Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

DOĞMAMIŞ BEBEĞE MEKTUPLAR

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2302 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Yavrum,

Elbet bir gün doğacaksın ve ilk nefesini alacaksın.

Annenden ve babandan gelen yumurtalar senin istikbâlini oluşturacak bir şekilde buluşacak.

Sanma ki onlar gökten zembille gelecek, mutlaka bir yerden temin edilmiştir.

Karma inancına göre her bir şey önceden belirlenmiştir ama kaderini büyük ölçüde kendin tayin edeceksin.

İki yumurtadan biri illâki erkek veya dişi olacaktır; tabii ki bilinmeyen bir donörden de alınmış olabilir veya sen onları hiç tanımamış olabilirsin.

Öncelikle bunlar döllenecek ve büyümeye başlayacaksın.

Bu dönemdeyken canlı mı yoksa cansız mı olduğunu sorgulama çünkü ta en baştan beri hayatiyetini koruyacaksın.

Önce rahmin içerisinde gelişecek ve büyüyeceksin.

Orası senin en güvenli limanın olacak.

Sevmeyi, sevilmeyi ve örselenmeyi ilk defa orada fark edip, yaşayacaksın.

Deniz suyu ile aynı kıvamdaki bu doğal ortamda kendini büyük bir huzur içinde bulacaksın. Annenin kanından gelen kanla besleneceksin ama eğer ikizseniz veya daha fazlası, belki de birbirlerinizi tekmeleyecek ve rekabet edeceksiniz.

O zaman henüz idrak yoktur ama algılayacaksın ki, tabiatta rekabet vardır...

Adalet bir noktaya kadar işler!

Epey sıkıntılı günler yaşayacaksın. İçinde bulunduğun orta seni o derecede mutlu edecek ki, aklında hiçbir kötülük veya suiniyet yer alamayacak.

Anne tarafından gelen ve babadan alınan yâhut bir tüpte buluşan bu şeyler zâten en baştan canlı olacak ve o zamandan itibaren fark edeceksin ki, neyin nereden geldiğinin bir ehemmiyeti kalmayacak. 

Evrenin basit bir parçası olduğunu fark edeceksin.

O dönemlerdeki huzuru hep arayacaksın ve derinlerde bir yerde, aslında canlı olduğunu fark edeceksin.

Bu huzurlu ortamda yüzecek, parmağını emecek ve daha altıncı aydan itibâren bir şeyleri görüp işitmeye, annenin kalbini dinleyerek huzur duymaya başlayacaksın.

Minnacık parmaklarınla ortamı anlamaya gayret edeceksin. Ne bir etnik ne de millî grubun üyesi olduğunu, sâdece insan olduğun için orada bulunduğunu azıcık da olsa fark etmeye başlayacaksın.

O kadar mutlu, sâkin ve keyifli bir ortamda bulunacaksın ki, asla oradan çıkmak istemeyeceksin.

Ebeveynin yeterince şuurluysa, çoktan seninle konuşuyor ve adam yerine koyuyor olacak. Rahman ve rahim olanın sana sağladığı bu ortamda, ilk mensubiyet ve âidiyet nüvelerini yakalayacak, onlara sarılacaksın.


Belki Mozart, belki Sufi musikisi, belki de annenin ninnileri...

Hepsi senin huzurun ve tekâmülün için hazır ve nâzır olacak.

Eğer ebeveynin kavgacı ve gergin tiplerse, bunların hepsi senin derin beyin yapılarında kodlanacak ve onları bir şekilde hep hatırlayacaksın.

Ne olursa olsun, sevmeyi ve sevilmeyi ilk defa oradayken öğreneceksin. Annene ve kısmen de babana  öylesine derin şekilde bağlanacaksın ki, bunun izlerini silecek bir hastalığa yakalanmazlarsa, yâhut öyle bir maraza seni bulmazsa, çok güzel bir kız yâhut oğlan olmak üzere büyüyüp gelişeceksin. 

Tabii ki birtakım kromozom anomalileri senin bahtını olumlu veya olumsuz yönde etkileyecektir; belki ne erkek ne de kadın olacak, arada derede  kalacaksın.

Gene de bıkmadan, Karma'yı bir tarafa bırakıp, kaderini kendin inşa etmek için çok çalışacaksın çok...

Senin doğacağın zamanlarda televizyonlar artık beş boyutlu ve belki de transparan olacak, holografik mekanizmalarla her yerde, her zaman var ve mevcut olduğunu, koskoca varlık âlemindeki basit bir çipten ibâret olduğunu fark edeceksin.

Her şey sana şaka gibi gelecek ve buradaki huzuru hep özleyeceksin.

Birtakım kaynaklarda -ki çoğu dinîdir, senin ancak ilk üç aydan sonra cana kavuştuğunun yazıldığını göreceksin.

Aslında bunlar pratik tedbirlerdir, hepsi de aslında kendilerini düşünen muhitindeki insanların, ruhların, uzaylıların veya cinlerin (ne bileyim) icatlarıdır.

Ne zaman ki içinde bulunduğun ortamı tek etme vakti gelecek, bu da ortalama dokuz aydır, o korunaklı ve sıcacık ortamı terk edeceksin.

Normâl vajinal yolla doğacaksan eğer, seni üç seyahat bekleyecek: Eğilip bükülerek, ıstırap çekerek, gerginlik ve endişe hissederek ilk nefesini alacaksın.

Mutlaka ki ağlayacaksın, bu tabiî bir reflekstir. Eğer doktorun hekim olabilmişse, popona şaplak ile vurmadan ananın memesine yaslayacaktır seni. Belki de tuzlu suda, bir ihtimâlle de köyde, mezrada, tarlada eşinden ayrılacaksın...

İlk sütü emerken çaba harcamayacaksın çünkü içindeki program sana yol gösterir.

Diyelim ki bir câni seni câmi avlusuna veya havraya.... bırakmış olsun.

Annen orospu, baban kaatil veya sülâlen pek varlıklı olsun.

Evin bir gecekondu mahâllesinde yâhut en cafcaflı şehir merkezinde bulunsun...

Hiç fark etmeyecek ve ilk soluğunu alabilmenin hazzını hep hatırlayacaksın ama heniz bunun farkında olmayacaksın.

Sevgi, saygı, bağlanma ve bilme, keşfetme dürtülerin seni en doğru hedefe yöneltecek. 


Kendini zorlama, gerilme ve endişelenme, elbetteki bu dünyaya ve âleme gözünü açacaksın.


Filozof olmaya başlayacaksın daha o zamanlarda...

Sakın, asla korkma!

Endişe et, kaygılan, üzül ama korkmamanı sana atan söyledi.

Fobiler zâten marazdır, onlar için psikiyatrik yardım al; bu utanılacak bir şey değildir.

Hep en iyi, en güzel, en mükemmel olmaya gayret et çünkü ancak o takdirde ağaca tıramanabilirsin.

Kıskançlık, haset, imrenme sâdece senin türüne özgü değil.

Bütün kâinatta var.

Hayâl ettiğin ve sağlıklı bağlılıklar kurabildiğin taktirde daha da tekâmül eder, fıtratını yâhut DNA kodlarını kırabilirsin.

Eğer ebeveynin aklı başında insanlarsa, senin göbek kanını saklasınlar çünkü tıbbiye de hep ilerliyor.

İleride en kötü hastalığa yakalansan dahi, seni o bir damla pıhtı kurtarabilir.

Diyorlar ki artık hayat 250 sene olacakmış.

Çok sıkılacaksındır, çok.

Aman boş durma, somurtma veya asalaklık etme.

Zâten rahimdeyken yeterince yaptın bunu.

Hep çalış, kendini aş...

100 yaşına bile geldiysen, en azından yeni bir lisan öğren.

Hiçbir şeye kolayca inanma. 

En büyük kötülükler, sana en fazla gülümseyerek yaklaşandan gelecektir.

Yıkılma!

En büyük iyilik ise henüz yapılmamıştır...

Bekle, gelip bulacaktır seni.

Sabırlı ol ve sıhhatine dikkat et!

Kimse cılız, hastalıklı, şişko veya zaaflarını açık edenleri sevmez. Terk eder gider.

Dikkatli ve uyanık ol.

Ne kadar inançsız olsan da, bu âlemin bir zerresinden ibâretsin. Bunu unutma.

Kimse kazık çakamamıştır ve illâki üzerine toprak dökülecek, cesedin yakılacak veya ilk yağmurla beraber tabiata geri dönecektir.

Eğer ölümsüzlüğü düşlüyorsan, mümkün olduğu kadar diğerkâm ol, karşılıksız ver.

Aramayanları sen ara.

Ama sakın kimselere yalvarma.

Gene konuşuruz, şimdilik hoşça kal...

Unutma ki, doğduğunda bütün bebekler aynı lisanı konuşur.

Öpüyorum seni yavrum...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - Şimdiki Zor Zamanlar - 02.07.2014

0
Etiketler: bağlanma bebek evrim sevgi
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017