Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

DOKSAN SENENİN SEYİR DEFTERİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2550 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

SANTRA

Başlarda sâdece meşin yuvarlak vardı ve çamurla, suyla şişti mi de ne ayak bileği kalırdı, ne kafa. Hele dikiş yerine gelince, yarılırdı kafa.

Rahmetli Metin Oktay’ı perişan eden buydu; Muhammed Ali’yi de: Sarhoşken Dayak Yiyen Adam Sendromu!

Bizim TED Ankara Koleji’nde de, bizi favorilerimizden tutup havaya kaldırarak eğlenen psikopat Beyaz Gölge özentisi deveyi dövebileyim diye gidip Judo çalıştım kahverengi kuşağa kadar.

 

Mevleviler gibi minderde döndüm durdum elimi yere vurarak; az daha Yeniçeri olacaktım ama Yüzeysel Mermerci yoktu…

Müzmin gezgin olduğumuz için Adana’ya gittik.

Orada Şükrü Gençel diye birisinin dojosuna yazıldım ve Tae kwon do ile tanıştım. Gene huzur yoktu çünkü beni nakavt etmek isteyen çoktu. Hemen hepsi en alt tabakadan gelen ve adam dövmeyi isteyen çocuklardı ama küçücük boyuyla bütün kemikleri kıran bir tanesini asla unutamam; çok mert bir savaşçıydı, fellâhtı.

Zâten Şükrü Bey de benden aldığı fotokopilerle kalktı, akupunktürcü oldu, milleti dolandırdı. Sonra da salon battı. En büyük zevki bizi sıraya dizip midemize yumruk atarken “pam pam” demek ve nefesimizin kesilmesini seyretmekti. Koca göbeği ve kısacık bacakları, boru gibi içtiği sigarası ve kalın camlı gözlükleri başka şeye müsaade etmiyordu. Sopalara halatlar sarıp kanayıncaya kadar blok çalışırdı.

Oğlu Cem de da Ağır Sıklet Türkiye Şampiyonuydu ve hipnoza çok yatkındı. Bizi çok güldürürdü ama bir gece ısrar ede ede zorla kalkıp Ford Maverick marka arabamın direksiyonuna geçtiği gibi, gecenin bir yarısında park hâlindeki bir otobüse toslattı ve ânında da sırra kadem bastı!

Bir sıklet altımdaki Türkiye Şampiyonu bir tânesi illâki beni ringe çağırdı. Horoz gibi zıplayan kızıl saçlı bir çocuktu; küçümseyip etrafımda hoplayıp durdu; henüz kırmızı kemerliydim… Zıpladı, “gel gel” dedi. O zamanlar kask da yoktu, koruyucu yelek de.

Malûm, dönerek atılan patlatıcı tekmeyi yeyince suratı, üst çene kemiği darmadağın oldu.

Sâyesinde ikimizin de bu sporla bağlantısı koptu!

Kalktı, ne kadar benim flört ettiğim hemşire varsa, onların peşine düştü, serseri oldu.

Bir Cengiz vardı, pavyonda fedailik yaparken bu spor sâyesinde nefsine hâkim olmayı öğrenmişti ama o da tıpkı benim gibi çok çabuk yorulurdu. Akciğer kapasitesi yetersizdi.

En büyük ibretim nefsime hâkimiyetimi güçlendirmem ve özgüvenimi pekiştirmem oldu. Kulübümde siyah kuşağı aldım ama federasyon sınavlarına girmedim çünkü klâsik gitar çalan adamın kiremit kırmakla ne işi olurdu ki?

Sevgili Komşum Zeki de zâten 2. Dan’dan sonra bu işi bırakmış; elle mücevher yapan adam kendini motor sporlarıyla öldürmeye çalışıyor, o da bir deli hani…

En son olarak bir başka ağır ağabey bana ayar çekmeye kalktığında kendisine alt üst “tüit çagileri” vurmadan sallıyordum ki sağ baldırımdaki kocaman bir lif attı.

Kerem de o işi kapattı.

***

Tıbbiyeyi 3.5 sene geç bitirebildim demiştim çünkü Peder “gel burada oku, çok emniyetli” dedi ve Hacettepe’den kaydımı silip 1.5 saat torpille uzatılan kayıtlarda Çukurova’ya naklettirdim kendimi.

Bu sefer de en beter iç savaşın içine düştük!

Üçe bir hesapla hilâl bıyıklılar poslu olanları katlediyordu.

Hâlbuki ben Hakikati aramakla meşguldüm.

Taoizm, Şintoizm, Hinduizm, Budizm ve diğer disiplinlerin, felsefelerin yolcusuydum.

Tıpkı Genç Türkiye Cumhuriyeti gibi

Kararlı, imanlı ve istikrarlı!

Düşündüğümü söylerdim, başka ne yapılabilirdi ki?

Ama Mu’ya da, Atlantis’e de şerh koydum.

Deli olduğum ilân ve ilâm edildi alkolik ve sevgi dolu bir inşaat ustası tarafından…

***

HALFTIME

Her biri diğerinden önemli, değerli ve bilgili, konuyla çok ilgili yerli yabancı herkes frikikleri, ofsaytları yorumlamaktalar.

 

Terör uzmanları da çok mühim tavsiyeleriyle bizi gülmekten öldürüyorlar. 

 

Ben de ders vermiştim üçüncüsünde...

Meşin yuvarlakların yerini plastik bombalar almış.

Daha nokta atışlı, hâttâ daha can acıtıcı özellikteler; kavisli gidip falso alıyorlar.

Herkes öbürüne çamur atıp çirkeflik yapıyor.

Kızınca da elektroşoku basıyor.

Kan gövdeyi götürüyor ama memleketten kime ne?

Mühim olan cüzdan, yalakalık ve küfür

Herkes “öteki”, beki “beriki” kim?

Bizden” olan, kırmızıçizgisi, ar ve hayâ duymayan!

Strateji pek mühim, maçın kaderi ikinci yarıda belli olacak…

Bekleyen Adam Sendromu!

***

İKİNCİ YARI

Artık, hesaplar tükenmiş, hücuma geçilmiş her yönden.

Kramponlar dehşet saçıyor, dirsekler kırılıyor.

Sakatlanan nefer neredeyse ölecek ama gözleri hakemde mübârek!

Sarılar, kırmızılar havada uçuşuyor.

Daltonlar gene farkı idrak edemiyor.

Öğle vaktinde can pazarı başlamış, millet birbirine saldırıyor.

Çizgi hakemi dördüncüye, o ikinciye, diğeri de birinciye telsizle danışıyor.

Tabii bu arada bahisler basılıyor!

Son bombalar atılıyor, hakemler tartaklanıyor.

Herkes yay gibi geriliyor…

Tutulmuş Adam Sendromu.

***

UZATMALAR

Yorgunluk ama öfke ile yerinden fırlamış gözler.

9 metre 15 santim filânı kim dinler?

Zâten korkudan titreyen hakemlerin maça hâkimiyeti kalmıyor.

Ağzında düdük, elinde kronometre, gözleri skorboardda.

Bitse de dayak yemeden evime gitsem” diyor.

İyi ahlâklı, çelik iradeli çocuklar da ona bakıyor.

Top nerede, sahada kaç adeti dolaşıyor?

Kimsenin umurunda değil zâten…

Ve son düdük çalınıyor.

Herkes sahaya dalıyor.

Ortalık Mahşer Günü’nü andırıyor.

Uzman görüşleri ve röportajlar için sıra alınıyor.

Ardadan beberuhiler ekranda görünmek için el sallayıp burun karıştırıyor.

***

RÖVANŞ

İşte, zurnanın cart dediği noktadayız.

Bunun Tahkim Kurulu, FIFA’sı, UEFA’sı, Farfarası var.

Esas hesabın görüleceği,

Her şeyin yerini bulacağı röveşatalar var.

İşte,

O gün hidayette,

   bidayette,

       setrette,

     sefalette

    sefarette

  İlâhi ve ilâhî derbisi oynanacak.

GÜM!

Amok Koşucusu

***

Çözümün sırrı Şibumi'de.

Alıp okuyalım,

Göreceğiz...

Şey; ayıp olacak ama...

Büyük Britanya İmparatorluğu'nda, homolar bunu ispatlayacakmış:

[embed=videolink]

Ayıp be, Metan o!

***

Sevgili Mekâncılar,

Çok "boktan" bir aşırı nüktedanlık (wit) yaptığımın farkındayım.

Aslında bu işin çok hazin bir hikâyesi vardır.

9 yaşındayken babası tarafından ırzına geçilen bir er vardı; adını "Ayşe" koyduk.

Köçek, zenne diye fuhşa zorlanmıştı ve getirildiğinde anüsünden bel soğukluğu ve kan karışımı bir şeyler akıyordu.

Mecburen hayvan koysan yaşamaz diyebileceğimiz en alt kattaki tecrit odasında, diğerlerinden ayrı olarak hapsettik.

Zeki Yüzbaşı'nın penisiliniyle o düzeltildi.

Calimero rumuzlu Ümit Asteğmenadlî tıpçımızdı; o da ayrıntılı muayenesini yaptı.

Vahamete tahammül edebilmek için, peltek ve sevimli konuşmasıyla "abi, osuruk fizyolojisini hiç bu kadar yakından takip etmemiştim" diye biz güldürürdü.

Bize hayatını anlatırken ağladığımızı hatırlarım.

Hemen çürüğe ayırdık ve nasıl olduysa, bizim KOÇ onayladı.

Şimdi nerelerdedir, ne yapar bilmem ama pek muhtemelen çoktan ölmüş veya katledilmiştir.

O zamanlar bizi ayakta tutan tek şey mizahtı.

PKK fıkraları da anlatırdı:

"Bir grup PKK'lı tuzak kurmuşlar, TSK askerlerini vuracaklar. Ama bekle, bekle, gelmemişler bir türlü. Şefleri de söylenmeye başlamış:'Allah vere de yollarda başlarına bir şeyler gelmemiş olsun kurban" diye...

Biz, o zamanlarda, bebekler gibi şendik, 

Aman ne eğlendik, ne güldük!

 Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – Şimdiki Zamanlar 04 Kasım 2013 Pazartesi 

0
Etiketler: atatürk futbol pkk ted
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 20 Kasım 2017