Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

DTP, TÜRKÇE YANLIŞINI DÜZELTMİŞ!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2278 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

DTP'li kardeşlerimizden Ahmet Türk ve Mehmet Nezir Karabaş "bildiğiniz yabancı diller hânesine "Türkçe yazmışlar ve bu durum partide krize yol açmış. Mini zirve(?) toplayan parti yönetimi de "kerhen yapılan yanlışlığın düzeltilmesi kararını almış, Muş Milletvekili Sırrı Sakık da başvuru formlarını düzeltmiş. Göbek atarak milletçe seviniyoruz ne kadar iyi niyetli olduklarına bakarak! Kerh Arapça'dan lisanımıza girmiş olan gelme bir kelime. İğrenme, nefret etme anlamına geliyor. İkrah, istikrah, kerahat, kerh, mekruh da aynı kökten. Kerhen de iğrenerek, nefret ederek demek.

Yâni bu milletvekilleri iğrenerek, nefret ederek yabancı dil bölümüne Türkçe yazmışlar, şimdi de düzeltiyorlar! Herhâlde "düzelttik diye epey eğleniyorlardır.

Kullanılması gereken doğru kelime "yanlışlıkla, istemeden anlamına gelen sehven olmalıydı (menşei sehv yâhut sehiv).

Peki, bu milletvekilleri bu farkın farkında değiller mi? Bal gibi farkındalar! Farkında olduklarının da farkındalar, gâyet şuûrlu bir şekilde hareket ediyorlar. Hiçbir hamle sehven filân değil.

Buna psikolojide sistematik desensitizasyon (duyarsızlaştırma) denir.

Zâten Kürtleştirilen kültürümüze artık Türklüğü ve onun timsâli olan Türkçe'yi "iğrenç, nefret edilesi olarak nitelendirmeyi de soktular.Bunun bir adım sonrası Kürtçe konuşmaya geçmektir.

Bu da iki ana kaynaktan başlayacak: 1) Kürtleşen tabandan ve 2) Onlara perestiş eden sosyete güruhundan. O sosyete değil mi ki önceleri dalga geçtikleri sözüm ona birtakım san'atçıları şimdi bağırlarına basıp ayılıp bayılarak dinliyorlar. Çünkü bu sosyete 1980'lerin hediyesi olan alt yapısız ama paraya boğulmuş görmemişlerden müteşekkil. Eski sâhici mavi kanlılar içlerine gömüldüler. Toplasanız yüz elli ilâ iki yüz kişiler ama her yerde, bütün dergilerde onlar var. Bu mecmualarda da, paparazzi programlarında da sürekli olarak Kürt figürleri özdeşleşme-benimseme amacıyla enjekte edilmekte. Ne sesi ne de şarkı söyleme yeteneği doğru dürüst olan bir hâtun kişi memleketin en ünlü san'atçısı hâline getirilip "bende Kürt kanı var, bırakın adamlar Kürdistan'ı kursunlar diyebilmekte, onun ne iş yaptığını kimsenin bilemediği kız kardeşi de her gün poz poz câhil halkımıza empoze edilmekte. Çok benzer özelliklere sâhip olan bir başkası da meşhur olmanın yolunun nereden geçtiğini iyi görüp bir Kürt büyüğünün torunuyla evlenip bir de bebek yapıp işi garantiledi. Hemen bu da moda oldu, evlenecek Kürt arayanlar artıyor.

Geçenlerde medyaya düşen bir haber vardı, o da küçücük "pencerelerden geldi geçti: Giderek artan bir ivmeyle maddî durumu ve tahsilli daha iyi olan Kürt erkekleri, öyle olmayan Türk kızlarıyla evlenmekteymişler.

Onun da bir adım sonrası ne mi?

Diyoruz ya, Türklük yok ediliyor ve burası da Kürdiye oluyor. Yâni Kürtler asimile filân olmuyorlar, Türkler'i asimile etmekteler. Çünkü arkalarında Türk'ü asla affetmeyen bütün Batı var. Eh, araya kan da girdi her iki anlamda.

Büyük medya bunları küçücük haberler hâlinde ya veriyor ya da hiç vermiyor çünkü neredeyse tamamı tekelleşmiş veya borçları yâhut menfaatleri sebebiyle gıkını çıkar(a)mıyor. Zâten bir anda düğmeye basıldı ve şehit haberleri de "küçüldü, vak'a-i âdiyeden hâle geldi. Kerkük'te alenen Türk soykırımı var, dünyanın sesi çıkmıyor. Birkaç aya kalmayacak, eğer kurulursa ve çalışabilirse, mecliste kopacak tantanalardan sonra Batılı dostlarımız Kürtler'i ezdiğimiz için baskıya başlayacak, olaylar iyice tırmanacak. Tabii, Ermeni soykırımına bir de Kürt soykırımı eklenecek; Pamukçuğu ve daha nice mantarları boşuna mı besleyip büyüttüler!

250 senedir Kürtler'i destekleyen, nakdî ve siyasî yardımlarının yanı sıra silâhı da esirgemeyen emperyalizm artık son hamlelerini oynamakta. Daha önce de belirttiğim gibi, kısa vâde için umutsuzum ama uzun vâdede bu travmalar bizi adam edecek.

Ya edecek, ya da edecek. Yoksa, yokuz.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 31 Temmuz 2007 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 19 Şubat 2018