Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

DOSTUMUZ ABD/ABG (AMERİKA BİRLEŞİK GÜÇLERİ)

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2268 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Aşağıdaki satırlar bana değil, vatanını ve milletini çok sevip tamamen dürüstçe çalıştığı için zamanında "gomonist damgasını yemiş bir kâmil üstâdıma âittir (şimdilerde ise bunları söyleyince "faşist" oluyorsunuz!):

ABD, 1. Dünyâ Savaşı'na resmen girmemiştir. Bunun için, savaş sonunda imzalanan barış anlaşmalarının da tarafı değildir. Lozan'ı tanıyıp tanımamasının da bu açıdan önemi yoktur zira resmen taraf değildir. Ancak bu demek değildir ki, ABD Osmanlı Devleti'nin Arabistan ve Güneydoğu eyâletleri ile ilgili değildir ve bu bölge üzerinde emelleri yoktur. ABD daha 1700'lü yıllarda Osmanlı Ülkesi'nde misyonerlik faâliyetleri yürütmeye başlamıştır. Bu faâliyet ağırlıklı olarak dine değil, kültüre yönelikti.

İstanbul'da, Kayseri'de, Tarsus'ta Amerikan Kolejleri açılmıştır. Kendi dili ve daha önemlisi kültürü ve Amerikan hayat tarzı bu kolejlerde öğrencilere aşılanmaktadır. Bu kolejlerin arasında sonradan ortadan kalktığı için, dikkatlerden kaçan bir tânesi vardır ki o çok enteresandır. Elazığ'ın Harput ilçesinde 1800'lü yıllarda açılmış bir Amerikan Koleji vardır. Kalıntıları hâlen terk edilmiş bulunan Eski Harput'tadır. Ben Ulaştırma Bakanlığı Teftiş Kurulu'nda görevli iken bu bölgeyi çok ziyâret ettim. Bu arada bu kasaba kalıntısındaki Amerikan Koleji'ni bir göreyim dedim. Kasaba, tamamen kerpiç yapılardan ibâret, uzun yıllar önce Yeni Harput kurulup terk edildiği için hepsi harâbe hâline gelmiş. Saysanız 30 hâneye ulaşmıyor. ABD'yi bu 1800'lü yıllarda bu kerpiç kasabaya çeken neydi acaba?

Osmanlı o sıralarda "Develi" gaz yakıyordu. Gazyağı 17 Lt'lik üzerinde deve kabartması olan tenekelerde satılıyordu. Ben bu tenekelerin ortalıkta dolaştığı döneme ulaştım. Artık ancak müzelerde görülebilir. Ama ABD o bölgede petrol olduğunu biliyordu. Zâten olmaması imkânsız, zira hududun güneyinde kazmayı vursan petrol fışkırıyor. O taraf dağların etekleri petrol yüzeye yakın, bizim şanssızlığımız bizim tarafta yüksek dağlar var petrol derinde kalıyor. Çıkartılması şimdilik rantabl değil ama, petrol tükenirken bırakın rantabl olmayı, altın değerine ulaşacak.

ABD büyük ve güçlü devletlerle başa çıkamaz. Siz bakmayın 2. Dünyâ Savaşı'nda Almanya'ya karşı savaşa girdiğinde, Nazi Almanyası ile çok yakın ilişkileri vardı. Hâttâ Hitler'le işbirliği yapmayı dahi düşünüyorlardı. Bu tavsiyeler de Başkan Kennedy'nin babası İngiltere Büyükelçisi Baba Kennedy tarafından yapılıyordu. ITT ile Alman ShaubbLorenz arasındaki ortaklık da o dönemde kurulmuştur. Ancak Churchill gibi çok kurnaz bir devlet adamını hesaba katmadılar. Amerikalı eşi Roosevelt'in eşinin çok yakın arkadaşı olan Churchill, ABD'yi Hitler Almanyası'nın yanında yer almaktan veya tarafsız kalmaktan vazgeçirerek, İngiltere ve müttefikleri yanında savaşa sokmuştur. Bunda Japonya'nın Pearl Harbour baskının da etkisi vardır. İngiliz istihbaratı bu baskını tahmin ettiği halde ABD'ye bildirmemiştir.

1. Dünyâ Savaşı'ndan sonra ABD Türk toprakları üzerinde Ermeniler'e Ermenistan ve Kürtler'e Kürdistan kurma sözü vermiştir. Yukarıdaki uzunca açıklamanın sebebi bu sözlerin amacını belirlemeye yöneliktir. ABD'nin dış politikaları, 200/300 yıllık periyodlara göre şekillendirilir. İdâreyi hangi parti alırsa alsın, bu hedefler değişmez. Zira Ulusal Güvenlik Ajansı bu politikaların uygulanmasını kontrol eder. Ulusal Güvenlik Ajansı da Çok Uluslu Büyük Amerikan Sermâyesi'nin emrindedir. Amerikan Demokrasisi de büyük sermâyenin istediği gibi şekillenir. Sıradan Amerikalı'dan Başkan olamaz. Ya zengin bir âileden gelmelidir, ya da zenginleri onların istediklerini yapacağı hususunda ikna edip, desteklerini almalıdır. Yoksa dâhi de olsa Başkan olamaz.

ABD'nin Kürdistan ve Ermenistan sevdâsı Ortadoğu'da kendisine bağımlı gariban iki devlet oluşturulması, bunlardan birisi ile Hazar Petrol havzasını, diğeri ile Irak-Arabistan petrol havzasını kontrol altında tutmaktır. Çünkü ABD politikaları dünyada herkesin ihtiyaç duyduğu malları kontrol altında tutmak böylece isteğini bu yolla empoze etmek amacına yöneliktir. Bu para olur, ilâç olur, gıda olur, enerji olur. Ne olursa olsun fark etmez! Bunlar ABD'li şirketlerin elinde olmalıdır. Dünya pazarlarına bakarsanız bu etkiyi net olarak görürsünüz. Kahveyi muzu kauçuğu üreten değil, ABD'li veya ABD'lilerin ortak olduğu şirketler dağıtır. Petrol tamamen onların elindedir. Son zamanlardaki eğilimi ise "enerjiye hükmeden, dünyaya hükmeder felsefesidir.

Bu sebeple Irak'a saldırmıştır. Çünkü savaştan evvel buradaki petrol kaynaklarını kontrol edemiyordu. Afganistan'ı işgalinin sebebi Hazar Havzası ile korkulu rûyası Çin'in arasına girmektir. Küçük Türk Cumhuriyetleri'ndeki Amerikan varlığı da aynı sebeple Rusya'nın Hazar havzasına yönelmesini önlemektir.

ABD Ortadoğu'da sâdece İran ve Türkiye ile başa çıkamaz. Hem nüfusları hem de bulundukları orta seviyeli kalkınma durumu ve askerlikteki geleneksel birikimleri dolayısıyla bu iki ülkeden çekinir. İran'ı İslâmlaştırarak Suudi modelini getirme hevesi ile bakıp beslediği ve Şah'ın yerine oturttuğu Humeyni'nin ihâneti sebebi ile tamamen farklı bir yöne dönerek ABD düşmanlığına dönüşmüştür. Türkiye'deki AKP denemesinin de kemikleşmiş Atatürk ilkeleri sebebiyle başarıya ulaşamayacağını tahmin etmektedir. Bunu başarması için Atatürk ilkelerine ilgisiz yeni bir nesil yetiştirmek gerekmektedir. Bu da, biz aklımızı başımıza almazsak yaklaşık 70 yıl alacaktır!

Bir de Asker faktörü vardır ki, o kesimdeki eğitimin Atatürk ilkelerine bağlılığını azaltabilmek için hiçbir plânı uygulamaya koyamamaktadır. Ayrıca Asker, her ne kadar son ikisi ABD isteklerini sağlamaya yönelik olarak yapılmışsa da, gerektiğinde iktidara el koyabilmektedir. Bunu ileride yapmayacağına dâir bir işâret de yoktur.

Bu durumda, Ortadoğu'da güçlü bir Türkiye ve İran yerine, bunlardan bölünmüş topraklar üzerinde kukla bir Ermenistan ve Kürdistan ABD için bulunmaz birer nimettir. Demirperde yıkıldıktan sonra Ermenistan kurulmuştur. ABD hapşırsa zatürree olacak şekilde doktoru ve ilâcı dahi oradan gelmek şartıyla, yoğun bakımda yaşatılmaktadır. Türkiye'nin Güney sınırlarının ötesinde de, Güney Kürdistan (Kuzeyi neresi?) kurulmuştur. O da ABD askerinin gölgesinde ve "Araplar bizi ne zaman parçalayacak endişesi ile yaşamaktadır.

Son olarak, ABD hiçbir zaman Türkiye'nin dostu ve müttefiki olmamıştır. İşine geldiği sürece devletimizi kullanmış kendi yandaşlarımı başımıza getirmiştir. Uluslar arası platformda en hayatî konuda da dahi bizi değil, karşıtlarımızı desteklemiştir. Türkiye'deki marjinal petrol, su, ve başta bor olmak üzere tabiî kaynaklarımız onun ilgi alanı içindedir. Onun dışında herhangi bir şey onları ilgilendirmez. Türkiye'nin güçlenmesini istemez. Atatürk ilkeleri ve ulusal devlet modelinin başta gelen düşmanlarıdır. Zira bunlar millet olma bilincini halka aşılamaktadır. Halk ümmet olmalıdır ki kolay sömürülsün!

Petrolün yerini alacak yakıt belirlenmiştir: Bor cevheri kullanılarak yapılan ve patlama tehlikesi ve depolama mecburiyeti olmadan hidrojen üreten bor pilleri. Bu mineral en fazla ABD'de ve Türkiye'de bulunmaktadır. Türkiye'deki rezerv ABD'nin yaklaşık 4 katıdır. ABD'nin enerjiye hâkim olma politikası değişmedikçe, Türkiye ya ABD sömürgesi olmayı kabûl edecek, ya da ABD ile er veya geç savaşacaktır. Kaçınılmaz son budur. Hangisini tercih edeceğimiz, o dönemdeki nesillere kalmıştır. Ülkesini seven bağımsızlık âşığı nesiller yetiştirebilirsek, Ortadoğu'nun en zengin en gelişmiş ülkesi oluruz. Aksi takdirde ABD tarafından sömürülen, Atatürk'e yakışmayan bir zavallı cumhuriyet hâline geliriz.

Türkiye, yaklaşık 40 yıla terörü önlemek için harcadığı kaynağı iş gücünü ve yetişmiş nüfusu üretime kaydırabilse idi, ne AB ne de ABD'nin ağzının içine bakan zavallı bir devlet hâline gelir, aksine, bölgenin lideri olurdu. Bu sebeple her ne pahasına olursa olsun, tek bir karış vatan toprağı feda edilmeden terör sona erdirilmelidir. Bu yapılırken, onlara destek çıkan ABD ve silâh satıp kaynak sağlayan AB taleplerine hiç itibâr edilmemelidir.

Her iki yöne de maddî borçlarımız var. Çok üzerimize gelirlerse "senden sağladığım kaynakları senin beslediğin teröristleri yok etmek için kullanıyorum. Sana da borç filân ödemiyorum" diyerek dünyâya ilân etmeli, borç ödemesine son vermelidir. Bunlar ancak menfaâtlerine dokunulunca Türkiye'den ellerini çekerler. Bu iş başka türlü herhâlde çözülemeyecek radikal tedbirler almak lâzım.

Ama başka bir Atatürk yok ki!>>

Sevgili üstâdımın sözlerine eklenecek bir şey bulamıyorum.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 03 Kasım 2007 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 12 Aralık 2017