Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

DİN HAKKINDAKİ SON GELİŞMELERLE İLGİLİ BİR YORUM

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3152 kez okundu
  • 2 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bu yazımı tamamen çalakalem klavyeye alıyorum.Son hücumlardan ve felâketlerden sonra (isim zikretmeyeceğim) hemen herkeste “İslâm bu değil” tepkisi başladı. Gerek bizimki, gerekse diğer bütün İbrahimî dinlerde ve inanç sistemlerinde, müçtehitlerin tefsirlerinde, hiç tereddütsüz bir şekilde, diğerlerini “ötekileştirmek” ve kutsal addedilen değerler uğruna diğerlerini ortadan kaldırmak vaatleri vardır ve hepsinde de bir Son Nihâî Savaş (Armageddon veya her ne ise) mesajı verilir.

Din isimli, tamamen insan yapısı olan müessesenin bundan arınmış olanları arasında belki de “İlkel” dediklerimiz yer alır ve bunlar arasında da "Animizm, Animalizm, Totemizm” gibiler var.

Bushman denen küçük adalar ki, bunlar insanın ilk doğduğu yerde yaşamaktalar.

***

Aklıma hemen Nedim Zenbilci, Ayhan Songar ve eski günler geldi.

Ben asistandım ve "eğiticilerin eğitimi toplantılarına katılırdık"

Çok sevdiğim bir Coca Cola şakası olan filim vardır: "Tanrılar Çıldırmış Olmalı" diye...

Bunu okumalarını sıklıkla da hastalarıma, yakınlarıma okumalarını salık veririm.

Konu basittir, küçük siyah adam yâni Afrikalı, en hakiki Öz Atamız, tepesine düşen Cola kutusunun peşine düşer ve hiciv dolu sahnelerde, onun dünyanın uçaktan düşen bu şeyin "kutsal" olduğuna inanarak, başlar peşinden koşuşturmaya. 


Bunlar hâlâ şu yaşlı mavi dünyamızın Doğu denen kısımlarında hükümlerini sürdürmekteler...

Şaşkına dönen Afrikalı bir yere, bir de semâya bakar ve "tanrılar çıldırmış olmalı" diye düşünür.

İlkellikle suçlanan bu kişiler belki de en güzel dine sâhiptir çünkü, tanrıları bir adet Cola kutusudur sâdece!

Tabii, buna bir anlam veremez ve onu mabut olarak idrak eder (algılar) yeni Türkçesiyle...

Zavallı Küçük Siyah Adam tamamen büyüsel düşünmekte ve dünyayı da öyle görmektedir.

Başlar peşinden koşmaya...

Yukarıdaki uçan cismi, pek muhtemelen, bir UFO zanneder, Cola tenekesini de bir "tâltif" yâni hediye...

Aslında Sömürgeciliğin bir simgesidir bu  ve onu tanrı sanır ve bilmeden ABD'nin tepesine attığı bir semboldür. Ah tabii, bu âlemi de, yâni havsalası da dümdüz, tekerlek gibi şey olarak çalışmaktadır.

Hâlbuki, tapınması istenen, ikisinin de sermaye ortakları aynı olan iki büyük Kapitalist gruptur: Cola'lar...

Bunlara Ülker Cola gibiler de eklendi son senelerde.


Artık öyle bir döneme girmekteyiz ki, Facebook hâttâ twitter dahi tehlikeli.

Herkes gölgesinden endişe eder olmakta!

Bushman için her şey canlı, kutsal de değerli hâttâ kıymetlidir.

Avının her bir zerresine saygı gösterir ve onu sâdece avlamak amacıyla öldürdüğü için de özür diler.

Çünkü o hayvan aslında ölmemiş, ruhlara kavuşmuş, herkese mâl olmuştur.

Ama İslâm adına işlenen bu vahşetin amacı ne: Cihat

En azından ben öyle zannediyorum ve yorumsamaya da açık tabii ki...


Bunların kaynağı ne?

***

Şimdi öğrendik ki, Can Dostumuz ve Sevgili Aksel'in ve biricik Karısı Zeynep Siva bebasını kaybetmiş.

Hemen aradık ve her zamanki gibi dimdikti ama biraz da hüzünlüyü...

Keşke yapabilecek bir şeyler olsaydım ama ecele geldi m, teselli pek güç.

Onların öyküsü de pek güzeldir Cerrahpaşa'da tanışıp âşık olmuş, öyle de evlenmişlerdir.

Nasıl gideceğiz ki cenazeye?

O kadar sevilirler ki, etrafları onları Kardeş muhabbetiyle sevenlerle dolacaktır kuşkusuz

Zeynep benim de hekimim ve çak harbi, hasbi bir dotumdur.

Güneş Kızıltan Meral Kızıltan, Naci Karaağaç ne güzel bir ekiptik.

Aksel de hep ona büyük bir aşkla bağlı kalmıştır. 

İkisi de çok iyi ve dost hocalar, hepsinden önemlisi, insandırlar...

Acaba neredeler? 

Aksel'in ona olan sadakati ve muhabbeti farklıdır. Şimdi bir evde beş başlarına kaldılar herhâlde...

Neslim de konuştu ama bilemezdik ki...

Herkes ölebiliyor. Bunun bir sonu yok ki!

Bir de derlerki "hiç bir şey ölmez, her şey yaşar" diye!

Acaba nerede toprağa verecekler merhumu, yetişebilecek miyiz...

Câmide mi, Kilisede mi yoksa Havrada mı? Ne fark edecek?

Beraber hemen hemen bütün Anadolu'da eğitimler vermiştik.

Tâ yurdun ücra köşelerine uçlarına kadar gitmiştik.


Cihan da yakın dosum ve çok iyi bir Fizik Tedavi uzmanıdır.

Sanırım o da Çapa kökenlidir ve çık gırgır bir adamdır...

Şimdi okunacak bir Ezân-ı Muhammedi, acaba kim velî kim deli kim O'na ulaşmış...

Belli mi?

Yarın tekrar görüşürüz...

Bu arada, Psikanaliz Yanılgısı da yayımlandı, Alter Yayıncılık, Ankara....

Şimdi en büyük ibadete devam: POLİMED'e gitmek! 

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - Hüzünlü bir Gece

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 17.05.2015

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Baysungurozan Pazartesi, 19 Ocak 2015

    Barış ve esenlik uçtu gitti...

    Sevgili hocam, ismi esenlik, kurtuluş anlamına gelen, tarihin akışını değiştirmiş bir dinin ve onun Peygamberinin bu günler de yaşanan muazzam kaos da bir kan ve vahşilik bayrağı yapılması ne kadar hazin ve rahatsız edici bir durum.Allah'a inanan insanlar bile İslam denilince korkar, dinden soğur olacak bu gidişle...

    Tam bir çıldırmışlık hakim oldu, bu durumun oluşmasında son 14 yıl da ki barbarca Amerikan işgalleri ve yapıp ettikleri var, bu Işid denilen yapı ikinci körfez harbi ile ortaya çıktı, Ebu Gurayb ve Felluce rezaletleri ile daha da büyüdü, Suriye olayları ile de çığırından çıktı...Bunların kim ve ne oldukları esasta belli, çekirdeği Saddam'ın Cumhuriyet Muhafızları, bu yapıya ikinci harp zamanından beri bütün sünni cihadcı örgütlerden akın akın katılımlar oldu ve olmakta, dünyanın her yerinden adam var bu yapı da...

    İşin için de ki istihbaratçılar nümayişini de unutmayalım...Tam bir kaos kuyusuna düştük,fakât şunu da söylemeden olmuyor, bugün yaşanan islam anlayışı ve müslüman dünyasının şimdi ki durumundan klasik islam fıkhı ve yorumları sebebdir...Bu fıkıh şiddet üreten ve onu kutsaysn bir fıkıhtır...İslam'ın klasik anlayıştan ve fetva mâkamı musallatından kurtulması lazım, bu iş çok zordur, bu zihniyetle daha çok belaya ve emperyalizm elinden zillete düşülür.. Allah yardımcımız olsun bu iş zordur hocam...

    Zor zamanlardayız ama ümitsiz değilim, saygı ve sevgilerimle, esenlikler diliyorum...

    MKD: Maalesef Sayın BSÖ

  • Misafir
    ben de gittim bir geyiğin avına ah aman amman Perşembe, 29 Ocak 2015

    ben sizi dinledim

    tanımadığım kişi, tesadüfen yazılarınıza ulaştım ve ilgiyle okudum. yeni ben sizi dinledim. pekçok şey de öğrendim. bilgilerinizi paylaştığınız için teşekkürler. herşey bitip akşam olunca anlıyorum ki inanç konusu bir yoldur. samimi duygularla yürümek gerekir. karşımıza çıkan bilgileri içmek bazen çeşnicibaşı gibi riskler almak ,sonra bu sis içinde aldatılmışlıklarımızı ayıklaya ayıklaya düşe kalka yürümek. Turan Dursunlar ilhan Arseller materyalistler darvinistler yaratılışcılar ve daha neler neler.. Yürürüz. Sonra ben birşey farkettim. Bu yollardan 90 - 100 yıl kadar önce yürümüş bir yörük çocuğu. Çöze çöze gelmiş dayanmış hak kapısına. Sonra dalmış içeriye. Adı Mustafa Kemal. Dedim ya samimi duygularla yürümek gerek diye. O yüzden yörük çocuğu başarmış bunu. 2-3 maske üstüste takan nasıl yürüsün ki bu yolda? Evet insan mecburiyetten maske takabilir bir dönem. Mesela kafasına kılınç dayanmışsa haklı olarak din bile değiştirir insan. Ama 1000 yıl bu maskeyle dolaşmak ve maskenin imtiyazıyla emeksiz zengin olmak ,artık ruhunu bozar insanın. Bukalemunlar nasıl yürüsün ki bu yolda. Mesele din değil. Mesele soy değil. Mesele ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol. Samimi ol ki Tanrı seni bassın bağrına.

    MKD: Doğru olabilir....

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cuma, 20 Ekim 2017