Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

EN BAŞTAN...

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3733 kez okundu
  • 2 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Önce Rahmetli Halûk Kurdoğlu Eniştem'in tercümesiyle tekrar işe başlayalım:

Dün sandım ki ortalık birbirine girecek.

Resmen ve alenen Kürdistan kuruldu ama biz hoplayıp zıplıyorduk.

Tık yoktu; biz dahi yeyip içmekle, muhabbetle vakit geçirdik.

Demek ki bu memleketin Doğu'sunu unutmuşuz.

Anlaşılıyor ki bütün beyin yıkama taktikleri başarılı olmuş ve sâdece Gezi Parkı ve ODTÜ kalmış aklımızda...

Demek ki hâlâ utanmadan "Avrasya Maratonu'nda köprünün rezonansının ne olacağından" başka merak edeceğimiz bir şey kalmamış; toplu hipnozla beynimiz boşaltılmış...

Hâttâ hâlâ Schumann rezonansıyla yeryüzü ile yatıp kalkıyorsak...

Damarlarımızdaki asil kan pıhtılaşmış ve kılcal olanlar da aşınmışsa...

Feng Shui, mânevi şifa, sabah programlarında hâlâ en önemli şeyi kapsıyorsa...

Herkes şâir olmuş, bol keseden bülbül gibi ötüyorsa,

Ve biz hâlâ ayrılık acısının ne olduğunu Dartanyan'dan filân öğreniyorsak...

İşte, o zaman bitmişiz çocuğum..

Geçici olarak servis dışıyım.

Bir de Beykentli midir, Doğuşlu mudur bilmem!

Siz sövdükçe ben yüceliyorum...

Aynen devam edin ki, rezil olun iyice. 

Cerrahpaşa İngilizce Tıp'ta MİLLET OLMAK re-loaded!

Senelerdir komplo teorileriyle para kazanan Aytunç Altındal da gitti...

Dostluğumdan başka bir şeyimi görmeyen Doğanbir ricamı dahi yerine getirmedi...

Çok meşgulmüş; tabii, büyük adamlar insancıklarla vakit kaybetmezler!

Onun takaları var, allı yeşilli; belki kırmızı da hâki ile beraber hâkimdir desenlerinde...

Bu dünya kimselere kalmaz ama bu gidişle hiç Türk kalmayacak!

Sevgili Kardeşim Mehmet Sungur çok güzel bir kongre düzenlemişti; o da bitti...

Ankara'da Psikanaliz Şenliği yapıldı; psikiyatri iyice bitti.

Z'âten Ayşe Hanım da "senin sonun geldi çünkü çatlaksın" demeye getirdi.

Cnn-Türk'te "bâtıl itikatlar" da güme gitti, Atamıza,,. Soyumuza bereket!

Andante'ye Mozart'ı son olarak yolladım, artık ne yaparlar bilmem...

İstanbul'daki beş kişiden biri Kürt, belki de dört.

Öğretmenler ise dershâneler için ayaklandı!

Reyhanlı'da sınıra duvar yapıldı, köylülerle askerler birbirine girdi...

Rejim de güme gitti.

Eski karım da hipnozcu oldu ve çok iyi oldu...

Çirkinim, şişkoyum, çekilmezim ama beraberiz!

Ne şirinim, değil mi?

Birbirimizi uyutur, gene de ayakta dururuz...

Biz bu kareyi inadına, inadına, sırf Öcalan için sarartmayız!

Çalmayız, çırpmayız, üç dört kişi de olsa gider bakarız...

Hem Bonobo da ilk PPP sunumu için helecanlı, uğrayacak ve ona akıl vereceğim. Demek ki hâlâ âkılım.

Arada Cânan var şükür; Pazartesi için şimdiden gelmiş geçmiş olsun...

Bu arada, bizim yeni komşu ama eski Başbakan öyle bir düğün yapmış ki, herkes bu işe şaşmış.

Bizim Cem de NAL'ı filân üflemiş ama nedense RTE Psikobiyagrafisi'ni GÜMletmiş, libidoyu ise extra-large methetmiş.

Ne oldu benim cesur yürekli, hiper-entellektüel, güzel eşarplı Komünist Alevisi Kardeşime?

Yoksa sen de mi Pensilvanya yolcususun?

Bu arada, meraktan ölüyorum, Alfa Beta Sigma daha neyi bekliyor, Godot'u mu?

O, asla gelmez ki.

Ben bir Ali Saffet'e uğrayıp MR çektireyim, Güneş'le Meral'e EMG yaptırayım.

Hemencecik teşhis koyarlar, adamı bayarlar.

Sonra da Akrabam Ayşe Hanım'ı arayayım, o da Kızı'na söylesin, o da Atâmız'a sufle etsin.

Ben de şu meş'ûm ve mel'ûn bestelerimi buraya yapıştırayım.

Amme hizmetidir, bâri birileri tıngırdatır...

Dikkatinizi çekerim, deliyim ya: Rusya'daki tayyare Üçüncü Denemesi'nde GÜM diye çakıldı.

Gereksiz iki Tatar daha telef edildi.

Geldik ve bir öğrendik ki, Şalgamcı soyadlı hastam da küt diye gitmiş, dayanamamış buraların kahrına...

Hoş bir hâtıra, ne güzel...

Hiç istemem ama seri suikastlarla ve zehirleme operasyonlarıyla şu kişilerin "ortadan kaldırılacağını" tahmin ediyorum: 

- Hükûmet'ten birileri

- Cemaât'ten birileri

- İsrail'den birileri

- ABG'den birileri (aynen Kennedy'lerin Lânetlenmesi senaryosundaki gibi, gibi bütün sülâlesiyle)

- Talabani (gerek kalmadı)

İbrahim Tatlıses (hâlâ inat ediyor)

- Bir eski rektör (ah be Hocam; mahkemeye gitmeseydiniz hürdünüz)

- İstanbul ve Diyarbakır Vâlileri (yeni kan! lâzım)

- KKTC'deki kilit isimlerin bir kısmı (artık miatları doldu) 

- Bir Psikanalist Başkan Danışmanı (çok şey biliyor ve çok konuşuyor)

- Bir Belediye Başkanı (çok ileri gitti)

- Bir Kurucu Rektör (maalesef lâf dinlemedi)

- Bir gazeteci (çok inatçı)

- Başka bir gazeteci (çok fazla Herrr Erkek Meydancı)

- Bir gazeteci daha (Tokmak, Çakmak vs.)

- Doğan ve Sabancı Holdinglerden birileri (gene çok konuşuyorlar)

- Eski bir İçişlerii Bakanı (peki peki anladık; her şeyi Tapınak Şövalyeleri yapıyor ama sus be dostum)

Neslim'in yüreğine inmemesi için biraz açıklama eklemem farz oldu...

Bu listeye, bütün hâlisiyetimle yazıyorum, Abdullah Öcalan'ı da hüzünle ekliyorum.

Kimlik Karmaşası içerisinde koştururken, ne Türk ne de Kürt olabilirken, serseri mayın gibi Marksizmden Milliyetçiliğe savrulurken, arada en çok merhamete lâyık adamdır o.

Nefrete müstahak olmak kolaydır; bunu da yaptı zâten.

Sosyopatlığı, deliliği veya her şeyi söylendi; şimdilerde iyice kafayı sıyırdı (Fatih Altaylı'nın ifâdesidir) ve belli ki şimdi de Alzheimer Demansı eklendi.

Tasavvur ve tahayyül edin...

Bu zavallı kuklayı herkes kullandı ve işi bitince de posasını kahkahayla dolaşan sırtlanların önüne attı.

Benim hiçbir istihbarî faaliyetim yok, dişe dokunur bir eserim dahi mevcut değil. Olanlar çoktan müruruzamana (zaman aşımına) uğradı

Pek çok "ilk'e" imza attım ama hâlâ bir Evrimsel Psikiyatri Kitabı bile yazamadım.

Kırk yere bölündüm, ayaklarımın sayısını kendim de unuttum!

Birazdan gene Sezgilerime Güvenmeye gideceğim.

Zayıflamak için ilk defa hapı yuttum, Zeynep Hâtun bale yaparken Chopin'in Cenaze Marşı'nı çığırdım.

Ama iyi şeyler de oluyor, en azından, kendimi sevmeme vesile teşkil eden...

Mozart konusundaki makalem Andante Dergisi'nde yayımlanmak üzere nihâyet kabûl edilmiş: Bülent Selen Kardeşim olmasa yapabilir miydim?

Yakışıklı Bonobo'yu anasının matrixinden çıkartmayı başardık beraberce, "aman ara" diye mesaj bırakmış telefonuma ama yapmam: Bırak Sevgili Gloria, çocuk acı çeksin ki kendini bulsun.

Şu iğrenç özlü sözlerden mi söyleseydim:

Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaz kazandı!

Değişmeyen tek şey, değişimdir!

Tek arzum var artık: Gani Müjde ile âilece tanışmak ve muhabbet edebilmek.

 

Referansım, Ayşe Özgün; Hanımefendiile bir panelde tanışmıştık...

Bu adam gibi adamın telefonunu, e-adresini veya isini bilen varsa Allah Kitap aşkına bana bildirsin. Ben tivit attım.

Karşılığında bir çıkarsa alimallah piyasaya, Manik Depresif Hastalık eserimden bir adet hediye edeceğim.

Beşer kâğıtlık üç taksitle ödeyeceğim, tantıırımını yapabilirsek.

Bu gece dördüncü ve sonuncu olarak Işık Saçan Ruhların Şark'la buluşmasına şahâdet edeceğim ve sanırım gene gözlerim dolacak.

Ne yapayım, ben hüznü seviyorum. 

En temel Varoluş yaşantısının hüzün (sorrow) olduğunu düşünüyorum.

Hüzünlenemezsem, ağlayamazsam, yaratıcı olamıyorum.

Malûm, içinde seks, masonluk ve esrar olmayan hiçbir şey satmaz, piyasada yer bulamaz.

Vallahi hepsinden mebzûl miktarda var bende: Lökosit, trombosit, mast hücresi: Bendeniz!

Şimdi tereyağlı şehriye çorbamı yemem lâzım. 

Yoksa, maazallah, açlıktan ölürüm neyin!

Baksanıza, Şişkoluk Vergisi de geliyormuş.

Enseyi karartmamak lâzım.

Boş verin Kürdistan'ı, Zaza'ları, Hindistan'ı, bize Işık Çocuğu olmak düşer.

Gene gecikmemek için haydi duşa, sonra istikamet Batı'dır. Oradan Kuzey'e döner, bütün batakhâneleri teğet geçip, depremde ilk yıkılacak binamızda gene kaybolacağım.

Sonra eğile büküle tekrar, bir pentagram gibi kendi küllerimden doğacağım.

 

Âdem de, Şeytan da, Buhran da benim.

Türkoğlu Türk'üm, sâdece Göklerin Üzerime Yıkılmasından ve boğulmaktan korkarım.

Üstelik çok da sakarım, her şeyi göbeğime dökerim.

Listemin yanlış ve bozuk olmasını Evrenin Ulu Mimarı'ndan dilerim.

Daha Anakara'daki Ankara'da Itrî ile Mozart'ın kıyaslanması için Meydan Hârbimiz var; Neslim de konuşulacak ve ikramı kuru fasulye ile pilâv olacak.

Bakın, nasıl da tarih tecelli ediyor:

Bunları istihbar değil, sâdece tahmin ettim...

Gene yazışırız, c u later...

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    yagmur atsı Pazar, 17 Kasım 2013

    çapın yetmez güzelim.

    Târihi bir nehre benzetenler ne kadar haklı...
    Üstelik öyle bir nehir ki benim gibi onyıllardır onun akışını izleyenler ve kıyısında gezinenler için bile sürprizlerle dolu.
    Şu sıralar bu “nehir” yine adamakıllı hızlı akmaya başladı ve bu hız bana müdhiş keyif veriyor.
    Şu hâle bakınız lütfen:
    “Kürd” demenin “suç unsuru” sayıldığı bir ülkeden palas pandıras artık neredeyse “Kürd” dememenin suç sayılacağı bir ülkeye tahavvül etdik.
    Tabii biraz abartıyorum ama değişim gerçekden baş döndürücü.
    İnsan soruyor kendi kendine ister istemez, mâdem normalleşmek bu kadar kolaydı da hiç değilse son otuz kırk yıldır aklımız neredeydi?
    1970’lerde, hattâ 1980’lerde tek bir yurddaşın burnu bile kanamaksızın elde edilebilecek sonuçlara varmak için en az 35.000 insanımızın hayâtını kaybetmesi, on milyarlarca liralık doğrudan ve muhtemelen birkaç yüz milyar liralık dolaylı, yâni kârdan zarara uğramak şart mıydı?
    Usul usul sızan bilgilerin ve verilerin ışığında artık her geçen gün biraz daha sarâhat kazanıyor ki Türkiye ve onunla berâber içindeki bütün kavimleriyle “Türk İnsanı” akıllara durgunluk verici bir ketempereye getirilmişdir.
    Kürd Problemi tamâmen barışçıl yollardan çözülebilirdi!!!
    Ayrılıkçı dediğimiz, Türkiye’den kopmak isteyen Kürdler yok muydu?
    Elbet vardı ve şimdi de var.
    Ama bunlar İngiltere’de, Fransa’da, Belçika’da, İtalya’da, Rusya’da, Çin’de ve daha bir sürü ülkede daha var.
    Bu sorunların nasıl çözümlendiğine, en azından nasıl adamakıllı yumuşatıldığına bakarak o ülkenin demokrasi ile mi yoksa otoritarizm veyâ diktatörlükle mi yönetildiğini kolayca tesbît edebilirsiniz.
    Türkiye’nin en büyük hatâsı ve daha kötüsü kabahati, en barışçı düşüncelerle gelip özerklik, daha da azı eşitlik isteyen Kürdün çenesine de yumruğu patlatmamız oldu bana sorarsanız.
    Suhûlet kelimesi lügatimizden silinmişdi sanki...
    Hep yazarım, mütemâdiyen dalına basarak en melek huylu insanı dahî ifrite çevirebilirsiniz.
    İyi de o ayrılıkçılar bâzı dış güçlerden yardım ve destek görüyorlardı!
    Doğru!
    Zaman zaman ardarda ve bâzen de aynı anda PKK’yı her bakımdan destekleyen en az bir düzine devlet vardı ve hattâ bunlardan bâzıları “kendisi muhtâc-ı himmet bir dede” pozundaydılar. Ama o halleriyle bile PKK’ya yardım etdiler, çünki Türkiye’nin zayıf düşürülmesi bu devletlerin en önemli ve âcil gündem maddelerinden birini teşkîl ediyordu ve hâlen de öyledir.
    Peki ama meselâ İngiltere yâhut Fransa’ya düşman güçler neden onlardaki ayrılıkçı unsurları desteklemiyorlardı da ilgisi olan dış merkezler meselâ Çin yâhut Rusya gibi ülkelerdeki ayrılıkçılara yardım ediyorlardı?
    Çoğulcu demokratik hukuk devletlerinde yaşayanlar bu gibi dış “yardımcılar”a yüz vermiyorlardı da ondan!
    IRA gibi kuruluşu 19. Yy. başlarına uzanan en azılı ve kanlı örgütler dahî Birinci Cihan Harbi’nden (1914-18) 1990’lara kadar topu topu 300 dolayında insanın canına kıymışdır!
    Bizde ise 25 yılda en az 35.000 ve bir iddiaya göre hattâ 40 küsur bin insan “gümbürtüye” gitdi, unutmayalım!
    Ayrıca yine aslâ unutmayalım ki PKK’ya destek sâdece dışarıdan gelmiyordu!
    Cihet-i askeriye, mülkiye, ticâriye ve edebiye içinde de yarayı kasden kaşıyanlar ve bundan kendi alçakça menfaatleri uğruna fayda umanlar az değildi!
    Umarım ki tez zamanda bunlardan da hesab sorulmaya başlanır.
    O bakımdan ben hepsine uzun ömürler diliyorum ki geberip giderek adâletin elinden sıvışamasınlar!
    Nasıl olsa öte yanda yatacak yerleri de olmadığından emînim ama hiç değilse bu tarafda “yatsınlar” istiyorum.
    Her hâl ve kârda yeni bir döneme, hattâ kendi zâviyemizden yeni bir çağa giriyoruz.
    Bahtımız açık olsun!
    ________________________________________

  • Misafir
    ağlayanTürk Pazartesi, 18 Kasım 2013

    ne mutlu türküm diye

    ortadoğuda amerikaya en müttefik devlet israilden sonra kürdistan'ın kurulması kaçınılmazdır.Tarihte Roma imparatorluğu da değişik coğrafyalarda konakçı ülkeler kurmuştur. Kürdistan ve israil ortadoğunun iki pitbull köpeği olarak hem petrol hem de uyuşturucu yollarını kontrol edecek ve Türklere hayatı iyice cehenneme çevireceklerdir. zavallı halkım Atatürkün değerini bilemeyecek kadar cahil bırakıldı, paraya taparak dini mübini terk etti sonucun böyle olması kaçınılmazdı. Şu an tek umudum yaşamın en muhteşem olgusu olan "nonlineer" lik özelliği.

    saygılar

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 21 Kasım 2017