Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

DEVLETLÛ'NUN ETTİĞİNİN (ŞİMDİLİK) SONUÇLARI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2238 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

İsrail "özür dilemediğini" açıkladı. Kullanılan lisan İngilizce, "we are sorry" demekle "we apologize" demek arasında büyük fark var. Birincisi "üzgünüz", ikincisi "özür dileriz" demek. İsrail üzüldüğünü ifâde etti sâdece; burada zımnen "sizin hâlinize üzüldük" de var tabii. 

-Azerbaycan aynı hassasiyetin neden kendileri için gösterilmediğini sorguladı ve gerek iktidarı gerekse muhalefetiyle, hiç de memnun olmadı.

-Amerikan Yahudi Lobisi Devletlû'yu ağır bir şekilde tenkit etti. "Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz" şeklindeki kenar mahâlle kabadayısı üslûbundaki sözlere dâima misliyle verilebilecek cevap bulunur. Meselâ Nobel ödüllü bir Pamukçuk çıkıp "Türkler bir buçuk milyon Ermeni'yi ve otuz bin Kürt'ü kâtletti" demişti ya, en azından onu hatırlatırlar.

Obama'nın verdiği söze de istinaden, Ermeni Soykırımı tasarısının kabûlünü sağlayabilirler. Sevin sevmeyin, yılların tecrübesiyle Demirel de "böyle mes'elelerde bâzı faturalar çıkar" dedi.

-Hamas memnun oldu. Hamas nedir? İslâmî(!) bir terör örgütüdür ve Filistin'de silâhlı mücadeleyle davalarını kazanacaklarını düşünmektedirler.

-Ermenistan mest oldu. Arkasında ABG var, 100. Sene Kutlamaları'na hazırlanıyorlar ve sloganları "3T: Tanıtım, Tazminat, Toprak". Herhangi bir millî ve beynelmilel hazırlığımız olduğunu sanıyor musunuz?

-Arap ülkelerinin gıkı çıkmadı. Yâni Devletlû, Türkiye'nin değil Arap Ligi'nin başkanı oldu ama onlar bunu farkında değiller! Trajikomik bir garabet. Bir tek Filistinliler şükranlarını sundular. Türkiye'deki protestolarda Türk, Filistin ve Hamas Bayrakları beraber taşındı, bu görüntüler bütün dünyaya yayıldı.

-İran çok memnun oldu çünkü hem onlarda da yakında seçimler var, hem de boşalan İslâm Âlemi'nin Ağabeyi koltuğuna gözleri dikildi.

-AB çok mütehassis oldu. Zâten asla almayacakları Türkiye'nin içine sürüklendiği demokratik değil, teokratik ve otokratik kimliğine zamanı geldiğinde atıf yapacakları mâlzeme buldular.

-Şehit düşmüş hâriciye mensuplarının kemikleri sızladı. Devletlû'nun "Monşer" diye aşağıladığı adamlar o futbol oynarken ASALA tarafından şehit ediliyorlardı. Şehit düşmemiş hâriciye mensuplarının da yüreklerine indi; bu gafı nasıl tamir edeceklerini kara kara düşünmeye başladılar. Hâriciyeciler çok iyi bilirler ki, esbâb-ı mûcibe ne olursa olsun, böyle bir tartışmada masadan kalkan dâima mağlûptur.

-Teologlar perişan oldular. Çünkü istendikten sonra, tahrif edilmemiş olduğuna inandığımız Kur'ân-ı Kerîm'den de öyle âyetler öyle tefsir edilebilir ki, konu tam da Batı'nın yaratmaya çalıştığı medeniyetler (esasında dinler) savaşına rücû eder.

-Aklıselîm sâhibi herkes bunun yakınlardaki seçimler için plânlanmış bir tezgâh olduğunu gördü. İsrail Cumhurbaşkanı ile aynı kürsüye çıkmayı kabûl ettiğine, konuşmasını da diplomatik olmayan, tribünlere seslenen tarzda hazırladığına göre, yaratacağı ajitasyonu da hesaplamıştı. Eh, böyle bir konuşmaya İsrail'in en tepesindeki kişinin nasıl cevap vereceği de belliydi. Yâni, Devletlû amacına ulaşmış oldu.

-Referans gazetesi bildirdi ki bu toplantı zirveden iki hafta önce Devletlû'nun talebiyle tertiplenmiş. Moderatör de Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Klaus Schwab olacakmış. İki gün önce yeni moderatör, yâni David Ignatius (bu David ismi bana bir milleti çağrıştırıyor) atanmış; itiraz edildiğinde iş gargaraya getirilmiş ve süre konusunda vs. hiçbir ön kural konmamış. İşte, kendi kurduğunu sandığı tuzağa kendi düştüğünü fark eden Devletlû'nun da bermutat frenleri patlamış!

***

Gâzi olsa ne yapardı suâline gelince. Tabii ki medyum veya zaman seyyahı değilim ama rahmetlinin zamanında neler yaptığını az çok biliyorum. İcabında ne kadar politik davrandığını, memleketin âlî menfaâtleri için çelişir gibi gözüken ifâdelerini konjonktür icabı nasıl kullandığını hayatını iyi tetkik edenler çok iyi bilir (İzmir Ekonomik Zirvesi, Rusya ile görüşmeler vs.).

Gâzi, bir kere, Davos toplantılarının amacını, oynanmak istenen oyunun ne olduğunu ve sahnede kimlerin olacağına bakardı ve işin içine âyetler, sûreler filân katmadan, net, kararlı ama diplomatik cevaplar verirdi. "Plâjlardaki çocuklardan" filân bahsetmezdi çünkü dâima "ovalardaki çobanlar" karşılığına mesnet hazırdır.

Omzuna bastırarak, kolunu tutarak terbiyesizlik eden tescilli Türkiye düşmanı, Washington Post yazarı sözüm ona moderatörün, (aslında eksitatörün) kolunu itip, net bir şekilde konuşmaya devam ederdi. Bu ahvâlde bodyguardlar kendisini tartaklayarak koltuğundan kaldıramayacaklarına göre, herkes çekip gitse dahi /ki, gitmezlerdi/ söyleyeceklerini 20 dakikayı doldurarak söylerdi ve hiç şüpheniz olmasın, bütün dünyanın takdirini toplardı.

Aynı tepkiyi bizi göz göre göre bölen, Kıbrıs'ı elimizden alan AB'ye, askerlerimizin başına çuval geçiren ABG'ye, ordumuza silâh çeken Barzani'ye ve bu ülkeye maddî manevî silâh çeken herkese karşı göstereceği teminatını bize hissettirirdi.

Ne ettiğini farkına varıp da daha toplantıdan çıkarken çark edip "sözlerim Yahudiler'e ve İsrail'e değildi, ben anti-semitizme karşıyım" diye çifte açmaz yollamazdı. Çünkü "bu sözleri tek başına orada oturan 80 küsur yaşındaki adama mı söyledin be adam" diyeceklerini bilirdi. Üstelik Devletlû'nun helikopteri de, uçağı da, dönüşte kendisini sloganlarla karşılayacak güruhları da, on binlerce pankart ve bayrak da çoktan hazırdı. Gâzi böyle ucuz tezgâhlar tertiplemezdi.

Gâzi, ucuz politika için memleketinin orta ve uzun vâdedeki menfaatlerini asla toprağa gömmezdi.

Gâzi, Ortadoğu İslâm ülkelerinin başkanı veya lideri olma safsatalarının peşinden koşmazdı.

Onun ideâli Türk'ü ve Türkiye'yi muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmaktı; çarşafa sokmak değil!

Hayatı bunun ispatıdır.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 01 Şubat 2009 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 24 Eylül 2017