Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

DOĞUM SONRASI GÖRÜLEN PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3739 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Gebelik ve doğum önemli biyolojik değişikliklerin yaşandığı fizyolojik bir süreç olduğu kadar, önceki psiko-seksüel gelişim dönemlerine ilişkin bastırılmış ve çözülmemiş çatışmaların yeniden gündeme geldiği karmaşık bir psikolojik süreçtir. Evrimsel olarak bütün canlıların içinde olan üreme ve türünü devam ettirme dürtüsünün davranışsal tezahürüdür.

Doğum Sonu (Postpartum) Döneme Uyum ve Değerlendirme.

Postpartum periyod, aileye yeni bir üyenin katılmasından dolayı yeni bir düzenin kurulduğu bir dönemdir. Bebeğine, postpartum rahatsızlıklara, ailedeki yeni düzene ve vücut beden imajındaki değişikliklere intibak etmek zorunda olan anne için oldukça zordur bu dönem. Gebeliğin son aylarında ve doğum sırasındaki içe dönüklük dönemini takiben loğusanın dış dünyaya atılımı basamaklar hâlinde cereyan eder:

Doğumdan sonraki ilk birkaç gün anne pasif ve bağımlıdır. Daha çok eylem ve doğum olayı hakkında konuşur, alıcı konumdadır ve kendine dönüktür.

İkinci günden sonra anne postpartum sürece intibak etmeye başlar, bebeğine yönelmiştir ve anne daha ziyâde verici konumdadır.

Anne daha sonra loğusalığın ilk haftalarındaki daralmış yaşantısından yeniden duygusal çevre yaşantısına döner.

İşte bu sürecin herhangi bir aşamasında takılma tedavi gerektiren durumlara yol açar. Bu süreçten sonra annelik kimliğinin şekillendiği, annelik rolünün kazanıldığı bir dönem gelir.

Annelik kimliğinin şekillenmesi doğan her çocukla birlikte ortaya çıkar ve dört safhada gerçekleşir:

1) Gebelikte ortaya çıkan, geleceğe hazırlanma safhasındaki kadın anneliğe ilişkin rol modellerini izler. Özellikle kendi annesi nasıl bir annelik sorusunun cevabı için iyi bir örnektir.
2) Biçimsel safha, çocuğun doğumu ile başlar. Anne, rol modellerinin etkisi altında çevrenin kendisinden beklediği gibi davranmaya çalışır.
3) Biçimsellikten çıkılan safhada kadın anneliğe ilişkin kendi tercihlerini, yâni kendi annelik stilini geliştirmeye başlar.
4) Son safha olan kişisel safha da, annelik rolü kazanılmıştır. Bu safhaya ulaşan anne artık bir anne olarak rahattır ve bu konuda kendi fikirlerine ve davranışlarına sâhiptir.

Annelik rolünün tam olarak kazanılması doğumu takip eden 3/10 ay arasında gerçekleşir. Kadının sosyal desteği, yaşı, kişisel özellikleri, yeni doğanın mizacı ve âilenin sosyo-ekonomik ve kültürel durumu, maddî manevî destek ve köstek sistemleri annelik rolünü kazanmayı etkileyen faktörlerdir.

Doğumu izleyen dönemin kadınlarda psikiyatrik bozukluk riskinin arttığı bir dönem olduğu uzun zamandır bilinmektedir.

***

Doğum sonrası psikiyatrik bozukluklar üç ana bölümde incelenebilir: 1) doğum sonrası hüznü (maternity blues), 2) doğum sonrası depresyonu, 3) doğum sonrası psikozu.

DOĞUM SONRASI HÜZNÜ (Doğum Sonrası Karamsarlığı)

Doğum yapma, önemli hayat olaylarından biridir. Doğumu takiben, ilk bir haftada yeni duruma ve annelik rolüne adaptasyonla birlikte biyolojik, hormonal dengedeki âni değişiklikle ilgili ortaya çıkan, hafif huzursuzluk, yorgunluk uyumsuzluk, ağlama krizleri ile belirgin bir tablo şeklinde görülür.

Doğum sonrası dönemde depresif duygudurum oranının yüksekliği bilinmektedir. Depresif duygudurum, normâl sayılan bir hüzünlülük (baby blues / maternity blues) hâlinden renkli ve hızlı başlangıçlı psikotik depresyona kadar geniş bir dışavurum gösterir.

Doğum sonrası hüznüne yeni anne olan kadınların P-80'inde rastlanır ve doğumu takip eden ilk 2/10 gün zarfında oluşabilmektedir. Hafif düzeyde de olsa gerginlik, yorgunluk, çocuğunun veya kendisinin sağlığını konu edinen endişeler, ağlama, sıkıntı, dikkati odaklayamama ve uykuya dalmada sorun yâhut sık uyanma görülebilmektedir. Bu durum en yoğun olarak iki gün kadar yaşandıktan sonra, iki hafta kadar sonra düzelir. Belirtiler herhangi bir tedavi uygulanmadan, sosyal destek ve ilgiyle kendiliğinden geçer.

Doğum sonrası hüzünde risk faktörleri:

*Annenin kanında bulunan kortizol düzeyinin yüksek olması,
*Annenin ilk âdetinin yaşıtlarına göre daha küçük bir yaşta gerçekleşmesi,
* Annenin âdetlerinin yaşıtlarına göre daha kısa sürmesi,
* Annenin premenstrüel sendrom hikâyesinin bulunması.

Çevredekilerce yapılabilecekler:

Bu dönemde çevredekiler anneyi rahat ettirmeye çalışmalı, bebek bakımına yardım etmeli, anneye çocuğa çok iyi bakabileceği şeklinde destekleyici yaklaşımları olmalıdır. Eğer annenin rahat ve huzurlu, umutlu, güvenli olması sağlanamazsa, kişide daha ileri bir durum olarak doğum sonrası depresyonu oluşabilmektedir.

Doğum sonrası ilk günlerde gözlenen total plazma triptofanında beklenen normâl artışın gerçekleşemeyişi, gonodotropinler ve diğer hormon düzeylerinin hızla değişmesi, platelet MAO ve plazma cAMP düzey değişiklikleri, platelet adrenoreseptör alanlarının fazlalığı gibi etkenler postpartum hüzünle ilişkilidir.

Doğum sonrası hüznün, doğum öncesi disforinin devamı olduğu, bunda iki önemli risk etkeninin ilk kez gebe olma ile önceden beri premenstrüel sendrom öyküsü mevcudiyeti olduğu düşünülmektedir.

Genelde bu durumun normâl olarak değerlendirilmesi gerektiği, kişiye güven vermenin önemli olduğu vurgulanırsa da, aslında doğum sonrası hüznü duygudurum bozukluğu yelpazesi içindedir ve çok iyi takip gerektirir.

Doğum sorası hüzünde terapötik yaklaşım destekleyici çabaları içerir. Annelere progesteron vermenin doğum sonu hüzünlerini azaltmanın olanaklı olabileceği kesinlik kazanmamıştır.

POSTPARTUM DEPRESYON

Doğum yapan kadınlarda, doğumdan sonraki bir yıl içinde daha sık ortaya çıkabilir. Doğum yapan her 10 kadından birinde gelişen doğum sonrası depresyondur. 2 sene zarfında gelişirse gecikmeli tip denir.

Genellikle doğumdan sonraki 2-8. haftalar içinde başlar ve en az iki hafta en çok bir yıl kadar sürer. Tedavi görmeyen kadınlarda 3 ay ilâ 1 yıl arasında kendiliğinden düzelir.

Geriye yönelik epidemiyolojik taramalar ciddi ruhsal ve duygusal hastalıkların ortaya çıkması açısından, postpartum dönemini gebelik dönemine kıyasla 3/4 kez daha riskli olduğunu ortaya koymaktadır. Postpartum döneminin ilk 4 haftası bu açıdan en riskli dönem olmakta, ancak genellikle bu süre 6. aya kadar uzayabilmektedir.

Gebelik süresince evlilik gerilimi ve tatminsizliği, istenmeyen hayat olayları önemli etkenler olarak bildirilmiş, bilişsel yatkınlık ortaya konmuş, çocuk bakımına âit beklentilerin ise belirleyici olmadığı yazılmıştır. Ergenlik döneminin biyolojik-psikolojik stresleri bu çağdaki annelerde depresyon oranını, yetişkin annelerden yüksek kılmaktadır.

Doğum sonrası depresyonun sebepleri kesin olarak bilinmemektedir. Hızlı fizyolojik değişikliklerin rolü olabileceği düşünülmektedir, ancak hangi faktörlerin daha fazla sebep olduğu açık değildir.

Bununla birlikte bâzı risk faktörlerini taşıyan kadınlarda doğum sonrası depresyonun daha sık görüldüğü bilinmektedir:

    • Kadının veya eşinin işsizliği,
    • Sosyal desteğin yetersiz olması, evlilikle ilgili sorunlar, beklenmedik hayat olayları (ölüm, ayrılık vs.),
    • Plânlanmamış gebelikler,
    • Çok doğum yapmış olma,
    • Daha önceki gebeliklerde depresyon geçiriliş olması,
    • Anne sütü ile besle(ye)meme,
    • Kayıpla sonlanan gebelik ve doğum tecrübeleri,
    • Erken anne-bebek ayrılığı ve
    • Bebeğin bakımı ile ilgili duyulan kaygılardır.

Ayrıca çocuğun özürlü doğması veya bâzı geleneksel-kapalı toplum yâhut yörelerde çocuğun cinsiyetine yönelik beklenti ve değer yargılarının da depresyon gelişimi açısından önemli bir stres kaynağı olabileceğine ilişkin birçok klinik gözlem vardır. Ayrıca, bebeğin düşük doğum ağırlıklı olmasının, sezaryenle doğumunun, zor doğumun ve biberonla beslenmesinin yüksek depresyon oranları ile önemli ölçüde ilişkilidir. Evlilik dışı doğum, ölü doğum, âilede psikiyatrik hastalık öyküsü diğer risk etkenleridir.

Çocuk doğuran depresif kadınlarda erken gebelik döneminde de yüksek belirti düzeyi ve sosyal uyumsuzluk olur. Doğum sonu ruhsal sorun sergileyen annelerin bu hastalığa yakalanmaması neredeyse imkânsızdır.

0
Etiketler: depresyon
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 20 Kasım 2017