Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

DOĞRU ŞEYLERİ ISRARLA HATALI ANLATAN BİR MÜTEFEKKİRE: BANU AVAR!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3430 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

Sayın Banu Avar bakın neler yazmış (Türkçe ve imlâ hatalarını mümkün olduğunca tashih ettim) (http://www.ilk-kursun.com/2010/09/banu-avar-yazdi-bir-yildan-daha-az-bir-zamanda%E2%80%A6/):

BANU AVAR Yazdı: Bir Yıldan Daha Az Bir Zamanda… 25 Eylül 2010

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 24 Eylül’de New York’da CFR (Dış İlişkiler Konseyi) adlı örgütün yuvarlak masasındaydı. Ve bu gizli, masonik, ‘dünyâyı işgâl’ amacı güden Siyonist oluşumun toplantılarına 3. kez katıldı.

1997’de katıldığı toplantıda CFR’nin konusu Refah Partisi idi. Bu toplantı sonrası Refah Partisi içinden AKP doğacaktı.

Nisan 2001‘de Abdullah Gül yine masonik / Siyonist örgütün masasındaydı. Bu toplantıdan sonra AKP iktidara çıkacaktı.

 

***

AKP sahneye çıkmadan önce yollardaki taşlar CHP ve MHP’ye temizletilecek, bunun için özel bir görevli Kemal Derviş Türkiye’ye gönderilecekti.

Ve 9 yıl sonra Abdullah Gül, Türkiye’nin ‘tarihî virajında’ yine CFR (Council on Foreign Relations) Dış İlişkiler Konseyi masasına oturdu. Görüşmeler GİZLİ olduğu için, toplantı konusu hakkında Türk milletine bir açıklama yapılmadı.

CFR de ne?

Emperyalizm soyut bir kavram. Emperyalizmin eli kolu kafası yok. Görülebilir değil. Görülenler, CFR, Bilderberg, Trileteral mensupları. Küresel şirketlerin ağababaları, CIA’nın başındakiler, NATO’nun Rassmussen’i, BM’nin Ban Ki Moon’u, İMF’nin Strauss-Kahn’ı, Brooking Enstitüsünün Kemal Derviş’i, psikopolitikin Vamık Volkan’ı, dünyâyı parçalama uzmanı, Martti Ahtisaari, AB Başkanı Rompuy ve bunların ülke içindeki uzantıları…

Dünyâya yön veren gizli örgütlerin en tepesinde CFR var. Yâni Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations.)Küresel Memurlar’ başlıklı yazımda yazmıştım:

Bu gizli örgüt, ilk paylaşım savaşı sonrası örgütlendi. Dev şirketlerin sâhipleri ve dünyânın en büyük kan emicileri çekirdek bir yapılanmada birleşti. Başkanı, Avrupa’nın en zengini Lord Rothshields’di. En büyük patlayıcı yapan fabrikalar, tüm savaş oyuncakları bu âilenindi.

Hedefleri tarih boyu diğer istilâcılarınki gibiydi: Dünyâya ‘Yeni bir düzen’ kurmak, bunun için ulusal devletleri ‘bölüp parçalamak!

1927′de Amerika’nın en zengin adamı Rockefeller de onlara katıldı… Dünyâyı bir ağ gibi saracaklardı. Nato ve BM genel sekreterleri de, IMF, Dünyâ Bankası başkanları da, AB yönetimi de, bâzı devlet ve hükûmet başkanları da bu gizli örgüt tarafından ‘atanmaktaydı’.

CFR yâni Dış İlişkiler konseyi, Bilderberg ve Trilateral adlı bu gizli örgütlerin mottosu: ‘Herşey tek dünyâ devleti için!’dir… Bunun tercümesi, ‘Her şey çok uluslu şirketlerin çıkarı için’dir.

Örgüt’ün onursal başkanı olan David Rockefeller hedefi şöyle açıklamıştır:

Dünyada 200 civarında olan devlet sayısı yakın gelecekte 1000’e çıkacaktır. Dünyada ulusal devletlerin modası geçmiştir… Gelecekte devletler, finans sektörü tarafından idare edildiğinde dünyaya barış ve huzur gelecektir’…

Demek ki küresel çetenin bekası için, ulusal devletlerin tasfiyesi gerekiyor. Küçük olanı yutmak daha kolay. Bu nedenle ulusal devletler önce şehir devletçiklere bölünecek sonra enerji ve madenler, su kaynakları ele geçirilecek. Plânın özeti bu.

Plânın hayata geçmesi, CFR’ye sadık devşirilmiş ‘siyasîler’e bağlı…

‘AKP’nin tüzük ve programında CFR imzası var.’

AKP bir CFR projesiydi. Amerikan gizli devletinin bir ürünüydü. Arslan Bulut ‘Küresel haçlı seferi’ adlı eserinde yazıyor:

‘New York’tan gönderilen memorandumda belirtilen Türkiye’nin şehir devletlerine ayrılması plânı, AKP Program ve Tüzüğü’ne hemen hemen aynı ifâdelerle’ geçirilmişti. 2001 yılında bu hükûmeti kuracak olanlara New York’tan gönderilen memorandumda ‘Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve millî hükûmetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır’ deniyordu.

AKP kuruldu. Program ve tüzük CFR ‘tavsiyesine’ uygundu. Ve 9 yıl sonra gelinen noktada Türkiye yerel yönetimlere ‘geçiş’ konusunda büyük adımlar attı. (Meraklısı Küresel Haçlı Seferinde CFR Memorandum’unun Türkçe ve İngilizce’sine bir göz atsın. AKP program ve tüzüğüyle karşılaştırsın).

Bu adımlar atılırken, küresel çete, başından beri olduğu gibi, sâdece AKP ile iştigâl etmedi. CHP, MHP ve SP içindeki ‘özel’ kişilikleri de yönlendirdi. Ekonomik, siyasî, sosyal ve kültürel operasyonları ELİTLER eliyle yönetti. BASIN YAYIN ve ÜNİVERSİTELER’de darbeler yaptı.

Bunlara muhalefet edecek olanları Kanada’da beslenen hahamların ve benzerlerinin ‘iddialarıyla’ hapise tıkdırdı. TSK’yı önce NATO’yla zehirledi, ardından diğer CFR uzantılarıyla sızma operasyonuna tâbi tuttu.

CFR’ce kurdurulan platformlarda, mesela Global İlişkiler adlı platformda, TSK’nın üst düzey mensuplarından, işadamlarına, siyasîlere ve akademisyenlere kadar uzanan ‘seçilmiş elitler’ yer aldı. Bu şeytanî plâna uzak kalanlar, sahnenin de dışında kaldı. Sahne ışıkları altında olanların hepsi, ‘tek dünyâ’cı Rothshield/Rockefeller câmiâsının, periferisinde (MKD: periferinde olacak) olanlardı.

‘Her şey Ankara’dan çözülemez!’

Şimdi ‘YEPYENİ’ bir anayasa yolda! CFR federasyon anayasası istiyor! Vazgeçilmezi ‘başkanlık sistemi’. Başbakan bu konuyla referandum ertesini açtı. Sonra birden konuyu kapattı. CFR memurları, ‘henüz erken’ ikazı yapmıştı.

Daha yavaş ve dikkatli’ adımlar atılacaktı.

Cumhurbaşkanı Gül, son CFR toplantısından sonra mesajı verdi: ‘Her şey Ankara’dan yönetilemez!’di.

CFR memorandumuna uygun olarak önümüzdeki 1 yıl içinde ‘YERELLEŞME /EYÂLET SİSTEMİ’ yâni Rockefeller /RothshieldsTek Dünyâcı’ örgütünün nihâî hedefi, fısıltılardan konuşmalara, derken yeni anayasaya geçecek ve gümbür gümbür gelecekti.

Türkiye Eyalet sistemine taşınırken, küreselcilerin en önemli iki aygıtının, Türkiye’yi mekân seçtiğini de açıkladı. Küresel sermayenin başkenti, New York, ilk kez yurtdışında bir ‘EYALET İRTİBAT BÜROSU’ açacaktı. İstanbul, ev sâhibi olacaktı. Doğu’dan sonra Türkiye’nin Batısı da olandan kat kat fazla nitelikli ajan kaynayacaktı.

Yine İstanbul, 2011’de UNPF (BİRLEŞMİŞ MİLLETLER NÜFUS FONU)na ev sahipliği yapacaktı. (Bu kurumun yakın coğrafyada özellikle Balkanlar’daki nüfus manipülasyonu faaliyetleri incelenmeye değer.)

CFR, gizli ve açık örgütleriyle üzerinde çalıştığı, ‘İstanbul merkezli yakın Doğu federasyonu’ ve Diyarbakır merkezli Ortadoğu federasyonu’ vizyonunda adım adım ilerliyor…

CIA istasyon şefi Paul Henze’ninTürk halkına sabah akşam ‘federasyondan’ bahsedilmeli, kulakları bu duruma alıştırılmalıdır!’ sözüne uygun olarak televizyon ve gazeteler marifetiyle, ‘federasyon’ ‘yerelleşme’ halk arasında ‘normalleştiriliyor’.

Ve medya ‘SayınAPO’nun siyasî bir aktör oluşunu beyinlere çakacak. Bundan sonra her gün her haber bülteninde karşınıza APO ve federasyon söylemi çıkacak.

Birkaç ay sonra, 2011’de Türkiye daha sıkışık bir gündemle yaşayacaktır. ‘Zaman daralıyor’

Emperyalizmin Türkiye ve bölge plânları, bir kukla devletçik ön görüyor. PKK ve siyasî kolu BDP, Barzanî ile birlikte CIA ve diğer istihbarat birimleri eşliğinde adım adım ilerliyorlar.

Bunlar ‘boş laf’ olarak niteleyenler, son birkaç günün ‘görüşmelerini özetleyen haberleri alıp duvara yapıştırsınlar!

24 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde Fatih Erboz haberi:

 *Adalet ve İçişleri bakanlıkları ile MİT, Genelkurmay Başkanlığı’ndan isimler, Öcalan’la görüşüyor.

 *AKP, BDP’yle görüşüyor. BDP, APO’yla görüşüyor.

 *PKK, ‘Türkiye ortak düşman!’ şiârıyla İsrail ve Ermenistan’la görüşüyor.

 *MİT müsteşarı Hakan Fidan ABG’de CIA ile görüşüyor.

 *CIA Direktörü Panetta, Fidan’la görüşme öncesi gizlice İsrail’e giderek MOSSAD Başkanı Dagan’la görüşüyor.

 *Bağdat Büyükelçisi Murat Özçelik, Barzanî’yle görüşüyor.

 *PKK uzantısı STK’lar Barzanî’yle görüşüyor.

 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül New York’da CFR ile görüşüyor.

 Muhalefet lideri Kılıçdaroğlu, Avrupa’da ECFR* üyeleriyle görüşüyor.

 Halkla kim görüşüyor? CIA uzmanları ve bağlı memurlar halkla en sıkı fıkı ilişki içinde olanlar…

 Bu araba devrilir!

 Onlar Türkiye’nin iki cepheli bir çatışma ortamına gireceğinden söz ediyor. Yâni buna hazırlık yapmaktalar. Henri Barkey, ‘Kürt -Türk ve dinci – lâik ekseninde çatışmalar’ bekliyor.

 Dünyâyı ele geçireceğiz!’ diyen küresel sermayenin komuta merkezi CFR emriyle, Türkiye hızlı bir virajdan geçiyor.

 Sözümüz odur ki, bu virajın sonunda bu araba devrilir. Enerji anlaşmaları, uyuşturucu işleri, krom ve bakır peşkeşleri, Türkiye, İran, Suriye, Irak’ın parçalı haritaları yollara serilir…

 Öncelikle, Güneydoğu’da yaşayan PKK ve uzantısı ağaların elinde târumar olmuş yöre halkı, bu baskı ve zûlme ‘yeter’ diyecektir. Ortak dertlerle kavrulan ülkenin her yanında mazlumlar da giderek seslerini yükseltecektir.

Bunu öngören yabancı istihbarat memurları, millî duruşu, Kürt Türk çatışmasında eritmek isteyeceklerdir.

Her unsuruyla Türk halkı, tüm partilerin içindeki vatansever güçler, bir araya gelecek, başımıza örülen çorabı delik deşik edecektir. Ve tüm bunlar 1 yıldan az bir zamanda gerçekleşecektir.

Bana gelen iletilerde sık sık kızgın bir tonda, ‘Çözüm ne onu söyle!’ diyen kardeşlerime sesleniyorum. ‘Çözüm hepimiziz! O muhteşem pratik zekâmızı kullanmazsak… ezilip gideriz! 

Banu Avar
İLK KURŞUN

***

Sayın Banu Avar, bu dönemde belki de Türkiye’nin dirlik ve düzenine en çok hizmet edebilecek Türk Masonluğu’nu ısrarla hasım olarak görmekte, dünyâdaki her şer kurumunun temelde masonik olduğunu artık hezeyanî bir şekilde empoze ederek, ortak düşmanlarımıza veya muhaliflerimize hedef olarak göstermektesiniz. 

 

Sizin mentorunuz (o kadarını diyeyim), hayatta tanıdığım en ciddi megalomanlardan biri olan Attilâ İlhan da öyleydi ama bâri hakkımızda “züppe monşerler” demekten öteye gitmezdi (kendi ne idiyse)!

Sırf bu mekânda dünyânın ABG (WASP + Siyonistler) + DDD  tarafından Armagedon Savaşı’na sürüklendiği kaç kere yazılmıştır! Sanıyorum masonluğunu hiç gizlemeyen tek akademisyenim. Size de kaç kere mesaj yolladım. Önceleri cevap verdiniz bir veya iki kere, sonra hezeyanınıza kapılıp irtibâtı kestiniz!

Ne ilginç ki, yazınızda Fethullah Gülen’den hiç bahsetmemişsiniz!

Çok anlamlı, değil mi? 

Bu makalenizdeki “masonik” lâfını kaldırın, ettiğiniz her lâfın altına imzamı atarım. 

Ama yeter yâhu!

Şu masonomaninizden, masonofobinizden kurtulun!

Yazık ve üstelik ayıp!

Hâttâ kuşkulanmaya başladım…

Bu yeni dönemde Atatürk ilke ve inkılâplarının en yılmaz müdâfii olan,

   yobaz ve rejim düşmanı dinbazlarca lokalleri saldırıya uğrayan bizlere

      bu kadar hücum ettiğinize göre, aslında siz bir “ajan provokatör” müsünüz?

         Bunların onda birini söyleyen herkes içeride de…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 25 Eylül 2010 Cumartesi

Güncelleme 03 Haziran 2013 Pazartesi: Genç ve gönlü vatan, millet sevgisiyle dolu olan bir dostum kendisiyle birkaç kere görüşmüş. Herkese bir kulp taktığı, kimseleri beğenmediği, “o bunak”, “bu aptal” filân diyerek işbirliğini nasıl reddettiğini anlattı. Nedense hiç şaşırmadım… Şu çok kritik günlerde dahi "ben, ben" ...

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 21 Şubat 2018