ve filisid (çocuğu öldürme), homisid (birini katletme) ve süisid (intihar: özkıyım) riski yüksektir. Derhal anneyle çocuk ayrılmalı ve ayrı ayrı tedavi edilmelidir. EKT ilk seçenektir. Böyle acil vakalarda rTMS fazla etkili olmaz.

***

-Dissosiyatif Bozuklukta Depresyon olur mu?

Ruhsal çözülme durumlarındaki Depresyon genellikle psikolojik kökenlidir ve Hipnoz, Dinamik Psikoterapi veya ağır durumlarda antidepresanlar (hızlı etkili ve güçlü olanlar: msl. venlafaksin + mirtazapin) uygulanabilir.

 

Çoğul Kişilik Bozukluğu(Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu) ön teşhisiyle gelen genç bir kızda, hipnoanalizle ağır cinsel travma tespit ettim ve üç seansta kimlikleri birleştirdim. 2 sene de antidepresanla tedavi ettim. Tamamen düzeldi ve evlendi.

***

-Epilepsi (Sara) Hastalarında Depresyon nasıl seyreder?

Nöbet esnasında sadece geçici tedbirler veya İV Diyazepam gibi ilaçlar verilir. Epilepsi nöbeti sonrası (bazen belirgin nöbet de görülmeyebilir) antidepresanlar verilebilir ama msl. maprotilin (Ludiomil) 225 mg üzerine çıkılmamalıdır. Yoksa kendisi sara nöbetine yol açabilir.

***

-Aleksitimik Depresyon nedir?

Kişinin kendi duygudurumunun farkında olamaması demektir; buna da sıklıkla somatotimi (bedensel belirtilerle ortaya çıkan) depresyon eklenir. Antidepresanlar tabii ki verilir ama içgörüyü arttırıcı ve farkındalığı pekiştirici diğer terapötik yöntemler de denenmelidir (Dinamik Psikoterapi, Hipnoz altında dinamik yaklaşım gibi)

***

-Melankolili Depresyon nedir?

Hastanın hiçbir şeyden haz duyamadığı, çok şiddetli ruhsal çökkünlüktür. Genellikle sıvı ve gıra reddi de eşlik eder. Acil bir tablodur ve intihar riski yüksektir. EKT, yoğun antidepresan ve psikoterapi gerekir. rTMS bu kadar ağır vakalarda pek etkili bulunmamıştır.

***

-Katatonik Depresyon nedir?

Eskiden katatoninin (donakalım) ve balmumu esnekliğinin (fleksibitas serea) sadece Şizofrenide görüldüğü sanılırdı ama şimdi biliyoruz ki, Majör Depresyonun da bir bulgusu olarak karşımıza çıkabiliyor.


Damar yolu açılarak tuzlu ve şekerli serumlar ve elektrolitler yerine konduğunda, genellikle sür'atle düzelir. Eğer sebat ederse, EKT ilk akla gelen tedavi olmalıdır.

***

-EKT’nin Yapılmaması Gereken Durumlar (Kontrendikasyon):

Mutlak kontrendikasyon yoktur. Eskiden taze geçirilmiş miyokard enfarktüsü, Kafa İçinde Yer Kaplayan Kitle, Kafa İçi Basınç Artışı Sendromları (KİBAS) veya 10 cm’den geniş geniş aort anevrizmaları (balonlaşmaları) kontrendikasyon olarak kabul edilirdi. Günümüzde anestezili uygulamada bu risk de ortadan kalkmıştır. Aşağıda bu eski bilgilerin bir özeti anlatıacaktır. Her hastadan veya hamisinden, tedavi öncesi Aydınlatılmış Yazılı Formu alınmalıdır.

 

Elektrokonvulsif tedavi (EKT), Majör Depresif Bozukluk, Manik Hecme ve diğer ciddi zihinsel bozuklukların tedavisinde kullanılan güvenilir ve etkili bir tedavi metodudur. Birçok klinisyen araştırmacı EKT’nin bir tedavi olarak oldukça az kullanıldığına inanmaktadır. Bunun en önemli nedeni EKT hakkındaki yanlış kanaatler ve ön yargılardır, bu da basın tarafından yayılan yanlış bilgilendirme ve tahrik edici yazılar nedeni ile körüklenmektedir. EKT’nin yapılabilmesi için elektrik gerektiğinden ve uygulanan hastada kasılmalara yol açtığından birçok kişi, hasta ve hasta yakınları anlaşılabilir bir nedenle EKT’den korkmaktadırlar.EKT uygulanan hastaların yaklaşık %70’i Bipolar I Bozukluk, %13’ü ise Şizofrenik bozukluklu hastalardır. EKT’nin üç aşikâr endikasyonu Majör Depresif Bozukluk, Manik Epizod ve bazı durumlarda şizofrenidir.

 

 

EKT’nin birincil endikasyonu Majör Depresif Bozukluktur. EKT, ilaca cevap vermeyen, ilaca tahammül edemeyen edemeyen, ağır veya psikotik semptomları olan akut intihar veya insan öldürme riski olan hastalarda düşünülmelidir. EKT hem majör depresif bozuklukta hem de bipolar I bozukluktaki depresyonda etkilidir. Bununla birlikte psikotik özellikli majör depresif epizod sadece antidepresan tedaviye cevap verdiği için EKT bu hastalarda daha çok birinci sıra tedavi olarak düşünülmelidir. Yaşlı hastalar EKT tedavisine genç hastalardan daha yavaş cevap verirler.EKT, Manik Epizodların tedavisinde Lityum’a en azından eşit hattâ belki de üstün bir yöntemdir.Kronik Şizofrenide etkili olmamakla birlikte, şizofreninin belirli epizodlarının tedavisinde etkilidir. Belirgin pozitif semptomlara sahip, katatonik veya duygudurum bulguları hâkim olan şizofrenik hastalar EKT tedavisine en çok cevap alınanlardır. EKT’nin bu hastalardaki etkililiği antipsikotiklerinkine eşittir.

Bazı epizodik psikozlarda, Atipik psikozlarda, aşırı şiddetli ve psikotik özellikli Obsesif Kompulsif Bozuklukta ve Deliryum’da, Parkinson hastalığının on-off fenomeninde, hipopitutiarism, inatçı nöbetler ve Nöroleptik Malign Sendrom gibi tıbbi durumların tedavisinde yararlı olduğu bildirilmiştir.

Tedavi öncesi değerlendirme: Standart fizik muayene, nörolojik ve anestezi önerilerinde gerekli olan muayeneler ile tam bir tıbbî öyküyü içerecektir. Laboratuvar değerlendirilmesi; kan-idrar biokimyası, göğüs filmi ve EKG’yi içerecektir. Diş bakımı yetersiz ve yaşlı hastalarda, dişlerin durumunu değerlendirmek için diş muayenesi yapılmalıdır. Trisiklik ve tetrasiklik ilaçların, MAOI, antipsikotiklerin EKT ile kullanılmasının genellikle kabul edilebilir olduğu düşünülür. Benzodiyazepinler antikonvülzan etkileri nedeniyle kesilmelidir. Lityum, nöbeti uzatabileceğinden ve postiktal deliryuma yol açabileceğinden kesilmelidir. Klozapin geç ortaya çıkan nöbetlerin gelişmesine yol açabileceğinden kesilmelidir. EKT sırasında Lidocaine (Xylocaine) nöbet eşiğini arttırabileceğinden verilmemelidir. Teofilin de kontrendikedir. Reserpin (rauwolfia serpentina), EKT sırasında kardiyovasküler ve solunum sistemlerini tehlikeye sokabileceğinden kontrendikedir.

***

Hastalar tedavi öncesi 6 saat ağızdan hiçbir şey almamış olmalıdırlar. Tedavinin hemen öncesinde hastanın ağzı yabancı cisim ve dişleri açısından kontrol edilmelidir. Nöbet sırasında hastanın dilinin ve dişlerinin korunması için hastanın ağzına ısırma engeli sokulmalıdır.

Muskarinik antikolinerjik ilaçlar, EKT öncesi asistoli ve bradikardinin engellenmesi, ağız ve solunum yolu salgılarının azaltılması için uygulanır.EKT uygulaması, genel anestezi ve oksijenasyon gerektirir. Metohekzital (Brevital), (kilogram başına 0.75 – 1.0 mg. İV bolus tarzında verilir) en sık kullanılan anesteziktir. Etki süresinin kısalığı, postiktal aritmi oluşması riskinin düşüklüğü nedeniyle seçilir. Thiopental (pentothal) (genellikle kg. başına 2 – 3 mg İV) kullanılır; kardiyak etkilerinde farklılığın olmadığı kabul edilir. Diğer üç anestezik seçenek etomidat, ketamin (ketalor) ve alfentanildir (Alfenta). Anestezik etkinin başlaması sonrası, genellikle bir dakika içinde kas gevşetici uygulanır. Kemik kırığı riskini ve nöbet sırasındaki motor etkinlik sonucu oluşabilecek yaralanmaları en aza indirmek amaçlanır. Süksinilkolin (amentin); çok hızlı etkili depolarizan bloke edici alandır. Süksinilkolin 0,5 – 1,0 mg/kg i.v. bolus veya damla şeklinde kullanılır. Süksinilkolin etkisi rostrocaudal ilerleme gösteren, kas fasikülasyonlarıyla belirli depolarizan bir ajandır. Eğer pseudokolinesteraz eksikliği öyküsü biliniyorsa, süksinilkolin yerine atroküryum (Tracrium – 0.5 – 1.0 mg/kg İV) veya kürar kullanılabilir. Bu tip bir hastada süksinilkolin metabolizmasının bozulması, apnenin (soluk durması) uzamasına yol açabileceğinden acil hava yolu açılması için önlemler alınmış olmalıdır. Önceden süksinil kolin seviyesine bakılmalıdır.

Elektrot Yerleşimi: EKT hem tek taraflı hem de iki taraflı yerleşimle elektrotlarla yapılabilir. Genellikle bilateral yerleşimle daha hızlı terapötik cevap alınır. Ünilateral yerleşimli uygulama ile tedavi sonrası ilk hafta veya haftalar içinde daha az bilişsel istenmeyen etkiler oluşur. Bilateral yerleşimli uygulama ilk olarak denenmiştir; bir uyaran elektrot beyinde her iki yarıküreye, alın bölgesine yerleştirilir. Üniteral EKT’de her iki elektrot da nondominant hemisfere yerleştirilir (genellikle sağ hemisfere) konur.

Başlangıçta bilateral yerleşimli EKT uygulaması aşağıdaki durumlarda gereklidir: Şiddetli depresif semptomlar, belirgin ajitasyon, intihar riski, Manik semptomlar, katatonik stüpor ve tedaviye dirençli şizofreni. Geleneksel bilateral EKT uygulamasında elektrotların yeri her iki frontotemporalde dış kantus ile tragus arasındaki hayali çizginin orta noktasının 1 inç üstündedir. Ünilateral EKT uygulamasında uyaran veren elektrot tipik olarak nondominant frontotemporal alan üstüne yerleştirilir. Hangi hemisferin dominant olduğu basit gözlemlerle (kullandığı el-ayak değerlendirilmeli) belirlenebilir. Sağ vücut yarısı, yüksek olasılıkla sol beyin dominansı ile bağlantılıdır. Kişilerin çoğunda sol hemisfer dominantdır, bu nedenle ünilateral elektrodun yeri hemen her zaman sağ hemisfer üzerindedir.

***

Elektriksel Uyarı: Elektriksel uyarı her biri bir pozitif ve bir negatif dalgayı içeren devirler hâlinde verilir. Eski makineler sinüs dalgasını kullanırlar, bugün bu tipte bir makine dalga yapısının yetersizliği nedeniyle modası geçtiği kabul edilir. Modern EKT makineleri elektriksel uyarıyı genellikle 1–2 msn’lik zaman döneminde kısa atışlı (pulse) dalga formu olarak kullanılır. Ultra kısa atışlı (pulse) (0.5 msn) makineler kısa atışlı (pulse) makineler kadar etkili değildir. Hastanın nöbet eşiğinin tespiti çok da basit değildir. Sık kullanılan teknik, belirli bir hasta için nöbet eşiğinin altında olduğu düşünülen elektriksel uyarı ile tedaviye başlamaktır ve daha sonra nöbet eşiğine ulaşana dek yoğunluk ünilateral yerleşim için %100 ve bilateral yerleşim için %50 olacak şekilde arttırılır. Eğer nöbet tutmazsa, buna “infra” denir.

 

Cerrahpaşa'da asistanken biz anestezisiz EKT yapardık. Bir gün tam sevimli, öforik bir Çingene kadıncağız serviste fır dönüyor; ben, hemşire hanım ve iki personel bir türlü yakalayamıyoruz. Sonunda köşeye kıstırdık. "Bana niye şok yapacaksınız be, ben manyak mıyım" diye gülerek bağırdı. Bulaşan öforisiyle ben de "evet, manyaksın; onun için" dedim. "Peki" dediği gibi yatağa attı kendini ve "haydi bakalım" diye güle oynaya EKT'sini yaptırdı. Bir miktar elektrik koluma kaçtı, az daha ben de bir "şok" yaşayacaktım!

 

Nöbetlerin oluşumu: Nöbet ortaya çıkmaksızın uyarı akımının akışıyla birlikte, kısa bir adale kasılması, genellikle hastanın çene ve yüz kaslarında daha güçlü olacak şekilde izlenir. Sıklıkla ilk davranışsal işareti 10–20 sn. kadar süren ve tonik fazı belirleyen plantar eksitasyondur (Babinsky pozitifliği). Bu fazı, frekansı azalan ve sonunda kaybolan ritmik (yani klonik) kasılmalar izler.

***

Nöbet monitarizasyonu: Hekim uyarı sonucu oluşan bilateral jeneralize nöbeti objektif ölçümlerle değerlendirilebilmelidir. Üniteral EKT ile oluşan nöbetler asimetriktir. EKT sırasında nöbetin etkili olabilmesi için, nöbet en az 25 saniyede sonlanmalıdır.

EKT Tedavilerinin Yeri ve Sayısı: EKT genellikle haftada 2–3 kez uygulanır. Haftada 2 kez uygulanan tedavide, haftada 3 kez uygulanan tedaviye göre daha az hafıza kaybı gözlenmektedir. Genellikle, Majör Depresif Bozukluk tedavisinin gidişinde 6–12 tedavi (20 tedaviye kadar arttırılabilir), Manik Hecmede 8–20 tedavi, Şizofrenide ise 15 tedaviden fazlası gerekirken, Katatoni ve Deliryum’da 1–4 arası gibi az sayıda tedavi yeterli olabilir. Maksimum iyileşmenin alındığı nokta, hastanın iki ardı ardına tedavi sonrasında iyileşmenin durduğunun gözlendiği noktadır.

-Multiple Moniterize EKT (MMEKT): MMEKT tek seansta çok sayıda EKT stimülasyonu çoğunlukla da 2 dakika içinde 2 bilateral uyarı verir. Bu yaklaşım şiddetli hastalığı olanlarda ve özellikle anestezik işlemler yüzünden yüksek riski olan hastalarda uygundur. MMEK en fazla şiddetli bilişsel yan etkilere neden olur.

-Sürdürüm Tedavisi: Kısa süreli EKT bulgularda gerilemeyi başarır, ancak relapsı önleyemez. EKT sonrası sürdürüm tedavisi daima planlanmalıdır, genellikle sürdürüm tedavisi farmakolojiktir.

Kontraendikasyonlar: EKT’nin mutlak kontrendikasyonu yoktur, yalnızca hastalarda risk ve monitarizasyon gereksinimini artar. Gebelik EKT için kontraendikasyon değildir ve eğer gebelik yüksek riskli veya komplike değilse fötal monitarizasyon gereksizdir. İntrakraniyal yer kaplayan lezyonu olan hastalarda beyin ödemi ve herniasyon riski EKT sonrası artar. EKT sırasında oluşan nöbetle intraserebral kan akımı artacağı için artmış intraserebral basıncı veya beyin kanaması riski olan hastalarda (örneğin; serebro vasküler hastalık ve anevrizması olan hastalar) risk yüksektir. Yakın zamanda miyokardial enfarktüs geçirmiş hastalarda bir başka risk grubudur. Hipertansif (Tansiyon Yüksekliği olan) hastaların, EKT öncesi antihipertansif tedavi ile tansiyonları stabilize edilmelidir.

 

Mortalite (Ölüm riski): EKT ile mortalite hızı yaklaşık olarak, her tedavide %0.002 ve her hasta için %0.01’dir. EKT ölümü genellikle kardiyovasküler komplikasyondan olur.

***

Merkezî Sinir Sistemi etkileri: EKT ile en sık, hasta genel anesteziden çıkarken nöbetten kısa süre sonra konfüzyon (deliryum) görülür. Deliryum günler içinde veya birkaç haftada geçer. EKT ile ilgili en yaygın endişelerden biri EKT’nin hafıza kaybı ile olan ilişkisidir. EKT alan hastaların %75’i hafıza kayıplarının tedavinin en kötü etkisi olduğunu söylemektedirler. Tedavinin gidişi sırasında geçici hafıza kayıplarının neredeyse kural olmasına rağmen, veriler göstermektedir ki aşağı yukarı 6 ay içinde hastaların bilişsel kayıpları normale dönmektedir. Bilişsel kaybın derecesi ve geri dönüşü, tedavi sırasında kullanılan elektriksel stimülasyon miktarına bağlıdır. Hafıza kaybı sıklıkla EKT ile az düzelmeler görülen hastalar tarafından bildirilir. Genellikle düzelen hafıza kayıplarına rağmen, EKT’nin beyin hasarına neden olduğunu gösteren veriler yoktur. Çeşitli beyin görüntüleme yöntemleriyle incelenen kişilerde de EKT’nin kalıcı beyin hasarı yaptığına dair deliller bulunamamıştır.

 ***

Sistemik Etkileri: EKT sırasında nadiren, özellikle hastada kalb patoloji varsa geçici aritmiler olabilir. Aritmiler genellikle kısa süreli postiktal bradikardi şeklindedir ve antikolinerjik premedikasyon dozu arttırılarak önlenebilir. Diğer aritmiler nöbet sırasında oluşan taşikardiye ikincildir ve hastanın bilinci açılırken oluşabilir. Beta-blokerler ile profilaksi bu vakalarda yararlıdır.

 ***

EKT’nin nöroroptektif (sinir hücresi hasarından koruyucu) etkisi de mevcuttur. Her sağlıklı insana ayda bir EKT yapılsa faydası olabilir ama bunu kabul eden kimseye rastlamadım bugüne kadar.

***

-Bipolar Bozukluk Nedir?

Bipolar Bozukluk, eski ismiyle Manik Depresif Hastalık, Türkçe’ de iki uçlu veya İki Kutuplu Bozukluk olarak bilinen bir duygudurum bozukluğudur. Bipolar bozukluk teşhisi alan kişi hayatı boyunca Mani, Depresyon, Hipomani ve Karma Dönem gibi çeşitli hastalık dönemleri geçirir. Bu hastalık dönemlerinden sadece depresyon ortaya çıktığında Bipolar bozukluk teşhisi konulamaz. Kişi en az 1 mani veya karma dönem geçirmişse, DSM-IV TR, ICD 10 teşhis ölçütlerine göre Bipolar bozukluk tip 1, bir depresyon ve hipomani geçirmişse Bipolar tip 2 bozukluk teşhisi alır. Sadece tekrarlayan depresyonlar geçiren kişilere ise Ünipolar depresyon (tek uçlu bozukluk) teşhisi konur. Duygudurum bozuklukları Bipolar bozukluk, Siklotimi, Majör depresyon ve Distimik Bozukluğu kapsar.


 ***

Duygudurum kişinin yaygın ve sürekli olarak, belli bir zaman diliminde (genellikle bir kaç hafta boyunca) kendisini hissettiği baskın duygu halidir. Depresyonda kişinin duygudurumu çökkündür (mutsuz, elemli), mani döneminde ise yükselmiştir (aşırı neşeli, aşırı mutlu).

 

Bir teşbihle, Duygulanım hava durumudur, Duygudurum mevsimdir, Heyecan ise şimşeğin çakması, yağmur yağmasıdır

 ***

Bipolar Bozukluk kaç yaşlarında başlar, ne sıklıkta görülür?

Bipolar bozukluk, her yaşta başlama ihtimaline rağmen, sıklıkla genç erişkinlikte 15-35 yaş arasında ortaya çıkar. Ortalama başlangıç yaşı erkeklerde 18, kadınlarda 20 yaş civarındadır. Bipolar kişilerin yarısı ilk Bipolar hastalık dönemini 20 yaşından önce yaşar. Çocukluk ve ileri yaşta başlaması daha seyrektir. Ailesinde Bipolar Bozuklukta teşhisi olan kişilerde Bipolar Bozukluk daha erken yaşta başlar.

 

Toplumda hayat boyu görülme sıklığı yaklaşık %1-2 oranındadır. Yani bu oran kabaca ülkemizde 750.000 civarında Bipolar kişi olabileceği anlamına gelmektedir. Bipolar bozukluğun sadece kendisinde veya nadir görüldüğünü düşünen kişiler için bu rakam çok şaşırtıcıdır. Görüldüğü gibi, Bipolar Bozukluk hiç de nadir görülen bir durum değildir. Bipolar bozukluğa benzer özellikler gösteren fakat Bipolar bozukluk I, II veya Siklotimi alt tipine tam olarak uymayan diğer alt tipleri de kapsayan bütün Bipolar yelpazedeki benzer bozuklar ise %2.6 ile %7.8 arasında  görülür. Dünyada dağılımı ile ilgili ırklar, dinler ve coğrafi bölgeler arasında fark olmadığı bildirilmiştir.

 ***

-Kadınlar ve erkek cinsiyet  arasında fark var mıdır?

Tek uçlu depresyon kadınlarda iki kat daha sık görülmesine rağmen, Bipolar bozukluk  kadın ve erkekte eşit oranda görülür. Bipolar bozukluğun alt tiplerine bakıldığında ise, Bipolar II bozukluk, depresyon ağırlıklı giden tipler kadınlarda daha sık, mani ağırlıklı alt tip ise erkeklerde daha sık olma eğilimindedir. Hızlı Döngülü diye adlandırılan yılda dörtten fazla Bipolar Bozukluk dönemi geçiren tip ise kadınlarda daha sıktır.

 ***

-Bipolar Bozukluğun çeşitleri nelerdir?

Bipolar I bozukluk: Mani dönemi ya da karma dönemden biri mutlaka olmalı, depresyon dönemi ve Hipomani döneminin de görülebildiği alt tip. Bipolar I bozukluk tanısı koymak için mani ya da karma dönemden birinin olması şarttır. Bipolar I bozukluk, diğer alt tiplerden daha şiddetli olup hastanede  yatarak tedavi gerektirebilir.

 

Bipolar II bozukluk: Hipomani ve depresyonların görüldüğü alt tip.

 

Siklotimi: 2 yıl boyunca sürekli hafif şiddette depresyon (majör depresyon şiddetinde değildir) ve hipomanilerin birbiri arkasına görüldüğü, 2 aydan daha uzun süre iyilik halinin olmadığı alt tip. Kronik (süreğen) seyretmesi nedeniyle Borderline (Sınırda) Kişilik Bozukluğu ile karışabilir. Böyle vakaların sevk ve idaresi pek zordur: Öngörülebilir şekilde öngörülemez bir seyir gösterirler.

 ***

Yukarıdaki alt tiplerin herhangi birine uymayan çeşit; bunu DSM-IV, “Başka Türlü Adlandırılamayan Bipolar bozukluk” diye adlandırmıştır.

 ***

-Bipolar Bozukluğun teşhisi nasıl konur?

DSM-IV kriterlerine göre mani, karma dönem veya Hipomani teşhislerinden birinin net olarak konduğu bir dönem olmalıdır. Depresyon dönemi öyküsü olabilir ama Bipolar I bozukluk teşhisi için Depresyon şart değildir. Belirtilerin şiddeti, ne kadar zamandır olduğu ve geçmiş hastalık dönemlerinin varlığı da teşhis koyarken mutlaka bilinmelidir. O dönemde depresyonun mevcudiyeti, geçmiş mani, karma veya Hipomani dönemlerinin net olmaması, Bipolar Bozukluk teşhisi konmasını zorlaştırır. Geçmiş Mani, Karma Hecme (Mani + Depresyon), Hipomani dönemleri net değilse, teşhisin tek uçlu depresyon da olması da mümkün olabilir.

O dönem depresyon ise ve geçmiş dönemler net değilse, ailede Bipolar Bozukluk olup olmadığı bir miktar daha fikir verebilir. En kesin teşhis, Bipolar kişinin Mani, Karma veya Hipomani döneminin akut hastalık döneminde hekim tarafından konması ile olur. Yine de buna rağmen bazen hastalık dönemi tanısı net olarak konamayabilir ve başka psikiyatrik bozukluklar ile karışabilir. Bu gibi durumda zaman içinde düzenli hekim kontrolleri ile tanı netleştirilir. Bilgi kaybı olmaması açısından, daha çok bu alanda çalışan aynı hekim tarafından izlenmek daha faydalıdır. İlk epizodu Majör Depresyon olan Bipolarların en iyi uzmanlar tarafından dahi doğru olarak tanınabilmeleri bazen 10 seneyi geçer. İndeks epizod (ilk hecme) Atipik özellikte ise (aşırı uyuma, karbohidrat arama, alınganlık, kilo alma vs.) bu ihtimal daha yüksektir.

 ***

-Bipolar Bozukluk teşhisi için kullanılan testler var mıdır?

Bipolar bozuklukta teşhis psikiyatrik muayene ve geçmiş bilgilerin doğru biçimde toplanması ile konur. Bu psikiyatrik muayene çoğu kez birden fazla seferde tamamlanan ayrıntılı geçmiş öykü, hastalığın başlangıcı, seyri, çocukluk, ergenlik yıllarının incelenmesi, okul, iş ve duygusal yaşantının sorgulandığı, yakın aile bireyleri ile görüşme ile yapılmalıdır. Tanı konulması için psikolojik test, beyin görüntüleme filmleri (MR, Tomografi), EEG (elektroensafalografi) gibi işlemlerin yararı yoktur. Ancak nadir bazı durumlarda tanının bipolar bozukluk dışında nörolojik bir hastalık gibi başka tıbbi bir nedenle karışabileceği durumları ayırt etmek için bu testler kullanılır. Genellikle tiroid işlevleri ve bazı kan testleri de tanı ve tedavi aşamasında mutlaka kontrol edilir. Çünkü tiroid bezinin az veya çok çalıştığı durumlar, aşırı kansızlık veya endokrinolojik bozukluklar da depresyon yahut mani benzeri tablo yaratabilir. Veya tedavi sırasında bazı ilaçların etkisiyle değişiklik olabilir.

 ***

Meselâ antidepresanla veya psikostimülanla (uyarıcı) Mani gelişenlere, Stahl, Bipolar 3 adını verir –ki, bu, şimdiki sınıflamalarda nedense yer almamaktadır. Bence önemlidir çünkü bunlar kesilince, vaka süratle iyileşebilir.

 ***

Teşhis konmasında faydalı başka psikolojik test de yoktur. Bazı eski hekimlerin “Lityum Eksikliği Sendromu” dedikleri şey aslında yanlıştır, çünkü zaten Lityum kanda eser (trace) miktarda bulunur. Ancak ilaç olarak verilince etkisi olur.

 ***

 

-Bipolar bozukluk için risk faktörleri nelerdir?

En büyük risk faktörü ailede Bipolar bozukluk olmasıdır. Genetik etkiler oldukça önemli. Yine de ailesinde Bipolar bozukluk olmayan kişilerde de hastalık ortaya çıkabilir. Uyarıcı maddelerin (marihuana, kokain, amfetamin, efedrin gibi), aşırı kahve, enerji içecekleri kullanılması da risk faktörüdür. Yoğun stres, uykusuzluk yine hastalık dönemlerini başlatabilir. Çocukluk çağında dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olanlar da risk daha yüksektir.

 ***

-Bipolar bozukluk neden olur?

Bipolar bozukluğun nedenine dair uzun yıllardır yapılan araştırma sonuçları, bu bozukluğa ailenin bazı bireylerinde sessiz kalıp bazı bireylerinde bipolar bozukluğu ortaya çıkaran genetik bir yatkınlığın neden olduğunu göstermiştir. Bu yatkınlığın düşünce, davranışlar ve duyguları düzenleyen beynin frontal korteks, limbik sistem bölgelerinde dopamin, noradrenalin, serotonin ve glutamat isimli ileti sisteminde görev alan monaaminlerin çalışmasında değişiklik yaratır.

 ***

-Bipolar bozukluk nasıl başlar ve nasıl seyreder?

Genellikle 20’li yaşlarda başlayan bipolar bozukluk dönemleri, depresyon dönemi ile başlama eğilimindedir. Depresyon ile başlama teşhisin Bipolar Bozukluk olarak konmasını çok zorlaştırır. Bipolar bozukluk yüksek oranda yineleyicidir; bipolar kişilerin %10’dan daha azı sadece tek bir hastalık dönemi geçirir. Hayat boyu ortalama hastalık dönemi sayısı kişiden kişiye değişmekle onlu sayılarda olduğu bildirilmiştir.

 ***

Amerika’da Bipolar kişilerde yapılan bir araştırmada ilk hastalık belirtilerinin, Bipolar kişilerin %33’ünde 15 yaşından önce başladığı, %27 ‘sinde 15-19 yaş arasında, %39’unda 20 yaşından sonra başladığı bildirilmiştir. Bipolar bozukluk erken yaşta başladığında, ilk yıllarda hastalık dönemlerinin arası uzun olabilir. Daha ileri yaşlarda başladığında ise, hastalık dönemi araları daha kısa olabilir. Geçirilen her hastalık dönemi, bir sonraki hastalık dönemi geçirme riskini arttırır. Eşlik eden diğer psikiyatrik sorunların varlığı (alkol madde kullanımı, panik bozukluğu, yeme bozukluğu gibi…), ara dönemde tam iyileşmeme ya da kırıntı belirtilerin varlığı da yeni hastalık dönemleri için risk faktörleridir.

 ***

Yapılan araştırmalara Bipolar Hastalık dönemlerinin tekrarlama riski 10 yıllık izlemde Bipolar I için 2.5 kez, Bipolar II de 4 kez bulunmuş. Bu rakamlar ortalamadır, bazı kişilerde daha az, bazı kişilerde çok daha fazladır. Bir başka araştırmada ise, 27 yıl boyunca takip edilen Bipolar kişilerde, yılda 0.4 kez yineleme riski saptanmış ve bu riskin hayat boyu sürdüğü anlaşılmış. Bipolar II de, Bipolar I bozukluğa göre yineleme riski biraz daha yüksek olarak bulunmuş.

***

-Bipolar Bozukluk kimlerde daha iyi seyreder?

Depresyon dönemlerinin mani dönemlerinden daha az olduğu Bipolar kişiler, Bipolar kişi ve ailesinin tedavi uyumunun iyi olması, tedaviye aktif katılımın olması, uzun iyilik dönemlerinin olması, aile, iş, sosyal etkinlik alanlarının destekleyici olması, ailede düşük duygu dışa vurumu olması hastalık seyrini olumlu etkileyen faktörlerdir.

 ***

-Bipolar Bozukluk ve intihar:

 

Bipolar kişilerin hayat boyu %50’sinin intihar girişiminde bulunduğu,  %15’inin de intihar sebebiyle öldüğü bilinmektedir. Bu rakam oldukça karamsarlık yaratmasına rağmen, tedavi ile intihar oranlarının düştüğü, özellikle lityum kullanımının intihar oranını azalttığı bilimsel olarak uzun zaman önce kanıtlanmıştır. İntihar girişimleri sadece depresyon döneminde olmaz; Karma Dönem ve daha az olmakla birlikte mani döneminde de olabilir. Bipolar hastaların en çok intihara teşebbüs ettikleri dönem, hastaneden “iyileşti” diye taburcu edildikleri ilk 3-5 haftadır.

 

Böyle bir hastamız vardı; ben takip etmiyordum ama vizitlerde görüyordum. Bir gün kaşla göz arasında servisin tavanına çıktı ve "Ya Allah, ben uçuyorum" diye atladı. Şans eseri birkaç kırıkla kurtuldu. Muhtemelen kumanda eden sesler işitiyordu.

 

-Bipolar Bozuklukta hastalık dönemleri arasında tamamen iyileşme olur mu?

Klasik bilgilerimiz, bipolar kişilerin önemli bir kısmının hastalık dönemleri arasında tama yakın iyileştiği şeklinde idi. Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar ve işlevsellik (functionality) ve yeti yitimi (disability) kavramlarının öne çıkması ara dönemlerde bazı bipolar kişilerde önemli olabilecek bazı sorunlar olduğunu göstermektedir. Bu sorunlar özellikle kişiler-arası ilişkilerde ve mesleki alanda belirgin olmaktadır. Majör depresyon ve bipolar bozukluk karşılaştırıldığında, bipolar kişilerin yıllık işgücü kaybının, depresif kişilere göre çok daha fazla olduğu saptanmıştır. Kalıntı (tortu) depresif belirtiler bipolar bozuklukta ara dönemlerde en çok işlev kaybı yaratan etkenlerdir.

 

-Bipolar II Bozukluk daha hafif bir bozukluk mu?

Bipolar II bozukluk, bipolar I’e göre, mani dönemi, karma dönem olmaması, psikotik belirti (hezeyan, hallüsinasyon gibi) olmaması ve daha az hastane yatışı gerektirdiği için daha hafif şiddette bir bozukluk gibi görülebilir. Ancak uzun süreli izlemde bipolar II bozuklukta  hastalık belirtileriyle geçen toplam süre bipolar I’e göre daha uzun, hastalık dönemi sayısı daha fazla, dönemler daha uzun ve kronik, depresyonlar daha şiddetli, intihar davranışı daha fazla, psikiyatrik ek tanı daha fazla ve işlevsellikte bozulma benzerdir. Yani bipolar I’ deki maniler bipolar II’deki hipomanilerden daha şiddetli olmasına rağmen, bipolar II bozukluk yukarıdaki nedenlerden ötürü daha hafif şiddette değildir. Özellikle bipolar II’de depresyon dönemleri oldukça uzundur ve bu durum tanı koymayı güçleştirebilir. Çünkü bu hastaların %40’ının tek uçlu depresyon gibi yanlış teşhis aldığı bir araştırma da saptanmıştır. Bipolar II bozukluğu olan kişilerin, doktora başvurma oranı da daha az olabilir, çünkü içinde bulundukları durumun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu fark edemeyebilirler. Şiddetli manilerin olmaması ve bunun aile ve çevredeki diğer insanlar tarafından fark edilememesi de  doğru tanı ve tedaviye ulaşmaya engeldir. Bipolar II bozuklukta, doğru teşhis ve tedaviyi alma oranı Bipolar I bozukluğa göre daha azdır. Oysaki Bipolar II bozukluk, hayat kalitesi, iş gücü kaybı ve intihar oranı açısından Bipolar I bozukluk kadar olumsuz etkiler taşır.

 

-Mani ve Hipomani birbirinden nasıl ayrılır?

Her iki hastalık döneminin sınırları bazı durumlarda çok net olmasa da hipomani de psikotik belirtinin olmaması, hastane yatışı gerektirmemesi, kişinin yaşamı ve işlevselliğini mani kadar bozmadığı daha hafif şiddette bir durumdur. DSM-IV mani için belirtilerle geçen süre için en az 7 gün, hipomani için 4 gün şartını koymuştur (önceden 5 gündü).

 

-Bipolar I ve II bozukluk birbirinden nasıl ayrılır?

Bipolar I bozuklukta en az bir mani veya karma dönem olması koşuldur, buna ilave depresif dönemler olur. Mani veya karma dönemler, hızla başlar, gürültülüdür, hastane yatışı genellikle gereklidir. Hastalık dönemlerinde psikotik belirtiler (hallüsinasyonlar ve hezeyanlar) hastaların yarısında görülür. Bipolar II bozuklukta ise uzun tekrarlayan depresyonlar ve mutlaka en az bir hipomani bulunur. Mani ve karma dönem bulunmaz. Hipomaniler her zaman dikkat çekmeyebilir. Depresif dönemlerin şiddetli olması, uzunluğu bu hastalarda, Bipolar bozukluk tanısının atlanarak yanlışlıkla Majör Depresyon tanısı konmasına neden olur.

 

-Bipolar Bozuklukla sık karışan diğer psikiyatrik bozukluklar nelerdir? Nasıl ayırt edilirler?

 

Dikkat eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu:

Çocukluk çağında aşırı hareketlilik, yaramazlık, dikkati sürdürememe gibi belirtilerle başlayan bu bozukluk, ergenlik yaşlarında hafifleyebilir ve erişkinlerin önemli bir kısmında dikkat eksikliği hafif derecede seyreder. Okul başarısının iyi olmaması, sorunlu ergenlik geçirme dikkat eksikliğinin başlıca sonuçlarıdır. Oysa bipolar bozukluk ergenlik veya erişkinlikte başlar ve yaşam boyu sürer. Tedavi edilmediğinde hastane yatışları, ağır depresyonlar, intihar girişimleri ve belirgin yeti yitimine neden olur. Bipolar bozukluk ile ortak belirtileri, dikkati odaklama sorunu, impulsivite denen âni, kontrolsüz dürtüsel (itkisel: impulsive) davranışlar ve hiperaktivitedir. Oysa bipolar bozuklukta görülen kendine güven artışı, uyku azalması, düşünce ve konuşma hızlanması dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda görülmez. Bazı kişilerde ise Bipolar bozukluk ve dikkat eksikliği birlikte olabilir ama bu daha nadirdir.

 

-Borderline (Sınır) Kişilik bozukluğu:

Bipolar Bozukluk ve Borderline kişilik bozukluğu birlikte bulunabileceği gibi, özellikle bipolar bozukluğun siklotimi alt tipi, borderline kişilik bozukluğu ile karıştırılabilir. Bipolar bozukluğun özellikle mani döneminde görülen yoğun öfke, dürtüsel ve tepkisel kontrolsüz davranışlar ve depresif dönemde görülen intihar düşünce ve davranışları borderline kişilik bozukluğu ile karışabilir. Bu nedenle bu iki tanının karıştığı durumlarda ya da bir arada olup olmadığını netleştirmek için duygudurum hastalık döneminin geçmesini beklemek gerekir. Borderline kişilik bozukluğu ergenlik döneminde başlayarak yaşam boyu sürer. Kişinin kendilik algılamasında karmaşa, boşluk hissi, duygusal dalgalanmalar, ani, dürtüsel, kendine zarar verici davranışlar, kişiler-arası ilişkilerde iniş çıkışlar, değişkenlik, aile ilişkilerinde sorun, çocukluk çağı travmaları belirgindir. Bipolar Bozukluk'taki hastalık dönemleri arasındaki iyilik dönemleri borderline kişilik bozukluğunda görülmez.

 

-Şizofreni

Her iki bozukluk da yaklaşık 20’li yaşlarda başlar. Bipolar bozukluk günler içinde hızlı, gürültülü bir biçimde başlarken, şizofreni daha yavaş başlar, net olmayan hafif değişikliklerle aylar bazen bir kaç yıl içinde ilerleyerek belirginleşir. Bipolar bozukluk hastalarının yaklaşık yarısında, hastalık döneminde psikotik belirtiler de bulunur. Bipolar bozuklukta psikotik belirtiler; gerçekdışı düşünceler (hezeyan, sanrı) ve var olmayan algılardır (halüsinasyon, varsanı). Şizofreninin başlıca belirtilerinden olan hezeyan ve hallüsinasyonlar, bipolar hastalık dönemlerinde bulunduğu zaman şizofreni ve bipolar bozukluk ayırımını yapmak zor olabilir. Bazı şizofreni hastalarında da, daha çok mani döneminin belirtisi olan grandiyöz (büyüklük) düşünceleri veya hezeyanları olabilir. Yine katatonik belirtiler denilen, hareketlerde direnç, donakalma, kontrolsüzlük hem şizofreni hem bipolar bozuklukta görülebilir. Bunun dışında şizofrenide görülen negatif belirtiler; içe çekilme, çevreden kopma, izolasyon, düşünce ve konuşmada fakirleşme, duygusal çekilme gibi durumlar bipolar bozukluğun depresyon dönemi ile karışabilir. Şizofreni ve bipolar bozukluğu birbirinden ayırmak için genellikle alevli hastalık dönemi geçtikten sonra, uzun süreli seyre bakılır. Şizofreni zihinsel ve sosyal işlevlerde daha belirgin bir yıkımla gider ve psikotik belirtiler azalsa bile devam eder. Bipolar bozuklukta ise hastalık dönemleri arasında psikotik belirti görülmez, sosyal ve zihinsel işlevlerde yıkım çok daha az olup normale yakın bir işlevsellik vardır. Bu nedenle bipolar kişilerin bir kısmı iş, evlilik ve sosyal hayatlarını sürdürebilirken, şizofreni hastalarının bunu yapma oranı çok daha azdır. Ayrıca bipolar kişilerin ailelerinde bipolar bozukluk teşhisi olan akrabalar, şizofreni tanısı alanlardan daha fazladır. Buna rağmen bazı bipolar kişilerin ailelerinde şizofreni tanısı alan akrabalar da bulunabilir.

 

13 yaşındayken dört başı mamur Paranoid Şizofreni teşhisi koyarak tedaviye aldığımız bir muayenehane vakasında (güzel bir ergen kızdı o zaman), 2 sene boyunca tam bir ilaç + psikoterapi süreci yaşadık. Hasta çok iyi olunca, ailesinin de ısrarıyla ilaçlarını kestik. Hâlen Oxford’da eğitime gidiyor, ata biniyor ve çok iyi. Teşhisi Psikotik Bipolar Bozukluk olarak değiştirdik. Gene de göz temâsını ve fotoğraf çektirmeyi sevmiyor ama sosyal ilişkileri çok iyi.

 

-Şizoaffektif Bozukluk

Kısaca şizofreni ve bipolar bozukluk belirtilerini birlikte kapsayan bir tanıdır. Şizofreninin psikotik belirtileri, duygudurum dönemi (mani veya depresyon) belirtileri bittikten sonra da en az 2 hafta veya daha uzun sürer. Oysaki psikotik belirtili bipolar bozuklukta, psikotik belirtiler duygudurum belirtileri bittikten sonra sürmez. Şizoafektik bozukluk, klinik seyir ve prognoz yönünden şizofreni ve bipolar bozukluk arasındadır.

 

Bu bana biraz çöp kutusu bir teşhis gibi geliyor ve hâlâ nasıl olup da bu 2 haftayı anlayabileceğimizi kavramış değilim!

 

-Tekrarlayan Majör Depresyonlar (Tek Uçlu Depresyon):

Bipolar kişilerin yaklaşık yarısından fazlasında ilk hastalık dönemi majör depresyon dönemidir.  Majör depresyondan önce hafif şiddette hipomaniler yaşansa bile gözden kaçabilir. İlk bir kaç hastalık dönemi depresyon olduğunda bipolar bozukluk tanısının konması uzar ve gözden kaçar. Bipolar bozukluk ve yineleyen depresyonları ayırt etmek, her ikisinin de tedavileri farklı olduğu için çok önemlidir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bipolar kişiler doğru tanıyı alana kadar 4 farklı hekime gidip, 4 farklı teşhis alır. Hastaların üçte biri doğru teşhisi alana kadar 10 yıldan daha uzun süre geçer.

Depresyon dönemindeki Bipolar hastada daha önceki mani ve hipomanilerin varlığı bipolar bozukluk tanısını koydurur. Bunun dışında bipolar depresyonların, tek uçlu depresyonlardan bazı farklı yanları olabilir, bu özellikler şöyle özetlenebilir; Bipolar bozukluk daha erken yaşlarda (20’li yaşlar ya da öncesi) başlarken, tek uçlu depresyonlar daha geç, 30’lu yaşlarda başlama eğilimindedir. Bipolar depresyon daha hızlı başlar, psikotik özelliklerin olma olasılığı daha yüksektir. Bipolar bozuklukta daha sık, çok sayıda hastalık dönemi yaşanır. Atipik özellikler denilen uyku, iştah artışı, düşünce, konuşma ve hareketlerde yavaşlama bipolar bozuklukta daha fazladır. İntihar girişim oranı bipolar bozuklukta daha yüksektir. Bipolar kişilerin ailelerinde bipolar bozukluk ve diğer psikiyatrik bozukluklar daha fazladır. Bipolar kişilerde alkol madde kötüye kullanımı, bağımlılığı daha sıktır. Bipolar bozukluğun kadın hastalarda doğumdan hemen sonra başlaması ya da yinelemesi de daha sık görülür. Özellikle Bipolar Bozukluk tip 2’de (hipomani ve depresyonların olduğu), gürültülü bir mani ya da karma hastalık dönemi görülmediğinden, tekrarlayan depresyonlarla ayırımını yapmak daha da zor olabilir. Tek uçlu depresyonlar ve bipolar bozukluk çok sık karıştırılabilir.

 

Zengin ve gustolu bir ailenin hanımında 10. Rekürren (Tekrarlayıcı) Ünipolar Majör Depresyon mevcuttu. Birkaç hekime gitmiş, sonuç alamamıştı. Hâlen 450 g/gün venlafaksin ile (Efexor) tamamen şifa içinde ve dünyayı dolaşıp, hayatlarının tadını çıkarmaktalar (10 seneyi geçti). 37.5 mg azaltmak istediğimde dahi kendisi kabul etmedi.  

***

-Genel Tıbbî Sebeplere Bağlı Bipolar Bozukluk benzeri durumlar:

Tiroid bezi işlev bozuklukları, kafa travmaları, enfeksiyonlar, karaciğer yetmezliği, metabolik sorunlar, deliryum, demans, beyin tümörleri, multipl skleroz (MS), kokain, amfetamin, LSD (liserjik asid dietilamin 25) gibi madde kullanımı, alkol kullanımı, ya da bu maddelerin kesilmesi. Bu durumlar da maniyle karışacak taşkınlık durumları, hallüsinasyonlar olabilir. Kişinin yer, zaman, kişi yönelimi (nerede olduğunu, zamanı, gördüğü kişiyi tanıması) bozulabilir.

 

Kış ortasında şarkılar söyleyerek, lapa lapa kar yağarken, servise dalan aşırı keyifli bir hastada ya Mani, ya da Sekonder (İkincil) Mani + Hipertiroidi düşününüz…

 

Bipolar Bozukluk ile başka psikiyatrik bozukluklar birlikte görülebilir mi?

Bipolar kişilerde diğer psikiyatrik sorunlar da topluma göre daha sık görülür.

En sık görülen sorunlar alkol madde kötüye kullanımı-bağımlılığı, anksiyete bozuklukları, (sosyal fobi, yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluğu), Borderline Kişilik bozukluğudur. Örneğin anksiyete (sıkıntı, endişe, kaygı, bunaltı) bozuklukları (Panik Bozukluğu, Sosyal Fobi gibi), bipolar kişilerde genel topluma göre 35 kat daha sık görülür.

***

-Bipolar Bozukluk ile birlikte sık görülen bedensel hastalıklar hangileridir?

Bipolar kişilerde psikiyatrik ek-teşhisler topluma göre daha sık görüldüğü gibi, bedensel ek-teşhisler da daha sık görülür. Bunlar tiroid işlev bozuklukları, migren, obezite (şişmanlık), metabolik sendrom, kalp damar hastalıkları, yüksek kolesterol düzeyleri, diyabet gibi hastalıklardır. Bu bedensel hastalıklar, bipolar kişinin hayat kalitesini bozar, süresini kısaltır ve bipolar bozukluğun seyrini kötüleştirir. İlginç bir çalışmaya göre, bipolar bozukluk tedavisi alan kişilerde tedavi almayan bipolar kişilere göre, bedensel hastalıklara bağlı ölümler de azalmıştır.

 

Üzüntülü bir hayat, ailevi sorunlar, travmalar, ekonomik sebepler bipolar bozukluğa neden olur mu?

Bipolar bozukluğun genetik kökenli, biyokimyasal bir bozukluk olduğunu belirtmiştik. Böyle bir yatkınlığı olmayan bireyde, stresli yaşam olaylarının bipolar bozukluğu tek başına ortaya çıkarması güç görünürken, genetik yatkınlığı olan kişilerde hastalık dönemlerinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.

 

Bipolar Bozukluk Kalıtsal mıdır?

Kalıtım Bipolar bozukluğun nedenleri arasında en başta gelir. Bipolar kişilerin ailelerinde bipolar bozukluk oranı oldukça yüksektir. Bipolar kişilerin birinci derece akrabalarında (anne, baba, kardeş veya çocukları) bipolar bozukluk çıkma riski, genel topluma göre ortalama 10 kat daha fazladır. Tek uçlu depresyonu olan kişilerde aynı tanının birinci derece yakınlarında görülme riski ise 3.5 kat gibi daha orta düzeydedir.

İkiz kardeş çalışmaları bipolar bozukluğun genetik geçişini daha net biçimde ortaya koymuştur. Genetik olarak birbirinin aynı olan tek yumurta ikizlerinin birinde bipolar bozukluk varsa diğer ikiz kardeşte eş hastalanma oranı %45-70 orandadır  ve bu bilgi bipolar bozukluğun genetik geçişinin oldukça yüksek olduğunu gösterir. Fakat yüksek olmasına rağmen, eş-hastalanma oranının %100 olmaması genetik geçiş dışında başka etkenlerin de (çevresel, alkol madde kullanımı, kişilik gibi) bipolar bozukluğa neden olabileceğini düşündürür.

Bipolar kişilerin yine birinci derece akrabalarında, tek uçlu depresyon riski de genel topluma göre 2-3 kat artmıştır. Bipolar kişilerin birinci derece yakınlarında herhangi bir duygudurum bozukluğu (majör depresyon, distimi, bipolar bozukluk, siklotimi) görülme oranı ise %20’dir. Yani bir bipolar kişinin beş yakınından biri duygudurum bozukluğu hastasıdır. Bu sayılar araştırma sonuçlarının verdiği ortalamalardır, bazı bipolar kişilerde ailesel geçiş ve bozukluk çok daha fazla, bazılarında daha azdır.

***

Bipolar bozukluğun sebepleri arasında  genetik etkinin büyüklüğü %65-80 iken, tek uçlu depresyonda bu oran %40-50 arasındadır.

Genetik yatkınlığın varlığı net olmasına rağmen, genetik çalışmalar bipolar bozukluğun genetik nedeninin tam olarak ne olduğunu ortaya koyamamıştır. Çünkü tek bir gen açıklamaya yeterli olmamıştır ve çok sayıda hetorejen şüpheli alleller saptanmış ve bunlar birbiri ve çevre ile karmaşık biçimde etkileşim içindedir.

 

Pek çok Bipolar Hasta, hatalı bir kendini ilaçlandırma davranışı içerisinde, alkole veya esrara sarılırlar. Böyle bir hastam depresyona girince kokain başlıyor, bir süre sonra dibe vurup, günde bir büyük şişe viski içer olmuştu. Tedaviyi de kabul etmedi. Birkaç sene önce kendini asarak hayatına son verdi.

 ***

Bipolar bozukluk teşhisim var, çocuklarım da Bipolar mı olacak?

Anne ya da babadan biri Bipolar Bozukluk teşhisi alıyorsa, çocuğun bipolar olma ihtimali yaklaşık %8’dir. Bu oran şizofrenide daha yüksektir (%13).  Majör depresyon ihtimali ise %20’dir. Bir ebeveyn dışında ailede başka bipolar kişilerin de olması riski arttırır. Ailede birden çok bipolar kişi ve bipolar bozukluğun daha önceki kuşaklarda da olması riski arttırır. Kesin bir risk rakamı söylenemese de daha yüksek risk olduğu bilinmelidir. Aile de bir kişide daha hafif şiddette bir bipolar bozukluk tipinin olması (Bipolar II gibi) veya Distimi gibi bir duygudurum bozukluğu teşhisi, doğacak bebekte daha hafif bir risk olduğunu düşündürür.

 ***

Ailemde kimsede Bipolar bozukluk yok, Teşhisim yanlış olabilir mi?

Bipolar bozukluk önemli ölçüde kalıtımla geçse de ailesinde bipolar teşhisi olmayan pek çok kişi olabilir. Bunun başlıca nedenleri şöyle özetlenebilir; a) Bipolar bozukluğun bütün sebebi genetikle açıklanamaz. Genetik etkenler bu hastalığı %65 oranında açıklayabilir. Geriye kalan etkenler ise, net olmamakla beraber stresli bir yaşantı, uzun süre alkol, madde (esrar, kokain gibi), uyarıcı ilaç, antidepresan veya başka ilaçların kullanımı, aşırı aktif, düzensiz bir hayat, uyku düzensizlikleri, gece vardiyası olan işler, çocukluk çağı travmaları, gebelikte karşılaşılan enfeksiyon, sorunlu doğum öyküleri, bebeklikte geçirilen nörolojik hastalıklar, çocukluk çağı dikkat eksikliği hiperaktivite problemi gibi. b) Ailenin diğer üyeleri tam bir Bipolar bozukluk tipi yaşamış olsa dahi hastalığın geçmiş yıllarda net olarak tanımlanmamış olması, hekimlerin hastalığı tanıyamaması, psikiyatrik hastalıkların hastalık olarak görülmemesi, hekime ve hastaneye gitmeme, daha küçük yerleşim yerlerinde yaşayıp hekime ulaşamama, diğer psikiyatrik hastalıklarla karışması veya bazı daha hafif bipolar formların atlanması gibi sebeplerle aile üyelerine tanı konamamış olabilir.

***

 

Oysa biz ailesinde Bipolar Bozukluğu olan kimse olmadığını söyleyen kişilere ayrıntılı sorular sorduğumuzda, Bipolar teşhisini alması muhtemel kişiler olduğunu görüyoruz. Örneğin nasıl öldüğü net bilinmeyen, intihar nedeniyle ölüm, iş ve evliliği sürdürememe, askerliği tamamlayamama, alkol bağımlılığı, öfke nöbetleri geçirme, farklı olarak bilinen topluma uyum sağlamada zorluk taşıyan bazen halk arasında “deli, çılgın ” gibi takma isimlerle anılan kişiler, ceza evine girme gibi öykülerin bazılarının altında bipolar bozukluk olma ihtimali bulunur. Özellikle depresyon ağırlıklı dönemlerle giden bipolar bozukluk tiplerinde tanının atlanması daha sıktır.

 

Mütedeyyin bir ailenin 19 yaşındaki kızı Akut Maniye girip, 18 tane minibüs şoförüyle yatmıştı. Caddede şarkılar türküler söyleyip, elbisesinden kan ve meni artıklar akar vaziyette karakola götürmüşler. Ben standart Bipolar Bozukluk tedavisi uyguladım ama bir de günahkârlık duygularından kurtulması için epey psikoterapi yapmam gerekti. Şimdi evli iki çocuğu var ve sadece Lityum kullanıyor.

 ***

-Bipolar bozukluk nasıl tedavi edilir?

Bipolar bozukluk, kişiden kişiye farklı şiddet, sıklık ve seyir gösterdiği için tedavide bu özelliklerin (mani ağırlıklı gidiş, depresyon ağırlıklı gidiş, psikotik belirti varlığı, intihar eğilimi, kişinin iş yaşamı, yaşı…), hastalığın alt tipinin bilinmesi gerekir. Önce bipolar kişide, Bipolar Bozukluğun seyrinin bir fotoğrafının çekilmesine benzetebiliriz bunu. Tedavi planını daha sonra bu fotoğrafa göre yapmak gerekir. Bipolar bozukluk yaşam boyu sürdüğü için, geçirilmiş hastalık dönemlerini, bu dönemlerin özelliklerini, stresör olayları, kullanılan ilaçlar ve dozlarını, kan düzeylerini, bu ilaçlara cevap düzeyi (ne derece etkili olup olmadığı), ara dönemlerde belirti olup olmaması, önemli tıbbi sorunların bilinmesi gerekir. Bütün bu sayılan tablo en kolay, en doğru ve sürekli olarak yaşam boyu izlem çizelgesi (life chart) denilen grafikle ortaya konur ve tedavi süresince bu grafik bir harita gibi izlenip geliştirilmelidir. Yaşam boyu izlem çizelgesi ile tedaviyi çok daha doğru ve başarılı yürütmek mümkündür.

Hekiminizle ilk görüşmelerde, daha önceki hastane kayıtlarınız, dosya, epikriz, reçeteleriniz, hastalığınızın başından itibaren yaşadıklarınız, bunları ailede iyi bilen aile üyeleri ile birlikte oluşturulması ve resmin tamamlanması önemlidir. Geçirilmiş hastalık dönemlerini sorgularken, benim ülkemizde sıkça gözlemlediğim; genellikle bipolar kişilerin depresyon dönemlerini iyi hatırladıkları ve daha çok bu dönemlerden mustarip oldukları, hipomanilerin veya manilerin çok üzerinde durmadığı yahut hatırlamadığı, ailelerin ise mani gibi hareketlilik dönemlerini iyi hatırlayıp depresyon dönemlerini pek hatırlamamasıdır. Bu nedenle tam bir hastalık fotoğrafını oluşturmak için hem bipolar kişinin hem de ailenin bilgilerini  birleştirmek gerekir.

 

-Tedavi uyumu nedir?

Bipolar bozuklukta ilaç uyumsuzluğunun %64 oranında olduğunu bildiren araştırma sonuçları vardır. Yani bipolar kişilerin %64’ü ilacını düzenli kullanmıyor. Oysa bipolar hastalık dönemlerinin tekrarlamasının en önemli nedeni düzensiz ilaç kullanımı veya ilaç kullanmama, ilacı kesmedir!

 

İlaç uyumunun kötü olmasının nedenleri şöyle sıralanabilir:

·         Hastalığı inkâr etme, bipolar bozukluk tanısını reddetme, hasta olmadığını, bir daha hiç hastalanmayacağını düşünme

·         İlaçların yan etkileri

·         Toplumdan ilaç kullandığını ve psikiyatrik bir bozukluğu olduğunu gizlemek

·         Aile veya sosyal çevrenin, ilaç kullanmaya sıcak bakmaması

·         İlaç kullanarak kendini hasta gibi veya esir gibi hissetme duygusu

Aslında bunların önemli bir kısmı bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır ve tekrarlayan hastalık dönemlerine ve kötü bir klinik seyre neden olan bilgi eksikliğini kapatmak, başarılı bir Bipolar bozukluk tedavisi için gereklidir. Psikoeğitim gibi terapi yöntemlerinin her hastada kullanılması bu eksikliği giderir.

İlaçlar ve yan etkileri (genel olarak özetlendi)

 

Bipolar Bozukluk tedavisinde ne tür ilaçlar kullanılır?

Bipolar bozukluğun farklı dönemlerinde kullanılan ilaçları şöyle gruplandırabiliriz:

Duygudurum Dengeleyicileri (Mood Stabilizatörler): Bu ilaçlar hem bipolar bozukluğun akut (alevlenme) döneminde, hem de yeni hastalık dönemlerinin engellenmesi, yani koruma tedavisinde uzun süreli olarak kullanılır.

Lityum (Lithuril): Bu gruptaki en eski, en ekonomik ve çoğu hastada hala en etkili ilaçtır. Yaklaşık 60 yıldır bipolar bozukluk tedavisinde kullanılmakta olup, uzun dönemde bipolar bozukluğa bağlı intiharları önlediği ispatlanmıştır. Hem mani, hem de depresyon dönemlerini önler, hem de bu alevlenme dönemlerinde etkilidir.

Lityumun en çok karşılaşılan yan etkileri çok su içme, çok idrara çıkma, bazı genç hastalarda sivilceye neden olma, mide bulantısı, ellerde titremedir. Uzun süreli yan etkileri ise, özellikle yüksek dozda kullanıldığında tiroid bezi işlevinin az çalışmasına (hipotiroidi) neden olması, uzun yıllar içinde ise yüksek dozlarda kullanıldığında böbrek işlevlerini etkilemesidir. Bu nedenle lityum kullanan kişilerin 6 ayda bir tiroid işlevleri T3, T4, TSH testleri, yılda bir böbrek işlevleri ile kontrol edilmelidir. Lityumun koruma tedavisinde, yeni hastalık dönemlerini önleme başarısı %70-80 civarındadır. Lityumu düzenli kullanmasına rağmen yeterli olmadığı durumda ya başka bir duygudurum dengeleyicisi ile değiştirilir veya iki ilaç birlikte kullanılır. Bazen de akut hastalık dönemi tekrarlarsa lityumla birlikte o döneme uygun geçici süreyle  antipsikotik ilaçlarla birlikte kullanılır.

 Lityumla ilgili önemli noktalardan biri de sık sık kan liyum düzeyinin kontrolüdür. Bunun için en son içilen lityumdan 12 saat sonra (genellikle sabah) kan vermek gerekir. İlacın tedavi aralığı (kanda 0.6-1.00 mEq/L) dar olup, bu aralığın altındaki düzeyde genelde etkili olmaz, üzerinde ise yan etkileri artar hatta ciddi zehirlenmelere neden olur. Genellikle akut hastalık dönemlerinde lityum kan düzeyinin 0.8-1.2 düzeyinde, koruma döneminde ise 0.6-0.8 düzeyinde olması gerekir.

 

Valproat,Valproik asid: (Depakin, Depakin Chrona, Convulex):

Aslında epilepsi (sara nöbetleri) tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Hem mani,  hem karma dönem hem de koruma tedavisinde kullanılır. Uzun yıllardır, bipolar  bozukluk tedavisinde de başarıyla kullanılmaktadır. Lityumun yetersiz kaldığı özellikle hızlı döngülü (yılda dörtten fazla hastalık dönemi geçiren), psikotik  belirtili ve karma dönemler yaşayan bipolar kişilerde tek başına ya da lityumla birlikte kullanılır. Bu ilaç için de kan düzeyi (50-120 micro g/ml) arasında ölçümü gereklidir. Saç dökülmesi, kilo arışı, adet düzensizlikleri gibi yan etkiler görülebilir.

 

Karbamazepin; okskarbazepin (Tegretol, Teril): Epilepsi  ve bipolar bozukluk tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Hem mani dönemi hem de koruma tedavisinde kullanılır. 6-10 micro g/ml kan düzeyinde tutulur. Bu ilacı kullanan hastalarda belli aralarla karaciğer işlevlerine bakılmalıdır.

 

Hem Sınırda Kişilik Bozukluğu, hem de Bipolar1 Bozukluğu olan pek çok hastam bu ilaçlardan çok fayda gördü. Okskarbazepin’in üstünlüğü yan etki azlığı ve plazma seviyesi kontrolü gerektirmemesidir.

 

Lamotrijin (Lamictal, Pinral): Epilepsi ve bipolar bozuklukta depresif hastalık dönemlerinin önlenmesinde kullanılır. Akut depresyon dönemi tedavisinde de kısmen yararlıdır. Düşük dozlarda başlanıp 8-12 hafta içinde istenen doza yavaşça arttırılır. Ciltte kızarıklık şeklinde lezyonlar, nadiren de iç organları da etkileyebilecek daha tehlikeli Stevon Johnson Sendromu diye adlandırılan bir yan etki görülebilir. Ancak bu yan etki binde bir gibi bir oranda ve hızla doz arttırıldığında görülmektedir. Özellikle şiddetli depresyon dönemleri geçiren kişilerde etkili bir koruma ilacıdır.


Bir tek vaka gördüm ve yüksek doz steroidle düzeldi (Diyarbakır)

 ***

Antipsikotik İlaçlar: Şizofreni gibi psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılmalarına rağmen, bipolar bozuklukta akut dönem tedavisinde, bazen de koruma tedavisinde duygudurum dengeleyici ilaçların etkisini desteklemek için düşük dozda ekleme tedavisi olarak kullanılırlar. 2 grup antipsikotik ilaç vardır;

 

a) Klasik Antipsikotikler: Haloperidol (Norodol), klorpromazin (Largactil), trifluperazin (Stilizan), pimozid (Nörofren), (Dogmatil), zuklapentiksol, (Clopixol), (Fluanksol) gibi ilaçlar mevcuttur. Dopamin isimli nörotransmitter, sinir hücreleri (nöronlar) arasındaki iletide görevli madde üzerine etki etki gösterir. Yürüme ve hareketlerde yavaşlama, konuşma güçlüğü, uyku hali, ağız kuruluğu, bulanık görme, istemsiz kasılma gibi yan etkiler yapabilir. Bu yan etkileri azaltmak için biperiden (Akineton) tedaviye eklenebilir. Duygudurum dengeleyicileri ve atipik antipsikotikler kullanıma girmeden önce bipolar bozukluk tedavisinde daha sık kullanılan bu ilaçlar, son yıllarda kas içine yapılan iğne formu ile daha çok hastane yatışları sırasında ya da akut alevlenme dönemlerinin ayaktan kısa sürede tadavisinin gerektiği durumlarda kullanılmaktadır.

 

b) Atipik Antipsikotikler: Klasik antipsikotiklerin yaptığı pek çok yan etkiyi yapmayan dopamini seçici olarak beynin bazı bölgelerinde etkileyen ve seratonin üzerinden de dolaylı etkileri olan bu ilaçlar son 15 yıl içinde Şizofreni ve Bipolar Bozukluk tedavisinde daha yoğun olarak kullanılmaya başlamıştır. Risperidon (Risperdal), olanzapin (Zyprexa, Rexapin, Elynza, Olfrex), Ketiapin (Serequel, Cedrina, Ketilept) aripiprazol (Abilify, Abizol), amisülprid (Solian) gibi çeşitleri bulunmaktadır. Klasik antipsikotiklerin yaptığı pek çok yan etkiyi yapmamasına rağmen, uyku ve iştah artışı, şişmanlık, üreme işlevlerinde bozulma gibi yan etkileri görülür. Bu gruptaki ilaçlardan ketiyapin bazı bipolar kişiler tarafından uyku yapıcı yan etkisi nedeniyle uyku ilacı gibi düşünülür. Oysa bu ilaç bipolar bozukluğun depresyon döneminin tedavisinde başarı ile kullanılır. Bu ilacın uzun etkili ve kısa etkili 2 şekli vardır. Uyku ve tansiyon düşmesi yapmayan şekli ve dozunun bulunması önemlidir. Klozapin çok etkilidir ama 16 ay süreyle kan kontrolü (bilhassa akyuvarlar) yapılmalıdır.


 

 

c) Antidepresan İlaçlar: Bipolar bozukluğun depresyon döneminde, tek başına kullanılmaz ama bazen bir duygudurum dengeleyicisi ilaçla birlikte kullanılmak zorunda kalınabilir. Depresyon döneminden mani dönemine kaymaya neden olabileceği için kullanımı oldukça risklidir. Antidepresanla birlikte duygudurum dengeleyicisi kullanılması mani ya da karma döneme kayma ihtimalini azaltır. En sık kullanılan antidepresan ilaçlar şunlardır;

Trisiklik antidepresanlar: Kullanıma ilk giren eski grup ilaçlardır (Laroxyl, Anafranil, Tofranil, Anafranil). Bu ilaçların kullanımı geçmiş yıllara göre azalmıştır. Ağız kuruluğu, kilo artışı, uyku hali, manik kayma ve yüksek dozlarda zehirlenme gibi yan etkileri olabilir.

Monoaminoksidaz inhibitörleri: Moklobemid (Aurorix) Günümüzde pek kullanılmamaktadır. 1000-1500 mg gibi dozlarda klasik Mao İnhibitörü etkisi yapıp, tiraminle beraber (msl. peynir) şiddetli hipertansiyon yapabilir.

Seçici Serotonin geri alım inhibitörleri (SSGİ): Daha sık kullanılan, yan etkiler açısından daha güvenli ilaçlardır (Cipram, Cipralex, Paxil, Prozac, Lustral, Faverin) Uyku bozukluğu, mide bulantısı, geçici cinsel işlev bozukluğu gibi yan etkileri görülebilir. İlk hafta yan etkiler daha sık olabilir. Bu nedenle düşük dozda başlanıp arttırılmalıdır. Bipolar bozuklukta maniye kayma riski olduğundan mutlaka hekime danışılarak kullanılmalıdır.

Serotonin-Noradrenalin geri-alım inhibitörleri (SNRI): Venlafaksin (Efexor, Veniba), duloksetin (Cymbalta, Duxet), milnacipran (İxel) gibi ilaçlar. Bipolar hastalarda maniye kayma riski yüksek olduğundan kullanılmaları önerilmez.

Bunlar dışındaki antidepresanlar da şöyledir: Noradrenalin gerialım blokajı yapan reboksetin (Edronax) (iştahı da azaltır), Dopamin üzerinden etkili olan bupropion (Wellbutrin) (maalesef piyasadan çekildi), alfa 2 reseptör üzerinden serotonin artışı yapan mirtazapin (Remeron, Redepra: Postüral hipotansiyon ve Huzursuz Bacak Sendromu yapabilir; çok güzel iştah açar).

 

Antidepresan ilaçlar içinde trisiklik antidepresanların ve SNGİ’lerin manik kayma açısından daha riskli olduğu düşünülmektedir (Fransızlar buna Viraj Manyak diyorlar). Bazı Bipolar hastalar sadece antidepresanla da takip edilebilmektedir.

 ***

Anksiyolitik (anksiyete giderici) ilaçlar: Bu grupta en çok benzodiyazepinler kullanılır. Bağımlılık yapmaları ve etkili dozun zaman içinde gittikçe yükselmesi nedeniyle yeşil reçete kontrolü ile satılırlar. En fazla bir kaç ay gibi kısa süre ile kullanıp kesilmelidirler. En sık kullanılanlar, lorazepam (Ativan), alprazolam (Xanax), klonazepam (Rivotril), diyazepam (Diazem)’dır. Diyazepam epilepsi nöbetleri tedavisinde de kullanılır (ağızdan değil ama alkol terkinde sık). İlk iki ilacın etki süreleri daha kısa olduğu için yan etki açısından da daha güvenli olabilir ve tercih edilir.

 

Hiç unutmayacağım bir Bipolar 1 Bozukluk vakamı özetlemek isterim. Aynı zamanda belirgin Antisosyal ve Narsisistik Kişilik Bozukluğu olan 30 yaşlarındaki, epey travması olan ve şımartılarak da büyümüş bir iş adamı hastam vardı. Yakışıklıydı ve aklınıza gelebilecek her türlü sapkınlığı da hiç vicdan sıkıntısı duymadan yapardı. İlk Manik Hecmesinde ayaktan 8 EKT ile düzelmişti ama ilaç uyumu hiç yoktu. Evlenmiş, karısıyla geldi ve gene uçuyordu. Viski ve esrar karışımının kokusu odamı kaplamıştı. Ben de en son algoritmalara göre ilaç yazarken bir anda (acting out) ayağa fırladı. "Sen evlenince değiştin, neden bana EKT'yi hemen yaptırmadın? Amacın ne. Genç hanımla evlenince mi değiştin" şeklinde saçma sapan bir sözel saldırganlık gösterdi. Karısı da afallamıştı ve donup kalmıştı. Sabırla "her gün yenilik var, onlara göre davranmaya çalışıyorum" dedim sakince. Bu onu daha da hiddetlendirdi ve "gel gidiyoruz" diye karısını da sürükleyerek odayı terk etti. Geçen aylarda kendisini yakinen tanıyan birisi geldiğinde anlattı ki karısı da terk etmiş. İşine gitmiyor, bütün gün içip, bardan bara dolaşıyor ve kredi kartıyla her tarafa borç takıyormuş. Getirmeleri için haber yolladım ama bir ses çıkmadı!

 

-SONUÇ:

Ayaktan gidip EKT’sini yaptırdıktan sonra işine giden pek çok hasta oldu. Yani bazı hastalarda İdame (Sürdürüm) Tedavisinde de çok işe yarar. 

İlke olarak, her ne kadar pek çok hastamızın hoşuna gitmese de, Bipolar Bozuklukta ömür boyu ilaç kullanılmalıdır.

Sevgim ve Saygımla…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 04 Ekim 2015 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Hatice Durak Çarşamba, 16 Mart 2016

    Merhaba Kerem Hocam

    Çok güzel ve çok verimli bir yazı olmuş. Ellerinize yüreğinize sağlık...

  • Misafir
    Hatice Durak Çarşamba, 16 Mart 2016

    Merhaba Kerem Hocam

    Çok güzel ve çok verimli bir yazı olmuş. Ellerinize yüreğinize sağlık...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017